Atatürk ün Özdeyişleri

Konu, 'Atatürk Köşemiz' kısmında serkancaner tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi



    Atatürk’ün milli kültür ile ilgili sözleri
    Atatürk’ün milli kültürün önemi ile ilgili sözleri. Milli kültürün önemi ve milli kültürün gelişimi adına Atatürk’ün söylemiş olduğu veciz sözler (özdeyişler)
    Atatürk’ün Milli Kültüre Verdiği Önem İle İlgili Sözleri

    “Şimdiye kadar izlenen öğretim ve eğitim yöntemlerinin milletimizin gerileme tarihinde en önemli bir sebep olduğu inancındayım. Bunun için bir millî eğitim programından söz ederken, eski dönemin hurafelerinden ve doğuştan var olan özelliklerimizle hiç de ilişkisi olmayan yabancı fikirlerden, doğudan ve batıdan gelebilen bütün etkilerden tamamen uzak, millî ve tarihî karakterimizle orantılı bir kültür kastediyorum. Çünkü millî dehamızın tam gelişmesi, ancak böyle bir kültür ile temin olunabilir. Gelişigüzel bir yabancı kültürü, şimdiye kadar izlenen yabancı kültürlerin yıkıcı sonuçlarını tekrar ettirebilir. Kültür, zeminle orantılıdır. O zemin, milletin karakteridir.” 1921 (Atatürk’ün S.D.II, s.16-17)

    “Milletimizin dehasının gelişmesi ve bu sayede lâyık olduğu uygarlık düzeyine ulaşması, şüphesiz ki yüksek meslekler sahiplerini yetiştirmekle ve millî kültürümüzü yükseltmekle mümkündür.” 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s.224)

    1922 yılında İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi fahrî profesörlüğüne seçilmesi nedeniyle, ilgili fakültenin Profesörler Kurulu’na gönderdiği teşekkür telgrafı:
    “Türk kültürünün odağı olan fakültenizin fahrî profesörlüğüne seçilmemden dolayı meclisinize teşekkür ederim. Eminim ki, millî bağımsızlığımızı bilim alanınızda fakülteniz tamamlayacaktır. Bu şerefli gelişmenin oluşmasını üstlenen kurulunuz arasında bulunmak bence övünç nedenidir.” 1922 (Atatürk’ün S.D.V, s.139)

    1923 yılında İstanbul Darülfünunu Edebiyat Fakültesi tarafından kendisine profesörlük rütbesi verilmesi nedeniyle ilgili fakültenin Profesörler Kurulu Başkanlığı’na gönderdiği teşekkür telgrafından:
    “Millî bağımsızlık, millî kültür ile eş olması nedeniyle bulunmakta olduğunuz öğretim kürsülerinde memleketin siz bilim adamları da hiç şüphesiz aynı çaba ve savaşın kahramanlarısınız. Bu nedenle değerli hizmetlerinizin daima artıcı ve verimli başarılarla devamını ve yükselmesini temenni eder ve bana verdiğiniz fahrî profesörlüğü içten övünç nedeni ve bir yüksek rütbe olarak kabul ettiğimi tekrar teşekkürlerimle beraber saygı ile bildiririm efendim.” 1923 (Atatürk’ün S.D.V, s.146-147)

    “Kitap yazma ve çeviri işleri, millî egemenliğin dayanağı ve millî kültürün en önemli yayılma araçlarıdır.” 1923 (Atatürk’ün S.D.I, s.289)

    -İşte memleketi kurtardınız. Şimdi ne yapmak istersiniz? sorusuna verdiği cevap:
    -Millî Eğitim Bakanı olarak millî kültürü yükseltmeye çalışmak, en büyük emelimdir. 1923 (Tarih IV, Türkiye Cumhuriyeti, Haz: T.T.T.C, 1931, s.247)

    “Millî kültürün her çığırda açılarak yükselmesini, Türk Cumhuriyeti’nin temel dileği olarak temin edeceğiz.” 1932 (Atatürk’ün S.D.I, s.358)

    “Millî kültürümüzü, çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkaracağız.” 1933 (Atatürk’ün S.D.II, s.272)

    “Türkiye Cumhuriyeti`nin temeli kültürdür.” 1936

    Kaynak=http://www.ataturkdevrimleri.com



     
    izmir ve Emre DEDE bu yazıya teşekkür etti.
  2. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi



    Atatürk’ün Napolyon ile ilgili sözleri
    “Siz Napolyon’a benziyorsunuz!” diyen General Townshend’e cevabı:
    Napolyon arkasına bir sürü çeşitli milliyetteki insanı toplayarak macera aramaya çıktı ve bunun içindir ki, yarı yolda kaldı. Ben, bir anadan bir babadan gelen kardeşlerimle kendi vatanını kurtarmak davası yolundayım ve başaracağım! 1922 (Yücel Mec., Cilt:XVI, Sayı: 91, 92, 93, 1942, s.15)

    İngiliz kadın gazeteci Grace Ellison’a söylemiştir:
    Napolyon ve stratejisi hakkında incelemelerde bulundum. Fakat diğer herkes hakkında aynı incelemeleri yaptım. Sakarya Savaşı’nı Osterliç Savaşı ile karşılaştırmak bir iltifat sayılmaz. Ben, Napolyon’u hiç sevmiyorum. Çünkü, Napolyon her şeye kendi şahsını sokardı. Mücadelesi belli bir dava için değildi; kendi şahsı içindi. İşte bu bakımdan bu gibi adamlar için kaçınılması imkânsız olan felâkete uğradı. 1923 (Atatürk’ün S.D.V, s.97)


    Atatürk’ün Napolyon ve Bismark ile ilgili görüşleri
    Napolyon taç ve şeref peşinde koşan bir maceracıdır. Bismark ise tacidara hizmet eden bir insandır. Bunlarla şahsımın karşılaştırılmasını kabul etmem! 1923 (Damar Arıkoğlu, Hatıralarım, s.304)

    Atatürk’ün Büyük İskender hakkındaki sözleri
    İskender’in doğum yerinin de Selanik yöresi olduğu kendisine hatırlatıldığı zaman söyledikleri:
    Karşılaştırma burada sona erer. İskender dünyayı fethetmişti; ben böyle bir şey yapmadım! O dünyayı istilâ edeyim derken kendi vatanını unutmuştu; ben vatanımı hiçbir zaman unutmayacağım! (Hasan Rıza Soyak, Sümerbank Dergisi, Sayı:41, 1964, s.151)

    Yukarıda yazılı olan bilgiler Atatürk Araştırma Merkezi sitesinden alınarak düzenlenmiştir.

    Kaynak=http://www.ataturkdevrimleri.com



     
    izmir bu yazıya teşekkür etti.
  3. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Adana ile ilgili sözleri
    “Acı günlere ait olmakla beraber, bu memlekete ait değerli bir hatırayı anmak isterim. Efendiler, bende bu hadiselerin ilk girişim duygusu bu memlekette, bu güzel Adana’da oluşmuştur. Bilirsiniz ki Suriye felâketinden sonra ben Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı’nı almak üzere buraya gelmiştim. O zaman burada bütün memleketin, bütün milletin nasıl bir geleceğe sürüklenmekte olduğunu tamamen görmüştüm. Buna engel olmak için derhal girişimde bulunmuştum. Fakat, o zaman için bu girişimimi sonuca götürmek mümkün olamadı.” 1923 (Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyahatleri, 1939, s.16; Atatürk’ün S.D.II, s.113)

    Kaynak=http://www.ataturkdevrimleri.com

     
    izmir bu yazıya teşekkür etti.
  4. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün İstanbul İle İlgili Sözleri
    İstanbul, bizim tarihimizin ve uygarlığımızın bir özetidir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.492)
    Dört beş yüzyıllık millî çalışmamızın verimi bu güzide şehrimizde toplanmıştır. Millî yeteneğimizin devamlı ve güzel birer belirtisi olan bunca anıtlar ve kuruluşlar hep oradadır. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)
    İstanbul, millî mücadelemizin devamı müddetince millî ve vatanî aşkımızın kutsî ve yüksek bir mihrabı olmuştur. Bundan sonra da hiçbir olay, hiçbir kuvvet, ruhumuzu bu kutsal mihraptan çeviremeyecektir. 1923 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.506)

    http://www.ataturkdevrimleri.com



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  5. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün İzmir ile ilgili sözleri
    İzmir, kırk yüzyıllık bir ata yurdudur. İzmir, bu kadar derin bir tarihe sahip olmakla beraber coğrafî durumu sebebiyle ekonomik ve siyasî çok büyük bir öneme sahiptir. İşte bunun içindir ki, Türkiye’yi mahvetmek isteyen düşmanların, her şeyden evvel gözleri bu tarihî, bu önemli beldeye döner. Nitekim düşmanlarımız en evvel burasını işgal etmişler, ondan sonra daha doğuya ilerlemişlerdir. İzmir’in işgali, bütün milletin kalbinde derin bir yara oluşturmuştur. Herkes İzmir için feryat ediyordu. İzmir, halkın elemlerini, feryatlarını, kararlılık ve imanını ifade etmek için bir parola olmuştu. Çeşitli görüş noktalarından çok değerli olan İzmir, elbette düşmanların elinde bırakılamazdı ve nitekim bırakılmadı. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.84)
    Ben, bütün İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da beni sevdiklerinden eminim. Yalnız bir tesadüf, beni Karşıyaka’ya daha fazla bağlamıştır. Karşıyakalılar, annem sizin bağrınızda, sizin topraklarınızda yatıyor. Karşıyakalılar, İzmir’i gördüğüm gün evvelâ Karşıyaka’yı ve orada da sizin Türk topraklarınızda yatan annemin mezarını gördüm! 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.227)
    Bütün cihan işitsin ki efendiler, artık İzmir hiçbir kirli ayağın üzerine basamayacağı kutsal bir topraktır! 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.227)

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
    izmir bu yazıya teşekkür etti.
  6. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Trabzon ve Erzurum ile ilgili sözleri
    Atatürk’ün Trabzon ile ilgili sözleri
    İlk defa Samsun’a ayak bastığım zaman, bana kalp kuvveti veren vatandaşlarımın ilk sırasında Trabzonluların bulunduğunu asla unutmayacağım. Sakarya Büyük Meydan Savaşı’nda, Üçüncü Tümen ile yetişen Trabzon evlâtlarının savaş meydanında gösterdikleri özverilerin değerli anısı daima beynimde canlı kalacaktır. Bu verimli, halkı zeki, girişken, çalışkan olan Trabzon’umuzu, az zamanda içeriye trenle bağlanmış, güzel rıhtım ve limanla donatılmış görmek idealimdir. Trabzon, Türk topluluğunda cumhuriyetin zengin, güçlü, duyarlı, pek önemli dayanak kaynaklarından biridir. Böyle bir cumhuriyet şehri gelecekte, gerektirdiği bütün uygarlık ve ilerleme araçlarına sahip olacaktır. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s.188)

    Atatürk’ün Erzurum ile ilgili sözleri
    Benim buraya gelişim, bütün milletin ateşten bir çember içine alınmış olduğu bir zamana tesadüf etti. Bütün millet, bu çemberin içinden nasıl çıkacağını düşünmekle meşguldü. Memleketin uzak batısı düşman ayaklarına terk edilmiş ve oradaki halk silaha sarılmış, buranın halkı ise memleketin felâketten kurtulması için ayağa kalkmış bir durumda idi. Ben, işte böyle bir zamanda Erzurum’a geldim. Burada gördüğüm samimiyet, mertlik, sevgi bağlılığı benim memleketi kurtarmak için her türlü özveride bulunmak hususundaki karar ve kuvvetimi artırmış idi. O zamanki durumumu pekâlâ biliyorsunuz. Burada rütbemi, resmî mevkiimi, üniformamı attım ve bütün dünyaya ilân ettim ki, milletin bağrında bir bireyim!
    Erzurum, birçok dönemlerde birçok defalar hücuma, saldırıya, baskıya uğramış bir sınır boyu memleketimizdir ve bu yüzden birçok harabeler oluşmuş, buradaki insanların hali gerçekten elim olmuştur. Artık, bu elim günlerin tekrarına kesinlikle ihtimal vermemelidir. Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, Erzurum ve çevresinin yaşamıyla ilgilenmekte, onun huzur ve güvenliğine tamamen kefil olmaktadır. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s.204)
    Varlığımızın ruhunda saklı olan bağımsızlık aşkını anlamayanlarca bütün kurtuluş çarelerinin geçersiz sayıldığı bir sırada kutsal mücadeleye önder olan ve özellikle davamızın en güç bir döneminde beni sevgi ve dostluk dolu gönlünde kucaklamış bulunan Erzurumlu kardeşlerime karşı daima, samimî bir saygı bağıyla bağlı bulunmaktayım. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.465.466)
    http://www.ataturkdevrimleri.com



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  7. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Afyonkarahisar - Eskişehir ve Bursa ile ilgili sözleri
    Atatürk’ün Afyonkarahisar ili ile ilgili sözleri
    1923 yılı Mart ayında Afyon’u ziyaretinde söylemiştir:
    Bu belde -Yunan işgaliyle- geçici bir zaman için bizden ayrı kaldı. Buna rağmen zehirli çember içindeki kardeşlerin direnmesini ve yüksek duygularını öğreniyorduk. Düşmanın her türlü baskısına, kan dökücülüğüne rağmen, halkın yine vatanseverce duygularını göstermekten çekinmediklerini öğrenmekle iftihar ediyordum. Nihayet, bu kıymetli beldeyi düşmandan kurtarmak ve düşmanı vatandan atmak zamanı gelmişti. Son saldırı gerçekleşti. Afyon ve Afyon’un özverili ve sevgili halkına, aylarca düşmanın hainlik ve zulmüne katlanan, eziyet gören halkına bir an evvel kavuşmak için bu şehire girdim. Fakat, kendileriyle o zaman görüşüp konuşmaya imkân kalmadı; düşmanı takip etmek zorunluğu, burada kalmaya engel oluşturuyordu. O günden bugüne kadar saygıdeğer Afyonlularla yakından temas etmeyi çok derin özlemlerle arzu ediyordum. Nihayet bugün, Afyonluların içinde bulunmakla, o arzu ve özlemimin gerçekleştiğini görmekle memnun ve mutluyum. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.160)
    1925 yılında Afyon’u ziyaretlerinde, ordumuzun 27 Ağustos 1922’de Afyon`a girişinden sonra karargâh olarak kullanılmış olup daha sonra Belediye’nin yerleştiği binada, şerefine verilen ziyafet sırasında söylemiştir:
    Efendiler! Bu binanın çatısı altında ne mutlu, ne tatlı anılarımı canlandırıyorum! Bir gece ben şu odada, Fevzi Paşa bu odada, İsmet Paşa da bu odada yatıyorduk. Genelkurmayımız şu odada çalışıyordu. Düşman ordusunu tamamen sarmak ve imha etmek kararı, şu odada çıktı! Afyonkarahisar, son büyük zaferin kilidi oldu; esası oldu. Afyonkarahisar, mücadele tarihimizde unutulmaz parlak bir sayfaya sahiptir. Burada, buranın aziz halkıyla beraber bulunmaktan duyduğum zevk ve mutluluk büyüktür. Bana bu mutluluğu veren sizlere sevgi ve teşekkür! 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.236)

    Atatürk’ün Eskişehir ili ile ilgili sözleri
    Eskişehir’i ve Eskişehir halkını çoktan tanırım; çok iyi tanırım; çok iyi tanırım. Mücadeleye başladığımız ilk zamanlarda bir taraftan Yunanlılar İzmir’e çıkmışlardı, diğer taraftan İstanbul’da Halife ve Padişah adı altında bulunan zat, birçok heyetler tertip ederek her tarafa saldırdığı gibi buraya da Hamdi Paşa’yı göndermişti. Onun dayanağı olarak bir yabancı kuvvet de burada bulunuyordu. Eskişehir’in içinde ve yakınında düşman kuvvetleri vardı, bizim kuvvetimiz de hiç yok idi. Öyle iken halk, vatanseverlikten, kahramanlıktan geri kalmadı. Eskişehirliler, bize çok yardım etmişlerdir. Bunu ordu, millet adına burada tekrar etmeyi bir görev bilirim. Ondan sonra, askerî harekâtın gereği olarak ordumuz, Eskişehir’e ve Eskişehir halkına özveri yüklemek zorunluğunda kaldı. Bu özveri büyük kayıpları gerektiriyordu. Ordunun varlığını kurtarmak için bu gerekli idi. Eskişehirliler bu felâkete katlanmasını bildiler. Düşman şehre girdi, burasını bir zulüm ve ateş yuvası haline koydu. İşte yıkıntının izlerini hâlâ görüyoruz. Şehir halkı bütün bunlara göğüs gerdi. Tebrik ederim! 1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 5.12.1929)

    Atatürk’ün Bursa ili ile ilgili sözleri


    Bursa tarım memleketidir, sanat memleketidir, ticaret memleketidir, şifa memleketidir. Bursa sahip olduğu doğal güzellikleriyle bolluk ve mutluluk memleketidir. Fakat saygıdeğer kardeşler, bilelim ve itiraf edelim ki Bursa bugünkü haliyle, gereksiz yere harcanan yüzyılların ve bu yüzyıllarda uğradığımız felâketlerin bıraktığı izden başka bir şey değildir. Bu değerli şehir, henüz övünmeyi ve bolluğu gerektirecek önemli bir şey göstermiyor. Onun için tekrar etmeliyim ki, memleketin istediği uyanıklık ve ona göre gayret ve hizmet derecesi büyüktür. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s.183, 186-187)
    Bursa, başlı başına bir sanat memleketi olmaya pek yeteneklidir. Onun için çok temenni ederim, Bursa’da her şeye ait fabrikalar çoğalsın, hiç olmazsa türbelerinin sayısına yaklaşsın. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.220)
    Bursa’yı ve Bursalıları seven ilk Türk, ben değilim. Tarihte ve dünyada en büyük imparatorluk kurmuş olan Türkler de evvelâ ilgilerini Bursa’ya, bu değerli şehre yöneltmişlerdir. Onun değerini anlamış ve ifade etmişsem çok mutluyum. Bursa, devrim yaşamımızda nice güç anlar geçirmiştir. Fakat Bursalılar değer, yetenek ve güçleriyle bu zor zamanları kolaylıkla atlatmıştır. 1938 (Açık Ses gazetesi, Bursa, 5.2.1938)

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  8. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Konya, Kastamonu, Kayseri ve Zonguldak hakkındaki görüş düşünce ve fikirleri
    Atatürk’ün Kayseri ili ile ilgili sözleri
    Bazı Heyet-i Temsiliye üyeleriyle beraber Sivas’tan Ankara’ya giderken Kayseri’deki yoğun ilgi nedeniyle, şehirden ayrılırken Kayseri halkına bildirgesinden:
    Anadolu’nun ekonomik yaşamında değişmez bir yüksek yeri olan Kayseri’nin, Heyet-i Temsiliye’ye açtığı samimiyet ve dostluk kucağı o kadar sıcak ve o kadar okşayıcı oldu ki, saygıdeğer Kayserililere açık bir gönül borcu ve teşekkürle seslenmeye gerek gördük. Kadın, erkek, çocuk bütün millet bireylerinin genel bir coşku ve heyecan ile gösterdiği yakınlık ve samimiyet, Heyet-i Temsiliye’yi oluşturan naçiz bireylerin kişilikleri bakımından değil, asıl yöneldiği kutsal birlik amacında ayrım yapılmaksızın her kalbin birleşmiş ve her kuvvet ve kişinin anlaşmış ve bağlantı sağlamış bulunması nedeniyle pek değerli ve pek yüce niteliktedir. 1919 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.139)

    Atatürk’ün Konya ili ile ilgili sözleri
    Konya’nın, millî egemenliğin yerleşmesinde en güçlü dayanak noktalarından biri olacağına büyük inancım var. Konyalıların tarım, ticaret alanında gösterdikleri faaliyet, sahip bulundukları sağduyu ve memleket sevgisi, beni pek haklı olarak bu güvene götürmektedir. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.135)

    Atatürk’ün Kastamonu ili ile ilgili sözleri
    Kastamonu’nun temiz çevresinde geçirdiğim günler, benim için de unutulmaz anılarla doludur. En uygun bir fırsatta yine memleketinizi ziyaretle Kastamonu halkının temiz bağrında bulunmak en büyük arzularımdandır. 1926 (Atatürk’ün S.D.V, s.46)

    Atatürk’ün Zonguldak ili ile ilgili sözleri
    Zonguldak’ın derin toprakları altındaki maden serveti ne kadar kıymetli ise, bizim gözümüzde Zonguldak da o kadar çok değerli bir ilimizdir. (Cumhuriyetin 10. Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası, 1933)

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  9. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Ankaralılar ve Ankara ile ilgili söylediği sözler
    Sevgili milletimizin bütün bir düşmanlık dünyasına karşı, sonu zaferle başardığı Bağımsızlık Mücadelesi tarihinde Ankara ismi, en saygın bir yeri koruyacaktır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)
    Büyük Millet Meclisi sizin yiğitlik çevrenizde korkusuzca bağımsızlık mücadelesine devam edebilmiştir. Bu nedenle Ankaralı hemşehrilerimin, bu vatanı kurtarma mücadelesinde ayrı bir şeref hissesi vardır. 1922 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.466)
    Türkiye’nin ve Türk milleti çıkarlarının en güvenilir savunmasının ancak Ankara’dan olabileceği, olaylarla anlaşılmıştır. En güç şartlar içinde, en az hazırlıklı olduğumuz halde en büyük darbelerin geri çevrilebilmesinin en kuvvetli etkenleri arasına Ankara’nın coğrafî durumu dahildir. 1924 (Atatürk’ün S.D.V, s.99-100)
    Hiç şüphe etmemelidir ki, Anadolu ortasında hızla oluşturulacak yeni ve bayındır bir Ankara, yüzyıllarca ihmal edilen Türk vatanı için başlı başına bir uygarlık merkezi, Türk Devleti için pek önemli bir dayanak olacaktır. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.323)
    Ankara, hükûmet merkezidir ve sonsuza dek hükûmet merkezi kalacaktır. 1925 (Atatürk’ün S.D.V, s.212)
    Ankara’ya geldiğimden sonraki mücadele yaşamımızda,özgürlük ve bağımsızlık âşığı kahraman Ankaralıların gösterdikleri sevgi bağlılığını ve yardımları, her zaman gönül borcuyla anarım. 1932 (Milliyet gazetesi, 28.12.1932)
    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  10. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Türk vatanı ve vatan sevgisi hakkındaki sözleri
    Vatanına olan sevgisinin büyüklüğü ile bütün dünyaca tanınmış saygın bir devlet adamı olan Türk Kurtuluş Savaşı’nın büyük kahramanı Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk vatanı ve vatan sevgisi ile ilgili sözleri.

    Atatürk’ün Türk vatanı ile ilgili sözleri
    Türk milleti, Asya’nın batısında ve Avrupa’nın doğusunda olmak üzere kara ve deniz sınırlarıyla ayrılmış, dünyaca tanınmış büyük bir yurtta yaşar. Onun adına Türkeli, Türk vatanı derler. Türk yurdu daha çok büyüktü. Yakın ve uzak zamanlar düşünülürse Türk’e yurtluk etmemiş bir kıt’a yoktur. Bütün dünyada, Asya, Avrupa, Afrika Türk atalarına yurt olmuştur. Bu gerçekler eski ve özellikle yeni tarih belgeleri ile bellidir. Fakat bugünkü Türk milleti, varlığı için bugünkü yurdundan memnundur. Çünkü derin ve şanlı geçmişin, büyük, kudretli atalarının kutsal miraslarının bu yurtta da korunabileceğinden, o mirasları şimdiye kadar olduğundan çok fazla zenginleştirebileceğinden emindir. Vatanımız, Türk milletinin eski ve yüksek tarihi ve topraklarının derinliklerinde varlıklarını koruyan eserleri ile yaşadığı bugünkü siyasal sınırlarımız içindeki yurttur. Vatan, hiçbir kayıt ve şart altında ayrılık kabul etmez bir kütledir. 1930 (Afet İnan, M.B. ve M.K. Atatürk’ün El Yazıları, s.19)
    Vatanın her parçası, ayrıcasız, Türk tarihinin maddî ve kesin dayanaklarıdır. 1924 (Raşit Metel, Atatürk ve Donanma, s.87)

    Atatürk’ün vatan sevgisi ile ilgili sözleri
    Gerektiği zaman vatan için bir tek birey gibi tek istek ve karar ile çalışmasını bilen bir millet, elbette büyük bir geleceğe lâyık ve aday olan bir millettir. 1927 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.536)
    Türklerin vatan sevgisiyle dolu olan göğüsleri, düşmanların lânetlenmeyi gerektiren tutkularına karşı daima demirden bir duvar gibi yükselecektir. 1921 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s.411)
    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  11. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Milli Eğitim ve Öğretimin Önemi İle İlgili Sözleri
    En önemli ve verimli görevlerimiz, eğitim ve öğretim işleridir. Eğitim ve öğretim işlerinde kesinlikle başarı sağlamak gerekir. Bir milletin gerçek kurtuluşu ancak bu yolla olur. 1922 (Atatürk’ün M.A.D., s.10)

    Eğitim ve öğretimde hızla yüksek bir düzeye çıkacak bir milletin, yaşam mücadelesinde maddi ve manevi bütün kuvvetlerinin artacağı kesindir. Eğitim ve öğretim faaliyetimiz ilk öğretimin fiilen genel ve zorunlu olmasını, memlekette eğitim birliğini, orta öğretimin iyi araçlarla artırılmasını ve kolaylaştırılmasını, meslek öğretiminin ilk ve orta derecesinden en yüksek derecesine kadar memlekette sağlanmasını, yüksek öğretiminde sayıda olduğu kadar değerde de bu yüzyılın gereksinimlerine yeterliğini hedef tutmuştur. 1928 (Atatürk’ün S.D.I, s.345)

    Eğitim ve öğretim, millet olmanın, bayındır bir vatan kurmanın temel şartıdır. Dünyanın, olacağına akıl erdiremediği büyük ve milli bir mücadeleyi başarmış olan Türkiye, olmaz gibi görünen bu önemli ve çok büyük savaşı da başarıyla sonuçlandıracaktır. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. 1922 (S. Edip Balkır, Eski Bir Öğretmenin Anıları, s.99)

    Memlekette eğitim ve öğretim ışığının yayılmasına ve en derin köşelere kadar işlemesine özellikle gözlerimizi çeviriyoruz. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.316)

    Pratik ve kapsamlı bir eğitim ve öğretim için, vatan sınırlarının önemli merkezlerinde modern kitaplıklar, bitkileri ve hayvanları içeren bahçeler, konservatuarlar, sanat okulları, müzeler ve güzel sanatlarla ilgili sergiler kurulması gerektiği gibi, özellikle şimdiki yönetimsel yapıya oranla kaza merkezlerine kadar bütün memleketin basımevleriyle donatılması gerekmektedir. Bütün bu güzel şeylerin bir an içinde oluşturulması imkânsız olmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde bu sonuçların elde edilmesi önemle dileğe değerdir. 1923 (Atatürk’ün S.D.I, s.288)

    Atatürk’ün Eğitimin Milli Oluşu ve Önemi Hakkındaki Sözleri
    Türkiye’nin eğitim ve öğretim siyasetini her derecesinde tam bir açıklık ve hiçbir tereddüde yer vermeyen kesinlikle ifade etmek ve uygulamak gerekir. Bu siyaset her anlamıyla milli bir nitelikte gösterilebilir. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.317)

    Eğitimdir ki, bir milleti özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir toplum halinde yaşatır veya bir milleti kölelik ve yoksulluğa terk eder. Eğitim kelimesi yalnız olarak kullanıldığı zaman herkes kendince istediği bir anlama geçer. Ayrıntılarına girişilirse eğitimin hedefleri, amaçları çeşitlenir. Meselâ dini eğitim, milli eğitim, uluslararası eğitim... Bütün bu eğitimlerin hedef ve amaçları başka başkadır. Ben burada yalnız yeni Türk Cumhuriyeti’nin yeni kuşağa vereceği eğitimin, milli eğitim olduğunu kesinlikle ifade ettikten sonra diğerleri üzerinde durmayacağım. Yalnız işaret etmek istediğim anlamı kısa bir örnek ile açıklayacağım: Yeryüzünde üç yüz milyonu geçen İslâm vardır. Bunlar ana, baba, hoca eğitimiyle, eğitim ve ahlâk almaktadırlar. Fakat acınarak söylüyorum, gerçek olay şudur ki, bütün bu milyonlarca insan kitleleri şunun veya bunun tutsaklık ve hor-görü zincirleri altındadır. Aldıkları manevi eğitim ve ahlâk, onlara bu tutsaklık zincirlerini kırabilecek insanlık niteliğini verememiştir, veremiyor. Çünkü eğitimlerinin hedefi millî değildir. Milli eğitimin ne demek olduğunu bilmekte artık hiçbir şekilde karışıklık kalmamalıdır. Bir de milli eğitim esas olduktan sonra onun dilini, yöntemini, araçlarını da milli yapmak zorunluğu tartışmadan uzaktır. Milli eğitim ile geliştirmek ve yükseltmek istenilen genç beyinleri, bir taraftan da paslandırıcı, uyuşturucu, hayali fazlalıklarla doldurmaktan dikkatle kaçınmak gerekir. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.198)

    Atatürk’ün “Öğretim Birliği” İle İlgili Sözleri
    Büyük millet, dünya uygarlık ailesinde saygın yer sahibi olmaya lâyık Türk milleti, evlâtlarına vereceği eğitimi okul ve medrese adında birbirinden büsbütün başka iki cins kuruma bölmeye bugünkü günde katlanabilir miydi? Eğitim ve öğretimde birlik olmadıkça aynı fikirde, aynı düşünüş biçiminde bireylerden oluşmuş bir millet yapmaya imkân aramak boş şeylerle uğraşmak olmaz mıydı? 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s.210)

    Milletin halk oyunda belirlenen eğitim ve öğretimin birleştirilmesi kuralının zaman kaybetmeksizin uygulanması gereğini görüyoruz. Bu yolda gecikmenin zararları ve bu yolda çok isteğin ciddi ve verimli sonuçları hızlı kararınızı belirleme nedeni olmalıdır. 1924 (Atatürk’ün S.D.I, s.317)

    Atatürk’ün Eğitim ve Öğretim Hakkında Söylemiş Olduğu Veciz Sözleri
    Eğitim ve öğretimde uygulanacak yol, bilgiyi insan için fazla bir süs, bir zorbalık aracı yahut uygar bir zevkten ziyade, maddî hayatta başarılı olmayı temin eden pratik ve kullanılması mümkün bir donanım haline getirmektir. Millî Eğitim Bakanlığı bu esasa önem vermelidir. 1923 (Atatürk’ün S.D.I, s.288)

    Eğitim ve öğretimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programlarını ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir. (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s.62)

    Bir taraftan bilgisizliği ortadan kaldırmaya, bir taraftan da memleket evlâdını sosyal ve ekonomik hayatta fiilen etkili ve verimli kılabilmek için gerekli olan ilkel bilgiyi pratik bir şekilde vermek, eğitim ve öğretim yöntemimizin esasını oluşturmalıdır. 1922 (Atatürk’ün S.D.I, s.224)

    Hayatın her çalışma evresinde olduğu gibi, özellikle öğretim hayatında gerekli düzen, başarının esasıdır. Müdürler ve eğitim kurulları düzeni temine ve öğrenci düzene uymaya mecburdur. 1925 (Atatürk’ün M.A.D., s.24)

    Erkek ve kız çocuklarımızın, aynı şekilde bütün öğrenim aşamalarındaki öğretim ve eğitimlerinin pratik olması önemlidir. Memleket çocukları, her öğrenim aşamasında ekonomik yaşamda verimli, etkili ve başarılı olacak şekilde donatılmalıdır. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s.173)
    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  12. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk e Göre Atatürk
    İki Mustafa Kemal vardır: Biri ben, et ve kemik geçici Mustafa Kemal... İkinci Mustafa Kemal, onu “ben” kelimesiyle ifade edemem; o, ben değil, bizdir! O, memleketin her köşesinde yeni fikir, yeni yaşam ve büyük ülkü için uğraşan aydın ve savaşçı bir topluluktur. Ben, onların rüyasını temsil ediyorum. Benim girişimlerim, onların özlemini çektikleri şeyleri tatmin içindir. O Mustafa Kemal sizsiniz, hepinizsiniz. Geçici olmayan, yaşaması ve başarılı olması gereken Mustafa Kemal odur! 1933 (Hamdullah Suphi Tanrıöver, Yerli Yabancı 80 İmza Atatürk’ü Anlatıyor, s. 183)
    Fikir Atatürk
    Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir. 1929 (Ayın Tarihi, Sayı : 65, 1929)
    Bir zamanlar gelir, beni unutmak veya unutturmak isteyen gayretler belirebilir. Fikirlerini inkâr edenler ve beni yerenler çıkabilir. Hatta bunlar, benim yakın bildiğim ve inandıkların arasından bile olabilir. Fakat, ektiğimiz tohumlar o kadar özlü ve kuvvetlidirler ki bu fikirler, Hint’ten, Mısır’dan döner dolaşır gene gelir, verimli sonuçları kalpleri doldurur. 1937 (Atatürk’ten B.H., s.6,128)
    Atatürk ve Görevin Amacı
    Yaşamımın bütün dönemlerinde olduğu gibi, son zamanların buhranları ve felâketleri arasında da bir dakika geçmemiştir ki, her türlü huzur ve istirahatimi, her çeşit kişisel duygularımı milletin kurtuluşu ve mutluluğu adına feda etmekten zevk duymayayım. Gerek askerî yaşamımın ve gerek siyasî yaşamımın bütün dönem ve bölümlerini işgal eden mücadelelerimde daima hareket kuralım, millî iradeye dayanarak milletin ve vatanın gereksindiği amaçlara yürümek olmuştur. 1920 (Atatürk’ün S.D.I, s.61)
    Atatürk ve Kutsal Tutku
    Benim tutkularım var, hem de pek büyükleri; fakat bu tutkular, yüksek makamlarda bulunmak veya büyük paralar elde etmek gibi maddî emellerin doyumuyla ilgili bulunmuyor. Ben bu tutkularımın gerçekleşmesini, vatanıma büyük faydaları dokunacak, bana da gerektiği gibi yapılmış bir görevin canlı iç rahatlığını verecek büyük bir fikrin başarısında arıyorum. Bütün yaşamımın ilkesi, bu olmuştur. Ona çok genç yaşımda sahip oldum ve son nefesime kadar da onu koruyacağım. 1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s.42)
    Atatürk ve Vicdani Görev
    Bütün görevlerin üstünde bizim de bir vicdanî görevimiz vardı; o da, herkesin sudan birtakım görevler yaptığı sırada yaşamımızı, varlığımızı bu milletin bağrına sokarak, onlarla beraber düşman karşısında uğraşmak olmuştur! 1920 (Atatürk’ün S.D.I, s.106)
    Biz, eğer millet ve tarih önünde herhangi bir hata işliyorsak, bunun sorumluluğunu vicdanımızda ve sağduyumuzda hissetmekten ve ödemekten, hiçbir zaman çekinecek insanlar değiliz. 1925 (Mazhar Müfit Kamu, E.Ö.K. Atatürk’le Beraber, Cilt:I, s.160)
    Millet İçin Özveri
    Ben, gerektiği zaman, en büyük armağanım olmak üzere Türk milletine canımı vereceğim. 1937 (Atatürk’ün T.T.B. IV. s.590)
    Mallarını millete bağışlaması nedeniyle söylemiştir :
    Mal ve mülk, bana ağırlık veriyor. Bunları, soylu milletime geri vermekle büyük ferahlık duyuyorum. Zenginlikten ne çıkar; insanın serveti, kendi manevî kişiliğinde olmalıdır! 1937 (Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, 1943, s.44)
    Özgürlük ve Bağımsızlık Aşkı
    Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben, milletimin ve büyük atalarımın en değerli mirasından olan bağımsızlık aşkı ile yaratılmış bir adamım! Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, özel ve resmî yaşamımın her evresini yakından tanıyanlarca bu aşkım bilinir. Bence bir millette şerefin, saygınlığın, namusun ve insanlığın yerleşmesi ve yaşaması, kesinlikle o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasına bağlıdır. Ben kendim, bu saydığım özelliklere çok önem veririm ve bu özelliklerin kendimde varlığını iddia edebilmek için milletimin de aynı özellikleri taşımasını şart ve esas bilirim. Ben yaşayabilmek için kesinlikle bağımsız bir milletin evlâdı kalmalıyım! Bu sebeple millî bağımsızlık, bence bir yaşam sorunudur. Millet ve memleketin çıkarları gerektirdiği takdirde insanlığı oluşturan milletlerden her biriyle uygarlık gereğinden olan dostluk ve siyaset ilişkilerini, büyük bir duyarlıkla takdir ederim. Ancak, benim milletimi tutsak etmek isteyen herhangi bir milletin de bu arzusundan vazgeçinceye kadar amansız düşmanıyım! 1921 (Atatürk’ün S.D.III, s.24)
    Atatürk ve Cesaret
    Ölüme doğru en çok atılanlardan biriyim. Kurşun ve gülle yağmuru altında birçok savaşlara katıldım. Hatta ölüm bir defa, kalbimin yanından sıyırarak geçti. Kalbimin üzerinde bir saat vardı ve bu saat mermi parçasının şiddetini kırdı. 1928 (Atatürk’ün S.D.III, s.82)
    Atatürk ve Millet
    Milletimle yakından ve gösterişten uzak karşılıklı görüşmenin zevkini, mutluluğunu anlatamam. Her ne zaman milletimin karşısında kendimi görsem, her ne zaman milletimin bireylerinden birkaçının yüzüne baksam, oradan ruh ve vicdanıma gelen ışık, benim için en değerli bir ilham ve verim alevi oluyor! 1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.2.1930)
    Atatürk ve Millet Şerefi
    Sizden olan bir kişiye, sizden fazla önem vermek, her şeyi milletin bir bireyinin kişiliğinde odaklaştırmak, geçmişe, bugüne, geleceğe, bütün bu zamanlara ait bir toplumun sorunlarının aydınlatılması ve belirtilmesini yüksek bir topluluğun tek bir kişisinden beklemek elbette ki lâyık değildir, elbette ki gerekli değildir. 1925 (Atatürk’ün M.A.D., s.19-20)
    Halk Adamı Atatürk
    Ben düşündüklerimi, sevdiklerime olduğu gibi söylerim. Aynı zamanda gerekli olmayan bir sırrı kalbimde taşımak kudretinde olmayan bir adamım. Çünkü ben, bir halk adamıyım. Ben düşündüklerimi daima halkın önünde söylemeliyim. Yanlışım varsa halk beni yalanlar. Fakat şimdiye kadar bu açık konuşmada halkın beni yalanladığını görmedim. 1937 (Ulus gazetesi, 20.3.1937)
    Atatürk ve Sağduyu
    Ben, ancak daha iyisini yapabildiğim şeyi bozabilirim; yapamayacağım şeyi de bozmam. (Atatürk’ten B.H., s.86)
    Ben bir defa söz verdikten sonra ondan şüphe etmeğe kimsenin hakkı yoktur. 1930 (Fethi Okyar, S.C.F.J.N.K., s.49)
    Evlilik ve Çocuk Sevgisi
    Ben, sadece evlenmek için evlenmek istemiyorum. Vatanımızda yeni bir aile yaşamı yaratmak için önce kendim örnek olmalıyım. Kadın böyle umacı gibi kalır mı? 1923 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s.25)
    Çoğu ailelerde öteden beri çok kötü bir alışkanlık var; çocuklarını söyletmez ve dinlemezler. Zavallılar söze karışınca “Sen büyüklerin konuşmasına karışma!” der, sustururlar. Ne kadar yanlış, hatta zararlı bir hareket! Halbuki tam tersine, çocukları serbestçe konuşmaya, düşündüklerini, duyduklarını olduğu gibi ifade etmeye özendirmelidir; böylece hem hatalarını düzeltmeye imkân bulunur, hem de ileride yalancı ve ikiyüzlü olmalarının önüne geçilmiş olur. Kısacası çocuklarımızı artık, düşüncelerini hiç çekinmeden açıkça ifade etmeye, içten inandıklarını savunmaya, buna karşılık da başkalarının samimî düşüncelerine saygı beslemeye alıştırmalıyız. Aynı zamanda onların temiz yüreklerinde yurt, ulus, aile ve yurttaş sevgisiyle beraber doğruya, iyiye ve güzel şeylere karşı sevgi ve ilgi uyandırmaya çalışmalıdır. Bence bunlar, çocuk eğitiminde, ana kucağından en yüksek eğitim ocaklarına kadar her yerde, her zaman üzerinde durulacak önemli noktalardır. Ancak bu yolladır ki, çocuklarımız memlekete yararlı birer vatandaş ve eksiksiz birer insan olurlar. (Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s.79)
    İnsan Atatürk
    24 Temmuz 1922 aksamı Konya’da General Townshend şerefine verdikleri ziyafette, yemeğin sonlarına doğru elindeki mercan tespihi General’e uzatarak söyledikleri:
    - Biz Türklerde bir âdet vardır. Misafirimize ne olursa olsun bir hediye veririz. Ben soylu bir milletin alçakgönüllü bir Başkomutanıyım. Size ancak bu tespihi verebiliyorum.
    Ve sofradan kalkılacağına yakın da kolundaki saati çıkararak General’e söyledikleri:
    -Bu saati bana Anafartalar’da bir Türk askeri, ölen bir İngiliz subayının kolundan çıkardığını söyleyerek, getirdi. Saatin arkasında subayın künyesi yazılıdır. Bu subayın ailesini arattımsa da bulamadım. İngiltere’ye döndüğünüzde ailesini bulur ve saati verirseniz, çok memnun olurum. 1922 (Yücel Mecmuası, O’ndan Hatıralar, Cilt:XVI, Sayı:91-92-93, 1942 s.15)


     
  13. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün ahlakın önemine ilişkin sözleri
    “Millî ahlâkî işler, aynı zamanda hem mecburî ve hem de şayan-ı arzu olan işlerdir. Bir işin ahlâkî bir kıymeti olması ayrı ayrı insanlardan daha ulvî bir kaynaktan çıkmış olmasıdır. O kaynak toplumdur, millettir. Gerçekte de ahlâkiyet, özel fertlerden ayrı ve bunların üstünde, ancak sosyal, millî olabilir.” (1)
    “Milletin sosyal düzen ve sükûnu, hal ve istikbalde refahı, mutluluğu, selâmeti ve dokunulmazlığı, uygarlıkta ilerleme ve gelişmesi için insanlardan, her konuda ilgi, gayret, nefsin feragati icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlâktır. Mükemmel bir millete millî ahlâkiyet gerekleri, o millet efradı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî duygusal bir nedenle yapılır. En büyük millî duygu, millî heyecan işte budur. Millet analarının, millet babalarının, millet öğretmenlerinin ve millet büyüklerinin; evde, okulda, orduda, fabrikada, her yerde ve her işte millet çocuklarına, milletin her ferdine bıkmaksızın ve sürekli olarak verecekleri millî eğitimin gayesi işte bu yüksek millî duyguyu sağlamlaştırmak olmalıdır. Ahlâkın millî, sosyal olduğunu söylemek ve maşerî vicdanın bir ifadesidir demek, aynı zamanda ahlâkın kutsallık sıfatını da tanımaktır.” (2)
    “Eğitim ve öğretimin amacı, yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha ziyade memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, devrimci, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek yetenekte, doğru düşünüşlü, iradeli, hayatta tesadüf edeceği engelleri yenmeye kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programlarını ve sistemlerini ona göre düzenlemelidir.” (3)
    “Millî ahlâkın, millet teşkilinde yeri çok büyüktür, çok önemlidir”

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  14. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün doğruluk ve dürüstlük ile ilgili sözleri
    Gerçeği konuşmaktan korkmayınız. 1918 (Atatürk’ün S.D.V, s. 110)

    Biz bir şeyi vicdan bakımından iyi yaptığımıza, sözlerimizin gerçek olduğuna inanıyorsak ondan olduğu gibi açık, belli, tereddüt ve belirsizlikten uzak olarak söz etmeliyiz. 1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.143-144)

    Asla unutmamalısınız: Bizim en büyük kuvvetimizi, bugün de yarın da dürüst, açık bir siyaset ve sözlerimize bağlılık oluşturacaktır. (Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 18)

    İlkemiz, daima millete karşı gerçekleri ifade olmalıdır. Milleti aydınlatma, bu demektir. Millete gerçeği açıklayanlar, kendilerinin de aldanmadığına emin olmalıdır. Arkadaşlar, benim bütün yaşamımda izlediğim yol budur! 1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 8.12.1929)

    İmzasız ihbar mektubu gönderenler hakkında söylediği bir söz:
    Samimi ve dürüst insanlar, aynı zamanda uygar cesaret sahibi olur, imzalarını saklamaya tenezzül etmezler. Belli ki bunu yazan ahlâksız yalancının biridir. (Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri 1965, s. 26-27)

    Bir toplantıda, kendi partisinden bir bucak başkanının çekinmeden tenkitlerde bulunması üzerine söyledikleri:
    -Bu genç doğru söylüyor, tebrik ederim. Biz, her yaptığımızı övenlerden değil, gerçekleri olduğu gibi görenlerden fayda göreceğimize inanmalıyız. Bu genç, doğru düşünüyor; söylediklerinde, ben de içinde olduğum halde hepimiz için ibret alınacak şeyler vardır. 1930 (Atatürk’ten B.H., s. 54)

    Meseleleri hâdiselere göre değil, aslında olduğu gibi ele almak lâzımdır.
    Arkadaşlar, benden iltimas beklenmemelidir. Hepiniz benim gözümde değerli önemli kardeşlerimsiniz. Ama hepinize gösterdiğim hedef yüce kutsal bir hedeftir. Hanginiz daha güzel yöntemle, başarıyla oraya ulaşırsanız, onu ellerim çatlayıncaya kadar çırparak alkışlayacak, takdir edeceğim.

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  15. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Meclis ile ilgili sözleri
    “Her şey, Ankara Milli Meclisi’nin elindedir. Bu Meclis’in amacı, milli sınırlar içinde milli bağımsızlığı temindir. Türk milleti, bir bağımsız varlık halinde hukukunun onaylanmasından başka bir şey istememektedir.” 1921 (Atatürk’ün S.D.V, s.82)
    “Millet ve memleket adına ve hesabına tek başvurulacak yer burasıdır; yani Yüksek Meclisinizdir. Bu yasal hakkı, bu milli hakkı, bu doğal hakkı hiçbir sebep ve bahane ile ve hiçbir düşünce ile, hiçbir kimseye ve hiçbir kurula terk edemeyiz.” 1921 (Atatürk’ün S.D.V, s.16)
    “İlk meclisimiz, memleketi düşman ayaklarından kurtarmak, milleti yaşam veren bir barışa götürmek amacına yürürken aynı zamanda yeni Türkiye Devleti’nin yapısını kuruyor ve sağlamlaştırıyordu. Bu amaçla yasalar koydu, kararlar aldı, devletin çeşitli kuruluşlarının gerek gösterdiği bir çok sorunu çözdü.” 1923 (Atatürk’ün S.D.I, s.305-306)
    “Büyük Millet Meclisi, Türk milletinin yüzyıllar süren arayışlarının özü ve onun kendi kendisini yönetmek bilincinin canlı bir simgesidir. Türk milleti, yazgısını Büyük Millet Meclisi’nin yeterli ve vatansever eline bıraktığı günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felâketlerden milletin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır.” 1927 (Atatürk’ün S.D.I, s.340-341)
    “Memleketin alın yazısında biricik yetki ve kudret sahibi olan Büyük Millet Meclisi, bu memleketin düzeni için, iç ve dış güvenliği ve dokunulmazlığı için en büyük kefildir. Büyük milli dertler şimdiye kadar ancak Büyük Millet Meclisi’nde şifa buldu. Gelecekte de yalnız orada kesin önlemlerini bulabilecektir. Türk milletinin sevgi ve bağlılığı daima Büyük Millet Meclisi’ne yöneldi ve daima oraya yönelmiş olacaktır.” 1930 (Atatürk’ün S.D.I, s.352)


     
  16. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün insan sevgisi, insanlık ülküsü ve barış ile ilgili sözleri
    Atatürk’ün insan sevgisi ile ilgili sözleri
    Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı temizlemeye ve duygularımızı yüceltmeye yardım edecek kadar yükselmiştir. 1931 (Atatürk’ün S.D.II, s. 273)
    İnsanları mutlu edeceğim diye onları birbirine boğazlatmak, insanlıktan uzak ve son derece üzünülecek bir sistemdir. İnsanları mutlu edecek tek yol, onları birbirlerine yaklaştırarak, onlara birbirlerini sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî gereksinimlerini temine yarayan hareket ve enerjidir. Dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ülkü yolcularının çoğalması ve başarılı olmasıyla mümkün olacaktır. 1931 (Atatürk’ün S.D.II, s. 273)
    İnsanlıkta mutluluk, insanoğullarının birbirine yaklaşması, insanların birbirini sevmesi, hepsinin temiz duygu ve düşüncelerini birleştirmesiyle olacaktır. 1936 (Atatürk’ün R.Y.G.S., s.237)
    Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız. 1936 (Ferit Celâl Güven, Ülkü Dergisi, Cilt: XII, Sayı: 70, 1938, s. 314)

    Atatürk’ün, tüm insanlığın barış içerisinde yaşamasını arzu eden sözleri
    Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, yüzyıllardan beri acı çeken milletlerin talihidir. Bu talihin, artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve özverisine bağlıdır. 1928 (Atatürk’ün S.D.II, s. 250-251)
    Biz, yaşama ve bağımsızlık için mücadele eden ve bu kanlı mücadele manzarası karşısında bütün uygarlık dünyasının duygusuz, seyirci kaldığını görmekle içi kan ağlamış insanlarız. 1922 (Atatürk’ün S.D.II, s. 38)
    İnsanlığa yönelmiş fikir hareketi, er geç başarılı olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma erişecektir. 1922 (Atatürk’ün S.D.II, s. 29)
    Kesinlikle uygar, insanî ve barışçı ülkü belirmelidir. 1930 (Afet İnan, Kemal Atatürk’ü Anarken, 1956, s.168)
    Korkunç savaş araçları, özellikle uçak ve denizaltıların büyük bir hızla gelişmekte olduğundan söz edilirken söylediği bir söz: -Belki bu ilerlemedir ki, bir gün savaşı imkânsız hale getirecek, böylece dünyada sürekli bir barış dönemi açılmış olacaktır. (Hasan Rıza Soyak, Fotoğraflarla Atatürk ve Atatürk’ün Hususiyetleri, 1965, s. 150)
    Savaşçı olamam; çünkü, savaşın acıklı hallerini herkesten İyi bilirim! (Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk, s. 110)

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  17. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün önderler ve milletlerin mutluluğu ile ilgili sözleri
    Atatürk’ün 17 Mart 1937’de Ankara Palas’ta, Romanya Dışişleri Bakanı Antonescu’ya verdiği yemekte yapmış olduğu konuşmasında geçen, “önder (lider) kişiler ve bütün dünya insanlarının mutluluğunun sağlanması” ile ilgili sözlerinden bazı paragraflar.
    Önderler ve milletlerin mutluluğu ile ilgili Atatürk Özdeyişleri:
    Milletler acı ve üzüntü bilmemelidir. Şeflerin görevi, hayatı sevinç ve istekle karşılamak konusunda milletlerine yol göstermektir.
    Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar zavallıdır. Besbelli ki, o adam birey sıfatı ile yok olacaktır. Herhangi bir kişinin, yaşadıkça memnun ve mutlu olması için gereken şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Anlayışlı bir adam, ancak bu şekilde hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve mutluluk, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, mutluluğu için çalışmakta bulunabilir.
    Bahçesinde çiçek yetiştiren adam, çiçekten bir şey bekler mi? Adam yetiştiren adam da, çiçek yetiştirendeki duygularla hareket edebilmelidir. Ancak bu şekilde düşünen ve çalışan adamlardır ki, memleketlerine ve milletlerine ve bunların geleceğine faydalı olabilirler. Bir adam ki, memleketin ve milletin mutluluğunu düşünmekten çok kendini düşünür, o adamın kıymeti ikinci derecededir. Gerçek kıymeti kendine veren ve bağlı olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile ayakta durduğunu sanan adamlar, milletlerinin mutluluğuna hizmet etmiş sayılmazlar. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına sahip ederler. Kendi gidince gelişme ve hareket durur sanmak bir dikkatsizliktir.
    İnsan, bağlı olduğu milletin varlığını ve mutluluğunu düşündüğü kadar, bütün dünya milletlerinin huzur ve rahatlığını da düşünmeli ve kendi milletinin mutluluğuna ne kadar kıymet veriyorsa bütün dünya milletlerinin mutluluğuna hizmetçi olmağa elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Bütün akıllı adamlar bilirler ki, bu yolda çalışmakla hiçbir şey kaybedilmez. Çünkü dünya milletlerinin mutluluğuna çalışmak, diğer bir yoldan kendi huzur ve mutluluğunu sağlamaya çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sakinlik, aydınlık ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendi kendisi için ne yaparsa yapsın huzurdan yoksundur. Onun için ben sevdiklerime şunu öneririm: Milletleri yönlendiren ve yöneten adamlar, elbette öncelikle ve öncelikle kendi milletinin varlığının ve mutluluğunun nedeni olmak isterler. Fakat aynı zamanda bütün milletler için aynı şeyi istemek gerekir.
    İnsanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.
    “Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?” dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu kuraldan şaşmamak gereklidir. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik kişisel olsun, millî olsun daima kötü kabul edilmelidir. 1937

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  18. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    İzmir’in işgali üzerine Atatürk’ün ve bazı devlet adamlarının söylediği sözler
    Kâzım Özalp bu konuda, “En bedbin olanlarda bile Yunanlıların İzmir’i işgal etmeleri ihtimali düşünülmüyordu. İzmir şehrine İngiliz, Fransız ve İtalyan kıtalarından birer müfreze ile muhtelit bir heyet getirileceği söyleniyordu.” demektedir. 1
    İsmet İnönü de “Yunanlıların Anadolu topraklarına çıkacaklarını tahmin etmiyorduk. Halbuki bütün bu ümitlerimiz ve tahminlerimiz hilâfına 15 Mayıs günü Yunanlıların İzmir’i işgal ettikleri haberi İstanbul’da duyuldu. İşgal, İngiliz donanmasının himâyesi altında bir facia şeklinde olmuştur.” demektedir. 2
    Özellikle İstanbul’un işgali tarzı ve işgal sırasında cereyan eden olaylar, İzmir’in işgalinde de Yunanlıların bulunacaklarını gösteriyordu.
    Fethi Okyar, “Bu tercihin tesadüf olmadığını, Yunanlıların İzmir’i işgallerinin daha o günlerde tesbit edildiğini anlamıştık.” demektedir. 3
    Ali Nadir Paşa, Visamiral Calthorpe’un ikinci notası üzerine birliklere verdiği emirde, 15 Mayıs 1919 günü Yunan birliklerinin İzmir’i işgal edeceklerini bildirdikten sonra, “... esef verici olayların vuku bulmaması için bütün askerî kıtalar bulundukları askerî garnizonlarda kalacaklardır. Çıkacak kıtaat ile kıtalarımız ve askerlerimiz arasında en ufak bir hâdisenin bir çok esef verici olaylara sebebiyet vereceği muhakkak bulunduğu için sükûnetin muhafaza olunmasına lüzum görülür. Bunu her subayın ve erin nazarına kemâl-i ehemmiyetle koyuyorum.” demekteydi. 4
    Mustafa Kemal Paşa, Ali Nâdir Paşa’yı tenkid ederek, “Yunanlılar İzmir’e çıktıkları zaman, orada 17. KOR. Kumandanı olarak karargâhıyla bizzat Nâdir Paşa bulunuyordu. Kuvvet olarak Kaymakam Hürrem Bey kumandasında 56. Fırka’nın iki alayı vardı. Bu kuvvet bilhassa Kolordu Kumandanı’nın emriyle mukavemet ettirilmeksizin büyük hakaretler altında Yunanlılara teslim edilmiştir.” demektedir. 5
    Muzaffer Tansu da, Ali Nâdir Paşa’nın Amiral Calthorpe’un ikinci notasından sonra birliklerine verdiği emri tenkit ederek, “17. KOR. Kumandanı Ali Nâdir Paşa, bu emirle İzmir’in fecî akibeti için bilmeyerek elverişli bir zemin hazırlamış oluyordu. Çünkü bulundukları garnizonlarda kalmalarını emrettiği Türk kıtalarının müteakip hareket tarzları hakkında hiçbir direktif vermiyor, gerek Türk kıtaları, gerek İzmir halkı işgal Kumandanı’nın emir ve arzularına terk edilmiş bulunuyordu.” demektedir. 6
    Silahlı mukavemet edilmesi yönünde görüşler beyan edilmekte 7 ise de, müdâfaa tedbirleri alınmasından yana olanlar dahi şehirlerdeki Türklerin hayatını tehlikeye sokar endişesiyle buna cesaret edememişlerdir.
    Kâzım Özalp, “... Her türlü hazırlığın ihmal edilip, tepeden tırnağa mükemmelen silahlanarak gelen herhangi bir düşmana karşı böyle ani bir mukavemet kararı vermenin manası yoktu. Hazırlanmakta geç kalınmıştır. Hislere kapılmadan gerçeği göz önünde tutarak karar vermek lâzımdı. Onun için bence yapılacak şey, yalnız hapishanedeki eli silah tutanları boşaltmak ve bunları askerî depolardaki silahlarla teçhiz etmek; ondan sonra da halktan ne kadar silahlı varsa da hepsine şehir dışında tertibat aldırmaktı. Zira, bu kadar acele bir vaziyette şehir içinde bir mukavemet yapmanın hiçbir faydası olmayacağı gibi, şehirdeki Türk ve Müslümanların hayatlarını kamilen tehlikeye koyabilirdi.” demektedir. 8
    İzmir’in işgalinden sonradır ki, İzmir dışında gerçekleşen Yunan işgalleri için tedbirler alınması, hatta resmî kuvvetlerle mukavemet edilmesi söz konusu edilmeye başlanmıştır. Bu konuda Şevket Turgut Paşa, “Devlet yalnız İzmir istihkâmalarının işgali için nota almıştır. O halde İzmir dışında vuku bulan Yunan işgallerini resmî kuvvetlerimizle karşılamak icap eder. Burada halihazır Hükümet bir taraftan müdâfaadan men ettiğimiz millete karşı kendisini hiçbir zaman mesuliyetten kurtaramayacak bir haldedir.” demektedir. 9
    Rahmi Apak, İzmir’in Yunanlılara işgal ettirilmesinin daha Mondros Mütârekesi’nden önce tasarlanmış olduğunu, Yunan askerlerinin İzmir’e çıkacağını herkesin bildiğini, bunu bilmek istemeyen veya bildikleri halde halktan ve etraftan saklamaya çalışanların Damat Ferit Paşa’nın İzmir’e gönderdiği Vali ve memurları olduğunu ifade etmektedir. 10
    Kâzım Özalp da: “Vali ve Kumandan’dan hiçbir şey beklenemez. Bunların bütün meselesi halkın heyecanını kırmağa hedef tutulmuştur. Halka Yunan işgaline karşı alçakça bir itaat teklif ediyorlardı. İstanbul Hükümeti de kendisini itilâf Devletlerine gözü bağlı bir halde teslim etmiştir.” demek suretiyle 11 hissiyatını dile getirmiştir.
    İzmir’de mülkî ve askerî amirlerin ihmalleri ve acziyetleri Yunan işgalinin bir facia halini almasında önemli bir sebep teşkil etmişse de İzmir’de, yeterli kuvvetin 12 bulunmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır.
    Atatürk’de “Emr-i vâki haline geldiğine şüphe kalmayan Yunan işgalinin ilhak ile neticelenmesine mâni olmak” amacıyla bir miting yapılmış olduğunu, ancak bu teşebbüsün ümit edilen derecede maksadı sağlayamadığını söylemektedir. 13
    Yunan işgali ve Müttefiklerin kayıtsızlığını gören Türk Milleti, Atatürk’ün ifade ettiği gibi “... hakikaten mütehassıs ve mütenebbih olmuş ve derin uçuruma sürüklendiğini idrak etmiş ve onu müteakip hukukunu muhafazaya bizzat karar vermiştir”. 14

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  19. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün Türk tarihine verdiği önem ile ilgili sözleri
    “Milletimizin büyük kabiliyetleri tarihen ve mantıken sabittir.”
    “Milletimiz aleyhinde söylenenler bütünüyle iftiradır.”
    “Milletimiz… büyük güçlükler içinde bir imparatorluk vücuda getirdi. Ve bu imparatorluğu altı yüz yıldan beri tam bir ululuk ve büyüklükle sürdürdü. Bunu başaran bir millet elbette yüksek siyasi ve idari niteliklere sahiptir. Böyle bir durum yalnız kılıç gücüyle vücuda gelemezdi.”
    “Milletimizin zalim olduğu iddiası da sırf iftiradan, baştan başa yalandan ibarettir. Hiçbir millet, milletimizden daha çok yabancı unsurların inanç ve adetlerine riayet etmemiştir.”
    “…milletin tarihini okumamış veya milli duygudan yoksun kalmış oldukları anlaşılan bazı şahıslar, yabancıların aleyhimize ileri sürdükleri suçlamaları reddetmedikten başka, vatanlarını kabahatli göstermekten çekinmiyorlar”
    “Türler on beş asır evvel Asya’nın göbeğinde muazzam devletler teşkil etmiş ve insanlığın her türlü kabiliyetlerine belirti olmuş birer unsurdur. Sefirlerini Çin’e gönderen ve Bizans’ın sefirlerini kabul eden bir Türk devleti, ecdadımız olan Türk milletinin teşkil eylediği bir devlet idi.” (1 Kasım 1922)
    “İstanbul’u terk ettiğim güne kadar geçmiş bulunan vaziyetleri ayrı bir safha olmak üzere, o günden bugüne kadar cereyan eden olayların saklanmış olan vesikalarını tasnif etmek suretiyle hatıratımı yazmak niyetindeyim. Bunu yapmayı gelecek nesil için, Türk Cumhuriyeti Tarihi için bir vazife de sayıyorum.” (1924 Atatürk’ün S.D.V, s. 101)
    “Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir. Bu düşünce bizi elbette altı yedi yüzyıllık Osmanlı Türklüğünden, Selçuklu Türklerine ve ondan evvel bu devirlerin her birine eşit olan Türk Devletlerine kavuşturur.”
    “Evvelâ millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz.” (1930)
    “Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim, büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk Milleti’nin gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin.” (1933)
    “Kültür işlerimiz üzerine, ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da, Türk tarihini, doğru temeller üstüne kurmak, öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek için candan çalışılmakta olduğumuzu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı neticeler vereceğine şimdiden inanabilirsiniz.” (1 Kasım 1935)

    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
  20. serkancaner

    serkancaner TÜİSAG Üyesi

    Atatürk’ün matematik ile ilgili sözleri
    Okul yıllarından beri matematik dersine büyük ilgi duyan Atatürk, matematiğin yaşamın bütün alanlarında gerekli oluşunu, matematiksiz bir bilimin söz konusu olamayacağını, bütün bilimlerin matematikten yararlanması gerektiğini, şu sözlerle ifade etmiştir:
    “Bilim deyince, onda hakikat diye öne sürdüğü önermelerin pekin olmasını ister; pekinlik ise en mükemmel şekliyle matematikte bulunur. O halde bilim o disiplindir ki; önermeleri matematikle ifade edilir. O zaman matematiği kullanmayan disiplinler bilimin dışında kalacaklardır.”Mustafa Kemal Atatürk
    “Ben öğrenim devrimde matematik konusuna çok önem vermişimdir ve bundan hayatımın çeşitli safhalarında başarı elde etmek için faydalanmış olduğumu söyleyebilirim. Onun için herkes matematik bilgisinin çok gerekli olduğuna inanmalıdır.” Mustafa Kemal Atatürk
    “Askeri Rüştiye’yi bitirdiğimde matematik merakım iyice ilerlemişti. Manastır Askeri İdadisi’nde matematik pek kolay değildi. Bununla uğraşımı sürdürdüm. İdadi’de iken bıkmaksızın çalışıyorduk. Sınıfta birinci, ikinci olmak için hepimizde şiddetli bir gayret vardı. Sonunda İdadi’yi bitirdim. Harbiye’ye geçtim, burada da matematik merakım sürdü.” Mustafa Kemal Atatürk
    “Matematiği kullanmayan bilimler, ele aldıkları konularda ancak dış yapıyı inceleyebilirler; çünkü matematikle dile getirdikleri, ancak birtakım bağıntılardır; bu bağıntılar ise özle ilgili unsurlar arasında değil, dış görünüşle ilgili noktalar arasında olabileceğinden, bir varlığın özünü, onun aslında ne olduğunu bize vermekten acizdirler. O halde matematik, tabiat bilimleri, tarih gibi kişiliğin içlerine nüfuz edip, onu derin bir sezgi ile kavrayabilen bir disiplinin önünde çok aşağı niteliktedirler.” Mustafa Kemal Atatürk

    Matematik ile ilgili sözler
    “Bir matematikçi sanmaz fakat bilir.İnandırmaya çalışmaz çünkü ispat eder. Güveninizi beklemez. Belki dikkat etmenizi ister.” Henri Poincare
    “Matematikçinin desenleri ressam veya şairlerinki gibi güzel olmalı, fikirleri renkler veya kelimeler gibi birbirlerine ahenkle uymalıdır.” G. H. Hardy
    “Matematik gerekli sonuçları (conclusions) çıkaran bir bilimdir.” Benjamin Pierce
    “Matematikte bir şeyleri asla anlamazsın, sadece onlara alışırsın.” John von Neumann
    “…evren her an gözlemlerimize açıktır; ama onun dilini ve bu dilin yazıldığı harfleri öğrenmeden ve kavramadan anlaşılamaz. Evren matematik diliyle yazılmıştır; harfleri üçgenler, daireler ve diğer geometrik biçimlerdir. Bunlar olmadan tek sözcüğü bile anlaşılamaz; bunlarsız ancak karanlık bir labirentte dolanılır.” Galileo
    “Matematiğin hiçbir dalı yoktur ki, ne kadar soyut olursa olsun, bir gün gerçek dünyada uygulama alanı bulmasın.” LobachevskY
    http://www.ataturkdevrimleri.com

     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica