Atatürk'ün Anıları

Konu, 'Atatürk Köşemiz' kısmında Seylan Aygün tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi



    TÜRKÇÜ MÜSÜNÜZ?

    Gökalp, Atatürk'ten önce ve Atatürk'ten sonra bazılarınca Türk milliyetçiliğinin adı olarak kullanılan Türkçülük deyimini, en doğru tanımıyla belirtir ve der ki: "Türkçülük. Türk milletini yükseltmek demektir."
    Yanlış yorumlara uğradığını ve uğrayabileceğini sezmiş olacak ki Atatürk. Türkçülük sözünü hiç kullanmamıştır. Daima "Türk milleti, milliyet, milliyetçilik" sözlerini kullanmıştır. Kendisine:
    Türkçü müsünüz? diye sorulduğu zaman, bizi herkesten iyi bilen bu büyük Türk:
    Ben Türküm, demekle kesin ve keskin yanıtını vermiştir

    Hasan Ali YÜCEL
    Kaynak: Hasan Ali Yücel - Edebiyat Tarihimizden




     
  2. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi



    KADINLAR LOKANTADA

    Zaman o zamandı: başta Atatürk vardı. Büyük uyanma dönemi yaşanıyordu milletçe.
    O zamanlar Ulus'ta bir İstanbul Lokantası varmış. Müşteriler kalpaklı, pos bıyıklı, kavi adamlar.
    Yemeğe iki hanım geliyor her gün: Biri Süreyya Ağaoğlu, biri de Hukuk'u onunla bitiren iki hanımdan biri... Lokantaya her girişlerinde bütün başlar kalkıyor.
    Bir gün zamanın Başbakanı Rauf Orbay'dan bir haber geliyor:
    "İki genç kızın İstanbul Lokantasında yemek yemeleri uygun değil."
    Hatta galiba haberi kızına ileten, Ağaoğlu Ahmet. Genç kız küplere biniyor. Tam o akşam, gene avcı kıyafetiyle, gene traktör sürmekten yorgun, Paşa evlerine geliyor. Gene coşkular içinde. Gene Türk kadını, şu olabiliyor, bu olabiliyor diye iftiharlar içinde...
    Süreyya dudak büküyor. Atatürk, kendisine "İşini sevmiyor musun?" diye sorduğunda:
    "Evet ama Başbakan, öğleleri lokantaya gitmeme kızıyormuş." diye yanıtlıyor.
    — Hakkı var. Orada ne işin var?
    Ertesi gün dairede bir koşuşma, "Paşa sizi istiyor" diye geliyorlar.
    — Hangi Paşa?
    — Kemal Paşa Hazretleri. Paşa, açık gri bir otomobilde beni bekliyordu.
    İstanbul Lokantasının önünden geçerken şoföre "Dur" emrini verdi. Lokantadakiler dışarı fırlamışlardı. Atatürk, herkesin duyabileceği bir sesle:
    — Bugün Süreyya Hanım Çankaya'da benim davetlim, yarın her zamanki gibi lokantaya gelecek, dedi.
    Çankaya'da Latife (Gazi Mustafa Kemal) beni gülerek karşıladı. Aslında. Atatürk çok kızmış Başbakan'a...
    ... Ve sonra ne oldu biliyor musunuz? Herkes ertesi gün, İstanbul Lokantasına eşleriyle geldi.
    Zaman işte o zamandı.

    Nimet ARZIK
    Kaynak: Nimet Arzık - Uç Beyleri




     
  3. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    ACI DUYUYORUM

    Bize savaşlardan birini anlatıyordu:
    - "Görüyorsunuz ya, dedi, birçok zaferler kazandım. Fakat bunların en büyüğünden sonra bile her akşam, savaş alanlarında ölen bütün askerleri düşünerek derin bir acı duyuyorum."

    George BENNEB
    Kaynak: Yabancı Gözüyle Cumhuriyet Türkiye'si, 1961


     
  4. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    BAYRAĞI KALDIRINIZ!

    Mustafa Kemal o sabah savaş meydanını geziyordu. Yerde parçalanmış bir bayrak, bir düşman bayrağı gördü. Bir an durdu, yanındakilere seslendi:
    - "Bu bayrağı kaldırınız, yenilmiş bir düşman bayrağı, fakat o bir milleti, bir orduyu simgeliyor, yerde kalmaya layık değildir."

    Ferit Celâl GÜVEN
    Kaynak: Çığır Dergisi - 1945




    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  5. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    BÖYLE BİR AĞAÇ YETİŞTİRDİN Mİ?

    Bahçe mimarı Mevlut Baysal anlatıyor:
    "Çankaya Köşkü'nde, bahçesini yapıyordum. Bir gün Atatürk, yaveri ve ben bahçede dolaşıyorduk. Çok ihtiyar ve geniş bir ağacın Atatürk'ün geçeceği yolu kapadığını gördük. Ağacın bir yanı dik bir sırt, diğer yanı suyu çekilmiş bir havuzdu. Ata, havuz tarafındaki kısma yaslanarak karşı tarafa geçti. Derhal atıldım:
    — Emrederseniz derhal keselim Paşam. Bir an yüzüme baktı, sonra:
    — Yahu, dedi, sen hayatında böyle bir ağaç yetiştirdin mi ki keseceksin."

    Niyazi Ahmet BANOĞLU


     
  6. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    İŞ BANKASI'NIN KURULMASI

    Atatürk'e bir gün yabancı sermayeli bankaların milli konularda kredi verme zorlukları naklediliyor. O da bir milli banka kurulmasına karar veriyor. Bu iş için bir adam düşünüyor, yakınlarından birisini çağırıyor:
    — Ben bu kuracağım bankanın başına getirmek için İktisat Vekili Celal Bey'i düşünüyorum. Acaba kendisi ne der? diyor. Muhatabı:
    — Efendim, Celal Bey siz ne emrederseniz gözünü kırpmadan yapacak kadar size bağlıdır, cevabını veriyor. Atatürk:
    — Benim onun ahlakına çok itimadım vardır. Fakat sen hiç benden bahsetmeden bir nabız yokla diyor. Bu zat Celal Bey'i buluyor. O vakit İktisat Vekilliği gibi bir vazifeyi bırakıp yeni kurulacak ve üç beş odalı bir binada işe başlayacak bir bankaya müdür olmak biraz tuhaf görünse bile, Celal Bey muhatabına:
    — Ben onun emrinde bir neferim, nerede emrederse orada vazife görürüm, cevabını veriyor.
    Aradan bir zaman geçiyor. Atatürk, Celal Bey'i çağırıyor ve bu sefer ona doğrudan doğruya konuyu açıyor. Celal Bey yine her ne emrederse yapacağını tekrarlıyor. Bu sefer Atatürk:
    — Ama Vekilliği terk etmek lazım gelecek, diyor. Atatürk bu sefer daha ileri gidiyor:
    — Mebusluğu da bırakman lazım gelecek.
    — Bırakırım, Paşam...
    O vakit Atatürk, Celal Bey'in omzunu tutuyor:
    — Haydi işe başla, göreceksin muvaffak olacaksın,- diyor ve şu sözleri ilave ediyor:
    — Bu iş için lazım gelen bütün kaliteler sende vardır. Ben senin namusuna ve ahlakına kayıtsız itimat ederim."

    Münir Hayri EGELİ




    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  7. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    JAPON VELİAHTI


    Japon Veliahdı gelmişti. Büyük ve mükellef bir ziyafet sofrasındaydılar. Atatürk bir aralık Japon tarihinden söz açtı ve bir meydan muharebesini anlattı.
    Japon Veliahdı hayret etmişti.
    Atatürk tarihten mitolojiye geçti ve yine Japon mitolojisinden konuştu.
    Veliahdın ağzı açık kalmıştı.
    Söz edebiyata intikal etti. Atatürk:
    — Japon şiirinin dünya edebiyatında çok büyük etkileri vardır... diyerek meşhur Japon şairlerinden mısralar okudu.
    Veliaht, bunları nereden biliyorsunuz? diye soramadı Fakat Atatürk'ün bilgi ve hafızasına hayran kalmıştı.
    Atatürk hep böyleydi. Her şeyi planlıydı. O, bütün bunları, Veliaht gelmeden on gün önce tercümeler yaptırarak öğrenmişti.

    Niyazi Ahmet BANOĞLU


     
  8. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    KÜFÜR


    Atatürk'e hakaretten sanık bir köylü hakkında takibat yapılıyordu. Durumu Atatürk'e arz ettiler,
    — Mahkemeye veriyoruz, dediler, size küfür etmiş. Atatürk sordu:
    — Ben ne yapmışım ona? Evrakı tetkik edenler açıkladılar:
    — Gazete kâğıdı ile sardığı sigarayı yakarken kâğıt tutuşmuş ta ondan.
    Atatürk'e bunu söyleyen bir milletvekilidir. Atatürk sormuş,
    — Siz hiç gazete kâğıdı ile sigara içtiniz mi?
    — Hayır...
    — Ben Trablus'tayken içmiştim, bilirim. Pek berbat şey. Köylü bana az küfretmiş. Siz bunun için onu mahkemeye vereceğinize, ona insan gibi sigara içmeyi sağlayınız!.

    Hilmi YÜCEBAŞ


     
  9. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    İŞİNE KARIŞMAYACAĞIM


    Eski Bahriye Nazırı ve Milletvekili Rauf Orbay anlatıyor: "Mustafa Kemal Paşa beni Meclis'teki odasına davet etti:
    — Rauf kardeşim, dedi, niçin bu görevi kabul etmiyorsun, görüyorsun ki, Meclis senin üzerinde duruyor. Başka birini seçmek istemiyor. Anarşi olacak. Kabul etmeyişinin sebebi ne?
    — Söyleyeyim Paşam, dedim. Ben bu vazifeyi kabul edersem, sen yine benim işime karışacaksın. Ben de buna tahammül edemeyeceğim ve çekilmek zorunda kalacağım. Hâlbuki benim imanım, bu orduların başında, bu milleti senin kurtaracağın merkezindedir. Bu yüzden seninle ihtilafa düşmeyi katiyen kabul edemem.
    Mustafa Kemal Paşa son derece samimi bir tavırla:
    —Kardeşim, ben namussuz muyum? deyince, hayret ettim.
    —Ben böyle bir şey söylemedim.
    —O halde, sana namusumla söz veriyorum. Heyeti Vekile Reisliği'ni kabul et, hükümeti kur, senin hiçbir işine karışmayacağım, dedi ve hakikaten dediğini yaptı, Allah rahmet eylesin."

    Rauf ORBAY


     
  10. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    SEN GAZİ'Yİ TANIR MISIN?


    Sen Gazi'yi tanır mısın baba?
    İhtiyar beni, saçma bir sual sormuşum gibi alaycı bir şekilde süzdü:
    — Gazi’yi tanımayan var mı ki? dedi ve ilave etti:
    — Ben görmedim ama, her hafta Hacı Bayram Veli Camii'nde cuma namazı kılarmış. Ta göbeğine kadar sakalları varmış. Melek gibi nur yüzlü, peygamber gibi mübarek bir ihtiyarmış!...
    Gülmemi güç tutarak, Atatürk'ün sakalsız ve genç yüzüne baktım. O, kaşlarını kaldırarak kendini tanıtmamamı emretti. Dışarı çıktığımız zaman da güldü ve:
    — Varsın, dedi, o da öyle bilsin. Hakikati öğrenmek bel ki biçarenin hayalini yıkar, onun hayalindeki şirin sakallıyı öldürtüp de sevgisini kaybetmekte ne mana var?..."

    Niyazi Ahmet BANOĞLU


     
  11. Seylan Aygün

    Seylan Aygün TÜİSAG Üyesi

    YORGUNLUK


    İzmir Zaferi'nden sonra trenle Ankara'ya dönmüştü. Vali daha önceki istasyonlardan birinde kendisini karşılamaya gitti,
    — Nerededir? diye sordu.
    — Daha giyinmedi... dediler.
    Vali Atatürk'ün ahbabı idi. Biraz teklifsizliğe vurarak kompartıman kapısına kadar gitti,
    — Büsbütün çıplak değilsiniz ya efendim... dedi.
    — Hayır ceketsizim. İçeri girdi, Atatürk,
    — Uyuyamadım, dedi, battaniye yastık koymamışlar. Koluma dayandım, ağrıdı. Ceketimi yastık yapayım dedim, üşüdüm. Uyuyamadım, kalktım.
    — Peki, ama efendim niçin haber vermediniz? Gülümseyerek cevap verdi,
    — Hepsi de benim kadar uykusuzdurlar. Rahatsız etmek istemedim.

    Falih Rıfkı ATAY


     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica