Budapeşte - Viyena - Prag - Bratislava

Konu, 'Avrupa Kıtası Gezi Rehberi' kısmında Ayşe Bekoğlu tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Ayşe Bekoğlu

    Ayşe Bekoğlu TÜİSAG Çalışma Birimi TÜİSAG Çalışma Birimi



    2011 senesi ilkbaharda yaptığım Viyana- Prag - Budağeşte turu benim ilk yurtdışı seyahatimdi ve olabilecek en doğru tercihdi.
    Derim ki sizde benim gibi ilk defa yurtdışına çıkacaksanız mutlaka yanınızda hem yakın hem de tecrübeli bir dostunuz olsun :)))

    Turumuz Viyana ile başladı. Belirtmeden geçemeyeceğim hava alanı berbat. Yo yo sakın çekememezlik zannetmeyin gerçekten berbat :)) Ama şehir o kadar güzel ki havaalanı üzerinde düşünüp boşa vakit kaybetmemek gerek derim...



    [​IMG]




    Caddeler muazzam genişlikte, yaya yolu, bisiklet yolu ve araçlar için park alanları ayrı ayrı ve ferah, yol kenarlarındaki ağaçlandırma ve tüm binaların tarihi yapılar olması ise cabası. benim en sevdiğim bisiklet kısmı elbette. Şehir o kadar düz bir alana kurulu ki ne yürürken ne de bisiklet kullanırken yorulmak gibi bir şansınız yok...

    Görülmesi gereken yerler sanki bir çember gibi, tabii rehberlerin de bu konudaki tecrübeleri sayesinde öyle bir yerde bırakılıyorsunuz ki kaybolmak gibi bir şansınız yok.

    Gezinin ilk günü rehber eşliğinde genel bir şehir turu yaptık, ertesi gün ise ilk işimiz resepsiyon görevlisinden üzerinde tarihi yerlerin işaretli olduğu, biz gibi turistler için tasarlanmış haritalardan bir tane isteyip kendimizi metroya atmak oldu. Metro istasyonunda da ulaşım ağını gösteren başka bir harita bulduk ki deymeyin keyfimize. Bir önceki gün rehberimizin kısa kısa dolaştırıp kısa kısa bilgiler sunduğu tüm yerleri doyasıya gezme imkanımız oldu ve sadece 2€ ödedik günlük toplu taşıma bileti için.


    [​IMG]

    Tüm Türk turistler gibi bende tüm araçların yayalara yol veriyor olmalarına gerçekten çok şaşırdım ama insanoğlu işte rahata çabuk alışıyoruz, adapte olmam o kadar da uzun sürmedi :)))

    Muhakkak söylemem gerek Demel isimli pastanede karaorman pastası yemenizi tavsiye edenlere sakın kanmayın ve boşa vakit harcamayın. Onun yerine sokak göstericilerini izlemek, bedestenleri gezmek, taç giyme alanında çimenlerde dinlenmek, Albertina Sanat Müzesi'ni dolaşmak, Mozart Müzesi'ni görmek varken gerek yok yani :)))

    İlk gün ve ikinci gün Viyana'da geçtikten sonra, Prag'a doğru yola koyulduk. Birazcık uzun bir seyehatti ama keyifliydi doğrusu.



    [​IMG]

    Fotoğrafta gördüğünüz yerin ismi dans eden binalar, Fredy ve Ginger. Binanın mimarı (adını bilmiyorum ) yapıyı dans eden bir kadın ve erkek figürü olarak tasarlamış ve tasarımıyla ödül almış. Yani değişik çalışan bir kafanın ürünü :)) Çakma Eyfel Kulesi Petrin'e oldukça yakın bir yerde.

    Prag'a gittiğimizde sevgili rehberimiz bizi önce kale bölgesine, oradan da eski şehir meydanına götürdü. Kale bölgesi gerçekten de mükemmel, kendinizi ortaçağ masallarında gibi hissediyorsunuz. Charles Köprüsü üzerinde kaç tur attığımız bilmiyorum :)))

    Kuzey ve Güney dizimiz vardı ya bizim hani, o dizide makara adında bir yiyecek icat edip olay oluyorlar ya hani, işte o makaranın orjinali Tringle adında şekerli hamurdan yapılan bir yiyecek, şahane kokuyor ayrıca. Şehirde baskın şekilde hissedilen domuz kokusundan sonra tanıdık bir yiyecek olan hamur kokusu alabilmek kendimizi cennette gibi hissetmemizi sağlamıştı. Rahat dururmuyuz tabii ki hemen birer tane alıp tırtıklamaya başladık ve sonuçta bu yiyeceğin fakirlik yüzünden yiyecek bulunamadığı dönemlerde ortaya çıktığına karar verdik.

    Ünlü yazar Kafka'nın iki sene boyunca kaldığı ve şu anda müze olarak kullanılan evi gezdik birde, iki katlı güzel ötesi bir yer. Bu arada İstanbul'da sürekli gördüğüm yüksek girişli binalardan sonra orada tüm binaların girişlerinin yerlebir olması bana hem garip hem de güzel göründü.

    Tarihi şehir merkezindeki ünlü saat kulesi etkileyici, ölüm, doğu, batı, sanat, fen... Hepsi ayrı birer heykelle simgelenmiş. Her saat başı çanlar çalıyor, kulenin tepesindeki görevliler borazanlarıyla bir marş çalıyorlar ve aşağıdan seyreden turistlerde alkışlıyorlar :))) Ritüel bu :))))) Kale bölgesine çıkmak için de ben yürümeyi sevmeyen bir şahıs olarak tramvay tercih ettim, göze alabilirseniz yaklaşıl 30 - 35 dakika yokuş yukarı yürüyebilirsiniz de...


    [​IMG]

    Prag'a gelmişken merkeze trenle yaklaşık 3,5 saat mesafedeki Karlovy Vary kasabasını görmeden gelmek olmazdı elbette. İşte sadece bu sebeple bizde ne yaptık? Gittik, gördük :) Ortasından nehir geçen, etrafı yemyeşil, muhtemelen bir dönem sayfiye yeri olarak kullanılmış, görkemli evlerle süslenmiş bir kasaba. Tam merkeze yerleştirilmiş kocaman kaplıca otelini saymazsak burada da kendinizi ortaçağ masallarında gibi hissediyorsunuz.


    [​IMG]


    Prag'da bir gece geçirdikten sonra yolumuzu Budapeşte'ye çevirdik ama yolumuz üzerinde önce Bratislava'ya uğradık ki benim en çok beğendiklerimden birisiydi bu kent(cik). O kadar küçük bir şehir ki Bratislava, ama o kadar da renkli. Mecazen değil üstelik gerçekten de renkli :) Bu arada eğer bir şekilde yolunuz düşerse Kaffe Mayer'de kestaneli pastayı mutlaka deneyin, muazzam bir lezzet.

    [​IMG]


    Bratislava, her köşesi hiciv dolu heykellerle süslenmiş minnacık bir başkent. Budapeşte ile aralarında değişik bir ilişki var, şöyle ki; dünyada birbirlerine en yakın iki baş kent. Birisi Slovakya'nın başkenti, diğeri ise Macaristan'ın. Estergom ve Bratislava birbirlerine bir köprüyle bağlılar, köprüden her geçişinizde başka bir ülkeye geçmiş oluyorsunuz.



    [​IMG]

    Çok hoşuma giden bir başka ayrıntı ise hemen aşağıda resmini görmüş olduğunuz Dünyanın Merkezi. Evet evet doğru, Dünyanın Merkesi işte tam olarak orada. Dönemin Slovak kralı o yeri dünyanın merkezi ilan etmiş ve bazı başkentlere olan uzaklığını ölçtürüp pirinçten yapılma bir çemberin üzerine işletmiş. Yapmış, olmuş yani...



    [​IMG]


    Gezimizin son durağı ise Budapeşte oldu. İstanbul'a her anlamda bu kadar benzediği için mi bilmem ama benim favori kentim olmuştu. Şehri tam ortadan Buda ve Peşte olarak ikiye bölen Tuna Nehri, nehir üzerindeki köprüler ve elbette karmaşık trafik :))) Al sana İstanbul...

    Osmanlı'ya ait çok sayıda eser var kentte, benim en çok beğendiğim yer ise istilalara karşı ilk korumayı sağlaması için inşa edilmiş olan Balıkçılar Burç'u. Adından da anlayacağınız gibi o dönemde kentte balıkçılık yapan yerli halk çeşitli istilalara karşı aynı zamanda ilk koruyucular olarak da görev yapıyorlarmış. Hemen ardında da Kanuni Sultan Süleyman Han'ın şehri aldığında ilk Cuma namazını kıldığı, şimdi kilise olarak kullanılan büyük katedral.


    [​IMG]

    Son olarak kentin fethinde Kanuni ve ordusuyla gelen ve burada kalan, mezarı da orada bulunan ordu şeyhi Gülbaba tekkesini gördükten sonra evimize döndük. Bizden önce Budapeşte'yi görmüş olan bir arkadaşımız Gülbaba'da mutlaka türk kahvesi için demişti ama bize nasip olmadı. Bilmiyorum belki sizler gittiğinizde içebilirsiniz :)))))



     
    uzmancan ve Gamze bu yazıya teşekkür etti.
  2. aytekin turgutlu

    aytekin turgutlu TÜİSAG Üyesi



    kaldırım ve bisiklet yolu harika. ağaçların eşlik ettiği huzur veren bir alan.
    orada pek araç gürültüsü de yoktur sanırım.
    bir süre almanyada yaşamış biri olarak o günleri ve oraları yad ettim.



     
    Ayşe Bekoğlu bu yazıya teşekkür etti.
  3. Uzman Özlem

    Uzman Özlem TÜİSAG Üyesi

    Aynı maceraları 2009 yılında bende yaşamıştım, üstelik aynı coğrafyalarda. Ben birde üstüne Polonyayı da eklemiştim. Çok keyifli ve eğlenceliydi. Benim de ilk yurtdışı deneyimimdi, ama biz bir grup halinde ve hepimiz tecrübesizken yaptık bunu. Müthiş bir deneyimdi. Ondan sonra defalarca çıktım yurtdışına ve aylarca kaldım, yaşadım oraları. Ama hiçbiri o ilk deneyimimin tadını yaşatamadı bir daha. Viyana da en büyük luna parkın (adını hatırlamıyorum şu an :( ) coşkusuna kapılıp, çocukluğumuzla bütünleşmemiz, Bratislavaya gitmeye çalışırken Bruno ormanlarında kaybolmamız ve ucu bucağı görünmeyen uzun ve sık ağaçların arasında kayboluşumuz, Prag'a her uğradığımızda ki 2 kere döndük uçağımız ordan kalkacağı için, başımıza gelen sebepsiz ve anlamsız olumsuzluklardan dolayı yaşadığımız endişelerimiz, Polonyada gezerken görmeye alışkın olmadığımız kadar sarışın ve uzun boylu ve tabiiki güzel kızların arasında kıskançlık krizlerimiz :) Kemikli kilise, Krakow,Varşova,Prag,Vien, Bruno, Bratislava her biri ama her biri çok özeldir bende. Ayrıca minik heykelcikler hoşunuza gittiyse şahsen size Polonyayı kesinlikle öneririm, çünkü her köşe başında neredeyse küçücük heykelciklerden var. Hatta cüce adam heykelcikleri çok fazlaydı sebebini sorduğumuzda da Polonyayı o cücelerin kurtardığına inandıklarını söylemişlerdi. Çok tatlı değiller mi ama . :) :) Bana bu anılarımı tekrar yaşattığınız için de ayrıca teşekkür ederim.

     
    uzmancan ve Ayşe Bekoğlu bu yazıya teşekkür etti.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica