DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI Nedir ?

Konu, 'İş Kazası oldu, Ya sonrası ???' kısmında Kaan SAKA tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Kaan SAKA

    Kaan SAKA TÜİSAG Yönetici Admin



    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI

    Prof. Dr. Kemal Tabir GÜRSOY
    I — GENEL OLARAK :
    1) Tazminatın Niteliği: Bir insanın ölümü hukukî anlamda
    bir zarar olmamakla beraber, bu yüzden yine de bazı zararlar meydana
    gelmiş olabilir. İşte BK. 45/11'nin öngörmüş olduğu hal,
    ölüm sonucu vukua gelen bir kısım zararların tazminini hükme
    bağlamaktadır. Bu hükme göre, ölenin yardımından faydalananlar,
    bu yüzden yoksun kaldıkları faydayı, tazminat olarak, sorumludan
    isteyebilirler. Buna «destekten yoksun (muinden mahrum) kalma
    tazminatı» denir. Yargıtayımızın ifadesiyle, destekten yoksun kalma
    davası ile, davacı miras bırakanların (ölenin) doğmuş bir
    dava hakkını değil, kendilerine yardım eden kimsenin gelirinden
    ve yardımından yoksun kalmaları sebebiyle muhakkak olan, fakat
    halele uğratılan menfaatleri oranında uğradıkları zararın giderilmesi
    istenir (4.HD. 14.10.1963, K. 9019, Çenberci, s. 807). Haksız bir
    eylemden yalnız ondan doğrudan doğruya zarar görenler tazminat
    isteyebilecekleri halde, kanun iki halde bu kuralın istisnasını hükme
    bağlamıştır: Bunlardan birincisi, yakınların ölümü halinde duyulan
    üzüntü-acı için manevî tazminat isteme (BK. 47), diğeri de bu
    incelemenin konusunu teşkil eden ve yardımcıdan yoksun kalanların
    isteyebilecekleri maddî tazminat (BK. 45/11) halidir. Bu nedenle,
    maddî tazminata ilişkin kurallar, bu tür tazminat hakkında da uygulanır.
    Şu kadar ki, BK 45/II hükmü, maddî tazminata ilişkin
    kurallara nazaran özel nitelikte olduğundan diğerlerine nazaran
    tercihen uygulanacaktır (von Tuhr, § 48 I. s. 383). Özellikle zamanaşımı,
    normal halden farklı olarak, destekten yoksun kalanın, desteğin
    ölümünü öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlıyacaktır.
    Binnetice, ölümün olay gününden daha sonra vukua gelmiş olması
    halinde BK. 60'm öngördüğü süreler, olay tarihinden itibaren değil,
    ölüm tarihinden itibaren işlemeğe başlayacaktır. Ölümün daha
    sonra vukua gelmiş olması halinde nedensellik bağının mevcudiyeti
    kaydiyle, bu dava on sene içerisinde açılabilir (Oftinger, §.
    IV s. 202; von Tuhr/Siegwart, §. 48, I. s. 372; Tekinay, Ölümün değil
    zararın öğrenildiği tarihi esas almaktadır, s. 120). Trafik kazala144
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    larından doğan tazminat dâvalarında ise, dâva zamanaşımı iki
    yıldır (6085 sayılı Kanun m. 50/VI).
    Kanun, adam ölmesi halinde cismanî zararlarda olduğu gibi
    (BK. 46/11) hâkime kararını bir süre sonra yeniden gözden geçirme
    hakkını mahfuz tutma imkânını vermemiştir. Halbuki burada
    da hâkime bu imkân verilmeli idi. Zira özellikle gelir şeklindeki
    tazminatlarda ilerdeki gelişmeler bunu ekseriya gerekli kılmaktadır.
    Bu nedenle açık bir hüküm bulunmamasına rağmen, gelir şeklindeki
    tazminatlarda, özellikle kadın lehine hükmedilen bu tür
    tazminatlarda, hâkime iki sene sonra tekrar kararını tadil etmek
    imkânı tanınmalıdır (Oftinger, §. 6 IV s. 220; aksi görüş : Tekinay,
    s. 217).
    2) Kaynaklar ve müessesenin uygulama alanı: Evvelâ BK.
    45/II ancak bazı kimselere tazminat hakkı tanımaktadır. O halde
    BK'nun uygulama alanına giren her olay hakkında bu hüküm tatbik
    edilir. Sorumluluğun sebep veya kusur sorumluluğu olmasının
    önemi yoktur. Bununla birlikte herhangi bir sebeple sorumluluk
    kısmen veya tamamen söz konusu değilse, destekten yoksun kalma
    tazminatı da istenilemez; örneğin-hukuka aykırılığın mevcut
    olmadığı hallerde (BK. 52) durum böyledir. Özel kanunların (örneğin
    Trafik Kanunun) öngördüğü sorumluluk hallerinde de bu
    hüküm uygulanır. Bunun dışında destekten yoksun kalma tazminatını
    öngören diğer özel hükümler de vardır : 6763 sayılı Kanunla
    değiştirilen BK. 332'ye eklenen ikinci fıkra, Ticaret Kanununun taşıma
    akdine ilişkin 806. maddesi, deniz yolcusu taşımaya ilişkin
    TK. 1130 hükümlerini burada saymak mümkündür. Bununla beraber,
    iş kazasında vukua gelen ölüm dolayısiyle, ölenin eş ve çocuklarına
    verilecek tazminat hakkında özel bir hüküm, 506 sayılı Kanunun
    23. maddesi hükümleri uygulanır. Bu tür zararlarda BK.
    45/II'nir> uygulanması ancak Kurumca karşılanmayan zararlar
    hakkında ve sorumluya karşı uygulanır.
    Halli gerekli olan diğer bir sorun, akitten doğan sorumluluk
    hallerinde de destekten yoksun kalma tazminatının istenip istenemeyeceğidir.
    Tereddüdü gerektiren husus, destekten yoksun kalan
    kimsenin akdî ilişkiye tamamiyle yabancı olmasıdır. Bununla birlikte,
    ölümü sonuçlandıran olayın haksız bir fiil olması kaydiyle,
    akden sorumlu olandan da destekten yoksun kalma tazminatı istenebilir.
    Ölen ile sorumlu arasında akdî bir ilişki mevcut ise BK.
    98/111 gereğince, 45/11 hükmü bu akdî ilişkiye uygulanacaktır
    (Oftinger, § 6 IV s. 201; vdn Tuhr/Siegwart, §. 68 not 101; T eDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 145
    kinay, s. 86). Esasen kanun hizmet ve taşıma akitlerinde (TK.
    806, 1130; BK. 332/11) bu hususu açıkça öngörmektedir. Kaza sırasında
    ölen dalgıç ile aşçının yardımından yoksun kalanlar hakkında
    Yargıtay BK. 98'e dayanmak suretiyle BK. 45/II'yi uygulamıştır
    (HGK. 7.12.1966, 818/311, Karahasan, s. 483).
    Vekâletsiz iş görme de BK. 45/II'nin uygulanmasına imkân verebilir
    (Tekinay, s. 91). Şuuruna sahip olamayacak kadar sarhoş
    olan bir kimsenin yapılan ameliyat sırasında ölmesi halinde, ameliyatı
    yapan operatörü Federal Mahkeme BK. 45/11 gereğince destekten
    yoksun kalma tazminatına mahkûm eylemiştir (BGE 64 II
    200). Ancak bu takdirde BK. 411'in şartları mevcut olmalıdır (Tekinay,
    s. 92).
    3) Tazminatın niteliği: Evvelemirde bu, maddî bir tazminattır.
    Bununla, dolayısıyla de olsa bir üçüncü kişinin ölüm yüzünden
    uğradığı maddî bir zararın giderilmesi söz konusudur. Bu nedenle
    talep hakkı, hak sahibi için malî bir değer arzeder ve başkasına
    kabili temliktir. Hükme bağlanmış olup, tahsilden önce yoksun
    kalanın ölmesi halinde, ölümün erkenliği nispetinde, borçluya ödemeden
    kaçınma imkânı verilmesi yolundaki Tekinay'm (s. 79) görüşüne
    katılırız. Sorumlunun dâva esnasında ölmesi halinde, dâva,
    ölenin mirasçıları aleyhine takip olunur. Bununla beraber, zarar,
    yine de yoksun kalanın şahsında hesaplanır. BK. 45/II'nin aksini
    öngörmemiş olduğu hallerde, zararın hesaplanmasına ve hâkimin
    takdir hakkına ilişkin genel prensipler burada da uygulanır.
    Yoksun kalma tazminatını isteme hakkı, miras yoluyla ölenin
    mirasçılarına intikal edebilen bir hak değildir. Yani bu tür bir tazminatı
    isteme hakkının ölenle veya onun terekesiyle hiç ilgisi yoktur
    (4 HD. 14.10.1963, 15237/9018, Karahasan, s. 414, 4 HD. 27.6.1968,
    5516, Karahasan, s. 481, 4. HD. 12.12.1957, 7163/7371, Karahasan,
    s. 490). Bunun neticesi olarak ölen, daha sağ iken veya ölüme bağlı
    tasarruf yoluyla mirasçılarını bu tür bir haktan mahrum edemez.
    Keza bu tür bir tazminattan mirasçıların daha önceden feragat etmeleri
    de mümkün değildir. Bununla birlikte, ölenin sağ iken sorumludan
    yüksek bir tazminat almış ve ölümün tahminden çok evvel
    vuku bulmuş olması halinde, bazı ciddi sorunlar söz konusu
    olabilir. Bu gibi durumlara, ölenin mirasçıları aleyhine ve sorumlu
    lehine, bir sebepsiz zenginleşme dâvası açma hakkının tanınması,
    hakkaniyete uygun düşer (Tekinay, s. 67-72).
    Kanun yoksun kalma tazminatını istemeyi sadece fiilî bir vakıaya,
    ölenin yoksun kalana fiilen bakması veya ona ileride bak146
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    ması ihtimaline dayandırmaktadır. Tazminat alacaklısının ölenin
    mirsçısı olup olmamasının önemi yoktur. Bu nedenle ölenin mirasçısı
    olmayan veya mirası reddetmiş olan bir kimse de bu tür bir
    tazminatı isteyebilir. Ancak şahsında bir mirastan mahrumiyet sebebi
    bulunan kimsenin bu tür bir tazminat isteyememesi ve MK.
    520'nin burada kıyas yoluyla uygulanması hakkaniyete uygun olur
    (Tekinay, s. 67). Bununla birlikte iskatı gerektiren hallerde de bu
    çözüm tarzını kabul biraz aşırı gitmek olur (aksi görüş : Tekinay,
    s. 67).
    Yoksun kalma tazminatı, hükme bağlanmış olsun veya olmasın,
    kabili haciz değildir. İflâs halinde müflisin masasına dahil olmaz
    (ÎÎK. 82, 211). Bununla birlikte, Federal Mahkeme yoksun kalma
    tazminatı ile sigorta şirketinin ödeyeceği tazminatı yeniden tetkik
    ederek yoksun kalanın muhtaç olduğu miktardan fazla kalanının
    kabili haciz olmasına karar vermiştir (JdT. 1962 II 89). Cenaze
    masraflarıyla, ölümden evvel çalışamamadan doğan zararlar karşılığı
    olan tazminat kabili hacizdir (Oftinger, §. 6 IV s. 223; Kuru,
    Haczi Caiz Olmayan Şeyler, AHFD. 1962, XIX s. 303, BGE 37 I 351,
    50 I 99). Yoksun kalanın muhtaç olduğu ve bu nedenle kabili haciz
    olmayan kısım icra memuru tarafından takdir olunur (tlK. 89).
    II — DESTEK (BAKAN) :
    1) Kavram: Desteklenen (yardım gören) kimsenin BK. 45
    gereğince tazminat isteme hakkının doğabilmesi için, destek sayılan
    kimsenin ya fiilen ilgiliye bir yardımda bulunması, bakması veya
    ileride böyle bir yardım veya bakma ihtimalinin ciddi olarak
    muhtemel olması lâzım ve yeterlidir. Fiilen yapılan yardım ve bakımlarda
    bunun destek sayılan kimsenin kanunî veya akdî bir mükellefiyet
    icabı yapmış olmasının veya böyle bir mükellefiyet olmadan
    yapılmış bulunmasının önemi yoktur. Ayrıca bakılan kimsenin,
    bakanın hısım veya akrabası olması da şart değildir (HGK.
    27.9.1967, 1262/410, Olgaç, s. 332 N. 22). Ortada hiçbir yükümlülük
    olmadan herhangi bir düşünceyle yapılan bir yardım veya bakım
    yeterlidir. Fiilen bakma şartının mevcut olması kaydiyle uzak bir
    akraba veya bir dost hatta bir hizmetçi bakılan kimse vasfında olabilir.
    Nitekim Yargıtay, öleni 3 yaşından beri büyüten ve onun yardımından
    fiilen yararlanan üvey anneye yoksun kalma" tazminatını
    isteme hakkı tanımıştır (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, Çenberci, s. 811
    dn. 178). Ayrıca, bakılanın kanun veya ölüme bağlı bir tasarruf
    icabı ölenin muhtemel mirasçısı olması da şart değildir. Mühim
    olan desteğin bakılan kimsenin yaşama şartlarım devamlı ve az
    ...mil-«I». [< I i • l-M 1--I* Iİ4MMİM--*» tHJHsÜİ. - >'i|... I ».^HM I I I-İ-MMUM-:' 1.'HHIBI.;I i
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 147
    çok düzenli bir surette karşılanmasıdır. BK. 45/II'de kullanılan
    «yardım» deyiminin bu suretle anlaşılması gereklidir.
    Bir kimseye kanun hükmü veya akdî bir mükellefiyet icabı ileride
    bakması çok muhtemel olanlar da destek sayılırlar (4. HD.
    20.6.1967, 53335/3746, Karahasan, s. 486, 4. HD. 10.2.1966 2570/1593,
    Olgaç, (1969), s. 323 N. 6, 4 HD. 18.2.1967, 11870/1389, Karahasan,
    s. 488). Doktrin bu tür desteklere «farazi destek» adım vermektedir.
    Bundan maksat, ölenin ölmemiş olması halinde davacıya bakma
    hususunda kanunî bir yükümlülük altında bulunmasıdır. Ölüm
    zamanında ölenin fiilen bakmakta olduğu kimselerin tazminat isteme
    hakları her halde mevcut iken, ileride onun tarafından bakılması
    çok muhtemel olan kimselerin bu tür bir tazminat istiyebilmeleri
    için, ölenin kanun veya akit gereğince buna mecbur olması
    ve bunun ispatlanması gereklidir. (4. HD. 10.7.1957, 4173/5580,
    K. Reisoğlu, s. 171; 4. HD. 11.12.1967, 1961, Karahasan, s. 498; 4 HD.
    20.6.1967, 5335/3746, Karahasan, s. 486,9 HD. 30.12.1968, 11176/
    11984, Karahasan, s. 486). Farazi desteğin (ölenin) bu tür bir borcu
    mevcut değilse, davacının yoksun kalma tazminatı isteme hakkı
    yoktur.
    2) Yardım veya bakımın özelliği: Yardımın düzenli olması
    ve bunun da bakılan kimsenin normal yaşama imkânlarım sağlama
    maksadıyla yapılmakta bulunması gereklidir. Eğer, yardım,
    bakılanın hayatını idame ettirmesi, geçimi maksadıyla değil
    de bir başka maksatla, meselâ ona borçlarını ödeme veya meslekî
    veya ilmî araştırma maksadıyla yapılmışsa, devamlı da olsalar bu
    anlamda bir yardım sayılmazlar (Tekinay, s. 19). Yapılmış olan yardımın
    nedeni (saiki) önemli değildir. Bu, merhamet veya dinî nedenlerle
    olabileceği gibi, sosyal bir itibar kazanmak amacıyla da yapılmış
    olabilir. Saik sadece yardımın devamlılığını tayin bakımından
    önemlidir. Bununla birlikte saikin ahlâka aykırı (BK. 19, 20)
    olmaması lâzımdır.
    Bakım veya yardımın devamlı veya düzenli olması gereklidir.
    Düğün, doğum hediyeleri gibi gelişigüzel ve teamül icabı yapılan
    hediyeler bu nitelikte değildirler. Zira bunlarda devamlılık unsuru
    yoktur. BK. 45/II'nin tazminini arzu ettiği husus, davacının muhtaç
    olduğu bir dayanağı kaybetmiş olmadan doğan zararın telâ-
    Ksidir; keyfî ve ne zaman vukubulacağı belli olmayan bir yardımda
    dayanak olma unsuru yoktur. Bununla beraber, yardımın her
    gün ve her ay yapılması şart değildir. Ölen kimsenin her yıl bir
    defada da olsa, tahsil, pansiyon masraflarını ödemesi yeterlidir.
    148 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    Önemli olan diğer bir unsur da ölümün vuku bulmamış olması
    halinde yapılmakta olan yardımın ilerde de bu surette devam edeceğinin
    çok muhtemel gözükmesidir. Nihayet yapılan yardımın,
    yardım gören için zorunlu olması onun hayatının idamesi için
    gerekli bulunmasıdır. Ölenin yegâne bakıcı olması da şart değildir.
    Aynı şahsa bakan başka kimseler de mevcut olabilir (BGE 53 II 52,
    II 57). Bakım toptan veya fasılalarla para verme, kendi evinde
    barındırma, devamlı olarak elbise veya tedavi masrafları verme,
    ona bir hizmet edasında bulunma şeklinde de olabilir. Babasının
    veya kardeşinin işinde çalışan çocuğun ölümü halinde, baba veya
    kardeş, bu tür bir yardımdan yoksun kalmış olur. Evli kadın ev
    Hizmetlerinden veya kocasının atölyesinde gördüğü işlerden dolayı
    koca için bir destek sayılabilir..
    Farazi destek halinde durum fiilî destek halindekinden farklı
    faktörlere tabidir. Farazî destek ölmemiş olsaydı, hayatın normal
    seyrine ve tecrübelere göre davacıya bakması, yardım etmesi ihtimali
    olan kimsedir (BGE 58 II 37, 217).
    Bittabi burada yüzde yüz bir destek olma söz konusu olamaz.
    Bu nedenle farazî destek sıfatının kabulünde, fiilî destek olmaya
    nazaran daha titiz davranmak ve bu tür desteğin çevresini daha
    dar tutmak gereklidir; zira, bu tahminlerin ileride gerçekleşmemesi
    ihtimalini de gözönünde tutmak lâzımdır; örneğin bir kazada
    ölen beş yaşındaki bir çocuk anne ve babası için farazi bir destekdir
    (BGE 54 II 17, 58 II 38, 62 II 59, 79 II 355; TD, 13.10.1965,
    1792/2927, Karahaasn, s. 488; 4 HD. 9.3.1967, 1147/2171, Olgaç
    (1969), s. 324, N. 9).
    Bir çocuğun yaşaması, birgün ana ve babasına yardım edecek
    malî güce sahip olması ve nihayet fiilen bu işi yapıp yapmaması
    sayısız faktörlere bağlıdır. Bu nedenle farazi bir destek halinin
    kabulü için, yardım edecek olan çocuğun olduğu kadar ondan yardım
    görecek olan ana ve babanın da ilerdeki malî durumlarının ne
    olacağını gözönünde tutmak gereklidir (BGE 58 II 37, 217, 72 II
    197, 4. HD. 13.3.1967, 15522/2244, Olgaç, (1969), s. 322 N. 4) Ana
    veya babanın ileride muhtaç duruma düşecekleri umulmuyorsa
    veya sadece kısmî bir muhtaç olma durumu söz konusu ise veya
    ölen çocuğun şu veya bu sebeple, örneğin malûl olması nedeniyle
    bir kazanç sağlaması muhtemel değilse (4. HD. 20.6.1967
    5335/5746, Karahasan, s. 486) talep hale göre kısmen kabul veya
    reddolunmalıdır. Muhtemel (farazi) destek sıfatının kabulü hususunda
    içtihatlar hayli çekingen gözükmektedirler (BGE 58 II 217,
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 149
    62 II 58, HGK 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 497, 4, HD.
    10.2.1966 3570/1593, Olgaç, (1969), s. 323 N. 6).
    III — MÜŞAHHAS DESTEK HALLERÎ:
    1) Anne ve Baba : MK. 152 gereğince baba evlilik birliğinin
    reisi sıfatiyle çocuklarına bakmakla yükümlüdür; ayrıca MK. 315
    gereğince de muhtaç füruuna karşı nafaka yükümlülüğü altındadır.
    O halde, henüz reşit olmayan veya muhtaç çocuklan için ana ve
    baba zorunlu bir destektirler (4. HD. 23.2.1967 5799/13, Olgaç,
    (1969) s. 326 N. 13, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171, Olgaç, (1969), s. 324,
    N. 9, 4 HD. 7.10.1957 4173/5880, Olgaç, N. 683). Edinilmiş evlât (evlâtlık)
    hakkında da durum aynıdır. Çocuğun sahih veya gayrisahih
    nesepli olmasının veya evlilik dışı doğmuş çocuk lehine babanın
    sadece maddî yardımda bulunmağa mahkûm edilmesinin önemi
    yoktur (4. HD. 17.10.1957 4173/5580, Olgaç, N. 683). Nesebin özel
    kanunlarla ve idarî yoldan düzeltilmiş olmasının da önemi yoktur
    Baba ile hiç bir hukukî ilişkisi olmayan çocuğun —tabii çocuğun—
    babadan nafaka isteyebilmesi, ölüm anında babanın ona fiilen bakmakta
    olması şartına bağlıdır (4. HD. 7.10.1957, 4173/5580, Olgaç,
    N. 683).
    2) Çocuklar: Çocukların ana ve babalarına karşı bir nafaka
    yükümlülükleri vardır (MK. 315). O halde çocukların ölümü ile ana
    ve babanın bir desteği kaybettiği kolayca kabul olunabilir. Nesep
    işinin gayri sahih veya sadece tabiî bir bağdan ibaret olmasının
    önemi yoktur; ölüm anında fiilî bakma şartı da gerekli değildir;
    ileride bu ihtimalin mevcudiyeti yeterlidir. Ayrıca çocuğun küçük
    olması veya onun şimdilik herhangi bir kazanç veya mesleğinin
    olmaması dâvanın kabulüne engel olmaz (TD. 13.10.1965, 1792/2927,
    Karahasan, s. 488, 9 HD. 30.12.1968, 11176/11984, Karahasan, s.
    486, 9 HD. 16.10.1968, 1143/692, Karahasan s. 496). Çocukların işlerin
    normal seyrine göre ileride bir kazanç sağlamalarının ve ana
    babasına bakmasının beklenilebilir olması kâfidir. Gerek Federal
    Mahkeme gerekse Yargıtay henüz 4-5 yaşındaki bir çocuğun destek
    olabileceğini kabul etmektedir (BGE 31II 88, 35 II 285 427, 54 II
    17, 58 II 38, 62 II 355, 4 HD .10.2.1966, 3570/1593, Olgaç, (1969), s.
    323, N. 6; 4. HD. 11.12.1967, 9961, Karahasan, s. 498; TD. 21.11.1965,
    3002/1914, Karahasan, s. 489). Buna karşılık Yargıtay iki yaşındaki
    bir çocuğun destek olarak kabulü için hâkimin titiz olması gerektiğine
    işaret etmiştir (HGK 16.10.1968, 1143/692, KarahasOn, s. 497).
    Ölen evlâdın ana-baba için destek olacağı kabul olunur. Bununla
    150 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    beraber, bu, tek başına yeterli değildir. Ayrıca ana-babanın ileride
    desteğe muhtaç oldukları veya olacaklarının ispatı gerekir (9. HD.
    30.12.1968, K. 11984, Çenberci, s. 815, dn.-186). Örneğin işine devam
    eden ve kazancıyla evini geçindiren babanın, yetişmiş kızının ölümü
    sebebiyle, yoksun kalma tazminatı isteyebilmesi için, ileride bakıma
    muhtaç, ölenin de bakım gücüne sahip olacaklarının ispatı gerekir
    (4. HD. 20.6.1967, K. 5335, ABD. (1967). s. 834).
    3) Karı-Koca : Evliliğin devamı sırasında karı kocanın birbirlerine
    bakma yükümlülükleri vardır (MK. 152, 192). Özellikle
    koca karısının desteğidir; boşanma halinde de bu mümkündür
    (MK. 144, 150/5). Ancak bunlar arasında resmî evliliğin mevcut
    olması şarttır (4 HD. 26.3.1942, 1362/907, Olgaç (1969), s. 331 N.
    18, 4. HD. 2.11.1957 5819/6595, Olgaç, (1969), s. 325. N. 11, 4, HD.
    31.1.1951, 99/775 Emsal K. s. 34, 4. HD. 2.7.1962, 4762/7161,
    Karahasan, s. 495, 4. HD. 20.6.1966, 10049/6963, Karahasan, s. 494;
    4. HD. 3.10.1966, 8581/4939, Karahasan, s. 493).
    Karı da kocası için destek sayılabilir; zira o da münasip şekilde
    evin masraflarına katılmak zorundadır (MK. 190). Ayrıca ev
    hizmetleri gören veya kocasının iş yerinde çalışan bir kadın, onu
    kaybeden koca için bir destektir (BGE 53 II 125, 4. HD. 9.11.1957,
    6706/6709, Olgaç (1969) s. 332 N. 21, 4 HD. 3.11.1966, 8581/4939,
    Karahasan, s. 493). Hatta kadın ilerisi için de farazî bir destektir.
    O halde şimdi değilse bile ileride koca, karısının yardımına muhtaç
    olabilir (BGE 53 II 124). Özellikle kadının erkeğe nazaran daha
    genç olması halinde bu ihtimal daha da fazladır. Hastalık veya
    yaşlılık nedeniyle kazanma imkânını kısmen veya tamamen kaybetmiş
    olan kocanın yerini ileride kadının doldurması mümkündür
    (BGE 57 II 183). Özellikle çalışan, kazanç sağlıyan bir kadının
    koca için bir destek olduğu kolayca kabul edilir (BGE 35 II 346).
    Aralarında evlilik münasebiti mevcut olmayan fakat karı koca gibi
    yaşayan ve bu fırsatla erkeğe fiilen hizmet eden kadının da nikâhsız
    yaşadığı koca için destek olduğu kanunun takip ettiği gayeye
    aykırı olmasa gerektir (4 HD. 5.1.1967, 1032/128, Karahasan, s. 127,
    4, HD. 5.1.1966, 10932/55, Dördüncü Hukuk Dairesi Kararları,
    1966-1968, s. 127).
    4) Kardeşler: Kardeşler de birbirlerine karşı nafaka yükümlülüğü
    altındadırlar (MK. 315). Bazan fiilen böyle bir yardım hali
    mevcut olur. Fiilî yardım birlikte yaşama veya belli bir fayda
    sağlama şeklinde olabilir. Bununla beraber ölen bir kardeşin farazi
    destek sayılabilmesi için, yoksun kalacak kardeşin, onun ölümünde
    doğmuş veya hiç değilse cenin halinde olması gereklidir.
    <». ı ı .i#t*w*t:.ı;titildi •• 't i' ı »• -ı ı ı • t. ifWmm*-->-«fmt
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 151
    Bu nedenle Yargıtay haklı olarak, desteğin ölümünden iki sene
    sonra doğmuş bulunan bir kardeş için yoksun kalma tazminatı
    talebini reddetmiştir (9. HD. 18.11.1965, K. 9329, Çenberci, s. 811,
    dn. 177). Yardım gören yardım edenin ölümü halinde BK. 315
    gereğince (4. HD. 9.1.1957 4590/112 Emsal K. s. 34) ölen kimsenin
    farazi bir destek olması şartiyle bu mümkündür (HGK. 26.10.1960,
    256/257, Karahasan, s. 503). Ölenin küçük veya henüz bir kazanca
    sahip olmaması kural olarak talebin reddi için yeterli değildir.
    İleride kazanma ihtimalinin varlığı yeterlidir. Bununla birlikte
    küçük yaştaki bir çocuğun bir kardeş için destek olma vasfı kolayca
    kabul olunmamahdır (4. HD. 9.1.1957, 4590/112 Emsal K.
    s. 50)
    5) Nişanlılar: BK. 45 hükmü nişanlılar lehine de destekten
    yoksun kalma tazminatının kabulüne müsaittir; zira birbirleriyle
    evlenmeye kararlı olan kimselerden birisinin ölümü, müstakbel karı
    veya kocanın kaybedilmesi demektir (TD. 21.11.1965, 1914/3002,
    Karahasan, s. 489). Ancak, bunun için diğer şartların da varlığı
    gereklidir : Ortada teamüle uygun bir nişanlanmanın mevcudiyeti
    şart değildir. İlgililerin samimi olarak birbirleriyle evlenme kararında
    bulunmaları lâzım ve kâfidir, bittabi bu durumun ayrıca ispat
    olunması gerekir. Genç ve ciddi kimselerin uzun süren arkadaşlıkları
    aralarında bir evlenme vaadinin varlığını kabul için karine
    teşkil edebilir (BGE 57 II 56). Bittabi dâvâlının mevcut ve
    mefruz nişanlılığının evlenme ile sonuçlanamayacağmı ispata hak
    ki vardır. Federal Mahkeme ilk evlilikten doğan çocukların ikinci
    evlenmeye muvafakat etmemelerini ciddi bir engel saymakla beraber,
    kadın lehine tazminat talebini kabul etmiştir (BGE 44 II 68).
    Ölen nişanlının nişanı bozmasını gerektiren bir durumun (örneğin,
    başkasıyla münasebet) ispatı talebin reddi için yeterlidir (Tekinay,
    s. 37). Ölen nişanlı kadın ise, kural olarak erkek nişanlı da tazminat
    isteyebilir. Ancak kadının evlilik birliğine yardımının tali oluşunu
    ve mahalli icapları göz önünde tutmak suretiyle hâkim daha
    müşkülpesent davranmalıdır.
    6) Nikâhsız birlikte yaşama halleri: Resmî bir evlilik münasebeti
    mevcut olmadığı halde ölen erkekle yaşayan kadının yoksun
    kalma tazminatı isteyebilmesi her zaman kabul edilemez. Bunun
    için ilk şart ölen erkekle tazminat isteyen kadın arasında devamlı
    —karı koca gibi— bir hayat birliğinin mevcut ve bu düzenin ileride
    de devam edeceğinin duruma göre beklenebilir olması gereklidir
    (4. HD. 5.1.1967, 10932/128, Karahasan, s. 489), geçici olarak
    birlikte yaşama yeterli değildir. Bundan başka bu birlikte yaşama152
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    da o müşahhas olayda muhite göre ahlâka aykırı bir nitelik görülmemelidir.
    Resmî bir nikâh olmadan karı koca gibi yaşayanların
    bu hayat tarzlarının her zaman ahlâka aykırı düşeceği söylenemez.
    Cinsi yakınlığın bir ücret karşılığı olduğu hallerde durumun ahlâka
    aykırı olduğu kabul olunmalıdır (Tekinay, s. 42). Bu tür birleşmelerin
    bizim için büyük önemi vardır. Memleketimizde özellikle
    köylerde «imam nikâhı» adı altında görülen fiilî birleşmelerin miktarı
    hayli yüksek olduğu gibi, çevrenin bu tür birleşmelere gayrı
    ahlâkî nazarla baktığı da her zaman söylenemez; üstelik bu tür
    birleşmelerin sık sık kanun yoluyla meşrulaştırıldığı ve doğan çocukların
    neseplerinin düzeltilmesi cihetine gidildiği bir gerçektir.
    Bu nedenle özellikle köylerde kan koca gibi yaşama hallerinde kadın
    lehine BK. 45 gereğince yoksun kalma tazminatı tanımak uygun
    olur (N. Bilge, Ad. Der. 1944, s. 691, Tekinay, s. 42, Saymen-Elbir,
    s. 473, Tandoğan, § 18 V s. 303). Yargıtay müteaddit kararlarında,
    ölenin sağlığında, yardımda bulunması ve birlikte yaşamaları
    kaydiyle eşe (kadına) yoksun kalma tazminatı talep etme hakkını
    tanımıştır (9. HD. 14.10.1969, K. 9850, 9. HD. 3.3.1970, K. 1911,
    Çenberci, s. 811; TD. 21.10.1965, K. 3002, ABD, 1966, s. 119; 4. HD.
    5. 1.1967, K. 10932/55, Karabasan, s. 489).
    7) Ölünceye kadar bakma borçlusu: Bir akit gereğince ölünceye
    kadar bakma borcu altında olanın ölümü bakılana yoksun
    kalma tazminatının verilmesini gerektirmez. Zira BK. 45/II'nin
    gayesi ailevi münasebetlerin icabı olan bir durumu hükme bağlamaktadır.
    Diğer taraftan bir akit gereğince bakım alacaklısı olan,
    bakım borçlusuna mukabil bir edada bulunmaktadır. Bakım borçlusunun
    ölümü hali için —buna bir üçüncü şahıs da sebep olmuş
    bulunsa— kanun özel hüküm ihtiva eder ve bundan bakım borçlusunun
    mirasçıları sorumlu olurlar (BK. 518) (BK. 518) (Kenan
    Tunçomağ, Ölünceye Kadar Bakma Akdi, İstanbul 1959, s. 171).
    IV — DÂVADA TARAFLAR :
    1) Davacı: Önceki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi bir
    kimsenin ölümü sonucu yaşama düzeni bozulan, bu suretle ölenin
    yardımından fiilen yoksun kalan kimse ile ölüm olayı meydana
    gelmemiş olsaydı, hayat tecrübelerine ve işlerin normal gidişine
    göre ölenin kendisine yardım edeceği muhtemel gözüken kimseler
    davacı olabilirler. Yoksun kalanın fiilî veya muhtemel desteğin mirasçısı
    veya onun kanunî hısım veya akrabası olması zorunlu değildir
    (4. HD. 12.2.1957, 7163/7371, Emsal K. s. 49. 4. HD. 27.6.1968,
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 153
    5516, Karahasan, s. 481; 4 HD. 14.10.1963, 15237/9018, Karahasan, s.
    484, 9. HD. 19.10.1970, K. 2678, Çenberci, s. 807). Nesebi sahih olmayan
    (BGE 62 II 149) veya nesepsiz (BGE 62 II 49, 72 II 168) bir çocuk
    da böyle bir talep hakkına sahiptir. Mirasçılar birliğinin böyle bir
    sıfatı yoktur (BGE 34 II 9). Ancak birden ziyade kimseler maruz
    kaldıkları zararı belli etmeden aynı sebepten dolayı dâva ettikleri
    takdirde, hâkim her birinin zararını ayrı ayrı tesbit ederek hükmeder
    (4. HD. 27.6.1968, 5516, Karahasan, s. 481; 4. HD. 20.6.1966,
    10049/6963, Karahasan, s. 484). Ölen kardeşi tarafından bakılmakta
    iken şimdi bakma yükü altına giren bir nafaka borçlusu kardeş,
    failden yoksun kalma tazminatı istiyemez; zira bu kimsenin zararı
    dolayısiyledir (Oftinger, § 6 IV s. 210). Bununla beraber, bu tür
    kimselere bir rücu hakkı tanımak yerinde olur (Tekinay, s. 94).
    Henüz doğmamış olan çocuk (cenin) için bu tür bir tazminatı tanımaya
    lüzum yoktur; zira doğumdan sonra da onun bu talepte
    bulunması mümkündür. Doğum herhalde zamanaşımı müddetinin
    dolmasından evvel vukua geleceğinden kazanın vukuu anı ile
    yoksun kalma tazminatının nihaî surette hükme başlanması anına
    kadar geçecek süre içerisinde yoksun kalana yardımda bulunmuş
    olanların sorumludan tazminat istemeğe hakları yoktur. Bununla
    beraber, bu tür kimselerin vekâletsiz iş görme hükümlerine dayanarak
    sorumludan bir talepte bulunmaları mümkündür (Tekinay,
    s. 94).
    Yoksun kalma tazminatı nitelik itibariyle maddî bir tazminattır.
    Bu nedenle zamanaşımı süresi içerisinde dâva haklısının ölümü
    halinde, onun mirasçıları tarafından da açılabilir. Ancak zarar,
    ölen dâva haklısının şahsında hesap olunur. Yoksun kalanın hayatta
    iken açmış olduğu dâvaya mirasçıları devam edebilir, hükmedilecek
    tazminat iki ölüm arasındaki süreye münhasır olup, zarar,
    ölen davacının muhtemel yaşama süresine göre hesap edilmez (9.
    HD. 28.4.1969, K. 4941, Çenberci, s. 812 dn. 181).
    Yoksun kalanı tatmin eden sigortacı BK. 45/II'ye müsteniden
    sorumludan bir talepte bulunabilir mi? Bu sorunun cevabı sigortacının
    sigortalının haklarına halef olup olmadığı sorusuna verilecek
    cevaba bağlıdır. TK. hükümlerine tabi can sigortalarında
    doktrin (Bozer, Sigorta, s. 313, Karayalçın, İşletme Kazaları, s. 47;
    Tandoğan, § 15 III, s. 270) ve mahkeme içtihatları (TD. 25.5.1970,
    K. 2208; Akyazan, s 884, 4. HD. 9.11.1957, K. 6709, Olgaç (1969), s.
    284), halefiyet prensibinin cari olmadığı ve zarar görenin, zararım
    hem sigortacıdan, hem de sorumludan isteyebileceği merkezindedir
    ve İsviçre doktrin ve uygulamasında da durum bu merkezde154
    Prof. Dr. Kemal Tahir GURSOY
    dir (Oftinger, § 6 I, s. 160, § II, s. 354, von Tuhr/Siegwart, § 13 I,
    s. 95, n. 77; BGE 53 II 499, 63 II 150, 65 II 261).
    İş Kazaları veya meslek hastalıkları sonucu ölüm dolayısiyle
    ölenin yakınlarına Sosyal Sigortalar Kurumunca ödenen yoksun
    kalma tazminatlarından ötürü Kurum 506 sayılı Kanunun 26 ncı
    maddesi gereğince, kusurlu iş verene karşı —4772 sayılı Kanunun
    zamanında olduğu gibi— bir rücu hakkına sahiptir. Yargıtay İçtihatlarına
    göre tazminatı ödeyen kurum sigortalının kanuni halefidir
    (İBK. 22.3.1944, 37/9, RG. 5746; İBK. 31.5.1954, 18/11, RG.
    5746, İBK. 29.6.1960, 13/15, RG. 10625, HGK, 6.1.1968, K. 7, Önol-
    Pusat-Acarbay, s. 144).
    5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129. maddesi, ölenin
    dul ve yetimlerine ödenen tazminat dolayısıyla sorumluya karşı
    dâva açmak üzere sandığa doğrudan doğruya bir dâva hakkı tanımaktadır.
    Bu nedenle Emekli Sandığından alman dul veya yetim
    maaşı, sorumlunun ödeyeceği maddi tazminat miktarından indirilir
    (HGK. 11.11.1967, K. 338, İlmi ve Kazaî İçtihatlar, C. VIII, s.
    5854). Halefiyet halinin mevcut bulunmadığı hallerde yoksun kalanı
    tatmin edenlerin BK. 45/II'ye dayanarak talepte bulunmaları
    mümkün olamaz. Ancak bu tür kimselerin BK. 51'e müsteniden birer
    rücu hakkı söz konusu olabilir.
    2) Dâvâlı: Ön plânda kusur veya sebep sorumluluğuna göre
    mesul olan kimsedir. Birden ziyade sorumlular hakkında BK. 50,
    51 hükümleri uygulanır. Sorumluluk akde müstenid de olabilir
    (TK. 308, BK. 332/11). Aynı zarardan birden ziyade kimselerin sorumlu
    olmaları halinde zarar gören, bunlardan dilediğini takip edebilir.
    İş kazalarında davalı kusurlu olan iş veren veya kişilerdir
    (506 sayılı Kanun m. 26). Sorumluluk sigortalarında, yoksun kalanın
    sigortacıya karşı doğrudan doğruya bir talep hakkı yoktur.
    Zira bu tür sigortalarda sigorta ettiren, kendi mamelekinde vukua
    gelecek muhtemel bir azalmayı teminat altına alır. Burada riziko,
    sigorta ettirenin mamelekinde vukua gelecek eksilme ihtimalidir.
    Zarar gören, lehine şart koşulan kimse (BK. 111) durumunda olmadığından
    üçüncü şahsın sigortacıya karşı bir talep hakkı yoktur
    (Bozer, Sigorta, s. 255, Tekinay, s. 106, Karayalçın, İşletme Kazaları,
    s. 65). Üçüncü şahıs ancak istisnaî ve kanunun açıkça öngördüğü
    hallerde doğrudan doğruya sigortacıya dâva edebilir. Meselâ
    6085 sayılı Trafik Kanunu (md. 55/11) mağdura bu tür bir hak tanımaktadır.
    BK. 112'de de böyle bir hüküm mevcuttur. Bu son hükme
    göre başkasını istihdam eden tarafından yapılan mesuliyet siDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 155
    gortasında sigorta ücretinin en az yansını ödeyen bir amelenin doğrudan
    doğruya sigortalıya müracaat hakkı vardır. Bununla beraber,
    bu hüküm ancak özel bir kanun olan 506 sayılı Kanunun uygulama
    alanı dışında kalan hallerde uygulanır.
    V — DÂVANIN DÎĞER ŞARTLARI :
    1) Yoksun kalma: Desteğin ölümü yüzünden kendisine bakılan
    kimsenin bu bakımdan kısmen veya tamamen yoksun kalması
    lâzımdır. Bu yoksun kalma maddî bir zararı ifade eder. Bu tür bir
    zararın manevî zarar olduğu yolundaki Federal Mahkeme kararında
    (BGE 58 II 41) isabet yoktur (Oftinger, § 6 IV s. 206 N. 195). Zararı
    ve miktannı ispat davacıya aittir (4. HD. 20.6.1967, 5335/3746,
    Karahasan, s. 486; 4. HD. 18.2.1967, 11870/1389, Karahasan, s. 488;
    9. HD. 3.3.1967, 103/1784, Karahasan, s. 487; 4. HD. 4.2.1967, 7035/
    896, Olgaç, (1969), s. 322, N. 5). Durum desteğin akdî veya kanunî
    bir bakma yükümlülüğünün varlığında da aynıdır. Bununla beraber
    böyle bir mecburiyetin varlığı, ispat yükünü büyük ölçüde hafifletecektir
    (HGK. 16.10.1968, K. 692, RKD, 1969, s. 32). Fiilî bakma halinde
    zarar, desteğin ölümü nedeniyle bakılanın mahrum kaldığı
    menfaatten, farazi destek halinde ise ilerideki iktisadî durumlarına
    göre, destek tarafından muhtaç olana yapılması kuvvetle muhtemel
    olan para değerinden ibarettir. O halde evvelce görüldüğü üzere fiilî
    yardım veya ileride bakılması ihtimalinin varlığı, yoksun kalma
    tazminatının ilk ve önemli bir şartıdır.
    2) Desteğin bakma gücü: Bu şart fiilî bakma halinde önemli
    değildir. Zira fiilen bakma vakıası, desteğin bu kudrete sahip olduğunu
    yeteri kadar ispat eder. Fakat bu şart farazî bakıcı hakkında
    önemlidir. Talebin kabulü için desteğin ilerideki kazanç durumunun
    destek olmaya müsait olduğunun kabul edilebilir olması gereklidir.
    Bu yönden tarafların içinde bulundukları çevre, desteğin böyle bir
    yardıma temayülü, ilerdeki muhtemel malî durumu gözönünde tutulmalıdır.
    5-6 yaşındaki çocuğun yaşaması, bir meslek sahibi olması,
    kazanç elde etmesi, davacıya fiilen bir yardımda bulunup bulunmayacağı
    gibi bir sürü faktörlerin olumlu surette cevaplandırılması
    lâzımdır. Bütün bu ihtimalleri hâkim hayat tecrübelerine
    göre değerlendirir. Eğer durum ölenin davacı için bir destek olabileceğini
    kabule müsait değilse istek reddolunur. Federal Mahkeme
    5, 8, 10 yaşlarındaki çocukların ana-babaları için destek olabileceğini
    kabul etmiştir (BGE 31 II 88, 35 II 285, 427, 54 II 17, 58
    II 38, 62 II 59, 79 II 355, Keza Yargıtay: 4. HD. 16.11.1963, 8337/
    156 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    1030, Olgaç, (1969), s. 329, N. 15; 4 HD. 23.9.1967, 5799/6719, Olgaç
    (1969), s. 326, N. 13;) Ölenin davacıya karşı bir bakma (nafaka) yükümlüğü
    altında olması, sorumluluğun şartı bulunmamakla (HGK.
    27.9.1967, K. 420, ABD. 1967, s. 973) beraber, dâvanın kabulünde
    önemli roJ oynar. Kocanın karısına ve çocuklarına bakma borcu
    .(MK. 151, 152) alt ve üst soy arasındaki nafaka borcu (MK. 315)
    bu cümledendir (4. HD. 10.7.1957, 4173/580, K. Reisoğlu, s. 171; 4.
    HD. 24.10.1967, 9288, Karahasdn, s. 499). Bu hallerde fiilî bakım
    şartının aranması gerekli değildir; sadece ölenin halen ve ileride
    bakma gücüne sahip olduğu veya olacağı kabul edildiği takdirde,
    dâvanın da bu ölçüde kabulü gerektir. Ancak kanunî bir yükümlülük
    mevcut olmakla beraber, fiilî bir yardım da varsa, bu fiilî
    yardım tazminatın şümulünü tayin bakımından önemlidir. Ölenin
    sadece ana veya baba olması yoksun kalma tazminatının istenmesi
    için yeterli değildir; ayrıca bakılma ihtiyacı varlığının veya bunun
    ileride doğacağının ispat edilmesi gereklidir (9. HD. 30.12.1968
    11176/11984, Karahasan, s. 486, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171 Olgaç
    (1969), s. 324, N. 9; TD. 15.3.1965 347/919, Olgaç (1969), s. 321 N. 2).
    Bakılma ihtiyacının daha sonra doğması ihtimali de nazara alınmalıdır
    (9. HD. 30.12.1968 î 1176/11984, Karahasan, s. 486). Yoksun
    kalanın yardım göreceğini haklı olarak ümit etmesi yeterlidir. Meselâ
    ana-baba ölen çocuklarının ileride kendilerine yardım edeceğini
    haklı olarak ümit edebilirler (TD. 13.10.1965 1972/2927 Karahasan,
    s. 488, 4. HD. 9.3.1967 1147/2171, Olgaç (1969), s. 324 N. 19).
    Fikrimizce fiilî desteğin malî kaynağının önemi olmadığı gibi (aksi
    fikir: Tekinay, s. 49), gayrı ahlâkî bir sonuç sağlama gayreti güdülmemiş
    olması kaydiyle, yapılan yardımın nedeni de önemli değildir.
    Federal Mahkeme, ölen kızının kocasından aldığı paralarla
    anneye yapılan yardımın bu yüzden kesilmiş almasını yeterli görmüş,
    yardımın damat tarafından doğrudan doğruya yapılıp yapılmadığı
    şartını aramamıştır (BGE. 74 II 210). Yargıtaya göre birden
    çok yardıma muhtaç olanlar bulunduğu halde, bunlardan sadece
    bir kısmının talepte bulunmuş olması, talepte bulunmayanların
    hisselerine isabet eden kısmın, dâva açanlar lehine hükmedilecek
    tazminata eklenmesini gerektirmez; yani davacılar lehine hükmedilecek
    tazminat, hepsinin dâva etmiş olmaları halinde, hükmedilecek
    tazminatı geçemez (4. HD. 9.12.1965, K. 7018, Çenberci, s. 821,
    dn. 221).
    3) Davacının bakılmaya muhtaç olması: Davacının yardıma
    muhtaç olması gereklidir. Bununla birlikte durum burada kanunî
    nafaka mükellefiyetinden farklıdır (MK. 315). Bu son hükme göre
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 157
    nafaka isteyebilmek için, yoksun kalma tazminatı isteyenin bu kadar
    ağır duruma düşmesi gerekli değildir. Yardım görenin fiilen
    içinde bulunduğu hayat standardı esas alınır; bundan azı tslebe
    hak verir. Maksat sorumlunun sebep olduğu bir ölümün malî sunusundan
    zarar göreni korumaktadır (BGE 53 II 183, 59 II 463, 65
    II 256, 82 II 39).
    Bunun zaruret haline kadar gitmesi, en lüzumlu ihtiyaçlarını
    da temin edemez hale gelmiş olması şart değildir (Oftinger, § 6 IV
    s. 211, Tekinay, s. 49, BGE 57 II 180, 4. HD. 29.9.1942, 1933/2339,
    Tekinay, s. 49, 4. HD. 25.6.1935, 1160/1375, Tekinay, s. 49).
    Kocasının ölümü sebebiyle kadının çalışma zorunda kalması
    yeterlidir. Ancak lüks ve masraflı bir hayat sürme ihtiyacı yeterli
    değildir (BGE 49 II 464). Mühim olan davacının ve ailesinin sosyal
    seviyesine uygun bir yaşayışı sağlamaktır. Fiilî bakımlarda bunu
    tayin kolaydır. Yapılan nakdî veya aynî yardımlarda bunun değeri
    gözönünde tutulur. Ortada kanunen bakma mükellefiyeti mevcut
    olduğu halde, fiilî bakma hali yoksa ilgili kanun hükmünün
    (MK. 152, 315) şartlarını aramak lâzımdır (4. HD. 7.10.1957, 4173/
    5880, Emsal K. s. 49). Meselâ nafaka borcunda davacı, zaruret içerisinde
    olduğunu veya ileride zarurete düşeceğini ispat edmelidir (9.
    HD. 3.3.1967 103/1785, Karahasan, s. 487, 9. HD. 30.12.1968, 11176/
    11984, Karahasan, s. 486). Ölen, nafaka alacaklısına hayatta iken
    fiilen yardım etmekte ise bu seviye veya miktar esas alınır.
    O halde davacı mevcut hayat seviyesini idame ettirecek bir imkâna
    sahip ise talebi reddolunur (BGE 32 II 512, 33 II 89, 37 II
    467, 4. HD. 5.1.1967 10932/55, Karahasan, s. 489, 4. HD. 25.6.1935
    1660/1375 Emsal K. s. 51, 4. HD. 16.11.1963 8337/10030, Olgaç (1969),
    s. 329 N. 15).
    Yüksekçe bir emekli maaşı alanın yardıma muhtaç olduğu kabul
    edilmemelidir. Ölenin yerine bakmakla mükellef diğer akrabaların
    geçmesi, meselâ annenin ölümü babanın bakmakla yükümlü
    olması dâvanın reddini gerektirmez; ölüm olayından haksız fiil
    faili faydalanmamahdır (von Tuhr/Siegwart, § 48 I s. 371, Oftinger,
    § 6 IV s. 211, Tekinay, s. 54). Bununla beraber, ölenle birlikte ve
    aynı zamanda bakıcı durumunda olan kimseler ve meselâ bakım
    gücüne sahip bir kaç evlât varsa bu cihet tazminat miktarının tespitinde
    gözönünde tutulmalıdır (BGB 32 II 514, 34 II 621). Yoksun
    kalana MK. 315 gereğince bakma mecburiyetinde olan kimselerin
    de mevcut olması hali üzerinde durulmağa değer. Gerçekten yoksun
    kalan, haksız fiil sorumlusuna gidecek yerde, nafaka sorumlusun158
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    dan talepte bulunamaz mı? Nafaka borçlularının yoksun kalana fiilen
    bakmaları veya nafaka» borcunun hüküm altına alınmış olmasının
    destekten yoksun kalma tazminatı üzerine tesiri ne olacaktır?
    Aldığı veya alabileceği nafaka ile yoksun kalma tehlikesini bertaraf
    edilmiş ise yerine de BK. 45/II'ye dayanmak mümkün müdür?
    Yoksun kalan haksız fiil failine başvuracak yerde daha önce
    nafaka sorumlularına müracaatla ondan bazı şeyler elde etmiş ise,
    muhtaç olmaktan kurtulmuş ve haksız fiil failine karşı müracaat
    hakkını da bu ölçüde kaybetmiş olacaktır. Tekinay'ın kabul ettiği
    gibi (s. 56), burada tam olmayan bir teselsül (BK. 51) hali vardır.
    Gerçekten ölüm nedeniyle muhtaç hale düşmüş ise hem MK. 315
    gereğince usul veya furuundan nafaka talebinde bulunabilir hem de
    bundan başka BK. 45 gereğince sorumlu olandan yoksun kalma tazminatını
    isteyebilir. Yani orada aynı zarardan sorumlu olan birden
    ziyade kimseler vardır (Kanundan ve haksız fulden), müteselsil
    borçlulardan birisinin yapmış olduğu eda o nispette diğer sorumluyu
    borçtan kurtarır. Ancak bunlar arasında bir rücu ilişkisi söz
    konusu olacaktır. (BK. 50, 51/11). Zarara nihaî olarak haksız fiil
    sorumlusu katlanacağından (BK. 51/11) nafaka borçlusu yapmış olduğu
    edadan dolayı BK. 45/11 gereğince sorumlu olana rücu edebilmelidir.
    Yoksun kalan, haksız ful sorumlusuna müracaatla tazminat
    almış ise, bu onu zaruret haline düşmekten kurtarmış olacağından
    bu nisbette artık MK. 315'e dayanamayacaktır (von Tuhr/
    Siegwart, § 48 I s. 371 N. 9, Tekinay, s. 57) .
    Diğer bir sorun da evlilik dışı çocuğun MK. 306 gereğince isteyebileceği
    nafakanın destekten yoksun kalma tazminatına olan
    tesiridir. Babanın ölümü halinde, çocuk bu hakkını babanın mirasçılarına
    karşı da ileri sürebilir. Çocuk MK. 309'a dayanarak babanın
    mirasçılarına müracaat edecek yerde BK. 45/II'ye müsteniden
    dâva ikame edebilir mi? Doktrin çocuğun mirasçılara karşı
    kabili dermeyan bir alacak hakkına sahip olduğundan bahis ile, artık
    BK. 45/II'ye dayanamıyacağı görüşünde ittifak etmektedir (von
    Tuhr/Siegwart, § I s. 371; Oftinger, § 6 IV, s. 212; Tandoğan, § 18
    s. 301). Biz de, Tekinay (s. 59) ile birlikte böyle bir hal tarzı için
    kanuni bir zorunluluk olmadığı görüşündeyiz; çocuk mirasçılara
    başvurmadan BK. 45/II'ye dayanabilmelidir. Evlilik içi doğan çocuğa
    tanınan bir hakkın evlilik dışı doğan çocuğa tanınmaması
    için ortada ciddi bir sebep yoktur. Memleketimizde evlilik dışı doğan
    çocukların (imam nikâhı) çokluğu nedeniyle bu hal tarzının
    önemi vardır; üstelik babanın terekesi her zaman yeterli de değildir.
    Evlilik dışı çocuğa bu hakkı tanımak için nesebin hâkim hükDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 159
    mü veya tanıma ile gayri sahih hale getirilmiş olması da şart değildir
    (aksi görüş : Tandoğan, § 18 s. 301). Bu hakkın çocuğa tanınması
    için babalığa hükmedilmiş olmanın şart olmadığı görüşündeyiz.
    Babalık dâvasının şartları mevcut olmasa bile, ölüm sonucu
    fiilî babadan çocuğun isteyebileceği tazminat imkânsız hale gelmiş
    olabilir Bu takdirde çocuğa BK. 45'e istinat etme hakkı kabul olunmalıdır.
    Evlilik dışı doğan çocuğa tazminat veren mirasçıların BK.
    51 gereğince haksız fiil sorumlusuna rücu etmek imkâmm kabul
    etmek doğru olur (Tekinay, s. 61).
    VI — ZARARIN TAYÎNÎ :
    1) Zarar ve tazminatın tayinindeki zorluk: a) Zarar: Destekten
    yoksun kalma zararının dâvanın açılması sırasında tam olarak
    tayini, hemen hemen mümkün değildir; zira yoksun kalanın
    uğradığı zarar miktarı, onun ölenden sağladığı nakdî veya aynî
    yardımların değeri, bizzat yardım görenin bugünkü veya ilerdeki
    kazanç imkânları, muhtaç olana fiilen yardımda bulunma temayülünde
    olup olmaması, dul kadının veya nişanlı kadının ileride tekrar
    evlenme veya nişanlanma şansı ve nihayet yardıma muhtaç
    olanın içinde bulunduğu sosyal çevre, ekonomik seviye (4. HD.
    16.11.1963, 3337/10030, Olgaç (1969), s. 329, N. 15) gibi şimdiden
    ne olduğu bilinmeyecek faktörlere göre tayin olunur. Hâkim BK.
    42/II'nin verdiği takdir hakkını burada büyük ölçüde kullanır
    (HGK. 8.11.1967, 943/516, Karahasan, s. 498; HGK, 16.10.1968, 1143/
    692, Karahasan, s. 497). İşin niteliğinden gelen bu belirgin olmamaya,
    memleketimizdeki tecrübesizliğin, istatistiklerin ve örnek
    olabilecek içtihatların yokluğunu da eklemek lâzımdır. Bütün bu
    sorunlar, sadece hâkime tanınmış olan takdir yetkisiyle halledilemez.
    Çoğu zaman işin içinden çıkamayan hâkimler vaki zararın tayinini
    bilirkişilerin insafına bırakmaktadırlar (4. HD. 11.12.1967,
    9961, Karahasan, s. 498). Başka memleketlerde ölüm tabloları vardır,
    bizde ise yoktur. Bu nedenle, mahkemelere ciddi örnekler verme
    bakımından Yargıtaya güç bir görev düşmektedir.
    Yargı tayın şu kararı yoksun kalma tazminatının kabul ve tekdirinde
    hâkime güzel bir direktif niteliğindedir : «Sağ doğan insanın
    yaşaması ve yaşlanması ve sonra ölmesi tabiatın normal icablanndandır.
    Kaldı ki, bugünkü sağlık şartları çocukların yaşamalarını
    ve büyümelerini daha fazla mümkün kılacak niteliktedir. O
    halde küçük iken veya genç yaşlarda vaki ölüm olayları bu kuralın
    istisnasını teşkil ederler. Bu nedenlerle kız veya erkek çocuğun bü160
    Prof. Dr. Kemal Tahir GURSOY
    yüyüp kazanç sağlıyacağının, doğrudan doğruya veya fiilen veya
    para yardımıyla ana-babasma destek olacağını kabul etmek, hayat
    tecrübelerine ve olayların tabii akışına uygun düşer. Bu durum, istisnaî
    bir nitelik taşımadığı cihetle, olayda zarara uğrama yönünden
    davacıların ispatla yükümlü tutulması, hukukun genel ilkelerine
    uygun olmaz» (HGK. 16.10.1968, K. 692, RKD. 1969, s. 192).
    2) Zararın tayininde gözönünde tutulacak faktörler : Zarar
    yardıma muhtaç olanın desteğin ölmemesindeki faydasından ibarettir
    (4. HD. 20.6.1966 10049/6963, Karahasan, s. 494). Fiilî destek
    halinde zarar miktarı, az çok kesinlikle tayin olunabilir; meselâ,
    annesine ayda 300 lira veren kimsenin ölümü halinde, zarar, her
    sene için 3.600 liradan ibarettir; aynî yardım halinde bunun para
    değeri, zarardan ibarettir. Farazi destek halinde ise, zarar, destek
    ölmemiş olsaydı, ondan elde edilmesi muhtemel olan faydalanmaların
    para değerinden ibarettir. Bu da sayısız faktörlere tabidir
    ve hiç bir zaman kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Ayrıca,
    yoksun kalan kimsenin bundan böyle tek başına veya aile içerisinde
    taşıyacak olması, ihtiyaç derece ve süresi, uğranılan zarar miktarını
    etkiler. Bu zorluklara rağmen, Federal Mahkeme, evli erkeğin
    çocuksuz karı için kazancının % 40-50'sini ayırdığını kabul etmektedir
    (JdT 1958 I 450, BGE 64 II 420, 72 II 165, çeşitli örnekler
    bakımından bkz.: Tekinay, s. 131). Nihayet, ölenin bakım gücü ve
    bu gücün ileride devam etmesi şansı, onun bakma arzusu, bakmak
    için akdî veya kanunî bir zorunluluğun olup olmayışı, bakım ilişkisinin
    muhtemel süresi, uğranılan zararın tespitinde tesirlidir. Örneğin,
    ölen desteğin bekâr ve onun ilerde evlenmesinin ve bu yüzden
    şahsî masraflarının artması, buna karşılık, destekten yoksun
    kalan davacının mevcut çocuğunun büyüyerek ilerde ona bakması
    ihtimali, tazminat miktarının tayininde gözönünde tutulur (9.
    HD. 30.6.1970, K. 6356, Çenberci, s. 854, dn. 185). Ölen kocasından
    boşanma kararında olan ve hatta böyle bir dâvayı kocasının ölümünden
    önce açmış olan bir kadının, kocasının ölümünden dolayı
    uğradığı zararın miktarının tayini, büyük ölçüde hâkimin takdirine
    tabidir. Boşanma şansı nispetinde, kadının talep edeceği tazminat
    miktarı azalacaktır. Desteğin bakım gücünün ve destekten
    yoksun kalan kimsenin ihtiyacının varlığı her zaman yeterli değildir,
    Bazan destek nezdinde bakma arzusu da bir unsur olarak kendini
    gösterir. Örneğin, muhtaç ve istidatlı çocuğun okul masraflarını
    ödeyen bir hayır severin, bu işe daha ne kadar devam edeceği
    kesıerilemez. Bakma gücünün varlığı ve bakılmaya muhtaç olma,
    ve nihayet bakma arzusunun devam süreleri, tazminat miktarını
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 161
    tayin eden ve birlikte bulunması gereken esaslı unsurlardır. Zarar,
    bunlardan en kısa süreli olana göre tayin olunur; yeni yardım ne
    desteğin muhtemel yardım süresinden ne de muhtaç olanın ihtiyaç
    içerisinde olma süresinden fazla olabilir. Yardım süresi, çeşitli
    özellikler gösterir. Bu sürenin fiilî destekte ölümle başlıyacağı
    kabul edilir. Farazi destekte ise, bu süre, bir taraftan ölenin destek
    olabileceği, diğer taraftan da, davacının desteğe muhtaç olabileceği
    andan itibaren başlar. Bu iki tarihten.daha geç olanı esas
    alınır. Yardımın, ölenin muhtemel bakım gücünü yitireceği veya
    bakım işinin fiilen sona ereceği, bakılanın da muhtaç durumunun
    devamı süresince yapılacağı kabul olunur. Yardım gören, daha erken
    de muhtaç olma durumundan kurtulabileceği gibi, desteğin
    yardım gücünün belli bir süre sonra, kısmen veya tamamen, mevcut
    olmayacağı muhakkak olabilir. Bakım gücü, desteğin kazanma
    imkânının sona ermesi ile sınırlıdır; destek ölmemiş olsaydı daha
    ne kadar çalışabilir ve kazanç sağhyabilirdi? Bunun tayini gerekir.
    Destek çalışmadan da yardım edebilirse, o zaman, desteğin
    yardım süresi nazara alınır. Ölenin yardım süresi hesaplanırken,
    onun sıhhî durumu ve yaşı gözönünde tutulur. Destek ortalama yaş
    süresinden evvel ölmüş ise, onun, daha bir müddet yaşayıp kazanç
    sağlryacağı kabul olunabilir. Bununla beraber, özel bir durum, desteğin
    daha evvel öleceğini veya çalışma gücünü daha erken yitireceğini
    kabule imkân verebilir. Federal Mahkeme, kanser hastalığına
    müptelâ ve 35 yaşında olan bir kimsenin ancak, daha iki üç sene
    yaşayabileceğini kabul etti. Bu gibi özel durumların varlığı halinde,
    ölüm istatistik tablolarına göre değil, özel durumun gereklerine
    göre hareket olunur (BGE 81 II 38, 86 II 7, Tekinay, s. 135).
    Normal olarak, insanların herşeyden evvel ölen desteğin ölmemiş
    olsaydı daha ne kadar yaşayacağı sorusunun halledilmesi lâzımdır.
    Başka memleketlerde normal ve sıhhatli kimseler hakkında istatistiklere
    göre tespit edilmiş ölüm tabloları vardır (Picard und Stauffer;
    Barvvettafeln für Schadenerzafarecht, Zürich 1955; A. Kudat:
    Cismanî Kazalardan Doğan Zararlar Nasıl Giderilir, Ankara 1966).
    Bizde henüz resmen kabul edilmiş ölüm tabloları mevcut değildir.
    Sadece iş kazalarına ilişkin olan 4772 sayılı Kanuna ekli ve Fransızların
    1931 tarihli P.M.F. cetveline göre, hazırlanmış bir cetvel vardır.
    Ancak, bu cetvel iş kazalarına özgedir. Bununla birlikte mahkemelerimizin
    son zamanlarda bu cetveli diğer alanlarda da uyguladıkları
    görülmektedir (4. HD. 25.10.1968, 8279, Karahasan, s. 496; 4. HD.
    18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 824, N. 221 a). Bazı Yargıtay kararlarında
    (4. HD. 28.12.1950 2302/2444 Emsal, s. 36, 4. HD. 22.2.1952
    1331/999 Emsal, s. 141, 4. HD. 28.9.1958 4107/5800, Emsal, s. 29)
    162 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    65 yaş sıhhatli bir insanın normal yaşama süresi olarak kabul
    edilmiştir. Her yaşa göre, ileride yaşama süresi, herkes hakkında
    başka başka olacağından, herkes hakkında bu haddin kabulünde
    isabet yoktur. Bu suretle, son derece keyfi olan bir ölçü kullanılacak
    yerde, 4472 sayılı Kanuna göre hazırlanan tarifenin hadlerini,
    diğer hallerde de uygulamada isabet vardır. Yargıtaym içtihatları
    da bu yönde gelişmektedir (4. HD. 25.10.1968, K. 8279, Karahasan,
    s. 496, 4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a) Tekrar
    hatırlatalım ki, tazminatın hesaplanmasında, desteğin muhtemel
    yaşama süresinden ziyade onun ileride çalışma süresi önemlidir.
    Federal Mahkeme, son kararlarında, desteğin muhtemel çalışma
    süresini esas almaktadır (BGE 86. II. 7, 86. II. 154).
    Muhtaç olanın bir çocuk olması da, ayrı bir özellik arzeder;
    zira ancak çalışma kudretini ve olgunluğunu elde ettiği zaman bir
    kazanç sağlıyabilir; onun kaç yaşında bu durumu iktisap edeceği
    ve gelir şeklinde hükmedilen tazminatın ne vakte kadar devam
    edeceği ayrıca incelenmelidir. Sakatlığı nedeniyle, çocuğun bu vasfı
    kısmen veya tamamen iktisap etmemesi mümkündür; ayrıca, rüşt
    yaşı da esas alınamaz. Çalışma gücü rüşt yaşından evvel veya sonra
    elde edilebilir. Köylerde çocukların daha erken yaşlarda çalıştıkları
    malûmdur. Ayrıca, yardıma muhtaç olanın özel durumu, daha
    kısa veya daha uzun bir yardım süresini haklı gösterebilir. Fakat,
    her halde aşırı uçları kabul etmemelidir. Çocuğun tahsil durumu
    müddetin biraz uzun sürmesini haklı gösterebilir. Federal Mahkeme
    evvelâ bir gelirin 18 yaşma kadar (BGE 31 II 289, 49 II 366,
    53 II 180, 58 II 238) sonra da 20 yaşına kadar (BGE 57 II 184, 58
    II 264, 59 II 462, 65 II 256, 66 II 177) devam edeceğini kabul etti.
    Yargıtay ise, çocuğa 18 yaşını ikmale kadar, yardım göreceğini
    hale göre bunun da aşılmasının mümkün olduğunu kabul etmektedir
    (TD. 12.6.1956, 2204/3430, Külliyat (1956), C. XI, s. 127). iş
    kazalarına ilişkin 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu (m. 23) 19
    yaşma, orta öğretim yapanlar için 20, yüksek tahsil yapanlar için
    de 25 yaşına kadar devam edeceğini hükme bağlamaktadır.
    Nişanlı ve dul kalan kadınların durumları da ayrı bir özellik
    gösterir. Bunların yeniden evlenmeleri ihtimali vardır. Bu ihtimalin
    kuvvetli olması nispetinde zararı az, binnetice lehine hükmedilecek
    gelir tazminatı kısa sürecek, toptan tazminatın miktarı ise,
    az takdir olunacaktır (4. HD. 6.11.1967, 8284, Karahasan, s. 492).
    Nişanlı kız veya kadının, dâva veya hüküm tarihinde evlenmiş olmaları
    ve bu ikinci evliliğin ilk desteğin sağladığı veya sağlıyacağı
    yaşama standardını mümkün hale getirmiş olması halinde hükDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 163
    medilecek tazminat, sadece evlenme tarihine kadar olan süreyi
    kapsayasaktır. Diğer taraftan, her yeni evlenme veya bunun muhtemel
    olması da meseleyi halletmez, zira, ikinci evlenme, malî ve iktisadî
    yönden, birincisi kadar iyi olmayabilir veya ikinci evlenmenin
    boşanma veya erken ölümle sona ermesi mümkündür. Tazminatın
    hesaplanmasında bunların da gözönünde tutulması gerekir
    (BGE 54 II 370). İkinci evlenmenin sağladığı veya sağlıyacağı hayat
    standardı veya ikinci evliliğin muhtemel süresinin nazara alınması
    ve aleyhteki farkın da tazminat suretiyle telâfisi gerekir (4.
    HD. 2.11.1957, 5819/6595, Olgaç, (1969), s. 325, N. 11, 4. HD. 20.6.1966,
    10049/6963, Karahasan, s. 494). Nişanlı kız veya dul kadının, dâva
    devam etmekte iken bir iş veya meslek ile iştigal etmesi ve böylelikle
    hayatını kısmen veya tamamen kazanması veya görünüşe göre,
    bunun ileride mümkün ve muhtemel olması da, nazarı itibare
    alınmalıdır.
    Her şahsın özel durumu, örneğin, yaşı, (4. HD. 30.5.1965, K.
    588, Çenberci, s. 806) evlenme şansının kabulünü kolayca gerektirebilir
    veya gerektirmez. Bütün bu haller de ihtimallere dayandığı
    için, takdir hakkı (BK. 42) büyük ölçüde işe müdahele edecektir,
    îlk evliliğinde çalışmayan kadın, desteğinin ölümü nedeniyle, çalış- -
    ma gücüne sahip olsa bile, çalışma mecburiyetinde bırakılmamalıdır.
    Hükme esas olarak alınacak ihtiyaç süresi tahmin hilâfına,
    çok erken sona ermiş ise, örneğin, dul kadm, hükümden hemen
    kısa bir süre sonra evlenmiş veya tazminata hükmedilen şahıs
    ölmüş ise, yüksek bir miktar üzerinden hükmedilen tazminatın
    akibeti ne olacaktır? Gelir şeklinde bir tazminata hükmedilmiş
    ise, ölüm veya evlenmenin vukuu ile gelir artık ödenmeyecektir.
    Fakat, peşinen ödenmiş bulunan tazminat hakkında, bir sebepsiz
    iktisap dâvası mümkün müdür? Tekinay, (s. 146), Hukuk Usulü
    Kanunun 445. maddesine müsteniden bir iadei muhakemeyi mümkün
    görmektedir. Bu, sayam arzu, fakat müsbet hukuka uygunluğu
    şüpheli olan bir hal tarzıdır.
    Dul kadının tekrar evlenme şansı incelenirken, yaşı, çocuklu
    olup olmadığı, sosyal mevkii, fizikî yapısı gözönünde tutulur. Federal
    Mahkeme üç çocuklu 47 yaşındaki bir kadının evlenme şansının
    az olduğunu kabul etmiş bu nedenle, onun lehine hükmolunacak
    tazminattan ancak % 10 bir indirim yapmıştır (JdT 1958
    II 449); 2 ve 5 yaşlarında iki çocuk anası ve 38 yaşındaki bir kadının
    yine evlenme şansını az görerek, lehine hükmedilecek taznimattan
    % 7,5 oranında bir indirim yapmıştır (JdT 1946 I 132); 9
    çocuklu 58 yaşında kadınla, 18, 19 ve 20 yaşlarında üç çocuk anası
    164 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    49 yaşındaki bir kadın hakkında hiç evlenme şansı görmemiştir
    (BGE 46 II 126, 64 II 198, JdT 1946 I 132).
    Görülüyor ki, Federal Mahkeme, tazminat olarak evvelâ kadın
    lehine belli bir meblâğa hükmetmekte, sonra da, kadının tekrar
    evlenme şansını gözönünde tutarak bu meblağ üzerinden % 7,5,
    °/o 10, % 20 ve % 30 gibi bir indirim yapmaktadır (BGE 44 II 297,
    72 II 216, 81 II 48). Bütün bu ihtimallere göre kadının evlenmesi
    veya evlenmemesi halinde hükmedilecek tazminat az veya fazla
    olacaktır.
    Federal Mahkeme bazan kadın lehine gelir şeklinde tazminata
    hükmetmekle beraber, onun tekrar evlenmesi halinde, gelirin kesilmesine,
    buna karşılık kadına üç yıllık peşin bir tazminat verilmesine
    hükmetmektedir (BGE 36 II 87, 54 II 297, 370). İleride işlerin
    nasıl cereyan edeceği belli olmadığı için, bunun sebep olacağı
    sakıncaları önlemek maksadıyla doktrin, şu teklifte bulunmaktadır:
    Hiç evlenmeyecekmiş gibi kadın lehine bir gelir tazminatına
    hükmedilmeli, fakat hâkim, ileride durumu yeniden tetkik
    etme hakkını mahfuz tutmalıdır. Şayet kadın evlenirse, hâkim,
    durumu tekrar tetkik ederek ona göre yeniden bir karar vermelidir.
    (Oftinger, § 6 IV s. 219; Strebel Art 41 N. 42). Bununla beraber,
    toptan bir tazminata hükmolunması halinde, yukarıdaki örneklerin
    gösterdiği gibi, belli bir oranda indirim yapmaktan başka çare
    yoktur.
    Bu mesele, dul kalan erkek hakkında da söz konusu olabilir.
    Gerçekten, karısının ölümü koca için yoksun kalma tazminatını
    haklı gösterebilir. Bu itibarla yukarıda dul kadın hakkında söylenenler,
    dul erkek hakkında da geçerlidir (Oftinger, § 6 IV s. 220;
    Tekinay, s. 162) (4. HD. 5.1.1967, 10932/55, Karahasan, s. 489).
    Babasının ölümü nedeniyle, çocuk lehine hükmedilen yoksunluk
    tazminatı, annesinin tekrar evlenmesiyle azaltılamaz; zira,
    üvey babanın böyle bir çocuğa karşı bakma yükümlülüğü yoktur
    (BGE 72 II 168).
    Yargıtay içtihatlarına göre, yirmi yaşında çocuksuz (9. HD.
    17.12.1968, K. 15615, Çenberci, s. 830) yirmi dört yaşında bir çocuklu
    (9. HD. 13.4.1970, K. 3568 Çenberci, s. 830), yirmi yedi yaşında
    bir çocuklu (9. HD. 1.4.1969, K. 3672, Çenberci, s. 831, dn. 231-233)
    olan kadınların evlenme şansı kabul olunmuştur. Otuz üç yaşında
    üç çocuklu bir kadın hakında kabul edilen % 17 oranında evlenme
    şansı yeterli görülmemiştir (9. HD. 1.7.1971, K. 16423, Çenberci,
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 165
    s. 830, dn. 230). Keza 54 yaşında üç çocuklu bir kadın hakkında
    % 10 evlenme şansı görülerek tazminattan bu oranda yapılan indirim
    kabul olunmamıştır (9. HD. 25.9.1969, K. 6216, Çenberci,
    s. 830, dn. 230), ölüm olayından sonra on yıl geçmiş olmasına rağmen
    evlenmemiş ve dâva tarihinde 40 yaşında olan kadına evlenme
    şansı tanınmamıştır (9. HD. 10.12.1970, K. 13833, Çenberci, s. 830,
    dn. 230). Yine Yargıtay'a göre, ölenin eşinin evlenme şansının olup
    olmadığı, varsa oranı tespit edilirken, kadının yaşından başka diğer
    özelliklerinin de, örneğin sağlığının, çocuk sayısının, iktisadî
    durumunun, içinde bulunduğu toplumun düşünce ve, telâkkilerinin
    birlikte incelenmesi gerekli görülmüştür (9. HD. 5.6.1970, K. 5963,
    Çenberci, s. 830, dn. 229 a), Keza evlenme şansının olduğu hususunun,
    karşı tarafça ileri sürülmesine zorunluk yoktur. Hâkim bunu
    kendiliğinden göz önünde tutar. Bu nedenle evlenme şansının
    sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğinde değildir
    (9. HD. 25.9.1964, K. 4463, Çenberci, s. 831. dn. 234).
    Yoksun kalanın desteğin mirasçısı olması: Üzerinden fazla
    tartışılan bir konu, desteklenirse, intikal eden değerlerin, davacının
    iddia ettiği zararın tayininde nazarı itibare alınıp alınmıyacağıdır.
    Destek A zengindir, bu itibarla, davacı B'ye isabet edecek
    tereke veya hisse, B'nin hayatını evvelki gibi, idame ettirmeye
    kısmen veya tamamen yeterlidir. Terekenin objektif değeri veya
    sadece geliri nazarı itibara alınırsa, davacının yoksun kaldığını iddiaya
    hakkı yoktur. Her nedense doktrin ve Federal Mahkeme içtihatlarında,
    bu nokta üzerinde görüş birliğine varılamamıştır.
    Anlaşıldığına göre bu, ayrılığın kaynağı Alman doktrinidir (Tekinay,
    s. 164). Filvaki, Alman hukukunda kabul edildiğine göre, ölenden
    davacıya intikal eden terekenin «geliri» davacının eski seviyeye
    uygun geçimi için yeterli ise, yoksun kalma söz konusu olmadığından,
    talep reddolunmalıdır. Eğer terekenin geliri ancak kısmen
    yeterli ise, dâva da, kısmen kabul edilmelidir; bu suretle, terekeden
    sağlanan gelir, ölümün doğurduğu zarara mahsup edilmelidir.
    Terekede kıymetli mallar mevcut da olsa, bunlar gelir getirmeyen
    şeyler nevinden (örneğin arsa) ise, bu takdirde bir ayırım
    yapılmalıdır; ölenin tabii ömrünü yaşaması halinde, davacıya düşeceği
    tabii görülen mallar, yoksulluk tazminatına mahsup edilemez;
    zira, bu kıymetler nasıl olsa bir gün davacıya ait olacak idi.
    Buna karşılık, işlerin normal görünüşüne göre, davacının mirasçı
    olması muhtemel değilse, o zaman, desteğin ölümü ve ondan sağladığı
    miras, davacı için, beklenmedik, bir menfaattir; haksız fiilin
    sağladığı faydaların zarara mahsubu gerektiği prensibi uygulana166
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    rak, terekedeki iratsız da olsalar, değerler, tazminatın hesabında
    nazara alınmalıdır; örneğin, babanın ölümü halinde, çocuğun onun
    mirasçısı olması beklenen olaydır; o halde terekede büyük değerler
    de olsa, çocuk destekten yoksunluk tazminatım isteyebilmelidir.
    Buna karşılık, babanın, çocuğuna mirasçı olması normal beklenen
    bir hal değildir. Zengin oğlunun ölmesi halinde, baba oğlunun
    mirasçısı olması yüzünden muhtaç olmaktan kurtuluyorsa,
    artık Ölüm yüzünden ayrıca bir tazminat isteyememeli ve terekedeki
    değerleri gelir getiren neviden olmasa bile, hakkına mahsup
    etmelidir; yani bu halde yoksun kalma şartı yoktur. Bu görüşü
    kabul eden Federal Mahkeme kararları ve hukukçular vardır (von
    Tuhr/Siegwart, § 48 I s. 371, Oser/Schönenberger, Art. 45 N. 13,
    Becker, Art. 45 N. 10, BGE 53 II 53, 64 II 138, 66 II 424, bu görüş
    hakkında Tekinay'm tenkitleri s. 166, ayrıca Oftinger, § 6
    IV s. 221). Bununla birlikte, Federal Mahkeme münferit kalmış
    bir kararında, kural olarak, desteğin mirasının, desteğin mirasçısı
    olunma ile sağlanan menfaatin yoksun kalma tazminatından
    müstakil olduğunu ve birbirine mahsup edileceğini içtihat eylemiştir
    (BGE 62 II 58). Bizce de, meseleyi, yoksun kalma tazminatının
    kabulü gayesinden hareket etmek suretiyle, halletmek lâzımdır.
    Kanun prensip olarak, bir adamın ölmesi halinde, tazminat istenmesini
    kabul etmemiş, bunu ancak istisnaî olarak mümkün görmüştür;
    BK. 45/11 hükmü bu istisnalardan birisidir; gayesi ölüm
    vüzünden bir kimsenin yoksun kalmamasıdır veya bu şart şu veya
    bu sebeple mevcut değilse zarar yoktur, o halde dava hakkını tanımağa
    da mahal yoktur. Nasıl zengin bir kimsenin böyle bir talep
    hakkı yoksa, ölüm yüzünden zenginleşen kimsenin de talep
    hakkı olmamalıdır (Oftinger, §, 6 IV s. 211; Tandoğan, § 18 IV s.
    304, Tunçomağ, Borçlar, § 45 I s. 325; Tekinay, s. 169; BGE 53 II
    499, 56 II 270, 54 II 464). Yargıtayın içtihatları da bu istikamette
    gelişmektedir (4. HD. 16.11.1963, 8337/1030, Oîgaç, (1969),
    ç. 329 N. 15, 4. HD. 13.4.1968 3518, Karahasan, s. 504). Bununla beraber
    terekenin gelirinden bahseden Yargıtay kararlan da vardır
    (4. HD. 12.12.1966, 4895/10612, Dördüncü Hukuk Dairesi Kararları,
    s. 123; 4. HD. 15.5.1967, 4254, Karahasan, s. 505).
    Hayatta kalanlara ölüm sebebiyle verilen sigorta tazminatı:
    Yoksun kalma tazminatı hesap edilirken, bu da nazarı itibara alınacak
    mıdır? Gerçekten, sigortadan alman bir tazminat, destekten
    yoksun kalanın ihtiyacını kısmen veya tamamen gidermiş olabilir.
    Ancak, sigorta, bizzat zarar gören veya onun faydasına, bir üçüncü
    kişi tarafından yapılmıştır; onun bu basiretinden haksız fiil sorumİnli
    mı,!! ı1 i. ı,. UM ı ı . i f - ii#«-*MSMfj ».Miıi-M I
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI le7
    lusunun faydalanması, adalete aykırı olur. Bundan başka, sigorta
    tazminatının kaynağı akittir. Bu tazminatla haksız fiil arasında uygun
    bir illiyet bağı yoktur. Bu nedenle Federal Mahkeme, ölüm
    sonucu sigorta tazminatlarının, yoksun kalma tazminatından indirilmeyeceğim
    içtihat eylemiştir (BGE 49 II 370, 53 II 499, 56 II
    270, 59 II 684, 63 II 149, 70 II 230).
    Türk hukukunda bu hususta tam bir açıklık yoktur; doktrin,
    can sigortalarına ilişkin TK. 1338'e dayanarak, sigorta tazminatı
    almanın ayrıca sorumludan yoksun kalma tazminatı istemeye mâni
    olamıyacağı sonucuna varmaktadır. Can sigortalarının «kazaya
    karşı sigorta»lara ilişkin bulunan 1338'inci maddesinde «sigorta
    ettirenin sigortacından tazminat alması, sigorta ettirenin üçüncü
    şahsa müracaat hakkını iskat etmez» denmektedir. Hâkim görüşe
    ve Yargıtaya göre, TK. 1334'e istinatla, kaza sigortalarına ilişkin
    olan TK. 1338 hükmü can sigortasının diğer bir türü olan «hayat
    sigortaları» hakkında da uygulanacaktır (Bozer, Sigorta s. 313;
    Karay alçın, işletme Mes. s. 47, Tandoğan, § 15 III s. 270). Buna
    karşılık Tekinay (s. 180, 184) TK. 1338 hükmünün sadece kaza sigortalarına
    özgü olduğu görüşündedir. Burada önemli olan cihet
    şudur: Can sigortalarında, sigortalı (zarar gören) zararını hem sigortacıdan,
    hem de haksız fiil sorumlusundan talep edebilecek
    (Bozer, s. 213; Karayalçın, İşletme mes. s. 47; Tekinay, s. 181). Bunun
    sonucu olarak da tazminatı ödeyen sigortacının haksız eylem
    sorumlusuna rücua hakkı olmayacaktır. TK. 1338 gereğince, üçüncü
    şahsın kusuru sonucunda vukua gelen zararlardan dolayı sigorta
    ettirenin (zarar görenin) sigortalardan tazminat almış olması,
    sigorta ettirenin (yani davada kaza sonucu ölen şahsın haleflerinin)
    üçüncü şahsa müracaat hakkını ortadan kaldırmaz. Üçüncü
    şahıs, sigorta ettirenin sigortası nazara alınmaksızın bütün zarar
    ve ziyanının tazmin ile mükellef tutulur (TD. 25.5.1970 K. 2208,
    Sıtkı Akyazan, Türk Ticaret Kanunu, Ankara 1971, s. 784, 4. HD.
    9.11.1957, K. 6709, Olgaç (1969), s. 284); zira, haksız eylem sorumlusu,
    aynı zamanda, hem zarar görene karşı hem de rücu hakkı
    kullanan sigortacıya karşı sorumlu olamaz. O halde, sigortacı,
    zarar göreni tatmin de etmiş olsa, zarar görenin halefi olmadığından,
    sorumludan, bir talepte bulunamıyacaktır. Sigorta hukukunun
    bu anlayışının destekten yoksun kalma tazminatına nasıl bir
    etkisi olacaktır? Bu son tür tazminatın gayesi, bazı kimselerin
    muhtaç duruma düşmelerini önlemelidir; sorumluluğun sebebi de
    sadece haksız fiil (ölüm) değildir. Geride kalanların muhtaç durumda
    olmamaları halinde, böyle bir talep hakkı doğmayacaktı.
    Şimdi, hayatta kalanlar, sigortadan alacakları tazminatla kısmen
    168 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    veya tamamen muhtaç olmaktan kurtulurlarsa, onların artık haksız
    fiil sorumlusuna müracaat hakkı kalmıyacak mıdır? Eğer sadece
    BK. 45/II'nin uygulama alanında kalınmış olsaydı, bu soruya
    olumlu cevap verilecek, yani mademki muhtaç değillerdir, o halde,
    dâva haklan da yoktur denilecekti. Ancak, bu suretle hareket
    edildiği takdirde, ihtiyatlı hareket etmiş olan sigortalı yerine, haksız
    eylem sorumlusu sigortadan istifade ettirilmiş olacaktır. Tekinay,
    (s. 180-191); -eğer yanlış anlamamış isek-, hayat sigortalarının
    TK. 1338'in kapsamı dışında kalacağı görüşünde olduğu için, bu
    tür sigortalarda, sigorta tazminatı nisbetinde haksız eylem sorumlusu
    zarar görene karşı sorumluluktan kurtulacaktır ve sigortacının,
    ödediği tazminat kadar, BK. 51 gereğince, haksız eylem sorumlusuna
    -onu korumuş olmamak için- müracaat (rücu) hakkına
    sahip olacağı görüşündedir. Bu hal tarzını kabul herşeyden önce
    kaza sigortalarına ilişkin TK. 1338 hükmünün hayat sigortalarına
    da şamil olup olmadığına bağlıdır. Yukarıda işaret edildiği gibi,
    sigorta hukukçuları ve Yargıtay bu hükmün hayat sigortalarına da
    şamil olduğu görüşündedirler.
    Bu duruma göre, sigorta hukukunun tanıdığı sarih bir hak
    dolayısıyle, can sigortalannda sigortalı, hem sigorta tazminatım
    alacak hem de BK. 45/11 gereğince sorumludan tazminat isteyebilecektir.
    Görüşümüze göre, BK. 45/11 tazminat hukukunda istisnaî
    ve şarta bağlı bir hükümdür; o şart da ölüm nedeniyle bazı kimselerin
    muhtaç duruma düşmeleridir. Bizzat ölen veya zarara uğrayanın
    yapmış olduğu bir sigorta sonucu, kısmen veya tamamen
    yoksun kalmaktan kurtulan kimsenin, artık sorumludan bir şey
    isteyememesi maddî tazminattaki (cismanî zarar, cenaze masrafı
    vs.) hal şeklinden farklı olarak daha uygun olsa gerektir. Bu
    nedenle alman sigorta tazminatı BK. 45'e müsteniden istenecek bir
    tazminata, -daha doğrusu zarara- mahsup olunmalıdır. Bu durumda,
    BK. 45/II'ye müsteniden dâva edilen, davacının, sigortadan
    aldığını zararından indirmesini talep edebilmelidir. Esasen 5434
    sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesinin hal şekli
    ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesinin hal
    şekli de esas itibariyle bu merkezdedir.
    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile ortadan kaldınlmış bulunan,
    6917 sayılı Kanunla değiştirilmiş 4772 Sayılı Kanunun 37
    nci maddesinin uygulanışına ilişkin Yargıtay içtihadına göre, sigorta
    tazminatını ödeyen Kurum, ölen veya zarar gören işçinin
    haklarına halef olur (ÎBK. 22.3.1944, 37/9, ÎBK. 31.5.1954, 18/11
    RG. 5746, İBK. 29.6.1960, 13/15, RG. 10625). Yargıtay bu içtihadım
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 169
    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesi hakkında
    da muhafaza etmiştir (HGK. 6.1.1968, K. 7 Önol-Pusat-Acarbay, s.
    144). O halde, Sosyal Sigortalar Kurumundan tazminat alan ölenin
    kanunî halefleri, Kurumdan alman tazminatı sorumludan isteyeceği
    yoksun kalma tazminatından indirecektir.
    Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından yoksun kalana yapılan
    ödemeler BK. 45/11 gereğince sorumlu olan işverenden istenebilecek
    tazminattan indirilir (9. HD. 4.3.1971, K. 2747, 9. HD. 2.4.1971,
    K. 1376, 9. HD. 11.2.1970, K. 14068, Tunçomağ, Türk tş Hukuku,
    İstanbul 1971, s. 354). Herhangi bir sebeple yoksun kalana Sosyal
    Sigortalar Kurumundan bir ödeme yapılmamışsa, zarar gören, zararının
    tamamını işverenden isteyebilir. Davacının bu Kurumu
    zamanında dâva etmemesi sonuca etkili olamaz (4. HD. 18.11.1967,
    K. 10904, Çenberci, s. 457, N. 121 a). Yargıtay iş kazalarında, risk
    nazariyesini kabul etmek suretiyle daha da ileri giderek, ne işçinin
    ne de işverenin kusurlu bulunduğu olaydan ileri gelen zararlardan
    da işverenin sorumluluğunu kabul etmiş ve ancak işverenin
    kusursuz olması halini BK. 43'e dayanarak bir indirim sebebi olarak
    kabul etmiştir (HGK. 25.5.1968, K. 343, Oğuzman, ÎHFM, C.
    XXXIV, Sayı: 1-4, s. 322, HGK. 1.2.1969, K. 87, Önol-Pusat-Acarbay,
    s. 155, 9. HD. 6.3.1969, K. 8, îlmî ve Kazaî İçtihatlar C. IX, s. 7753).
    Bir taraftan iş kazalarında, -isabetli olup olmadığı bir yana- kusursuz
    sorumluluğu kabul, diğer taraftan da BK. 43'e dayanarak
    tazminatta bir indirim yapmada, bir çelişme hali (Tunçomağ, Türk
    İş Hukuku, s. 356) mümkündür. Ancak kusursuz olmadan da sorumluluğun
    kabul edildiği hallerde, hâkimin, BK. 43'ün tanıdığı
    takdir hakkına dayanarak adalet ve nasafetin ve halin gerekli kıldığı
    hallerde bir indirim yapmasına mâni olmasa gerekir. Kusurlu
    sorumlulukta, sorumlunun kusuruna rağmen, halin icabına göre
    bir indirim mümkün iken, daha masum, zarara daha uzak olan
    işveren hakkında daha sert hareket edilmesi, bu tür bir sorumlunun
    BK. 43'ün himayesinden mahrum bırakılması da anlaşılır bir
    keyfiyet değildir. Yeter ki, haklı bir durum bunu gerekli kılmış
    ojsun. BK. 43'ün hâkime tanıdığı takdir hakkının sadece kusur
    sorumluluklarına- özgü olduğuna dair kanunumuzda bir açıklık
    yoktur.
    5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesi gereğince,
    iştirakçilere yapılan toptan ödemeler veya özellikle emekli,
    âdî malûllük, dul ve yetim aylıkları, zarar görenin, sorumludan
    isteyebileceği tazminattan indirilecek midir? Adı geçen Kanun
    170 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    129 uncu maddesinde öngörülmüş bulunan özel hükmü bir an için
    bir yana bırakacak konuyu sadece can sigortalarına paralel olarak
    ele alacak olursak, zarar görenin, hem dul veya yetim aylığını,
    hem de sorumludan tazminat isteyebileceğini kabul etmek gerekecektir.
    Zira evvelce görüldüğü gibi, zarar görenin, can sigortalarında
    (TK. 1338), hem sigorta bedelini alması, hem de sorumludan
    tazminat istemesi kabul edilmektedir (TD. 25.5.1970, K. 2208,
    Akyazan, s. 784-785). Bunun nedeni, sigorta tazminatının, bizzat sigortalı
    veya bir üçüncü kişi tarafmdan ödenen primlerin karşılığı
    olmasıdır. Durum Emekli Sandığının iştirakçileri hakkında da aynıdır;
    üstelik Sandık normal ölüm ve çalışamazlık hallerinde de
    iştirakçiye veya mirasçılarına maaş veya toptan bir ödeme yapılması
    zorunludur. Belki, haksız bir fiil bu tür tediyeyi sadece çabuklaştırmıştır.
    Bu nedenlerle, bir Emekli Sandığı iştirakçisinin
    ölümü halinde, dul veya yetimlerin bağlanacak aylıkların veya
    verilecek tazminatın, haksız fiil sorumlusundan istenecek tazminattan
    idirilmemesi gerekeceği iddia edilebilir.
    Yukarıda can sigortlan dolayısıyla belirttiğimiz endişe burada
    da kendini gösterecektir; yani, yoksun kalma tazminatı ancak
    muhtaç olma şartının varlığına bağlıdır. Alman veya alınması munakkak
    olan emekli aylığı veya tazminatının, kısmen veya tamamen,
    muhtaç olma durumunu bertaraf etmesi halinde, BK. 45/11'-
    nin şartları mevcut olmayacağından, bu ölçüde, istenememesi gerekir.
    Bu takdirde, Emekli Sandığınca bağlanmış ve bağlanması
    muhakkak bulunan dul ve yetim aylığı veya toptan ödemelerin,
    sorumlunun ödeyeceği tazminattan indirilmesi istenebilmelidir.
    Bu sonuç, görüşümüze göre, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun
    129 uncu maddesinin öngördüğü hükme de pareleldir. Zira,
    bu hüküm, Emekli Sandığına, sorumlular aleyhine kullanılmak
    üzere -üçüncü şahıs olarak- bir dâva hakkı tanımaktadır. Bu hükümdeki
    «üçüncü şahıs» teriminden ne kasdedildiği açık olmamakla
    beraber, bunun, zarar görenlerin halefi şeklinde anlamak zorunluluğu
    vardır. Aksi takdirde, Sandığa böyle bir hakkı tanımak için
    başka bir hukukî neden yoktur. O halde zarar görenler, Sandık tarafından
    tatmin edilir ve onların muhtaç olma durumları ortadan
    kalkarsa, ayrıca onların BK. 45/11'ye dayanarak sorumludan tazminat
    istemeleri düşünülemez.
    Eğer zarar görenler, buna rağmen, BK. 45/II'ye dayanarak
    sorumludan, yoksun kalma tazminatı istemişlerse, dâvâlı, Sandık
    tarafından yapılan edaların zarardan tenzilini ileri sürebilir; hatta
    bu cihet, hâkim tarafından resen nazara (BK. 42) alınmalıdır.
    • I ' ' • • :ı M ' i i i n i i m - ı . i - ii • 11 >wı. <m**m***<**W'**" ^'M. I •*••#* H J \..^:^mmm* -ı^mmDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 171
    Yetim veya dul aylığı bağlayan veya toptan tazminat veren
    Emekli Sandığı, sorumluya, 129 uncu madde gereğince rücu edebilecektir.
    Fikrimizce bu maddenin tanıdığı dâva hakkı, BK. 51 'in
    tanıdığı talep hakkından başka bir şey değildir. Ancak, kanun koyucu,
    ölen iştirakçinin aylığından yapılan kesintileri dikkate alarak
    ve nasafet fikrinden hareketle, sorumludan alacağı tazminatın
    bir kısmını, zarar görenlere vermeyi uygun bulmuştur.
    Netice, haksız fiil sorumlusunun ödeyeceği tazminatta, Emekli
    Sandığınca bağlanan veya bağlanması muhakkak olan edalar, tenzil
    edilmelidir. Biraz aşağıda görüleceği gibi Yargıtayın her iki istikamette
    de kararlan mevcuttur.
    Şayet dâvâlı tarafından böyle bir defide bulunulmamış veya
    bu talep mahkemece redolunarak, davalı tam tazminata mahkûm
    edilmişse, fikrimizce, bu ölçüde davacı, Emekli Sandığına karşı,
    kısmen veya tamamen talep hakkını kaybetmelidir; yani zarar görenler
    iki defa tazmin edilmemelidir.
    5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 129 uncu maddesinin
    ne suretle uygulandığı hakkında Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü
    nezdinde yaptığımız araştırmadan, bu maddenin fazla bir uygulama
    alanı görmediği anlaşılmaktadır. Ancak Yargıtayın tetkikinden
    geçmemiş ve istanbul Asliye 8 inci Hukuk Mahkemesinin
    18.1.1960 tarih ve 59/347 esas ve 9 sayılı karan bu hususla ligili
    bulunmaktadır ve mahkeme esas itibariyle yukandaki görüşümüzü
    kabul etmiştir: Olay şudur: Emekliliğe hak kespetmiş olan bir
    Emekli Sandığı iştirakçisi bir trafik kazası sonucu ölmüştür. Miras
    bırakanın mirasçılarına Sandıkça dul ve yetim maaşı bağlanmıştır.
    Diğer taraftan ölenin mirasçılan ayrıca İstanbul Asliye 4
    üncü Hukuk Mahkemesi nezdinde haksız fiil sorumlusu aleyhine
    maddî (destekten yoksun kalma) ve manevî tazminat davası açmışlardır.
    Bu mahkeme 27.9.1957 tarih ve 954/983 esas ve 957/916
    sayılı karan ile, haksız fiil sorumlusunu, her bir mirasçı lehine
    maddî ve manevî tazminat tediyesine mahkûm etmiş ve mahkeme
    açıkça davacılann lehine Emekli Sandığınca bağlanmış bulunan
    dul ve yetim maaşlarının bir indirim sebebi olarak nazara alınamayacağını
    içtihat eylemiştir. Bu durumu sonradan öğrenen
    Emekli Sandığı, kendilerine dul ve yetim maaşı bağlanmış olan
    kimseler lehine ve haksız fiil sorumlusu aleyhine hükmedilmiş tazminattan
    dul ve yetim aylığının 5 yıllık kısmının 129 uncu maddeye
    istinatla kendisine ait olacağını ve bu miktara davalılann mahkûm
    edilmesini iddia etmiştir İstanbul Asliye 8 inci Hukuk Mah172
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    kemesi yukarıda işaret ettiğimiz 18.1.1960 tarihli karariyle ve şu
    gerekçe ile talebi kabul etmiştir :
    «Aynı maddenin birinci fıkrası hükmünden iştirakçinin her
    hangi bir şekilde zarar görmesi halinde, zararı ika eden hakkında
    açılan tazminat dâvasına emekli Sandığının iştirak edebileceğini
    belirtmektedir. Sandığın daha evvel dâvâlılar tarafından böyle bir
    dâva açıldığından haberi olmadığı gibi haberi olupta iştirak etmese
    dahi iştirakçi veya mirasçılarının menfaat temin etmeleri halinde
    2 inci fıkradaki belirtilen üçüncü şahsın ödiyeceği tazminattan
    talepte bulunmaya hakkı vardır.
    Emekli Sandığı üçüncü şahıstan alınacak tazminatların ancak
    maddî olanlarında hak iddia edebilir. Fakat mahkemece tayin
    edilen manevi tazminatlardan tahsili cihetine gidilmeye ve mânevi
    tazminat müessesesinin mahiyeti ve gayesi müsait değildir. Bu
    bakımdan mezkûr 129 uncu maddedede yazılı para tazminatlarından
    kasıt zarar karşılığı ödenmesi icabeden tazminat olması icabeder.
    »
    Tandoğan, 129 uncu maddenin Emekli Sandığına tanıdığı talep
    hakkını nazara almadan, zarar görenin maaşından kesintiler
    karşılığı maaş bağlandığı gerekçesiyle -can sigortalarında olduğu
    gibi- bu yüzden, bir indirim yapılmasını reddetmektedir. Bu hal
    şekli, zarar görenin her iki taraftan da tazminat alması demektir.
    Fakat, aynı yazar devamla, 129 uncu madde hükmünü tekrar ederek,
    Sandığın ayrıca sorumludan tazminat isteyeceği fikrindedir.
    Bu ise, eğer yanlış anlamamış isek, haksız fiil sorumlusunun, aynı
    zarardan iki defa sorumlu tutulması demek olur.
    Tekinay ise, meseleyi gayet güzel vazetmekle beraber, konuyu
    sadece BK' 45/11 yönünden halletmek istemektedir; yani Emekli
    Sandığınca bağlanan maaş veya yapılan toptan ödeme oranında
    «bakım ihtiyacı» yoktur, bu oranda da zaratr görenin sorumluluğu
    azalır, netice itibariyle, sorumlu, zarar görenin veya üçüncü kişinin
    ödediği kesintilerden -haksız olarak- faydalanır. Yazar, vaki
    haksızlığı gidermek için, haksız fiil sorumlusuna karşı kullanmak
    üzere, sandığa bir rücu hakkı tanımak ister. Bu hal şekli, ancak,
    sandıkça fiilî bir tediyenin veya tahsisin yapılmış olması halinde
    mümkündür. Fakat zarar gören sandıktan hiçbir talep veya tahsilatta
    bulunmadan, haksız fiil sorumlusuna karşı dâva açarsa, dâvâlı,
    henüz bir tahsis veya tediye vuku bulmadan, sandığın mükellef
    olduğu tediyeleri ileri sürebilecek midir? Bizce bu soruya olumsuz
    cevap vermek gerekir, zira, bu durumda, aynı zarardan, soDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 173
    rumlu olan iki kimse vardır (nakıs teselsül hali). Eğer zarar gören,
    zararını kısmen veya tamamen, dâva yoluyla haksız fiil sorumlusundan
    almışsa, bu oranda, sandığa karşı da talep hakkını kaybedecek
    ve bu tediye, kısmen veya tamamen sandığı yükümlülükten
    kurtaracaktır. Bu suretle, sorumlu, iki defa tazmin etme yükünden
    kurtulmuş olacaktır. Sözü edilen, 129 uncu maddenin sorumlu
    aleyhine Sandığa tanımış olduğu talep hakkı ancak bu suretle
    değerlendirilebilir. Yargıtayın içtihadı birbirini tutmamaktadır.
    İçtihatların bir kısmında (4. HD. 11.5.1951 K. 3687, Külliyat, C. III,
    N. 421, 4. HD. 30.1.1958, K. 585, Emsal Kararlan, s. 30, 4. HD.
    4.11.1961, K. 9210, Olgaç (1969), s. 330, N. 16), Emekli Sandığınca
    bağlanan aylıklar ile söz konusu haksız fiil arasında bir nedensellik
    bağı bulunmaması sebebiyle, mahsup reddedilmektedir. Buna
    karşılık, daha yeni tarihli olan HGK'nun içtihadı (HGK. 15.11.1967,
    K. 338, İlmi ve Kazaî İçtihatlar, C. VIII, s. 5854) bunun tamamen
    aksi istikamette olup, mahsubun yapılması gerekeceği merkezindedir.
    Fikrimizce, haksız fiil sorumlusunu iki defa mesul etmemek
    için, Yargıtay içtihatlarının Hukuk Genel Kurulunun İçtihatları
    istikametinde birleştirilmesi gerekir. Bu hal şekli için diğer bir
    gerekçe de, daha önce temas etmiş olduğumuz, 506 sayılı Sosyal
    Sigortalar Kanununun 26 ncı maddesi hükmü ve bu maddenin
    uygulanmasına ilişkin Yargıtay içtihatlarıdır (HGK. 6.1.1968, K.
    7, Önol-Pusut-Acarbay, s. 144). Filvaki bu hükme göre, Kurum ödediği
    tazminat oranında, zarar görenin haklarına halef olur. Aşağı
    yukarı aym şartlarla çalışan iki tür sosyal güvenlik sigortasında
    ayn ayn hal tarzlan uygun olmasa gerekir. Bu söylenenler yalnız
    destekten yoksun kalma tazminatı hakkmda değil, cismanî zararlar
    nedeniyle istenebilecek (BK. 46) maddî tazminatlar hakkında
    da geçerlidir.
    Ölüm yüzünden yapılmamış olan masrafların indirilmesi:
    Destekten yoksun kalma dâvasını açana karşı, dâvâlı ölüm nedeniyle
    artık dâvacımn bazı masraflan yapmaktan kurtulacağını, bu
    nedenle, destek ölmemiş olsaydı davacının yapmak zorunda bulunacağı
    bakım, öğrenim giderlerini artık yapmayacağını, binaenaleyh,
    zaranndan bu masraflann indirilmesini isteyebilir mi? Federal
    Mahkeme, ilk içtihatlarında diğer gerekçeler yanında, burada
    maddî bir zararın söz konusu olmadığını, ve bu nedenle, mahsuba
    ilişkin hükümlerin burada uygulanamayacağını içtihat eyledi
    (BGE 46 II 127, 58 II 40). Fakat, karısı ölen erkek tarafından açılan
    bu tür dâvada, sağ kalmış olması halinde, davacı kocanın, ka174
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    nsına yapmak zorunda kalacağı masrafların, istenen tazminattan
    tenzili gerektiğini içtihat etti ve bu içtihat doktrince uygun görüldü
    (Oftinger, § 6 II 162 N. 47; Tandoğan, § 15 III, s. 271; Tekinay,
    s. 196). Yargıtay bazı içtihatlarnıda Federal Mahkeme gibi, destek
    olmamış olsaydı ona yapılması gerekli olan masrafların zarardan
    tenzilini reddettiği halde (4. HD. 11.5.1960, 7681/4393. Tekinay,
    s. 196, 4. HD. 1.3.1960, 4043/2401 Son İçtihatlar, 1961 No: 161 s.
    4837, HGK. 18.10.1967, 342/457, Olgaç, (1969), s. 321 N. 3) diğer bazı
    kararlarında bu mahsubu kabul etmektedir (4. HD. 3.10.1966,
    4938/8581, Karahasan, s. 493; 4. HD. 27.6.1968, 5517, Karahasan,
    s. 497).
    Üçüncü kişiler tarafından yapılan yardımlar: Bir kimsenin
    uğradığı zarar münasebetiyle, üçüncü şahıslar tarafından yapılan
    yardımlar, kural olarak, zarardan indirilmez. Zira, bu tür yardımlar,
    sorumluyu borcundan kurtarmak için değil, zarar göreni korumak
    için yapılır. Fakat, karşılıksız yardım yapan, yardımını sorumluyu
    korumak maksadıyla da yapmış olabilir, bu son halde,
    sorumlunun mesuliyeti, bu oranda, azalır (Oftinger, § 6 II, s. 160).
    Ancak yardımdan yoksun kalma zararında bu genel prensipten ayrılmak,
    sadece zarar göreni korumak için de yapılmış olsa, üçüncü
    şahıslarca yapılan yardımları da yoksunluğu kısmen veya tamamen
    kaldıran bir faktör olarak kabul etmek uygun olur. Tıpkı
    sigortada ölenin mirasçısı olma halinde olduğu gibi, bu hallerde
    zarar gören artık muhtaç olmaktan kurtulmuştur.
    İndirim sebeplerinin ileri sürülmesi: Yoksun kalma tazminatının
    indirilmesini gerektiren özel durumlar varsa, bunun dâvâlı
    sorumlu tarafından defi yoluyla ileri sürülmesine lüzum yoktur;
    bu faktörler, bizatihi zararın miktarı ile ilgili -yani bir itiraz sebebiolduğundan,
    hâkim bunları resen nazarı itibare almalıdır (Oftinger,
    % 6 II 163; Tekinay s. 200), (4. HD. 13.3.1967, 15422/2244, Olgaç,
    (1969), s. 320, dn. 4).
    Yargıtay içtihadına göre, eylemin ilişkisi olmadan, zarar doğduktan
    sonra, başka bir vesileyle, zarar görenin malî durumunda
    vukua gelecek bir artış, tazmin borçlusunun yararına, zarardan
    bir indirim yapılmasını gerektirmez (4. HD. 5.12.1969, K. 10127
    Çenberci, s. 837).
    VII — TAZMİNATIN TAYİNİ :
    1) Kural: Zararın tespitine ve tazminatın hesaplanmasına
    ilişkin kurallar burada da uygulanır. Bununla beraber, ölenin
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 175
    ölüme muvafakat etmiş veya ölümü arzu etmiş olması, her zaman
    tazminat miktarının azaltılmasına esas olamaz, zira bir kimsenin
    ölüme rıza göstermiş olması, hukuka aykırılığı ortadan kaldıramaz.
    Fakat, hâkim, BK. 44/Ie dayanarak, bu durumu tazminat
    miktarının indirilmesi sebebi olarak kabul edebilir (4. HD. 1.12.
    1958 3340 Emsal, s. 909, 4. HD. 31.3.1959 5331/3812 Ad. Der. 1960
    s. 1086, 4. HD. 22.2.1952 1321/99, Külliyat, C. V. 114). Ölüm olayında
    ölenin ve varsa destekten yoksun kalan davacının kusuru nazara
    alınır. Gerekli dikkati göstermemiş olan ana-babanın kusuru,
    çocuklarının ölümü sebebiyle isteyecekleri yoksun kalma tazminatının
    tayininde nazara alınır (JdT 1928 I 290, BGE 43 II 187, 46
    II 155, 58 II 246; Oftinger, § 7 I s. 239). İçtihadı birleştirme kararına
    göre, iş kazası dolayısıyla, destekten yoksun kalma tazminatı
    ödeyen ve bu sigortalının hakkına halef olan Sosyal Sigortalar
    Kurumuna karşı, sorumlu, sigortalının müterafik kusurunu (BK.
    44/1) ileri sürerek tazminat miktarının indirilmesini isteyebilir
    (İBK. 31.3.1954 17/10 RG. 8755).
    2) Destek tarafından yapılan yardımın miktarı: Ölen destek
    tarafından davacıya yapılan yardım miktarı, rakam olarak belli
    ise, örneğin, her ay belli bir para ödemekte ise, esas itibariyle, bu
    miktarı dâvâlının tazmin etmesi gerekir. Bununla birlikte, gerek
    destek gerekse davacı nezdinde, ileride meydana gelecek değişiklikler
    yüzünden, evvelce yapılmakta olan yardım miktarının azalması
    veya artması muhtemel ise bu cihet de, göz önünde tutulmalıdır.
    Ölenin yardımı, hizmet veya şey edası şeklinde ise, vaki zarar,
    bunların değerlerinin tespiti suretiyle tayin olunur. Ekseri ahvalde
    destek tarafmdan davacıya yapılan yardımlar açık olarak belli
    değildir, örneğin, eşin, evlâdın, kardeşin veya ana-babanın yaptıkları
    veya yapacakları yardımların neden ibaret olduğu veya olacağı
    belli olmaz. Bu takdirde, desteğin geliri ve bu gelirden kendi
    şahsî ihtiyacı için ayıracağı miktar çıktıktan sonra arta kalan tespit
    olunur (9. HD. 22.9.1964, K. 6103, Çenberci, s. 822, dn. 205), sonra
    da onun gelirinden yoksun kalana ayırdığı veya ölmemiş olsaydı
    ayıracağı miktar saptanır. Bununla birlikte, bu hallerde de, özel
    durumları göz önünde tutmak gerekir. Meselâ, şimdiye kadar ölenle
    birlikte yaşayan kimse desteğinin ölümü dolayısiyle tek başına
    yaşamak zorunda kalacak ise, bu yüzden ölenle birlikte yaşamasına
    nazaran daha fazla masraf yapmak zorunda kalabilir, insan vücuduna
    yapılan zararların tayininde olduğu gibi; davacının ilerdeki
    malî durumunun daha iyi veya daha fena olabileceği düşünülmeli
    ve gerektiği takdirde onun lehine kademeli bir gelire hükmolunmalı176
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    dır. Özellikle işçiler hakkında muhtemel ücret artışları gözönünde
    tutulur; kökleşmiş uygulamalara göre ortalama ücret artışlarının
    her yıl için % 5 olacağı kabul olunur. Bununla beraber, ücret
    artışları belli bir kademede durur (9. HD. 13.6.1969. K. 6793.
    Çenberci, s. 819, dn. 197). Farazi destek halinde (örneğin ölenin küçük
    bir çocuk olması), onun ileride davacıya yapacağı muhtemel
    bir yardım bir sürü ihtimallere bağlıdır. Çocuğun yeyip-içmesi, bir
    iş güç sahibi olup olmaması, seçeceği mesleğin özelliği ve nihayet
    söz konusu davacıya yardım etme niyetinde olup olmıyacağı. Bu
    hususlar hakkında peşin bir hüküm vermek mümkün olmadığı için,
    hâkim, büyük ölçüde takdir yetkisini kullanacak bu ihtimallerin
    derecesine göre, gerekirse, dâvâlının mahkûm olacağı tazminat
    miktarından indirmeler yapacaktır (Oftinger, § 6 IV, s: 213, BGE
    66 II 257, 66 II 220).
    3) Desteğin yardımının devam süresi: Ölüm vukua gelmemiş
    olsaydı, destek daha ne kadar süre içerisinde davacıya yardım edecek
    idi? Bu da, bir çok faktörlerle birlikte, desteğin ve yardım görenin
    muhtemel yaşama süresine bağlıdır. Fakat herhalde bunlardan
    birisinin ölümü ile yardım sona erecektir (4. HD. 9.11.1957,
    6706/6709, K. Reisoğlu, s. 185). O halde, herşeyden önce, öldürülmemiş
    olsaydı destek daha ne kadar yaşıyacaktı, bunu tahmin etmek
    gereklidir (4. HD. 2.2.1965, 2025/546, Olgaç, (1969), s. 325, N. 10).
    Daha yaşlı olanın her halde daha önce öleceği kabul edilemez. Bu
    ^edenle, evvelâ ölenin hayatı boyunca yardım yapmağa devam edeceği
    kabul olunur sonra yapılacak bu yardımların yekûnu alınarak,
    dâvâlının mahkûm edileceği tazminat miktarı hesaplanır. Bu
    meblâğ, peşin ve toptan ödenmesi halinde, bu hususta mevcut teknik
    usullere göre kapitalize edilir. Yani, peşin para değerine dönüştürülür.
    Bununla beraber, yeni görüş ve uygulamalar tazmin
    borçlusunun muhtemel yaşama süresini değil, onun çalışıp kazanma
    imkânına sahip olduğu sürenin nazara alınması şeklindedir.
    Filvaki, bir kimse yaşasa bile, ihtiyarlığı nedeniyle artık bir
    kazanç sağlıyamaz hale gelebilir; onun sadece yaşaması ihtimali
    gözönünde tutularak tazminat hesap edilirse, haksız sonuçlara varılabilir.
    Üstelik, yoksun kalanın da muhtemel yaşama süresi lehine
    hükmedilecek tazminat miktarı bakımından önemlidir. Bütün bu
    karışık ve teknik sorunlar karşısında, isabetli bir karar verme
    mümkün olmadığından, Federal Mahkeme, desteğin muhtemel yaşama
    süresince onun faaliyet süresinin ortalamasını almak suretiyle,
    orta bir hal tarzını tercih etmek zorunda kalmıştır (BGE 81 II
    42, Oftinger, § 6 IV, s. 216). Kuraldan ayrılmayı gerektiren özel duDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 177
    rumlar daima gözönünde tutulmalıdır. Desteğin çok küçük yaşta
    olması, bu tür bir özel durum teşkil eder. Gerçekten, bugün küçük
    ve muhtaç olan kimsenin özel bir hali yoksa bir süre sonra kendi
    hayatını kendisinin kazanması tabiidir. Bu nedenle bu tür bir kimse
    lehine hükmedilecek gelir veya tazminatın ne vakit sona ereceği
    düşünülmelidir. Eskiden isviçre'de çocuğun 18 yaşını ikmal etmesi
    yardıma muhtaç olma devresinin son sınırı olarak kabul edilmekte
    idi (BGE 49 II 366, 53 II 180, 58 II 238). Yeni kararlarda bu sınır
    20 yaşına çıkarılmıştır (BGE 57 II 184, 58 II 263, 59 II 462, 72
    II 168). Çocuğun tahsile devam etmesi veya malûl olması hallerinde
    bu sınır daha da yükselebilir (BGE 72 II 168). (HGK. 26.10.1966,
    256256/257 «erginlik çağı», Karahasan, s. 503, TD. 12.6.1956, 2204/
    3430, Külliyat, 1956, C. XI, s. 127; 4. HD. 4.3.1865, 13335/1121, Karahasan,
    s. 501).
    Yargıtay kararlarında desteğin 65 yaşma kadar yaşayacağı kabul
    olunmaktadır (4. HD. 29.9.1958, K. 4107/5800, Emsal, s. 29). Dokuzuncu
    Hukuk Dairesi işçinin 60 yaşma kadar çalışabileceği esasından
    hareket etmekte ve bu bakımdan Sosyal Sigortalar Kanununda
    yaşlılık sigortaları yönünden öngörülmüş bulunan 55 yaşının
    bu tür sigortalara özgü olacağı, bunun dışındaki haller için, bu
    hükmün bağlayıcı olmadığı içtihadmdadır. Ayrıca Yargıtay'a göre
    60 yaşından sonra da çalışma imkânının kabulü için bu nedenlerinin
    kararda gösterilmesi gerekir (9. HD. 12.3.1971, K. 3615, 6.4.
    1971, K. 6823, 28.10.1971, K. 21914, Çenberci, s. 825, dn. 213).
    4) Yardımın başlıyacağı tarih: Farazi destekte ileride destek
    olacak kimsenin yetişmesi, kazanç sağlar hale gelmesinden itibaren
    destek olabileceği kabul edilir. Ölen 5 yaşında ise bunun ancak
    15-16 yaşlarında ana veya babası için destek olabileceği düşünülür.
    Bu nedenle ödenecek tazminatın da ancak bu andan itibaren
    hesaplanması gerekir. Ayrıca yardıma muhtaç olma durumunda
    da vaziyet böyle olabilir; bugün için muhtaç olmayan bir kimse
    bitr süre sonra yardıma muhtaç hale gelebilir. Bu son halde de
    tazminat bu andan itibaren hesap edilir. Böylelikle fiilî yardımın
    daha geç bir tarihte başlaması halinde, davacıya, şimdiden tazminat
    olarak peşin ödeme onun çok daha sonra hak edebileceği bir
    parayı şimdi vermek olur. Bu takdirde yapılan erken tediye için
    bir iskonto yapmak gerekir (4. HD. 2.2.1965, 2025/456, Olgaç, (1969),
    s. 325, N. 10). İsviçre'de bu maksatla yapılmış hazır tablolar mevcuttur.
    Birçok ihtimaller karşısında bu gibi hallerde tazminatın
    miktarı hâkim tarafından nesafete (ex aequo et bono) göre tayin
    olunmaktadır (Oftinger, § 6 IV s. 217).
    178 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    VIII) TAZMİNATIN ŞEKLİ :
    1) Genel olarak: İnsan vücuduna yapılan zararlarda olduğu
    gibi, burada da tazminat, sorumlu olanın davacı lehine (gelir) irat
    veya toptan bir meblâğ (sermaye) ödemesi şeklinde olur. Bunlardan
    birisini seçme hâkimin takdirine bırakılmıştır. Bununla birlikte,
    gelir şeklindeki tazminat, destekten yoksun kalma tazminatının
    mahiyetine en uygun olanıdır. Fakat gelirin uzun seneler ödenecek
    olması, ciddi, sakmcalar meydana getirebilir. Evvelâ, yoksun
    kalanın seneler sonra ihtiyaç durumu değişebilir. Hatta, muhtaç
    olmaktan da kurtulabilir; bunların seneler önce nazara alınması
    ve hükmedilecek gelir miktarının ona göre saptanması mümkün
    değildir. Diğer taraftan, modern iktisadiyatta normal hal almış bulunan
    paranın satın alma gücünü kaybetmesi, senelerce evvel hükmedilmiş
    bir geliri bazan pek gülünç bir hale getirmiş olabilir. Örneğin
    1950 yılında 250 liralık aylık tazminat, bir kimsenin geçimi
    için aşağı yukarı yeterli iken, bu miktar bir aylık 1970 yılı rayicine
    göre gülünç olabilir. Buna karşılık, sermaye şeklinde hüküm
    edilen tazminatı, alacaklı, bu ilerdeki ihtiyaçlarını karşılamayacak
    şekilde isabetsizce kullanabilir, bu suretle de muhtaç olduğu bir
    meblâğı elinden çıkarabilir. Diğer taraftan, gelir şeklindeki tazminatta
    borçlunun teminat vermesi, bu teminatm verilmesi sorumlu
    için her zaman kolay değildir. Bu nedenle, uygulamada gelir şeklindeki
    tazminata fazla tesadüf edilmemekte ve mahkemelerimizin
    bu istikametteki uygulaması umumiyetle tasvip görmektedir (Konunun
    Türk ve Mukayeseli Hukuk yönünden incelenmesi, Fikret
    Eren : Destenten Yoksun Kalma ve Vücut Bütünlüğünün İhlâli Hallerinde
    Ödenecek Tazminatın Şekli, Prof. Dr. Hüseyin Cahit Oğuzoğlu'na
    Armağan, Ankara 1972, s. 163-174). Tedavi masrafları veya
    çalışamamış olmadan dolayı uğranılan zararlarla cenaze ve mezar
    masrafları hakikî zarar olarak talep edilir.
    2) Gelir {irat) şeklinde tazminat: Bu, miktar ve süre itibariyle,
    ölenin gelirinden davacıya ayırdığı veya ayırabileceği miktara
    eşit olmalıdır. Bunun için de önceden sorumlunun geliri, sonra
    da davacıya ayıracağı kısım tespit ve tayin olunur. Bununla birlikte,
    gerek sorumlunun gerekse muhtaç olanın durumları zaman
    zaman değişebilir, bu cihet mümkün olduğu kadar gözönünde tutulmalıdır.
    Gelir, davacının muhtaç halinin devamı süresince ve nihayet
    onun hayatı boyunca ödenir. Davacı kadının tekrar evlenmesi,
    nişanlı kadının başkasıyla nişanlanması veya evlenmesi veya banların
    sonradan kazançlı bir iş sahibi olmaları gibi. Bu gibi ihti-
    .|niiPHi.|Mi,- .ı.ıi >t d >ı>nwitpiK»teitwi<M.. • >»•" t *•* IM; J )•• -ı»*"»•«•»»«.ı.HUM»-1 (•>;•• |
    DESTEKTEN VOKSUN KALMA TAZMİNATI İ79
    maller hükümde saklı tutulabilir. Özellikle çocuklara ödenecek
    olan gelirin hangi yaşa kadar ödeneceği hükümde belli edilmelidir.
    3) Sermaye şeklinde tazminat: Hâkim gelir şeklinde bir tazminata
    hükmedeceği yerde sorumluyu toptan bir meblâğa mahkûm
    edebilir. Bunun desteğin ölmemiş olması halinde davacıya
    gelirinden ayıracağı miktara eşit olması lâzımdır (4. HD. 2.2.1965
    2025/546, Olgaç (1969), s. 325 N. 10). Hâkim gelir ve sermaye şeklindeki
    tazminatı birlikte hükme bağhyabilir; örneğin, davacıya
    belli bir yaşa (meselâ 65 yaşına) kadar olan zarar için sermaye tazminatına
    bu yaştan fazla yaşaması hali için de gelir tazminatına
    hükmedebilir (4. HD. 30.11.1948 5653/5083).
    Sermaye tazminatı şu surette hesaplanır: Evvelâ dâvâlı gelir
    şeklindeki bir tazminata mahkûm edilmiş olsaydı alacaklıya ödeyaceği
    beher gelir taksitinin tutarı ne olacaktı (ayda veya üç ayda
    bir) bu tayin edilir. Sonra, bu gelir muhtemel devam süresine
    göre çoğaltılır. Gelirin muhtemel devam süresi, hem gelir alacaklısının
    hem de irat borçlusunun hüküm tarihindeki yaşı göz önünde
    tutulur. Bu maksatla mevcut ölüm tablolarından faydalanılır.
    Fakat iş bununla bitmiş olmaz. Zira gelir taksitlerinin yekûnu davacıya
    derhal ödendiği takdirde, davacı ancak seneler sonra elde
    edebileceği bir parayı şimdi elde etmiş olacaktır. Bu nedenle alacaklının
    parayı peşin ve erken almasından doğan faydaları tazminat
    miktarından indirilir (4. HD. 2.11.1957 5819/6595, Olgaç, (1969),
    s. 325, N. 11). Bu ameliyeye «iradın sermayeye kalbedilmesi» denir.
    Bu da herşeyden evvel piyasadaki cari faiz nispetine bağlıdır.
    Destekten yoksun kalma tazminatı bilirkişiler tarafından hesaplanır.
    Ancak bilirkişinin bu hesabı yaparken, verilecek tazminatın
    peşin sermaye değeri dikkate alınır. Sorumlu tarafından ödenecek
    tazminat, peşin sermaye değerinden ibarettir (9. HD. 22.2.
    1964, K. 6103, Çenberci, s. 822 dn. 205). Bu hesap yapılırken İstatistik
    Genel Müdürlüğü ve Çalışma Bakanlığınca benimsenmiş ve
    doktrin ve içtihatlarla desteklenmiş bulunan P. M: F. tablosunun
    esas alınması gerekir (4. HD. 25.10.1968, K. 8279, Karahasan, s. 496,
    4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a) (Bkz. ekteki
    tablo).
    Farazi desteğin özellikle çocukların ölmesi halinde, halli gereken
    bir sorun daha vardır. Henüz 5 yaşında ölen çocuğun ölümünden
    dolayı annesine yoksul kalma tazminatı verilmesine hükmedilmesi
    ve bu tazminatın sermaye veya gelir şeklinde şimdiden kendisine
    verilmesi, keza davacıya ayrıca çok erken bir menfaat sağ18Û
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    Uyacaktır. Çünkü bugün 5 yaşında olan çocuk ancak 10 ile 12 sene
    sonra kazanç sağlar hale gelecek ve davacı ana için destek olabilecektir.
    O halde şimdi ödenecek bir tazminatta bu noktanın da
    gözönünde tutulması ve gerekli indirimin yapılması icabeder. Ancak
    destekten yoksun kalma tazminatı alacaklısının da o tarihte
    (10 ile 12 sene sonra) daha yaşlanmış ve ömrü kısalmış olacaktır.
    Kaza zamanında çocuk 5, anne de 25 yaşında ise 12 sene sonra anne
    37 yaşında olacağından onun lehine hükmedilecek gelir veya
    sermaye tazminatı bu yaş göz önünde tutularak hesaplanacaktır.
    O halde misâlde olduğu gibi şimdi 25 yaşmda olan bir anaya verilecek
    tazminat bu cihet de göz önünde tutularak hesap edilecektir.
    Federal Mahkemenin bu husustaki uygulamaları şöyledir: Evvelâ,
    ölen çocuğun şimdiki yaşı nazara alınarak alacaklıya ödenecek
    gelir (aylık veya 3 aylık) tayin olunmakta ve bu gelir, derhal
    ödenecekmiş gibi, rayiç faiz (meselâ % 4 veya 5) üzerinden sermayeye
    çevrilmekte, kapitalize edilmektedir. Sonra da, derhal başlayan
    ve fakat çocuğun çalışma gücüne sahip olacağı tarihe kadar
    devam edecek olan bu irat, sermayeye çevrilmekte ve bu son rakam,
    birinci rakamdan indirilmekte, aradaki fark, ileride başlayacak
    gelir tazminatının peşin para değerini teşkil eylemektedir (Oftinger,
    § 6 IV s. 193, BGE 63 II 63, 72 II 208, 77 II 153, 81 II 42;
    4772 sayılı Kanunun uygulanmasına ilişkin örnekler: Tekinay, s.
    225).
    Gelir tazminatının peşin sermaye tazminatına tahvili yapılırken
    hangi tarih esas alınacaktır; ölümün vukua geldiği tarih mi,
    yoksa hükmün verileceği tarih mi? Cismanî zararlarda hüküm tarihi
    esas alınır; karar tarihine kadar vukua gelen zararlar fiilî zarar
    olarak hükümde nazara alınır (BGE 77 II 153, 82 II 35, 84 II
    300, Oftinger, § 6 IV s. 184, 192). Ölüm halinde ise bu cihet tartışmalıdır.
    Federal Mahkeme karar tarihini değil, olay tarihini esas
    almıştır (BGE 84 II 300). Buna karşılık Oftinger, hüküm tarihinin
    esas alınacağı görüşündedir. Bu son görüşe göre olay tarihinden hüküm
    tarihine kadar meydana gelen zararlar, hakikî zarar olarak hükümde
    nazarı itibare alınır. İki hal tarzı arasındaki pratik farkı
    şöyle açıklıyalım : Ölen destek 70 yaşında olsa onun ortalama yaşama
    cetvellerine göre muhtemel yaşama süresi 9 yıldır. Bu kimsenin
    ölümü üzerine hesaplanacak gelir ve sermaye tazminatı 9 sene üzerinden
    olacaktır. Ancak bu dâvanın 5 sene sürdüğü kabul edilirse,
    ölenin sağ kalsaydı 75 yaşına kadar yaşıyacağı kabul edilecek ve
    bu yaşta olan kimsenin ileride muhtemel yaşama süresi ise istatlsDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 181
    tiklere göre 7 sene olduğundan, hüküm tarihi esas alındığı takdirde
    iki yıl eksiğiyle tazminatın 7 sene üzerinden hesaplanması gerekecekti
    (Örnek Tekinay, s. 227'den alınmıştır). Bize de bu son şekil
    daha adil gözükmektedir.
    IX — FAÎZ
    Tazmin borcunun zararın meydana geldiği günden itibaren
    doğmuş olduğu ve binaenaleyh o andan itibaren faize tabi bulunduğunu
    evvelce görmüştük. Yoksun kalma tazminatında bu yönden
    bir tereddüt mümkündür. Zira burada davacının istediği ve
    dâvâlının da mahkûm olduğu zarar henüz olay veya hüküm anında
    meydana gelmiş değildir. Burada ileride meydana gelecek bir —farazi—
    zarar söz konusudur. Gerçekten ölen çocuğun yardımından
    mahrum kalma istikbale (ileriye) ait bir husustur; diğer taraftan
    yapılan veya yapılacak olan yardımlar zaman süresi içerisinde olacaktır.
    Bu nedenle bu tür zararlarda, zararın olay günü meydana
    geldiği söylenemez ve bu sebeple de olay günü muaccel hale gelmiş
    bir para borcu yoktur. Esas itibariyle bu tereddütler yerindedir. Ancak
    hâkim yoksun kalma tazminatına hükmederken zararın ileride
    vukua geleceğini göz önünde tutarak bu tür zarar için şimdi ödenecek
    tazminatın peşin para değerini, —piyasadaki faiz nispetini göz
    önünde tutmak suretiyle— takdir ve tayin edecektir. Bu suretle
    hükmolunan tazminat, hükmün verildiği veya olayın meydana gelmesi
    gününe irca olunacaktır. Bu sebeple bu tür tazminatlar da karar
    tarihinden itibaren faize tabidirler (Oftinger, § 6 IV s. 153, BGE
    81 II 559, 84 II 36). Müstakar Yargıtay içtihatlarına göre bu tür bir
    faiz hakkında BK. 72 uygulanır, yani faiz oranı % 5'tir (TD. 11.1.
    1962 2800/143 ABD. 1962 s. 378). Tekinay'a, (s. 230) göre, tazminat
    alacağı hüküm tarihinden değil, zararın vukuu tarihinden
    itibaren faize tabidir. Bununla beraber, borçlu mütemerrit ise
    hakkında BK. 101 uygulanır. Zararın vukuu tarihinden hüküm tarihine
    kadar geçecek süre için işleyen faizler, mevcut ve hakiki bir
    zarar olarak hükümde nazarı itibare alınır. Bazı Yargıtay kararlarına
    göre bu tür bir tazminat alacağı olayın vukuu tarihinden itibaren
    faize tabidir (4. HD. 31.3.1959 5331/2812 Olgaç, (1969), s. 334
    N. 27, 4. HD. 23.1.1965 8350/327, Olgaç, (1969), s. 333 N. 26, Tekim
    ay, s. 230).
    X YARGITAY KARARLARINÛAN ÖRNEKLER
    Davacının mütevaffanm yardımına muhtaç olup olmadığı hususunda
    davacı vekilinden beyyine talep olunmak ve mütevaffanm yardımına muhtaç,
    olduğunun subutu halinde maddi zarar miktarı tesbit olunmak gerekir (4. HD.
    29.9.1942, 1933/2339, Tekinay, s. 49'dan).
    Ölenin babasına baktığı tesbit edilmeksizin veyahut malî durumu itibariyle
    MK. 315 hükümlerince ölenden nafaka isteyip işleyemeyeceği tahkik
    edilmeksizin baba lehine hüküm edilmiş olması kanuna aykırıdır (4.
    HD. 7.10.1957 4143/3880 Emsal s. 49).
    Mahkemece sabit görülen tazminattan, ölenin 18 yaşında kazanç sağlayıp
    davacı babasına yardım 'edebileceğini kabul ile bu yaşa kadar çocuğa
    yapılacak masrafların indirilerek, geri kalana hükmedilmiştir. Bu şekilde
    küçüğe yapılacak masrafların sabit olarak tazminatta indirilmesi 45 inci
    maddenin 3 cüncü cümlesiyle konulan esasa aykırıdır (4. HD. 1.3.1960 4043/
    2404 Olgaç, 1969 s. 326 N. 14).
    Destekten yoksun kalma şartlarının resen nazara alınması gerekir. Ölen
    çocuğun çalışıp ana ve babasına yardım edip edemeyeceği konusu ve babanın
    yardıma ihtiyaç duyup duymayacağı incelenmelidir. - ölen çocuğun yaşadığı
    çevre, gelenekler, yaşayış tarzı çalışma durumu incelenmelidir (4.
    HD. 13.3.1967 15422/2244 Olgaç, 1969 s. 320 N. 4).
    Yoksun kalma tazminatı isteyen ana-babanm ileride bakım ihtiyacına
    düşeceklerinin tesbiti, hal ve şartların özelliğine göre davacıların bakım ihtiyacına
    düşecekleri kuvvetli bir ihtimal olarak tesbit edilmelidir. Ayrıca
    çocuğun da ileride bakım gücünü elde edeceğinin kabul edilmesi halinde
    tazminatın hesabının bilirkişiye yaptırılması gerekir (4. HD. 11.12.1967 9961
    Karahasan, s. 498), 4. HD. 20.6.1967 5335/3746 Karahasan, s. 486).
    Yoksun kalma tazminatına hükmedebilmek için ölüm nedeniyle ileride
    yoksun kalınacağının ve ölenin de bakım gücüne sahip olacağının isbatı gerekir
    (4. HD. 18.2.1967 11870/1389 Karahasan, s. 488).
    Davacıların mütevaffanm sağlığında kendilerine yardım ettiğini ispat
    etmeleri gerekir (9. HD. 3.3.1967 103/1787 Karahasan, s. 487).
    Küçük yaştaki çocuğun ölümü halinde onun gelecekte ana ve babasına
    bakacağı hal ve şartların özelliklerine göre bekleniliyorsa, öleni destek saymak
    lâzımdır. Ancak çocuğun destek haline gelinceye kadar ana ve baba
    tarafından yapılması gereken masraflar tazminatın hesaplanmasında nazara
    alınması ve bu miktarın düşürülmesi lâzımdır (4. H. 10.2.1966 3570/1593
    Olgaç, 1969 s. 323 N. 6).
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 183
    Bir ağabeyin küçüğüne erginlik çağına gelinceye kadar bakması muhtemeldir
    (HGK. 26.10.1960 256/257 Karahasan, s. 503).
    Ölen çocuk henüz iki yaşındadır. Böyle bir kimsenin büyüyünce ne şekilde
    para kazanacağım hangi 'eğitim dalında okuyacağını ve hangi mesleği
    edineceğini şimdiden kestirmek mümkün olamaz. Böyle bir durumda gerçek
    zararın tayini mümkün değildir. Bu nedenlerle olayda BK. 42'nin uygulanması
    gerekir (HGK. 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 497).
    Ailenin içtimai durumu, hayat şartları, mahalli teamül ile davacı iki yaşındaki
    Emine'nin tahsil ve evlenme devresi, babasının bakımına ihtiyaç hissettiren
    sair hususlar araştırılarak 18 yaşının üstünde daha ne kadar müddet
    mütevaffanm yardım ve bakımına muhtaç olduğunun tesbiti gerekir
    (TD. 12.6.1956 2204/3430, Külliyat 1956 C. XI. s. 127).
    İleride yardım göreceğini ümit etmekte haklı bulunmak da tazminat
    istemek için yeterlidir —ölenin çocuk olduğundan, filhal yardımdan mahrum
    kaldığından ve ileriye muzaf bir tazminat ödenemeyeceğinden bahisle
    davanın maddi tazminata ilişkin kısmının reddi isabetsizdir (TD. 13.10.
    1965 1792/2927, Karahasan, s. 488).
    Davacı babanın yaşı ve içtimaî durumu ve çocuğun mektepte okutulmasının
    gerekmesi babanın ortalama ömrünün müddeti gözönünde tutulduğu
    takdirde çocuğun yardım edebilecek çağa ermesi halinde babanın kaç yaşında
    bulunacağı ve yaşaması muhtemel bulunup bulunmayacağı cihetleri
    göz önünde tutulmayarak baba lehine tazminata hüküm edilmesi kanuna
    aykırıdır (4. HD. 1.2.1957 8634/480 Emsal s. 34, Tekinay, s. 32).
    Durum destekten mahrum kalma tazminatının tesbitine imkân vermiyorsa,
    bunu hâkim resen tesbit edemez, zira bu takdirde davacıların ileride
    destekten yoksun kalacakları kesin olarak tesbit edilmiş değildir. Hayali
    ve uzak ihtimalata dayanan bir düşünce ile maddi zararın gerçekleştiğini
    kabule tazminat hukukunun kuralları elverişli değildir (4. HD. 4.2.1967 7035/
    896 Otgaç, 1969 s. 322 N. 5).
    Ana ve babanın ileride bakım ihtiyacına düşeceklerinin anlaşılması lâzımdır.
    Davacı ana ve babanın özel durumları çocuğun yaşı ve aile içersindeki
    yeri mahkemece gözönünde tutulmalıdır. Hayal ve uzak ihtimallere dayanan
    düşünceler maddi zararın gerçekleştiğini kabule tazminat kuralları elverişli
    değildir (4. HD. 9.3.1967 1147/2171 Olgaç, 1969 s. 324 N. 9).
    Ölen çocuğun yaşının küçüklüğü zararın varlığına engel sayılmaz. Genç
    veya küçük yaştaki bir kimsenin yaşayacağı kabul olunur —küçük kız veya
    erkek çocukların büyüyüp kazanç sağlayacakları ana babalarına fiilen
    destek olacaklarını kabul hayat. tecrübelerine ve olayların akışına uygun
    düşer. Bu nedenle zarara uğrama yönünden zararın vukuunu davacıların ispatla
    yükümlü tutulması hukukun temel ilkelerine uygun düşmez. Bu nedenle
    küçüğün ölmesi dolayısıyla ana-babanm destekten yoksun kaldıkları
    kabul edilmelidir (HGK. 16.10.1968 1143/692, Karahasan, s. 496).
    Ana ve babanın destekten yoksun kalma tazminatını isteyebilmeleri,
    bakım ihtiyacı şartının ispat edilmesine bağlıdır. Yoksa salt ana baba oluş
    184 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    yoksun kalma tazminatına hak kazandırmak için yeterli değildir (9. HD
    30.12.1968 11176/11984, Karahasan. s. 486).
    Desteğin sağlığında bakıma muhtaç olmayan ana ve babanın, zamanla
    çalışma güçlerini ve kazançlarım yitirme sonucu bakım ihtiyacını duymaları
    ihtimali de mevcuttur (9. HD. 30.12.1968 11176/11984, Karahasan, s. 486).
    Yardımdan mahrumiyet tazminatında ölen ile yardıma muhtaç olanın
    muhtemel yaşama sürelerinin göz önünde tutulması lâzımdır (4. HD. 9.11.
    1957 6706/6709 K. Reisoğlu, s. 185).
    Yargıtaym yerleşmiş uygulaması arasında kişilerin 65 yadından sonra
    yaşayamayacağı ve kazanamayacağı yolunda bir düşünce yoktur. Mahkemenin
    ölenin yaş durumunu göz önünde bulundurarak zarar verici olay meydana
    gelmemiş olsaydı ne kadar zaman yaşayabilecek idiyse o süre içinde
    ne kazanabilecek idiyse elde edeceği gelirden davacılara ayırabileceği miktarı
    peşin sermaye faizinden indirilmesi gerekir (4. HD. 2.2.1965 2025/546.
    Olgaç, 1969 s. 325 N. 10).
    Ölüm ve cismanî zarar hallerinde maddî tazminat tutarının hesaplanması
    sırasında Çalışma Bakanlığınca Fransa'dan alınarak 506 sayılı sosyal
    sigortalar yasasına bağlanan tarifenin 1 inci maddesi uyarınca P. M. F. yaşama
    tablosundan yararlanılması ve ortalama ömrün belli edilmesinde bu
    tablodaki rakamların esas tutulması gerekirken ortalama ömrün 65 yaş olarak
    kabulü bozmayı gerektirmiştir (4. HD. 25.10.1968, 8297 Karahasan s. 496,
    Aynı mealde, 4. HD. 18.12.1969, K. 1045, Çenberci, s. 827, dn. 221 a).
    Ölenin yaşaması muhtemel vasati yaşının 70 olarak tesbit edilmesinin
    sebebinin gösterilmemesi yolsuzdur (4. HD. 5.5.1951 3233/3564 Emsal s. 34).
    Tazminat davalarında vasati ömrü beşer 65 yıl olarak kabul edildiğine
    nazaran... (4. HD. 29.9.1958 4107/5800 Emsal s. 29).
    Ölünün vasati yaşı 65 olarak kabul edilmeyip, 60 olarak kabul edildiği
    takdirde esbabı mubice zikri gerekir (4. HD. 22.2.1952 1331/999 Külliyat
    C. V s. 144).
    Ölenin 62 yaşına kadar yaşamış bulunması sebebiyle hiç değilse 70 yaşına
    kadar yaşayacağının kabulü gerekir (Emsal s. 875).
    Destekten mahrum kalanlar hisselerini açıklamadan hepsi için toptan
    bir tazminat hesap edilmiş ise BK. 69 hükmünce alacaklıların eşit olarak
    hak ileri sürdüklerinin kabulü gerekir. (4. HD. 20.6.1966 10049/6963 Karahasan,
    s. 484).
    Yoksun kalan birden ziyade kişilerin birlikte dava açmaları mümkün
    ise de bu takdirde de her davacının bağımsız istekte bulunması ve herbirinin
    özel durumları incelenerek her bir davacı için gerçekleşen zararın tesbiti
    gerekir. Davacıların her biri için ayrı ayrı hüküm kurulmalıdır. Bu cihetler
    gözetilmeksizin karar verilmesi kanuna aykırıdır (4. HD. 27.6.1968
    5516 Karahasan, s. 481).
    BK. 45 ve 47 gereğince maddî tazminat için ölenin desteğinden yoksun
    kalma yeterli bir sebep olup ayrıca ölenin yetişmesi için önceden masraf
    yapılmış olması gerekli değildir. Maddi tazminatın hes-abmda ölen küçüğün
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 185
    çalışma ve gelir sağlama yaşına kadar ana^babanm yapacağı ve yapması gerekli
    masrafların tazminattan indirilmesi gerekir (4. HD. 11.5.1960, 7681/
    4393 Tekinay, s. 196).
    Ölenin babasına baktığı tesbit edilmeksizin yahut babanın malî durum
    itibariyle MK. 315 gereğince ölenden nafaka isteyebilip isteyemeyeceği tetkik
    edilmeden karar verilmesi yolsuzdur (4. HD. 10.7.1957, 4173/580, K. Reisoğlu,
    s. 171).
    Ana-baba ölen çocuğa bakılması ve onun yetiştirilmesi için yapmış olduğu
    giderleri tazminat konusu yapamaz. Zira bu giderler ölüm sonucu değildir
    (4. HD. 24.10.1967, 9288, Karahasan, 499).
    Oğlu ölen babanın çocuğunu yetiştirmek için yapacağı masrafları, bilirkişinin
    hesapladığı zarar miktarından indirilmesi gerekmez (4. HD. 1.3.
    1960 4043/2404, Son İçtihatlar, 1961 Cilt 15 s. 4838)).
    Ölen evlâdın ileride evlenmesi, çocuk sahibi olması ve kendi karı ve çocuklarına
    bakması halinde yardıma ihtiyaç duyacak olan ana ve babasına
    ayırabileceği paranın ne olabileceği ihtimalleri gözönünde tutulmalıdır (4.
    HD. 23.9.1967, 5799/6719 Olgaç, 1969 s. 326 N. 13).
    Çocukların yüksek tahsil yapmakta olup olmadıkları gözönünde tutularak
    onların yardımdan mahrum kalmış sayılmaları için gerekli yılların sayısı
    tayin edilmek gerekir (TD. 19.4.1955, 512/2927, Küliyat C. V s. 151).
    Destekten yoksun kalma yüzünden verilen peşin tazminatta peşin sermaye
    faizi düşülmelidir (4. HD. 2.11.1967, 5819/6595, Olgaç, 1969 s. 325 N.
    11).
    Yardımdan mahrum kalan kimseler içtimaî ve iktisadî seviyelerini olaydan
    sonraki devrede de kalan miras gelirleriyle sağlamış ise artık BK. 45'e
    dayanma hakları kalmaz (4. HD. 16.11.1963, 8337/10030, Olgaç, 1969 s. 329
    N. 15). ""
    Ölüm sonucu bakkal dükkânı miras yoluyla davacıya intikal ettiğine
    göre miras gelirinin hesaplanacak tazminat tutarından indirilmesi gerekir
    (4. HD. 15.4.1968 3518 Karahasan, s. 504).
    Destekten mahrum kalma tazminatı hesaplanırken tereke mallarının
    davacıya sağladığı gelir hükmedilecek tazminat miktarından tenzil olunur
    (4. HD. 12.12.1966 8495/10612, 4. Hukuk D. Kararlan 1966-67-68, s. 123).
    Mirasçılık nedeniyle davacının malî varlığı artmış olursa bu artış destekten
    yoksun kalma tazminatından indirilir (4. HD. 6.11.1965, Karahasan,
    s. 506; 4. HD. 22.10.1963 9363, Karahasan, s. 510).
    Sağlanan faydaların zarar miktarının hesaplanmasında mahsubu için
    bu faydalanmanın haksız fiilin doğrudan doğruya sonucu olması lâzımdır.
    O halde mirasbırakanm ölümüyle davacıların terekeden miras payı almış
    bulunmaları haksız fiilin doğrudan doğruya sonucu olarak meydana gelmiş
    bir artma sayılamaz (4. HD. 4.11.1961 2296/9210, Olgaç, 1969 s. 330 N. 16).
    Emekli Sandığından sağlanan aylıkların haksız fiil ile değil, ölümle edinilmiş
    bir fayda sağlayıp zarardan mahsup edilmemesi doğrudur (4. HD.
    4.11.1961 2296/9210, Olgaç, 1969 s. 330 N. 16).
    186 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    Tazminatın hesabında miras gelirinin gözönünde tutulması gerekir.
    Çünkü miras geliri ölüm nedeniyle destekten yoksun kalana geçmiştir (4.
    HD. 15.5.1967 4254, Karahasan, s. 505).
    Davacıların îşçi Sigortaları Kurumundan bir tazminat almış ve almakta
    bulunup bulunmadıkları incelenmek ve şayet tazminat almış ve almakta
    bulunmuş oldukları anlaşıldığı takdirde hükmedilecek tazminattan bunun
    indirilmesi gerekir. (4. HD. 7.10.1957 4173/5580 Tekinay, s. 184).
    Davacı kadının henüz genç olduğu da düşünülerek yeniden evlenmesinin
    mümkün bulunup bulunmadığının incelenmesi gerekir (İlmî ve Kazaî
    İçtihatlar, 1963 s. 2010).
    Memur olarak çalışan kadın aile masraflarına münasip bir miktarda
    katılmaya mecburdur (MK. 190) ve maaşı yükseldikçe bu miktarın artması
    da zaruridir. Hal böyle iken ölenin bütün hayat boyunca muayyen fasılalarla
    terfi etmesine rağmen masraflara iştirakinin sabit olacağının kabulü
    kanuna aykırıdır (4. HD. 9.11.1957, 6706/6709, Olgaç, 1969 s. 332 N. 21).
    26 yaşındaki bir erkeğin hayatını düzene sokmak üzere tekrar evlenmek
    isteyeceği kabul edilmek gerekir. Şu halde davacının nikâhlı veya nikâhsız
    ne kadar bir süre içinde bir başka kadınla hayatını birleştireceği
    sosyal şartlar gözetilerek bilirkişiye tesbit ettirilmeli ve tazminat ancak
    bu süreyi kapsayacak şekilde hesaplanmalıdır (4. HD. 5.1.1967, 10932/55,
    Karahasan, s. 489).
    Davacının genç ve iki çocuklu bulunduğu gözetilerek tekrar evlenme
    şansı olup olmadığı tazminat miktarının hesabında göz önünde tutulmalıdır
    (4. HD. 6.11.1967, 8284, Karahasan, s. 493).
    Yoksun kalan sonradan evlenmiş ise bu durumun da gözönünde tutulması
    lâzımdır (4. HD. 20.6.1966, 10049/6963, Karahasan, s. 494).
    Ölenin karısının yeniden evlenme imkânına malik oluşunun kocasını
    kaybetmiş olması sebebiyle uğradığı maddi ve manevi zararın tenkisine sebep
    teşkil etmez (4. HD. 31.1.1951, 99/775, Emsal s. 34).
    Davacı eş evlenmiş olduğuna göre tazminat miktarının hesabında evlenmiş
    olmasının tesiri olup olmayacağı bilirkişi raporunda münakaşa olunmalıdır
    (4. HD. 2.11.1957, 5819/6595, Olgaç, 1969 s. 325 N. 11).
    Karının ikinci kocasının içtimaî vaziyet ve malî kudreti gözönünde tutulmalıdır
    (4. HD. 26.3.1942, 1369/907, Olgaç 1969 s. 331 N. 18).
    Dul ve yetim maaşının ölenin mirasçılarına şahsen ve devletçe tahsis
    olunan bir para olması nedeniyle tazminattan tenzili gerekmez (4. HD. 11.5.
    1951 4525/3687, Olgaç, 1969 s. 331 N. 20).
    Çocuğa bağlanan yetim maaşı destekten yoksun kalma tazminatına mahsup
    edilemez (4. HD. 26.10.1966, 5666/8402, Karahasan, s. 491).
    Çocuğa yapılacak masrafların sabit olan tazminattan indirilmesi kanuna
    uygun değildir. Çünkü BK. 45'de ölüm neticesi olarak diğer kimseler
    mütevaffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararlarını
    da tazmin etmek lazım denilmekte ölenin yardımının tam karşılıDESTEKTEN
    YOKSUN KALMA TAZMİNATI 187
    ğının istenebileceği esası kensinlikle kabul olunmaktadır - tazminattan davacının
    çocuğunun ölümü sebebiyle tasarruf ettiği bakım ve yetişitiritaıe
    masraflarının indirilmesi halinde bu tazminat babanın mahrum kaldığı yardımım
    tam karşılığı olamaz (Son içtihatlar 1961 No: 161 s. 4837).
    Tazminatın hesabında evlâdın yetiştirilmesi için gerekli olan masrafın
    mahsubu yoluna gidilemez (HGK. 18.10.1967 342/457, Olgaç, 1969 s. 321 N. 3);
    aksi içtihat 4. HD. 27.6.1968 5517, Karahasan, s. 497).
    Çocuğun yetiştirilme masrafıyla baba yükümlü olduğuna göre ana lehine
    hesaplanacak tazminattan yetiştirilme masraflarının düşülmüş olması
    doğru değildir (4. HD. 25.10.1968 8279 Karahasan, s. 496).
    Davacı kocanın, ölen karısına yaşamış olsaydı yapacağı giderlerin tazminattan
    indirilmesi gerekir (4. HD. 3.10.1966, 4938/8581, Karahasan, s. 493).
    Erginlik çağma kadar ana baba ile birlikte yaşayan çocuğun kazncı kurl
    olarak onlara aittir. Bu yönün tazminatın hesabında göz önünde tutulması
    gereklidir (4. HD. 4.3.1965, 13335/1221, Karahasan, s. 501).
    Ev işleri görme yardım deyimine girer (4. HD. 3.10.1966, 4938/8581, Karahasan,
    s. 493).
    Çocuğun ileriki yaşlarda kazanacağı tahmin edilen gelirin, miktar itibariyle,
    onu refah halinde bulunduracağı kesin olarak anlaşılamamasınâ göre,
    kardeşler lehine maddi tazminata hükmedilmesi kanuna aykırıdır (4. HD.
    9.1.1957 4590/112 Emsal s. 50).
    Yoksun kalma tazminatı isteme hakkı ölenin mirasçılarına geçer (Son
    içtihatlar C. 18 (1964) s. 5903-5906).
    Destekten yoksun kalma tazminatının mirasçılık sıfatıyla bir ilgisi bulunmadığından
    toptan tayin olunan tazminatın veraset senedi gereğince davacılara
    dağıtılmasına karar verilmesi kanuna aykırıdır. Zira mirasçı olsun
    veya olmasın, ölenin akrabası oluşun veya olmasın yardımdan mahrum kalan
    herkes ölüme sebebiyet verenden BK. 45 gereğince tazminat isteyebilir
    (4. HD. 12.12.1957, 7063/7371, Olgaç, 1969 s. 334 N. 28).
    Yoksun kalma tazminatına ilişkin dâva hakkı mirasçılık hakkından değil,
    desteğini yitirdiğinden doğar (4. HD. 14.10.1963 15237/9018 Karahasan,
    s. 484;. 4. HD. 27.6.1968 5516, Karahasan s. 481).
    BK. 98/11 uyarınca haksız fiillerden mütevellit mesuliyete müteallik hükümler
    kıyasen akde muhalif hareketlere de tatbik olunur. Bu itibarla gemide
    aşçı ve dalgıç olarak çalışan kimsenin ölümünden donatan BK 55 gereğince
    sorumludur. Bu meyanda donatan destekten yoksun kalma tazminatıyla
    da sorumludur (HGK. 7.12.1966 818/311, Karahasan, s. 483).
    îş kazası neticesinde ölen işçinin çocuklarına gelir bağlanabilmesi için
    kaza tarihinden evvel neseplerin tashih edilmiş veya tanınmış olmaiarı lâzımdır
    (Külliyat C. XIII s. 410).
    Ölenin nüfus kütüğüne kanunî şekilde çocuk olarak kaydedilmemiş bulunması
    itibariyle ölenin sağlığında bir baba gibi bir çocuğa bakmakta olup
    olmadığı araştırılmalıdır. Buna lüzum görülmezse açılmış olan nesebin tas188
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    hihi davasının sonucu beklenilmelidir (4. HD. 10.7.1957, 4173/5880, K. Reisoğlu,
    s. 171).
    Ölen ile evlenme vadi ile hayatını birleştirmiş ve bu münasebetle dünyaya
    bir çocuk gelmişse ölenin çocuğun babası olmasının hükmen tesbit edilmiş
    olması destekten yoksun kalma tazminatı için yeterlidir (TD. 21.11.1965, Karakasan,
    s. 489).
    Destekten yoksun kalma tazminatının amacı ölüm gerçekleşmemiş olsaydı
    yoksun kalan malca ne durumda olacak idiyse o durum sağlanmalıdır
    (4. HD. 20.6.1966, 10049/6964, Karahasan, s. 494).
    Davacının ölen ile nikâhsız bir arada yaşamış ve ondan bir çocuğu olmuş
    bulunması yoksunluk tazminatım istemeğe yeterlidir (4. HD. 5.Î.1967,
    10932/128, Karahasan, s. 489).
    işçi Sigortaları Kurumuna tanınmış olan dâva hakkı, netice itibariyle
    sigortacı durumunda bulunan kurumun sigortalının veya onun ölümü sebebiyle
    yardımdan mahrum kalan kimselerin işverene karşı borçlar kanunu
    veya 4857-say%C4%B1l%C4%B1-i%C5%9F-kanunu.816">4857 Sayılı İş Kanunu">iş kanunu gereğince açabilecekleri tazminat davalarına halef olma esasına
    dayanmaktadır. Yani Kurum zarar gören işçiye veya onun ölümü halinde
    diğer hak sahiplerine, zararlarına karşılık ödediği veya ödeyeceği paraların
    tazmin ettirilmesi için onlann yerine geçer (ÎBK. 29.6.1960 13/15 RG
    10625).
    tş kazası neticesi ölen sigortalının karısına gelir sağlanabilmesi için kazadan
    evvel sigortalı ile evlenmiş olması icabeder. Nesep tashihinin hadisedece
    tesiri yoktur (Tekinay s. 25'den alınmıştır).
    Ananın destekten yoksun kalma yüzünden tazminat dâvası açıp açmamış
    olmasının diğer davacıların uğradıkları zarar miktarının hesabına tesiri
    yoktur. Zararın miktarının tesbitine etkili olan unsur ananın vefattan
    önce yardım görüp görmediğidir (4. HD. 11.11.1961, 9849/9450 Karahasan,
    s. 485).
    Ölüm tarihinden başlamak suretiyle tazminat faizinin yürütülmesine ve
    ödeneceği tarihe kadar devamına karar verilmesi gerektir (4. HD. 31.3.1959.
    5331/2812, Olgaç, 1969 s. 334 N. 27).
    Tazminata olay gününden başlayarak faiz yürütülmesi istendiği takdirde
    mahkemece hem davacıya düşecek yoksun kalma tazminat tutarının tesbit
    edilmesi ve peşin sermaye hesaplandırılarak gerekli indirimin yapılması
    ve sonuç olarak bulunan miktar üzerinden ve olay tarihinden başlamak
    üzere tazminat faizinin yürütülmesine karar verilmesi gerekir. (4. HD,
    23.1.1965 8350, Olgaç, 1969 s. 333 N. 26).
    Ölenin yaşının küçüklüğü zararın varlığının kabulüne engel değildir. Sağ
    doğan insanın yaşaması veya yaşlanması sonra da ölmesi tabiatın normal
    icaplanndandır. Kaldı ki, bugünkü sağlık şartları çocukların yaşamalarım ve
    büyümelerini daha fazla oranda mümkün kılacak niteliktedir. O halde, küçük
    iken veya genç yaşta vaki ölüm olaylan bu kuralın istisnasını teşkil
    eder. Bu nedenlerle veya erkek çocuğun büyüyüp kazanç sağlayacağı, fiilen
    veya para yardımiyle ana-babasına destek olacağını kabul, hayat tecrübelerine
    ve olayların tabii akışına uygun düşer. Bu durum istisnai bir nitelik
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 189
    taşımadığı cihetle, olayda zarara uğrama yönünden, davacıların ispatla yükümlü
    tutulması hukukun temel ilkelerine uygun olmaz (HGK 16.İ0.1968
    K. 692 RKD 1969 s. 32).
    Olayda destek bekâr, yoksun kalan çocukları ise, henüz destek olamayacak
    yaşta ve durumdadır. İleride desteğin evlenmesi ve çocuk sahibi oîmasiyle,
    bakım gücünün azalması, diğer taraftan, desteğin çocuğunun dahi
    destek olmasiyle, desteklenenlerin bakım ihtiyaçlarının azalması mümkündür
    (9. HD. 30.6.1970, K. 7356, Çenberci, s. 814 N. 165).
    Davacıların miras bırakanı Z, bir iş kazasında ölen evlâdı için işletme
    ^ den maddî ve manevi tazminat istemiş, fakat yargılama sırasında ölmüş
    olduğu için, bu kez davayı mirasçıları sıfatiyle davacıların takip etmelerinde
    ve dava konusu tazminatı istemelerinde kanuna ve usule aykırı bir yön
    yoktur. Ancak, maddi tazminatın iş kazası ile Z'nin ölüm tarihi arasındaki
    süreye göre hesap edilmesi gerekirdi. Mahkeme ise, Z'nin vasati yaş haddine
    göre hesapladığı maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar vermiştir.
    Bu, bozmayı gerektirir (9. HD. 28.4.1969 K. 4941 Çenberci s. 812 N. 181).
    iş kazasında ölen işçiyi, üç yaşmdan beri büyüten ve onun yardımından
    yararlanan ve onun ölümüyle bu yardımdan yoksun kalan davacı (üvey
    anne)mn gerçekleşen maddi tazminat ile takdir edilecek manevi tazmina
    tm verilmesine karar verilmesi gerekir (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, Çenberci,
    s. 811 N. 178).
    Destekten yoksun kalma ile MK. 315'e dayanan nafaka alacaklısı olma
    birbirinden ayrı hukuki durumlardır. Destekten yoksun kalmış olduğu,iddiasının
    kabulü için, ölen şahsın, nafaka ile yükümlü bulunması şart değildir.
    Bir kimse, diğer bir kimseyi, infak ve iaşe ile mükellef olmadığı halde,
    sağlığında ona muntazam maddi yardımda bulunmuş ise, onun ölümü
    halinde, vaktiyle yardım gören kimse, destekten yoksun kaldığım iddia edebilir.
    Bu hususta BK. nunun maddi tazminata ilişkin hükümlerinin belirttiği
    unsurların araştırılması gereklidir (HGK 27.9.1967, K. 420 ABD 1967 s.
    973).
    Ölümün vukuu tarihinden iki sene sonra doğan kardeş, yoksun kalma
    tazminatı isteyemez (9. HD. 18.11.1965, K. 9329, Çenberci, s. 811 N. 177).
    ölüm nedeniyle BK. 45'e dayanan destekten yoksun kalma tazminatı,
    yoksun kalanlara, ölenin yaşayabileceği muhtemel süre içerisinde çalışıp
    kazanabileceği süredeki kazancı tutarından davacılara ayırıp ileride yapabileceği
    yardımın tutarının peşin ve toptan ödenmesinden ibarettir (4. HD.
    305.1965, K. 488, Çenberci, s. 806).
    Evlenme ihtimali bakım ihtiyacı yönünden gerekli bir etken olduğu için,
    bu hususun karşı tarafça Meri sürülmüş bulunmasında da zorunluluk yoktur.
    Hâkim bu yönü görevinden ötürü gözönünde tutmakla yükümlüdür. Bu
    nedenle, evlenme şansmm sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi
    niteliğinde sayılamaz (9. HD. 25.9.1964 K. 4463 Çenberci, s. 831 N. 234).
    Miras bırakan işçinin eşinin evlenme şansı olup olmadığı, varsa, oranı
    tesbit edilirken, davacı kadının yaşından başka, diğer hususların da *esbit
    edilmesi gerekir. Örneğin, davacı kadının sağlığı, çocuk adedi, iktisadî du190
    Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    rumu, ayrıca, içinde yaşadığı toplumun da bu konudaki düşünce ve telâkkiîeriyle
    birlikte incelenmelidir (9. HD. 5.6.1970 K. 5963 Çenberci, s. 830
    N. 229 a).
    40 yaşında olup, ölüm olayından itibaren aradan on sene geçmiş olmasına
    rağmen, evlenmemiş bir kadın, hakkında evlenme şansı kabul olunamaz
    (9. HD. 10.12.1970 K. 13833 Çenberci, s. 830 N. 230).
    Üç çocuklu ve 33 yaşında dul kalan eşin, ikamet ettiği yerin bu konudaki
    inanç ve akideleri bakımından evlenme şansının bulunup bulunmadığı,
    özellikle kendisine % 17 oranında evlenme şansının kabulü yersiz görülmüştür
    (9. HD. 1.7.1971 K. 16423, Çenberci, s. 830 N. 230).
    20 yaşında çocuksuz (9. HD. 17.12.1968 K. 15615), 24 yaşında bir çocuklu
    (9. HD. 13.4.1970 K. 3568) 27 yaşında bir çocuklu (9. HD. 1.4.1969 K. 3672)
    kadının evlenme şanslarının mevcudiyetinin asıl olduğu içtihat edilmiştir
    (Çenberci, s. 830-831 N. 231-233).
    Bir işçinin kaç yaşma kadar çalışabileceği belli faktörlere göre değişir.
    Özellikle işin ve iş yerinin niteliği ve çalışanın kaza tarihindeki yaşı, tıbbi
    ve fiziki yapısı, sonuca varmadan göz önünde tutulacak esaslardandır (9.
    HD. 21.1.1971, K. 470, Çenberci, s. 824 N. 260).
    Muhtemel ömür uzunluğunun tayini bakımından, Fransa'da ilmî esaslara
    göre düzenlenmiş olup, Türkiye'de de istatistik Genel Müdürlüğü ve
    Çalışma Bakanlığınca da benimsenmiş ilmi ve kazai içtihatlarla da desteklenmiş
    bulunan PMF cetveli diye adlandırılan yaşama tablosunun incelemelere
    esas almması icap eder (4. HD. 18.12.1969 K. 1045 Çenberci, s. 827
    N. 221 a).
    Emekli Sandığından alman dul maaşı, failin sorumlu olduğu tazminat
    miktarından indirilir (HGK. 15.11.1967 K. 338 ilmî ve Kazaî Içt. C. VIII s.
    5854).
    Destekten mahrum kalma zararını hesap eden bilirkişinin, tazminatın
    peşin sermaye değerini nazara alarak, ödetilmesi gerekli tazminatı tesbit
    etmesi lâzımgelir (9. HD. 22.9.1964 K. 6103, Çenberci, s. 822 N. 205).
    Sosyal Sigortalar Kanununda yaşlılık sigortası yönünden öngörülmüş
    olan 55 yaş esası, bu kanuna ve özellikle anılan sigorta müessesesine ilişkindir.
    Bu bakımdan, bu esasın yaşlılık sigortası konusu dışında bağlayıcı
    niteliği kabul edilemez. Öbür yandan, iş hukuku uygulamasında normal
    işgörebilirliğin yaş sınırı, içtihaden, 60 olarak kabul edilmiştir, işçinin bu
    sınırın altında veya üstünde çalışması şüphesiz söz konusu edilebilir. Şu
    var ki, bu gibi durumlar, asıl kuralın istisnası niteliğindedir. Bu nedenle,
    böyle durumlarda esas kuraldan ayrılmayı gerekli kılan hususlar, inceleme
    konusu yapılmalı ve bunun nedenleri karar yerinde gösterilmelidir (9.
    HD. 12.3.1971 K. 3613, 6.4.1971 K. 6823, 28.10.1971, K. 21914, Çenberci, s. 825
    N. 213;.
    Destekten yoksun kalan bir çok kişilerden bir kısmının haksız eylemi
    işleyen veya adam çalıştırandan yoksun kalma tazminatı isteyip bir kısmının
    dava açmamış olması halinde, aile reisi durumunda olan ölenin kazancının
    kendisine ayrılacak bölümünden başkası, dava eden kimseye tahi
    i - u i t . î t u*W<piMa ii»H'- •••>» ı • t .nmK\ı.4--hhmhimmM lf«H" •>-'*!"' -|
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 191
    sis edilip, bu tutar üzerinden, zarar hesaplanamaz. Çünkü, tazminat, bu
    olayda mal varlığındaki çoğalmaya engel olunması yoluyla gerçekleşmiş
    zarar ilkesine dayanmaktadır. Bu nedenle, dava eden, desteğinden yoksun
    kalman ölmemiş olup davacıya ne tahsis edilecek idiyse, zarar yalnız bundan
    ibaret olduğundan, bu kalemin ödetilmesi istenebilir. Diğer dava etmeyenlere
    tahsisi mümkün kazanç ayrılmadan, tamamını davacıya tahsis eden
    rapor esas alınarak, verilen hüküm bozulmalıdır (4. HD. 9.12.1965, K. 7018,
    Çenberci, s. 821 N. 201).
    Miras bırakanlarının gelirinden bir kısmim kendi ihtiyaçları için harcayacağı
    göz önünde tutularak, bulunacak miktarın düşülmesinden sonra
    arta kalan kısmının, davacılara verilmesi gereklidir (9. HD. 22.9.1964, K.
    6103, Çenberci, s. 822 N. 205).
    Ölen işçinin günlük kazancı, kaza anında almakta olduğu gündelikle,
    buna katılması gereken para, aynî olarak yapılan sosyal yardımlar ve kazalıya
    ödenen ek ödemeler üzerinden hesaplanmak gerekir (9. HD. 25.6.1965,
    K. 5669, Çenberci, s. 818 N. 194).
    Ücrette muhtemel artış % 5 tir. Hükmedilecek tazminatlarda bu cihet
    göz önünde tutulmalıdır (9. HD. 13.6.1969, K. 6793, Çenberci, s. 819 N. 197).
    Bununla beraber, ücret artışmaları belli bir kademede durur Çenberci, s.
    819 N. 197'de gösterilen kararlara bkz.).
    Nikâhsız eşin yoksun kalma tazminatı isteyebilmesi için ölenin ona sağlığında
    maddi yardımda bulunması ve birlikte yaşamaları gereklidir. (9.
    HD. 14.10.1969, K. 9850, 3.3.1970, K. 1911; Çenberci, s. 811; TD. 21.10.1965,
    K. 3002, ABD. 1966 s. 119).
    Davacı lehine destekten yoksun kalma tazminatına hükmedebilmek için,
    babasının ölümüyle davacının mamelek durumunda bir eksilme olması veya
    böyle bir eksilmenin muhakkak bulunması şartına bağlıdır Bu itibarla,
    davacının ölen babasıyla birlikte oturup oturmadığının ve müşterek masraflarının
    ne suretle görüldüğünün araştırılması ve davacının babasının
    ölümü dolayısiyle masraflarında bir tezayüd olup olmadığını ve davacının
    şahsi gelirinin daha fazla olduğu iddia edilmiş olmasına göre bunun tahkiki
    gerekir (TD. 2.1.1966 K. 299 İlmî ve Kazaî İçt. C. VI. s. 4720).
    Gerek doktrin ve gerek yargıtaym kökleşmiş içtihatlarında, destekten
    yoksun kalma sebebiyle açılacak tazminat davalarmda mirasçılık bağı şart
    değildir (9. HD. 19.3.1970, K. 2678, K. 2678, Çenberci, s. 807).
    Destekten yoksun kalma davası ile, davacı miras bırakanların doğmuş
    bir dava hakkını değil, kendilerine yardım eden kimsenin gelirinden
    ve yardımdan yoksun kalmaları sebebiyle, muhakkak olan ve fakat halele
    uğralMam menfaatleri orantımda luğrada|klaraı zararın giderilmesünâ istemiş
    ölür (4. HD. 14.10.1963 K. K. 9013, Çenberci, s. 807).
    Eski işine devam eden ve kazancı ile ailesini geçindiren baba, yetişmiş
    kızının ölümü sebebiyle, yoksun kalma tazminatı talep edemez. Bunun için,
    "Jenin, ileride davacılara bakım gücüne sahip olacağının davacıların da ileride
    bakım ihtiyacına düşebileceklerinin ispatı gerekir (4. HD. 20.6.1967,
    K. 5335, ABD. 1967 s. 834).
    Dâvâlıların müteveffanın sağlığımda kendilerine yardım ettiğini ispat
    etmeleri gerekir (9. HD. .3.3.1967 K. 103/1784, Karahasan, s. 347).
    192 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    506 SAYILI SOSYAL SİGORTALAR KANUNU GEREĞİNCE BAĞLANAN
    GELİRLERİN PEŞİN DEĞERLERİNİN HESAPLANMASINA AİT TARİFE (*)
    1 — 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 22 nci maddesi
    gereğince sermayeye çevrilerek ödenecek gelirler ile ayni Kanun'un
    ilgili maddeleri gereğince işveren veya üçüncü kişilere rücuan ödettirilecek
    olan gelirlerin peşin değerleri tutarları, % 5 iskonto esasına
    ve PMF 1931 işaretli vefiyat cetvellerine göre hazırlanmış olan
    bu tarifeye göre hesaplanır.
    2 — a) Daimî işgörmez durumundaki sigortalılara,
    b) Ölen sigortalıların dul karısı veya hak sahibi kocalarına,
    c) Ölen sigortalının hak sahibi ana ve babalarına,
    d) Ölen sigortalıların malûl çocuklarına,
    bağlanan gelirlerin peşin değerleri ekli (1) numaralı cetvele göre
    hesaplanır.
    3 — Ölen sigortalıların çocuklarına :
    a) 18 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
    (2) numaralı cetvele göre;
    b) 20 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
    ekli (3) numaralı cetvele göre;
    c) 25 yaşını dolduruncaya kadar ödenecek gelirlerin peşin değerleri,
    ekli (4) numaralı cetvele göre,
    hesaplanır.
    4 — Gelirin peşin değerinin hesabında:
    a) Sigortalıların veya haksahibi kimselerinin gelire giriş tarihindeki
    yaşları,
    b) Gelir tutarında herhangi bir sebeple değişiklik vukua gelmesi
    halinde bu değişikliğin olduğu tarihteki yaşları,
    esas alınır.
    5 — Yaşın hesabında 6 aydan küçük yıl kesirleri nazara alınmaz,
    6 ay veya daha fazla olan yıl kesirleri tam yıl sayılır. Ancak,
    (*) Bu tarife Çalışma Bakanlığı işçi Sağlığı Genel Müdürlüğünce hazırlanarak,
    Sağlık Bakanlığının tasvibi alınmış ve 18.3.1965 tarih ve 915/İ-
    26/2065 sayılı yazı ile Çalışma Bakanlığının onayına sunulmuş ve aynı
    tarihte de onaylanmıştır.
    DESTEKTEN YOKSUN KALMA TAZMİNATI 193
    gelire giriş tarihinde 17 yaşını doldurmuş, fakat 18 yaşım doldurmamış
    olan çocuklara bağlanan gelirin peşin değeri, (2) numaralı
    cetvelden 17 yaşını doldurmuş, fakat 18 yaşını doldurmamış olan
    çocuklara bağlanan gelirin peşin değeri, (2) numaralı cetvelden 17
    yaşa göre hesaplanacak miktarın, çocuğun 18 yaşını doldurması için
    geri kalan yıl kesiri ile orantılı kısımdır.
    Gelire giriş tarihinde 19 veya 24 yaşını tamamlamış, fakat 20 veya
    25 yaşını doldurmamış olan çocuklara ait gelirlerin peşin değerleri
    de (3) veya (4) numaralı cetvellerden, ayni şekilde hesaplanır.
    6 — İşbu tarife 1.3.1965 tarihinden itibaren uygulanır.
    194 Prof. Dr. Kemal Tahir GÜRSOY
    Cetvel No. (1)
    P.M.F. % 5
    Hayatı süresince üç ayda bir peşin ödenen ve senelik tutarı
    100 TL. sı olan gelirin peşin değeri
    Yaş
    U
    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    19
    20
    21
    22
    23
    24
    25
    26
    27
    28
    29
    30
    31
    32
    33
    34
    Peşin değer
    1.705,37
    1.839,76
    1.859,03
    1.861,25
    1.859,04
    1.855,06
    1.850,00
    1.843,82
    1.836,73
    1.828,95
    1.820,47
    1.811,36
    1.801,73
    1.791,75
    1.781,57
    1.771,61
    1.762,13
    1.752,97
    1.744,14
    1.735,66
    1.727,50
    1.719,58
    1.711,62
    1.703,05
    1.693,95
    1.684,32
    1.674,14
    1.663,41
    1.652,12
    1.640,28
    1.627,87
    1.614,92
    1.601,40
    1.587,35
    1.572,77
    Yaş
    35
    36
    37
    38
    39
    40
    41
    42
    43
    44
    45
    46
    47
    48
    49
    50
    51
    52
    53
    54
    55
    56
    57
    58
    59
    60
    61
    62
    63
    64
    65
    66
    67
    68
    69
    Peşin değer
    1.557,66
    1.541,96
    1.525,66
    1.508,81
    1.491,41
    1.473,44
    1.454,94
    1.435,90
    1.416,35
    1.396,16
    1.375,44
    1.354,14
    1.332,24
    1.309,74
    1.286,64
    1.262,95
    1.238,71
    1.213,92
    1.188,35
    1.162,29
    1.135,75
    1.108,77
    1.081,19
    1.053,02
    1.024,28
    995,08
    965,46
    935,41
    905,12
    874,60
    844,23
    813,71
    783,02
    752,43
    721,67
    Yaş
    70
    71
    72
    73
    74
    75
    76
    77
    78
    79
    80
    81
    82
    83
    84
    85
    86
    87
    88
    89
    90
    91
    92
    93
    94
    95
    96
    97
    98
    99
    100
    101
    102
    103
    104
    105
    Peşin değ<
    691,21
    661,08
    631,05
    601,38
    572,44
    544,59
    517.716
    491.466
    465.906
    441.396
    417.904
    395.160
    373.130
    362.750
    334.223
    317.388
    301.907
    287,899
    272.437
    264.377
    254.804
    246.729
    241.300
    237.251
    233.387
    229.888
    226.136
    223.295
    218.034
    209.132
    198.312
    197.711
    161.310
    155.179
    132.797
    110.121
    ;) . . .ı.l ! . ı ı,H - ,<'tl:llı.Hı|U4. M . i l : H-ılll ıt**#r siHI»m»MK İİHIH^I hif !• . Htt*ttt|l İ - l ' i M " * * W » - '
    Cetvel No. (2)
    P.M.F. % 5
    18 yaşını dolduruncaya kadar
    3 ayda bir peşin ödenen ve
    yıllık tutarı 100 lira olan
    gelirlerin peşin değeri
    Yaş
    0
    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    Peşin değer
    1.078,08
    1.122,98
    1.094,14
    1.052,84
    1.006,68
    957,14
    904,53
    848,72
    789,75
    727,53
    661,98
    592.98
    520,39
    444,09
    363,91
    279,70
    191,20
    98,08
    0
    Cetvel No. (3)
    P.M.F. % 5
    20 yaşını dolduruncaya kadar
    bir peşin ödenen ve yıllık
    tutarı 100 lira olan gelirlerin
    peşin değeri
    Yaş
    0
    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    19
    20
    Peşin değer
    1.146,80
    1.201,49
    1.141,39
    1.177,92
    1.100,04
    1.055,50
    1.008,09
    957,73
    904,44
    848,18
    788,88
    726,44
    660,75
    591,71
    519,20
    443,12
    363,28
    279,36
    191,05
    98,05
    0
    Cetvel No. (4)
    P.M.F. % 5
    25 yaşını dolduruncaya kadar
    bir peşin ödenen ve yıllık
    tutarı 100 lira olan gelirlerin
    peşin değeri
    Yaş
    0
    1
    2
    3
    4
    5
    6
    7
    8
    9
    10
    11
    12
    13
    14
    15
    16
    17
    18
    19
    20
    21
    22
    23
    24
    25
    Peşin değer
    1.289,49
    1.364,55
    1.351,92
    1.325,29
    1.293,94
    1.259,76
    1.223,17
    1.184,10
    1.142,62
    1.098,73
    1.052,42
    1.003,60
    952,23
    898,28
    841,70
    782,51
    720,64
    655,82
    587,81
    516,40
    441,32
    362,27
    278,92
    190,92
    98,03
    0
    196
    BİBLİYOGRAFYA
    AKYAZAN, Sıtkı: Son İçtihatlarla
    -gerekçeli - notlu- Türk Ticaret
    Kanunu ve îgili Mevzuat, Ankara
    1971.
    BECKER, H.: Bd.VI Obligationenrecht
    (in Berner Komm.)
    (Komm. zum ZGB) I. Abt. Allgemeine
    Bestimungen (Art. 1-
    183), Bern 1941.
    BOZER, Ali: Sigorta Hukuku, Ankara
    1965.
    BİLGE, Necip: Yardımcıdan Mahrumiyet
    Sebebiyle Doğan Zararların
    Tazmini, Ad. Der., 1944, s.
    679-693.
    ÇENBERCİ, Mustafa: 1475 sayılı
    İş Kanunu Şerhi, Ankara 1972.
    EREN, Fikret: Destekten Yoksun
    Kalma ve Vücut Bütünlüğünün
    İhlâli Hallerinde Ödenecek Tazminatın
    Şekli, Prof. Dr. Hüseyin
    Cahit Oğuzoğlu'na Armağan,
    Ankara 1972, s. 163-174.
    KARAHASAN, Mustafa Reşit: Tazminat
    Davaları, İstanbul 1970.
    KARA YALÇIN, Yaşar: Mes'uliyet ve
    Sigorta Hukuku Bakımından
    Basıca İşletme Kazaları, Ankara
    196.
    KUDAT, A.: Cismanî Kazalardan
    Doğan Zararlar Nasıl Giderilir,
    Ankara 1966.
    KURU, Baki: Haczi Caiz Olmayan
    Şeyler, AHFD. 1962, C. XIX, s.
    OFTİ-NGER, Kari: Schweizerisches
    Haftpflichtrecht, Bd. H/2, Zürich
    1962.
    OGUZMAN, Kemal: İş Kazası veya
    Meslek Hastalığından Doğan Zararlardan
    İşverenin Sorumluluğu,
    IHFM. C. XXXIV, (1969),
    Sayı: 14, s. 322-342.
    OLGAÇ, Senaî: Kazaî ve İlmî İçtihatlarla
    Türk Borçlar Kanunu
    ve İlgili Hususî Kanunlar, İstanbul
    1959.
    OLGAÇ, Senaî: Kazaî ve İlmî İçtihatlarla
    Türk Borçlar Kanunu
    Genel Hükümler, 2. bası, İstanbul
    1969.
    OSER, Hugo— SCHÖNENBERGER,
    W.: Bd. V. Das Obligationenrecht,
    (in Zürcher Komm.)
    (Komm. zum schw. ZGB) 1.
    Halbband: Art 1-183, 2. Aufl.
    Zürich 1929.
    ÖNOL, Metin — PUSAT, Ziyagökalp
    — ACARBAY, Yılmaz: Sosyal
    Sigortalar Kararları, Ankara,
    REİSOĞLU, Kemal: İstihdam Edenlerin
    Mesuliyeti, Ankara 1958.
    SAYMEN, Ferit H. —ELBİR, Halid
    K.: Türk Borçlar Hukuku, İstanbul
    1958,
    STREBEL, J. — HUBER; H.: Kom.
    mentar zum Bundesgesetz über
    den Motorfahrzeug-und Fahrradverkehr,
    Bd. II, Zürich 1938.
    TANDOĞAN, Halûk: Türk Mes'uliyet
    Hukuku, Ankara 1961.
    TEKİNAY, Selâhattin S.: Ölüm Sebebiyle
    Destekten Yoksun Kalma
    Tazminatı, İstanbul 1963.
    TUNÇOMAĞ, Kenan: ölünceye Kadar
    Bakma Akdi, İstanbul 1959.
    TUNÇOMAĞ, Kenan : Borçlar Hukuku,
    C. I. Genel Hükümler, B. 5,
    İstanbul 1972.
    TUNÇOMAĞ, Kenan: Türk İş Hukuku,
    İstanbul 1971.
    VON THUR/SİEGWART: Allgemeiner
    Teil des Schweizerischen
    Obligationenrechts, Bd. I-II, 2.
    Auflage, Zürich 1942.
    K I S A L T M A L AR
    Ad. Der.
    ABD.
    AHFD.
    Art.
    Batider
    BGE.
    BK.
    Bkz.
    FJS
    HD
    HGK
    ÎBK
    ÎHFM
    JdT
    Külliyat
    MK
    RG
    RKD
    TD
    Adalet Dergisi
    Ankara Barosu Dergisi
    Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi
    Artikel, article (madde)
    Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi
    Entscheidungen des Schweizerischen Bundesgerichtes
    Borçlar Kanunu
    Bakınız
    Fiches Juridiques Suisses
    Yargıtay Hukuk Dairesi
    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu
    İçtihadı Birleştirme Karan
    İstanbul Hukuk Fakültesi Mecmuası
    Journal de Tribunıaux
    Saymen, Ferit H. - Erman, Sahir - Elbir, Halid K.: Türk
    İçtihatlar Külliyatı, 13 cilt, 1950-1958, İstanbul.
    Medenî Kanun
    Resmî Gazete
    Resmî Kararlar Dergisi
    Yargıtay Ticaret Dairesi

    Kaynak : http://dergiler.ankara.edu.tr



     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Üyelerimiz bu sayfayı aşağıdaki aramalarla bulmuştur :

  1. anne baba çalışıyorsa yine de destekten yoksun kalma tazminatı alır mı

Yandex.Metrica