Dürüstlük Üzerine

Konu, 'Önerilen Ve Son Çıkan Kitaplar' kısmında ISG-isg tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. ISG-isg

    ISG-isg ISGfrm Çalışma Birimi



    AHMET ŞERİF İZGÖREN
    Dürüstlük

    BABAMIN dayısı, onu büyüten Nuri Tanrıseven kaymakam olur. Gider, Anadolu’da o güne kadar çözülemeyen bir arazi ihtilafını çözer. Atıyla gece görev yaptığı kasabaya dönerken, ayakkabısının altının delik olduğunu hatırlar. “Allah’ım” der, “Kaymakam olduk, hâlâ delik ayakkabıyla dolaşıyoruz.” Aylardır yeni ayakkabı alamamıştır, ayakkabısının altı deliktir. (Bu arada kız kardeşinin oğlunu, yani benim yetim babamı, en küçük Erdoğan’ı da yanında okutuyor, büyütüyor.) Bir anda karşısına karanlıktan köylüler çıkar. “Kaymakam Bey, yanlış anlama, bu sorunu yıllardır çözememiştik. Karşı köydekiler yıllardır görevlilere para verdiler, bu iş böyle sürdü durdu. Sen geldin onların ne tehdidine, ne rüşvetine kandın. Bizden de bir şey beklemedin ama biz aramızda biraz para topladık, ne olur bunu al!” Nuri Dayım onlara kızar: “Sakın” der, “Bir devlet memuruna böyle bir teklif getirmeyin.” Köylüler özür diler, giderler. Nuri Tanrıseven karanlıkta, atının üstünde biraz gider, yüzüne birden koca bir gülümseme gelir. Kaldırır kafasını gökyüzüne: “Allah’ım, beni böyle kandırırım sanıyorsan boşuna uğraşma, ben daha çok dolaşırım delik ayakkabıyla.” Nuri Tanrıseven’in neredeyse tüm memuriyet hayatı ya delik ayakkabıyla ya sökük kazakla dolaşarak geçti. Ülkesine çok hizmet etti.

    Sevgili Alparslan anlatmıştı. Kayseri’de, Esnaf Hacı Seyit Mehmet Aksebzeci varmış. Dürüstlüğüyle tanınan bir esnafmış. Ahilik teşkilatının da iyi bir örneği. Ortağıyla Kayseri Kapalı Çarşı’da ticaret yaparken, bir gün yaz ayı, dikkatini bir şey çekiyor. İkindi namazını Cami Kebir’de kılıp dükkânına gelen ortağına, Ahmet Ağa, bugüne kadar karıncalar hep dışarıdan içeri bir şeyler taşırlardı, bugün ise içeriden dışarıya bir şeyler taşıyorlar. Bunun hikmeti ne ola?’ diye sorar. Ortağı Ahmet Ağa düşünür, “Bugün köyden bir sepet yumurta gelmişti, onları eşit sayıda sana ve bana ayırdım; bizim eve gidecek olana bir kaç tane irisinden koydum, acaba ondan mı?” der. Hacı Mehmet, “Demek ki Allah bereketini bizden kesti, ortaklığımıza son verelim” der.

    Anadolu insanı bu hikâyelerle büyüdü. O yüzden hâlâ dürüsttür, hâlâ insandır, hâlâ ihtiyacı olana yardım eder. Peki, böyle güzel bir ülkede, biz bu üzüntüleri, bu yolsuzlukları niye yaşıyoruz? Daha da kötüsü, niye alıştık dersiniz?

    Yaşlı adamın biri, çölde devesiyle giderken yerde yatan muhtaç birini görür. Su verir, devesine bindirir. Kendisi yürümeyi göze almıştır. O sırada deveye binen adam bir anda deveyi topuklar ve kaçmaya başlar. Yaşlı adam hırsızın ardından bağırır: - Oğlum, ne olur kimseye anlatma. Hırsız şaşkınlıkla durur ve sorar: - Niye ki? - Oğlum eğer birileri duyarsa bunu, yarın çölde ihtiyaç içindeki birine kimse yardım etmez.
    Tam bizim durumumuz, değil mi?

    * Bu yazı, yazarın Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı (Elma Yayınevi, 2010) adlı kitabından alınmıştır.



     
    erkan aktaş, metinaky ve korkmazyasin bu yazıya teşekkür etti.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica