Bursa Halk Kültürü Rehberi

Konu, 'Marmara Bölgesi Gezi Rehberi' kısmında Gamze tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı



    HalkKulturuRehber-1.jpgHalkKulturuRehber-2.jpgHalkKulturuRehber-3.jpgHalkKulturuRehber-4.jpgHalkKulturuRehber-5.jpgHalkKulturuRehber-6.jpgHalkKulturuRehber-7.jpgHalkKulturuRehber-8.jpg



     
  2. Haluk Şahin

    Haluk Şahin TÜİSAG Üyesi



    Harika keyif...



     
    Gamze bu yazıya teşekkür etti.
  3. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı

    EL SANATLARI

    Bursa Osmanlı’nın ilk zamanlarında başkent olması ve ipek yolu üzerinde bulunması dolayısıyla Ekonomik ve Kültürel olarak tam anlamıyla bir merkez durumundadır.

    Bursa’nın bu konumu el sanatlarının da zenginleşmesini sağlamıştır. Geçmişte el tezgahlarında ipek kumaşlar, ipek halı , kilim , çuval ve heybe dokunmaktaydı. Günümüzde bu dokumalar fabrikalarda veya büyük atölyelerde yapılıyor.

    Bursa’da ipekböcekçiliğinin çok yaygın olması ipekçiliği de geliştirmiş, ipekli dokumaların merkezi olmuştur. Bursa’da dokumalardan başka urgancılık, saraçlık, bıçakcılık, demircilik, tenekecilik, köfüncülük, çarıkçılık, semercilik gibi el sanatları yapılmaktadır.

    KÖFÜNCÜLÜK

    Köfün, Kestane ağacından yapılan , boyutlarına göre kullanım alanları da değişebilen bir çeşit sepettir. Bursa’da zanaatla uğraşan bir köfün ustası vardır. Bu zanaat işgücü ve ekonomik yetersizlikten dolayı kaybolmak üzeredir.

    Köfünün boyutlarına göre kullanım alanları da değişmektedir. Büyük boy köfün kavun ve karpuz taşımada, orta boy köfün elma, portakal, küçük boy köfün de ise çilek, zeytin gibi meyveler taşınmaktadır.

    Köfün yapımında kestane ağacı ve fındık ağacından yararlanılmaktadır. Bu ağaçların köfün yapımında kullanılmak üzere seçilmesinin sebebi dayanıklı olmasından ileri gelmektedir. Malzemeleri ise İznik’ten temin edilmektedir.

    Bir köfün yapımda ortalama 20 tane ağaçtan kesilen ince ve uzun parça kullanılıyor. Elde edilen bu parçaların boyu yaklaşık 2 metredir. Köfün yapımında kullanılacak parçalar tezgahta sıyırgı ve ortak ile inceltiliyor. İnceltilmiş ve örülmeye hazır olan ağaçlara “Yarma” adı veriliyor. Örme işlemi köfünün dip ve ağız kısmında kullanılan ağaç parçaları kalınlık ve ebat olarak farklıdır. Köfünleri ölçmek ve boyutları arasındaki farklılıkları ortadan kaldırmak için 50-70-80 cm’lik sopalar ölçü için kullanılmaktadır.

    Elde edilen köfün ve sepetler tarlada meyve toplama ve taşıma maksatlı kullanımı dışında çeşitli mesleklerde de çok amaçlı olarak kullanılmaktadır.

    SARAÇLIK

    Saraçlık ; binek ya da çeki hayvanlarının takımlarının yapıma , süsleme ve onarma işidir.

    Bursa’da saraçlık geçmiş yıllarda geleneksel zanaatlar arasında önemli bir yer tutmaktaydı. Ancak teknolojinin gelişmesi , motorlu taşıtların artması ile birlikte koşum atına ve yük atına gereksinim her geçen gün azalmaktadır. Bursa’da saraçlar ürünlerine ilçe ve köylerde alıcı bulmaktadırlar. Günümüzde Bursa’da saraçlık zanaatini sürdüren iki atölye bulunmaktadır. Bu atölyelerde hamut ve koşum malzemeleri yapılmaktadır.

    Atın boynuna geçirilen ve koşum takımlarının bağlanarak atın arabayı çekmesini sağlayan parçaya hamut denir Hamut , iki ağaç parçasının birleştirilerek sırayla üzerine simit, fitil, dolma ve kabak gibi bölümlerden oluşur.

    Hamut yapımında kullanılan malzemeler; ağaç , keçi derisi, manda derisi ve keçe’dir.

    Deri parçalarının kesilerek koşum takımlarının yapılmasına ise koşumculuk denir.

    Koşumculuk içinde yer alan parçalar ise şunlardır.

    Paldum, başlık, gem, çeki kayışı, yan kayışı, yular ve dizgin. Saraçlarda koşum takımları dışında deri ile ilgili ürünlerde yapılmaktadır.

    BIÇAKÇILIK

    Bursa’ya bıçakçılık “93”savaşından sonra Balkan göçmenleri tarafından getirilmiştir. Bu tarihten itibaren göçmen ustalar ve yetiştirdikleri çıraklar aracılığı ile bıçakçılık mesleğini geliştirerek bu günkü düzeyine getirmişlerdir.

    Bursa el zanaatları arasında geçmişten günümüze kadar özel bir yeri olan bıçakların ünü günümüzde de sürmektedir. Geleneksel yöntemlerle el işi ile yapılan bıçaklar kullanım alanlarına göre ortalama 150 çeşit bıçak olduğu bilinmektedir. Bel bıçağı, et bıçağı, kıyma bıçağı, kaymak bıçağı, pastırma bıçağı, börek bıçağı, bekçi bıçağı , kasap bıçağı gibi çeşitlerini sayabiliriz.

    Bursa bıçakçılığı içinde Arnavut çakısının da ayrı bir yeri vardır. Bu çakıların sap kısmı boynuzdan yapılmaktadır. Genelde koç boynuzu kullanılmaktadır. Bu boynuzlara kesteki adı verilen bıçak ile kazınarak şekil veriliyor. Kullanılan koç boynuzları kemik fabrikalarından, bıçak kısmında ise Karabük çeliği kullanılıyor. Arnavut çakıları daha çok Trakya bölgesinde alıcı buluyor. Genellikle hayvancılıkla uğraşan çiftçiler, tırnak ve hayvan kesmek için kullanıyorlar.

    Bıçakların üzerindeki yıldız sayıları bıçağın büyüklüğünü gösteriyor. Bunun yanı sıra bıçağı yapan usta üzerine ismini işliyor.

    SEMERCİLİK

    Bursa’ da semercilik giderek yok olmaktadır. Semerin kullanım alanlarının daralma semere olan ihtiyacı da azaltmaktadır. Bursa’da iki semer ustası bulunmaktadır. Semer hem eşya taşımak hem de binek olarak kullanılıyor. Semer yapılırken kullanılan malzemeler çevre ilçelerden temin ediliyor.

    Semerin ahşap kısmında kullanılan gürgen ağacı dağ köylerinden, tabaklanmış keçi derisi Balıkesir’den getiriliyor. Keçi derisini doldurmak için kullanılan sazlar Bursa’nın merkezine yakın göllerden toplanıyor.

    Semer yapılmaya başlanırken ; önce kasnak adı verilen gürgen ağacından yapılıyor. Kasnak yay şeklinde iki parçanın bir araya getirilmesiyle oluşturuluyor. Kasnağın üzerine içi saz ile doldurulmuş keçi derisi monte ediliyor. Keçi derisinin üzeri keçe ile kaplanıyor. Semerin ön ve arka kısmını da belirtiyor. Renkli ponponlar sadece binek semerlerine takılıyor, yük taşımak için yapılan semerlere ponpon takılmıyor.

    İPEKÇİLİK

    Şer’i Mahkeme sicileri Bursa’daki ipekli dokumacılığın XlV. Yy. sonlarında oldukça gelişmiş olduğunu göstermektedir.

    1845 yılında Bursa da 40 ipek iplik fabrikası varken 1860 yılında iplik üreten imalathane sayısı 85’e yükselmiştir. Ancak 1856 yılında Fransa’da ortaya çıkan (Karataban) hastalığının 1860 yılında Bursa7da yayımlanması ile ipek üretiminde gerileme olmuş. Pastör üretimi adı verilen yöntemle tohum üretiminin başlaması ile 1888 yılında Torkomyan Efendi tarafından Darülharir adlı ilk İpekböcekçiliği okulu Bursa da hazırlanmış ve hastalıksız tohum üretimine başlanmıştır.

    Bursa’da ipekçiliğin merkezi durumunda bulunan Kozahan ipek kozalarının satıldığı ve dokunan ipekli kumaşların satıldığı yer olma özelliğini günümüze kadar korumuştur. İpek böceğinin temel gıdası olan dut ağaçlarının zamanla azalması ve ipek böcekçiliği üretiminin maliyetinin artması nedeniyle Bursa da ipek böceği üretimi azalmıştır. İpek ve farklı sentetik kumaşların bulunmasında Bursa ipekçiliğini etkileyin faktörlerdendir. Tarihinde Bursa Atlasları ipeklileri ve kadifeleri ile Dünyada ün yapmış olan Bursa son yıllarda araştırmacı ve uzmanların bu konuya dikkat çekmeleri ile gündeme gelmiştir. Gün geçtikçe azalan ipek böceği üretimi ile yok olmak üzere olan Bursa ipeklileri tarihteki tozlu raflarda yerini almadan önce bu konuda çalışmalar yapılmaktadır.

    ÇARIKÇILIK

    Anadolu insanının tarlada, bahçede giydiği çarık kullanım alanın daralmasıyla günümüzde artık Halk Oyunlarında ve evlerin şark köşelerinde bir süs eşyası olarak kullanılmaktadır.

    Çarık 1960’lı yıllara kadar tarlada çalışan köylülerin yaygın olarak kullanıldığı, günlük yaşamında da giydiği temel bir ihtiyaçtır. Daha sonraki yıllarda tarımda makineleşmeyle birlikte insan gücünün ve karasabanın yerini tarım makinelerinin almasıyla birlikte çarığın kullanımı da yok olmaya yüz tutmuştur. Bununu yanında köyden kente göç sonucunda insanların şehirleşmesi, ayakkabı sanayinin gelişmesi de çarıkçılığın yok olması nedenlerindendir.

    Bursa’da çarıkçılığın son durumu ise bu mesleğin yok olmak üzere olduğunu göstermektedir. Bursa Merkezde çarıkçılık mesleği ile uğraşan bir tane çarık ustası kalmıştır. Çarıkçılık mesleğinin bu duruma düşmesinde kazancının az olması ve buna bağlı olarak da çırak yetiştirilmemesi bu mesleğin bitmesine neden olmuştur.

    İZNİK ÇİNİCİLİĞİ

    İznik çiniciliği İznik ve çevresinde yapılan kazılarda prehistorik çağlardan kalan seramik parçaları ortaya çıkarılmıştır. Bu kazılar sonucunda İznik’te İ.Ö. 7000’li yıllarda seramik üretiminin Osmanlı mimari ürünlerinde yaygın olarak kullanılmıştır. İznikli çini ustaları Osmanlı Sarayının himayesindeki kaşici başı tarafından bir locada örgütlendiler ve İstanbul ile diğer yerlerdeki bütün büyük yapıları çini ile süslemişlerdir. İznik çinilerinin desenleri ve renkleri Venedik ve Cenovalı tüccarların dikkatini çekmiş, çini ustaları bu talebi karşılamak için İznik surları dışında çini fırınları kurmuşlardır. 17.yy. dan sonra Osmanlı askeri ve ekonomik olarak zayıflaması ile çini fırınları da kapanmaya başlamıştır. İznik’te geleneksel çini atölyeleri 1985 yılında Faik Kırımlı tarafından açılmış Eşref Eroğlu usta ile devam etmiştir. Rasih Kocaman , Adil Cangüven gibi ustalar dışında 1995 yılında İznik Eğitim ve Öğretim Vakfı çatısı altında İznik çini ve araştırma merkezi kurulmuştur. Ayrıcı Uludağ Üniversitesine bağlı Meslek Yüksek Okulunda çini ve seramik konusunda eğitim verilmektedir.

    Günümüzde İznik’te çini atölyelerinin ve İznikli sanatçıları toplayan Süleymanpaşa medresesi restore edilerek Turizm’e açılmıştır.

    Renklerini ve desenlerini İznik doğasından alan İznik çinileri yapımında kuvars, cam tozu ve kil kullanılmaktadır. Bu malzemeleri fırınlanıp öğütüldükten sonra hamur haline getiriliyor kalıplarda şekil verdikten sonra bir hafta kurumaya bırakılıyor daha sonra astarlama yapılarak tekrar kurutuluyor ve 930 derecede fırınlanıyor bir gün süreyle bu ısıda kalan plakalar fırın kapatıldıktan fırının kapağı açılmadan soğumaya bırakılıyor. Desenleme kısmında parşömen kağıdının üzerine çizilen motifin üzerinde iğneye delinip kömür tozu dökülerek desenin plakanın üzerine çıkması sağlanıyor.Boyama kısmında İznik kırmızısı adı verilen kırmızının bulunması için yapılan işlemler ve kullanılan malzemeler genellikle ustalar tarafından saklanıyor. Boyama işleminden sonra plakalar sırlanarak 1000 derecelik fırında pişiriliyor.İznik çinilerinde en çok Çin temani , hatai, haliç işi, narlı desen, minyatürler, İznik kuşu , gül , karanfil motifleri kullanılmaktadır.


     
  4. Haluk Şahin

    Haluk Şahin TÜİSAG Üyesi

    Gamze Hanım siz Bursalımısınız yoksa...



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  5. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı

    Bursa'lı değilim ama 18 yıldır Bursa'da yaşıyorum Haluk Bey :)

     
    Haluk Şahin bu yazıya teşekkür etti.
  6. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı

    BURSA TÜRKÜLERİ

    Bursa da oyun ile söylenen türküler dışında çeşitli olaylar karşısında yakılan ve kişilerin yaşadıkları ilgili türküler söylenmektedir.


    SARI MUSTAFA TÜRKÜSÜ
    Hikayesi: Sarı Mustafa Bursanın Kuzgunluk mahallesinde büyümüş yağız bir delikanlıdır.Ailesinin geçimini tütün kaçakçılığı yaparak sağlamaktadır.Birgün kolcular Sarı Mustafanın kaçakçılık yaptığıını öğrenir, evine baskın yapırlar.Teslim olmayan Sarı Mustafa öldürülür.Ölümü halk arasında büyük bir üzüntü yaratır ve üzerine türkü yakılır;

    Fese bak fese ne kadar al
    ne güzel belindeki morlu şal
    Demedim mi ben sana burda kal
    Kalamaz ne çare eli şanlıdır.
    Burma bıyıklı delikanlıdır.
    Entarisi ala benziyor
    Şeftalisi bala benziyor
    Benim yarim sana benziyor
    Olmaz ne çare eli şanlıdır.
    Burma bıyıklı delikanlıdır.
    Sol böğründe kurşun yarası
    Annesi’ninde bir tanesi
    Kuzgunluk ‘un merdanesi
    Olmaz ne çare eli şanlıdır
    Burma bıyıklı delikanlıdır


    ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM
    Zeytinyağlı yiyemem aman
    Basmada fistan giyemem aman
    Senin gibi cahile
    Ben efendim diyemem aman
    Kaldım duman içi dağlarda
    Sevgili yarim nerelerde
    Kara üzüm asması
    Yeşil olur yazması
    Ben yarimden ayrılmam
    Kara yazı yazması
    Nakarat...
    Asmadan üzüm aldım
    Sapını uzun aldım
    Verin benim yarimi
    Annemden izin aldım
    Nakarat



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  7. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı

    HALK İNANÇLARI

    Bursa da özellikle nazar, büyü, uğur-uğursuzluk ile evliyalardan dilek dileyerek bu isteklerin olması amacıyla çeşitli pratiklerin gerçekleştirilmesi yaygın olarak yaşatılmaktadır.

    Bursa Osmanlı Devletinin başkenti oluşu nedeniyle bir kültür ve ticaret merkezi olmuş, din ve olağanüstü güçleri olduğuna inanılan insanlar yaşamıştır. Bu insanlar öldükten sonra da türbelerinden medet uman insanlar, kötü gözlerden korunmak, hastalarını iyileştirmek istedikleri şeylerin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla bu türbelerde çeşitli pratikler gerçekleştirmişlerdir.

    - Yaşarken insanlara iyilik yaparak ve dertlerini dinleyen Tezveren Sultan Türbesine Cuma sabahı gidip dua eden dilek dileyen kişilerin dualarının kabul olacağına inanılmaktadır.

    - Osmanlının Bursayı alması sırasında geyik üstünde düşmanlarla savaşan ve gösterdiği kahramanlıkla adını duyuran Baba sultan ya da Geyikli Baba adı ile tanınan Geyikli Baba Türbesine giderek dua eden dilekte bulunan kişinin dilediğinin gerçek olacağına inanılmaktadır.

    Bu örneklerde de görüldüğü gibi Bursa’nın hemen her semtinde bulunan türbe yatırlarda dua etmek dışında türbeye bez bağlamak, mum dikmek, toprağından veya taşından almak, Hasta olan kişinin elbisesini türbede bırakarak bir gün sonra alıp hastaya giydirmek etkinliklerle olağanüstü güçleri olduğuna inanılan kişilerden yardım istenmektedir.

    Nazar ve kötü gözden korunmak amacıyla nazarlık takmak, kurşun döktürmek, üzerinde okunmuş pirinç veya bir eşya bulundurmak gibi inançlar günümüzde de devam etmektedir.

    Sihir ve büyü yapılarak olması istenilen istekleri yerine getirmek amacıyla yapılan Müslümanlıkça yasak edilmiş bu yüzden gizli olarak yapılan pratiklere birkaç örnek verebiliriz;

    - Ölmesi istenen kişinin saçından bir tutam alınıp sabuna sarılır sabunun üzerine iğne ve çivi batırılarak o şahsın eşiğine bırakılır.

    - Cuma günü bir komşudan alınan sacayağı evlerinin avlusuna ters çevrilerek bırakılırsa yağmur yağacağına,

    - Tek nikâhlı bir kadının evinden süpürge çalınarak kuyuya sarkıtmakla yağmurun yağdırılacağına inanılmaktadır.

    Doğada kötü huylu peri ve cinlerin varlığına inanıldığından geceleri dışarıya pis su dökmek ve bu gibi şeylerin üzerinden atlamak, saçak altından yürümenin cinlerin bu kişileri çarpacağı inancı ile bu tür davranışılar yasaklanmıştır. Cin ve perilere karşı nefesi güçlü hocalar dualar okuyarak kötülükleri savuştururlar. Bir okumayla geçmeyen kötülükler üst üste yazılan dualarla ve muskalarla savuşturulur.


     
  8. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı

    YEMEK KÜLTÜRÜ

    Yemek kültürü, geleneksel-yöresel yemeklerin hızla unutulması, yapılmaması-yapılamaması nedeniyle gün geçtikçe yozlaşıyor (Kültür yerine kültürsüzlükten söz etmek daha olası). Popülizmin egemen olan yeme-içme kalıplarının, Bursa’da da yaygınlaşması kuşkusuz kaçınılmaz bir olgu. Ama hiç değilse birtakım kişi ve kuruluşların belli yerlerde, belli zamanlarda bu yemekleri, tatlıları yapmaları, yaptırtmaları, tanıtmaları bir görev, bir zorunluluk olmalı. Yoksa kentlerimizin yok olan tarihsel ve doğal zenginlikleri, toplumsal değerleri ve kültür mirasımızın içeriğine yemek kültürü de katılıp, gidecek...

    Bursa ve yöresinden kaynaklanan birkaç yemek ve tatlı ise, günümüzde ülkenin her yanında biliniyor, tanınıyor, aranıyor ve yeniliyor!

    Bunlar: İskender Kebabı, İnegöl Köftesi, Kemalpaşa Tatlısı ve Mihaliç Peyniri...




     
    Last edited: 13 Mart 2014
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica