Hekimler para göz mü_?

Konu, 'Güncel Tartışma Konuları' kısmında Otomasyoncu tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Otomasyoncu

    Otomasyoncu TÜİSAG Üyesi



    Yazılı ve sözlü platformlarda hekimlerin “maneviyatları hiçe sayılarak”, sürekli ve bıktırıcı bir şekilde “maddiyatları” tartışılmaktadır. Binlerce meslek varken her ortamda sadece hekimin maaşının tüm ayrıntıları ile bahçıvanlar, bilimum memurlar, milletvekilleri, tır şoförleri ve tinerciler tarafından tartışılmasından son derece rahatsızım. Kamuoyunu, bu çok merak ettiği hekim maddiyatı ile ilgili olarak aydınlatmak için bir hekim olarak kendimi görevlendirmiş bulunuyorum.
    Hekim paragöz mü?
    Böyle bir toplumsal algı yaratılmıştır ancak tamamen yanlıştır. Aslında yirmili yaşların sonuna kadar paranın ne olduğunu en az hekimler bilir. Hatta hiç bilmeyenleri ve hala aile yardımıyla geçinenler de vardır. Otuz yaşında ortalama bir hekim muhtemelen ilk arabasının taksitlerini ödüyor ve “kuşku ile korku” karışık olarak bir sonraki döner sermaye ödemesinin ne kadar olacağını ve taksitine yetip yetmeyeceğini bekliyordur.
    Bu noktada biri çıkıp “ben 32 yaşındayım, üniversite de şu, bu bölüm mezunuyum, işim bile yok” diye bize serzenişte bulunabilir. Aslında zaten serzenişte bulundukları için bu yazıyı yazıyorum.Dostum, ben hekimim. Ne devletim, ne hükümetim ne de avukatım. Ağlama platformu da değilim. Atanamıyorsan ya da para kazanamıyorsan benimle ne alakası var?
    Hekimin parayla işi yoktur. Para için hiç kimse hekimliği seçmez. Kanıt mı istiyorsunuz?
    Hayatı boyunca girdiği bütün sınavlarda en iyi %3’e giren IQ’ lara sahip insanların amacı yüz kişiden üç-dördünün sahip olabileceği tesadüfi bir zenginlik olamaz ve bu hasbelkader zenginlik için 45-50 yaşına geleceği meslek olan hekimliği seçmez.Yüz kasaptan üçü, yüz avukattan üçü nasıl zenginse, hekimin de bu hakka sahip olduğunu unutmayın.
    Bizim maaşlarımızı sürekli ameliyat masasına yatıran toplumumuz ve bürokratlar aşağıdaki soruların yanıtlarına göre, bize bir fiyat biçerse, Sağlık Bakanlığı, YÖK ve biz hekimler hep beraber rahatlarız.
    Her gün kaç çocuğunuza menenjit tanısı konulup, hızla tedavi edilip hayata sakatlık, ölüm olmadan döndürüldüğünü biliyor musunuz?
    Kaçınıza akut kalp krizi denilip acil müdahale ile hayatınızın geri kalanını daha konforlu ve daha az ölüm korkusuyla yaşamanız sağlanıyor?
    Kaçınızın bir kazada paramparça olmuş kemikleri saatler süren ameliyatlar sonrası eski haline getiriliyor?
    Biraz daha büyürse birazdan sizi öldürecek bir beyin kanamasının acil tanısı konulup tedavi edilerek kaçınız hayata yeniden merhaba diyorsunuz?
    Apandisitiniz patlamadan, akciğeriniz sönmeden müdahale edilip kaçınız tam şifa ile işinizin başına, ailenizin kucağına dönüyorsunuz?
    Size çok basit gelen bu hastalıklar için acilden, laboratuardan ameliyat masasına kaç kişi yirmi dört saat hazır kıta bekliyor biliyor musunuz?
    Bu soruların cevabı biz hekimler için maddiyat ile ölçülemeyecek değerlerdedir. Bu yüzden hekim aslında para konuşamaz. Çünkü yaptığı işin para karşılığı olmadığını bilir. Bir hastasını kaybettiğinde en yakınını kaybetmiş gibi olur hekim. Hiçbir tıbbi hatası olmasa bile, vicdanın bir köşesinde o hasta sürekli yaşamaya devam eder. Hep bir acaba vardır ve bilimsel gelişmeler arttıkça o acabalar hep devam eder. Yaşayan her hastanızla yaşar, ölen her hastanızla ölmeye devam edersiniz. Tıbben yapabilecek hiçbir şey olmadığını bildiğiniz halde kalbinizde taşıdığınız o “acabalar” sizi hep kemirir.
    Toplum inanışına göre, acil tanınız, doğru müdahaleniz veya sekiz saat süren ameliyatınız ya da günlerce süren yoğun bakımınız sonrası tamamen sağlıklı olarak topluma sunduğunuz bireyin aslında sadece “verilmiş sadakası” vardır. Yaptığınız onca şeyler olmasa da “verilmiş sadaka” zaten onu hayata döndürecektir. Sadakanın elbette yardımı olabileceğini ama aslında tam da öyle olmadığını bir tek siz bilirsiniz.Tekrar başa dönüyorum. Bunun maddi karşılığı yoktur. Burası en hassas noktadır. İşini yapan mutlu ve maddi yeterliliğe sahip bir hekim bu “hayata döndürme” işinden kendisini besleyen ve bir sonraki hastaya hazırlayan maneviyatı kazanır. Bazıları ise o “sadaka”dan pay biçer kendine. İşte onlar mesleğin yüzsüz paragözleriydi ve isim, isim her hastanede bilinmekteydi. Ama bunları temizlemek yerine bütün hekimleri cezalandırmak yoluna gidilince hepimiz “sadaka” dan beslenen aç gözler gibi sunulduk sizlerin gözüne. Bu “yüzde bir” bile olmayan yüzkaraları yüzünden “paragöz” olarak algı yaratılması sayıları yüz binin üzerindeki namuslu hekim için en büyük hakarettir.
    İçinde insan olan her işin akut, öncelikli sorunları vardır. Ancak sadece hekimler akut sorunu, akut olarak çözmek zorundadır. Yargıç davayı 3 yıla yayabilir, polis cinayeti 5 yılda çözebilir ama kalp krizinin acil kapısı-anjiyo odası süresi dakikalarla yarışır. Neden yüksek maaş ödensin? Hekimin senin EKG’ni yorumlayıp senin geleceğinle ilgili hayati bir karar vereceğine inanıyor ve “su saati okuyan memur gibi” bakmadığına inanıyorsan bunu sorgulamayacaksın.
    Ha bu arada, kaçınız su saatini okuyan adama gidip maaşını soruyorsunuz? Sadece merak ettim. Belki de toplum her şeyi sorguluyordur da biz hekimler fazla alınganızdır.
    Hekimin seçme şansı olmadığını da biliyormusunuz? Şu an bir özel hastane, Devlette kazandığımızın 2,3 katı maaş teklif etse bile istifa edip, özelde çalışamıyoruz. Çünkü Bakanlık özele gidebilmemiz için kadro vermiyor. Devletten istifa edip, daha iyi ücretle kendi işini yapamayan başka meslek grubu var mı acaba?
    Sürekli çıkıp duran yönetmeliklerle yaşam standartlarımızın değiştirilmesi bizi hasta ediyor. Döner sermaye belirsizliklerinden birçok hekim ev kredisinden bile uzak duruyor. Kiralık evimizi, çocuğumuzun okulunu bir sonraki yönetmeliğe kadar seçmiş olma kaygısı ile yaşıyoruz.
    Sandığınız kadar rahat değiliz. Lütfen eleştirirken, tartışırken nasıl bir tutsaklık içinde olduğumuzu bilip öyle yazın, konuşun. Hepinize mutlu, sağlıklı günler.
    Uzm. Dr. C.A.
    Medimagazin



     
    Seylan Aygün bu yazıya teşekkür etti.
  2. Hasan Berkman

    Hasan Berkman TÜİSAG Üyesi



    Arkadaşım merhaba güzel yazmışsın ama keşke bütün hekimler senin gibi olsa. Ancak Toplumda bir algı oluşmuşsa, "ateş olmayan yerden duman çıkmaz misali" o algı için de halkı kınamamak gerekir.



     
  3. Levent KAVLAK

    Levent KAVLAK TÜİSAG - BAŞKAN TÜİSAG Çalışma Birimi

    Arkadaşım %3 gibi bir rakamdan bahsetmiş ve bu bahisleri yaparken bazı meslek gruplarına atıta bulunmuş.Sorun sadece parasal değil.Sorun birazda sosyal bir problem.Doktorlar toplum içerisinde kendilerini ayrıcalıklı hissetmek ve hislerin getirdiğide maddi bir farklılık beklentisinde yaşıyor.Yani biz cana can katıyoruz buda parasal olarak yaşamımıza yansımalı diyor.Bende şöyle diyorum.Bu bir tercih meselesi.Emin olun sizin kadar polislerde,askerlerde ve itfaiyicelerde cana can katmak için mücadele ediyor.Hatta cana can katmak için canını ortaya koyuyor.Hekimler maalesef tr de az .Onun sebepleride belli yetersiz tıp fakültesi ve yetersiz hastane yani gelişmemiş ülkelerrin temel problemi.Eminim bunlar artıtılsa IQ dediğiniz şey okula girmek ve mezun olmaktan farklı bir şey olduğunu anlardınız.Gelelim para konusuna,diyorsunuzki bir çok insanı ölümden kurtarıyoruz.Bende diyorumki ölümden kurtardığınız insan sayısı ölüme gidenlerden ne kadar az.yüzde 3 den az mı çokmu lütfen onu belirleyin.Bri mühendis yada iş güvenliği uzmanı ihmal sonucu hapislerde çürürken,hekim hatası yada ihmali kader diye geçiştiriliyor.Bugün devlete bağlı bir hastanedeydim.Hekimdeki davranışlarını gözlemledim ve maalesef hala aynıyız.Onca yasa çıkıyor ama hekimler hep aynı.Lütfen inin kendinizi ait olduğunu sandığınız yerden.

     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica