Haber Iş Kazalarında Samimiyet Testi

Konu, 'Diğer İş Sağlığı Ve Güvenliği Haberleri' kısmında e-mine tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. e-mine

    e-mine TÜİSAG Üyesi



    Hafta sonunun manşet haberi bir rezidans inşaatındaki asansörün otuz ikinci kattan düşmesi sonucu on işçinin iş kazasında ölmesi idi.
    On kişi deyince bir rakam oluyor, bir istatistik oluyor, öyle söyleyip geçiyoruz.
    Ama o on kişinin her birinin aileleri, evde ekmek getirmeyi bekleyen şimdi gözü yaşlı vardı… O on kişinin her birinin bir ismi ve hayatı vardı, şimdi yok…

    İş kazaları Türkiye’nin aslında gizli gündemi…
    Ne var ki, bu gizli gündem yalnızca kitlesel ölümler olduğundan hatırlanıyor, sonra yine unutulup gidiyor… Milli hasletimiz unutmak!
    Soma’da da aynisini görmedik mi daha dört ay önce?
    301 işçi ayni gün ölünce hatırlıyoruz iş sağlığı ve güvenliğinin önemini, sonra toplumca unutup gidiyoruz…

    İş Kazalarında Kim Sorumlu?

    Kitlesel iş kazaları sonrasında oluşan kamuoyu duyarlılığını anlamak mümkün…
    Öte yandan iş kazasını bahane ederek ortalığı birbirine katmayı, Mecidiyeköy’ü savaş alanına çevirmeyi ise demokratik bir hak kullanımı olarak görmek mümkün değil.
    “Hafıza-ı beşer nisyan ile maluldür” lafı bu kadar mı cuk oturur? Ölüm olunca feryad-u figan eden herkes, işçiler güvensiz ortamlarda çalışırken piyasada görünmüyor…
    Birileri sorumluyu hemen bulmuş görünüyor: Siyasetçi suçlu, işveren suçlu…
    Ama gerçekten durum öyle mi?
    Yoksa iş güvenliği zerre kadar umurunda olmayanlar, işçiyle hiçbir bağı kalmamış işçi örgütleri sırf işlevsel değerinden dolayı, sırf malzeme bulduk iştahıyla mı ilgi gösteriyor iş kazalarına?
    İlk taşı günahsız olan atsın, albatrosu günahsız olanın boynuna asalım diyesi geliyor insanın…

    İş Kazalarında Samimiyet Testi
    Her büyük iş kazasında sendikalar ve siyasetçiler iş kazaları konusunda bir samimiyet testine giriyor.
    Bunlar işçi örgütleri… Beklersiniz ki işçilerin bu gizli gündemini onlar takip etsin…
    Ama nerede? Fikr-i takip hiçbir alanda yok ülkemizde de sendikalarda, işçi örgütlerinde, emekçiler lehine politika yaptıklarını iddia eden siyasetçilerde hiç yok…
    Güvensiz ve sağlıksız ortamlarda çalışırken işçileri hatırlamayanlar ölüm olunca şov peşinde koşuyor…
    İş kazalarının yoğun olduğu inşaat, madencilik gibi sektörlerde sendikalar iş sağlığı ve güvenliği konusunda ne yapmış, bilen varsa söylesin…
    Allah aşkına, bir işçi örgütünün, “işçi dostu” tek bir siyasetçinin iş kazaları konusunda kapsamlı bir strateji ürettiğini, politika ve gündem belirlediğini gören var mı?
    İşçiler yalnızca öldüklerinde, o da propagandif değeri ölçüsünde değer kazanıyor. Hani o da üç gün, üç gün sonra kimsenin hatırladığı yok işçinin güvensiz çalışma koşullarını…
    Mecidiyeköy’ü birbirine katanlar zamanında görevlerini yapmadıkları, işçinin sorunuyla ilgilenmedikleri, sivil toplum olarak duyarsız kaldıkları için ölümler oluyor.
    Benzer bir durumu Soma’da da görmüştük.. Üç gün canlı yayın yapanlar, dördüncü gün unutuverdiler işçileri…
    Oysa o işçiler güvensiz şartlarda çalışma devam etti…

    Siyasete ve Bürokrasiye Görev Düşüyor
    70 bin iş kazası oluyor bu ülkede her yıl…
    İş kazalarında günde dört çalışanı kaybediyoruz, her gün üstelik. Her gün 12 çalışan engelli hale geliyor kazalar sonucu…
    Peki bu tabloda siyasilerin hiç mi günahı, sorumluluğu yok?
    Var elbet! İş kazalarına karşı düzenlenen yasaya olur olmaz her konudaki talebi sokarak yasalaşmasını zorlaştıran da, sırf hükümetin eli güçlenmesin diyerek yasama organını tıkayan siyasetçi de suçlu…
    Siyasetçiler iş kazaları ve ölümleri durdurmak değil, ölümlerden yek diğerine vurma peşinde, siyasi rant ve şov peşinde… Herkes ölümlerin arkasından nutuk atmaya hazır, ama ya sorunu çözmeye, elini taşın altına sokmaya gelince?
    Esasen üç gün sonra rezidansta ölen 10 işçiyi o siyasetçiler de unutacaklar, bunu çok iyi biliyor herkes… En çok da güvensiz yaşamaya alışmış işçiler biliyor…
    Asansör bakımsız mıydı? İş güvenliği uzmanı mı sorumlu? İşvereni mi taşlayalım? Siyasetçileri mi topa tutalım? Kaza geliyorum dedi mi?
    Mesele bir günah keçisi aramak değil…
    Mesele üzüm yemek, sorunu çözmek için hep birlikte el ele vermek olmalı…

    Denetim Birimleri Güçlendirilmeli
    Daha önce de defalarca yazdık, üstüne basa basa söyledik; yine söyleyelim.
    Türkiye’de sorun mevzuat sorunu değil denetim sorunu.
    2012 yılında çıkan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası sonrasında en ileri Avrupa demokrasilerinde olan gibi bir iş güvenliği mevzuatına sahip şuan Türkiye.
    Yeni yasanın alt mevzuatları da hemen hemen tamamlandı. Yönetmelik’ler her sektörde ve her iş riskinde neler yapılması gerektiğini tek tek sayıyor döküyor.
    Yani şuan iş güvenliği ve işçi sağlığı alanındaki yasalarımız Avrupa Birliği’nin 89/391 sayılı Direktifi ayarında, ileri bir standarda kavuşmuş bulunuyor… Kısacası mevzuat şuan mükemmel…
    Ama iş yasa yapmakla bitiyor mu?
    En iyi yasayı yapsanız bile uygulama ve denetim olmayınca bir kıymet-i harbiyesi oluyor mu?

    Müfettiş Hangi İşyerine Yetişsin?
    İşte zurnanın zırt dediği yer de burası: Ülkemizde iş güvenliği ve iş kazaları denetimi konusunda büyük eksiklik var.
    Önleyici iş güvenliği denetimi yapan İş Müfettişlerinin sayısı çok yetersiz. Sayıları bini bulmayan iş müfettişlerinin yalnızca birkaç yüz tanesi önleyici iş güvenliği denetimi yapıyor.
    Yani, 1,5 milyon işyerine, kayıtdışını da hesaba katınca 25 milyondan fazla çalışana yalnızca birkaç yüz müfettiş.
    Yanlış okumadınız! 25 milyon çalışana birkaç yüz müfettiş! Olacak iş mi?
    Gece gündüz uyumadan çalışsa böyle bir yükün altında kalkabilir mi o müfettiş… Hangi bir ihbara yetişsin, hangi şikayete baksın, hangi sektörü denetlesin…
    Denetlese bile, elindeki iş yükünü yetiştirmeye çalışmaktan nasıl bir etkin denetim yapabilsin? Bir denetimini bitirmeden öbür işin yükü altında eziliyorsa nasıl en ince hususları bile işyerinde denetleyebilsin?
    Böyle bir tablo, kâğıt üzerinde yeterli gibi görünse de, ILO’nun 81 Nolu Sözleşmesinin emrettiği etkin bir denetim mekanizması olmaktan uzak…
    Peki neden daha fazla müfettiş istihdam etmiyor devlet? Bu da bir muamma… Muammadan çok bürokrasinin ufuksuz insan kaynakları politikalarının bir sonucu...

    İş Kazalarına Karşı Müfettiş Ordusu Oluşturulmalı
    Oysa SGK’nın 800 civarında müfettişi, 1400 civarında da denetmeni var. SGK müfettişleri ve denetmenleri de yıllardır iş kazalarını ve meslek hastalıklarını inceliyor, çalışma yaşamında iş güvenliği ve iş kazaları konusunda oldukça deneyimli.
    Bunların hepsinin ortak bir denetim birimi altında birleştirilip çalışma hayatının denetiminin iş kazalarına karşı mücadele edebilecek güçlü bir yapıya kavuşturulması gerekiyor.
    Çalışma hayatının denetimi bir bütün: Testi kırılmadan önce yada sonra yapılan denetim diye ayırmaya; iş hukuku- sosyal güvenlik hukuku denetimi diye ayırmaya ne gerek var... Çalışma yaşamının denetim birimleri birleşmeli, tek elden ve güçlü olmalı…
    Oluşturulacak bu güçlü denetim biriminin derhal içerisinde uzmanlaşmaya giderek etkin bir işbölümü yapması ve tüm sektörleri kapsamlı bir iş güvenliği taramasına alması gerekli…
    Bu dahi yetersiz; derhal açılacak içlerinde her teknik bölümden kadro alınacak en az 2 bin kadro ile çalışma hayatının denetimini yapan bir müfettiş ordusu kurulması gerek.
    Türkiye’nin 2023 hedefleri, sürdürülebilir kalkınma planları bunu gerektiriyor, milli menfaati bunu gerektiriyor.

    Sorunun Köküne İnmek Gerek
    İş kazalarını önleme konusunda devlete büyük görev düşüyor dedikte, iş devletle bitmiyor.
    Güvenli çalışma kültürünü bilmiyoruz toplum olarak, işçisi de ayni zihniyeti taşıyor işvereni de, bürokratı da…
    İşveren “nasıl olsa diğer işveren yapmıyor, denetim az” diyerek ihmal ediyor, işçi de “bana bir şey olmaz” sahte özgüveni içerisinde vurdumduymaz.
    İşçisine baret vermeyen işveren elbette ki suçlu… Ama verilen bareti bile “bu sıcakta baret takmam” diyerek giymeyen işçiye ne demeli?
    Denetime yetişemeyen müfettiş suçlu da üyesi işçilerin güvensiz çalıştığını ihbar etme zahmetine bile katlanmayan, güvensiz çalışma kültürüne alışmış sendikaya ne demeli?
    Bakımsız alet ve makine ile iş yaptıran işveren suçlu da, bana bir şey olmaz diyerek o şartlarda çalışmaya devam eden, canını hiçe sayan işçinin yaptığı akıl karı mı?
    Yani bu işin bir tek suçlusu yok… Toplum olarak güvenlik çalışma kültürünü bilmiyoruz. Olayın kök sorunu da bu…
    İş kazalarını önlemek istiyorsak, evet, yasalar yapılmalı; evet, denetim ve teftiş arttırılması! Ama en temelde toplum bilinçlenmeli…
    Yoksa ölen öldüğü ile kalıyor…
    Bünyamin ESEN
    http://www.sgkrehberi.com/haber/47077/



     
    Last edited: 8 Eylül 2014
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica