Haber Iş Kazası Ve Meslek Hastalıkları Ülkemizin Kaderi Olmamalı - Murat Uğurlu

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Serçin YAPRAK tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Serçin YAPRAK

    Serçin YAPRAK TÜİSAG Üyesi



    İş Kazası ve Meslek Hastalıkları Ülkemizin Kaderi Olmamalı

    Soma’da yaşanan ve 301 madencimizin hayatına mal olan elim kazanın yankıları hâlâ belleklerimizdeki yerini korumakta. Bu vesileyle bir kez daha ölenlere rahmet ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.

    Ülkemizde madencilik sektörü, iş kazalarının en yoğun yaşandığı sektörlerin başında gelmektedir. Bununla birlikte, kazadan bu yana iş kazalarıyla ilgili istatistiklerden ve yapılan yorumlardan, ülkemiz genelinde her gün pek çok sektörde iş kazasına bağlı ölümle veya yaralanma ile sonuçlanan kazaların meydana geldiği anlaşılmaktadır. Daha geçtiğimiz günlerde, üç inşaat işçisi İstanbul Kartal’da bulunan bir inşaat sahasında 16’ncı kattan düşerek yaşamını yitirdi.

    Ancak bu olaylar günlük rutin haberler arasında kaldığı, bütün yönleriyle ele alınmadığı ve tedbirler geliştirilmediği sürece maalesef devam edecek gibi görünmektedir. Hayatını kaybeden veya iş göremez hâle gelecek seviyede iş kazası ve meslek hastalığına yakalanan işçilerimizin ve yakınlarının mali ve sosyal açıdan devlet ve toplum nezdinde sahiplenilmesi yaraların sarılmasına katkı sağlasa da, bu durumun yol açtığı izleri silmek kısa vadede pek mümkün görünmüyor.

    Ölümle veya malul kalarak iş hayatından kopanların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin beslenme, barınma, eğitim, sağlık gibi temel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanında, hem işçinin hem de ailesinin rehabilitasyonu ve yaşama yeniden uyum sağlaması zarureti meselenin sadece görünen boyutları. Konunun ekonomik boyutuna ise beşeri yönünün hassasiyeti nedeni ile hiç girmek istemiyorum.

    Peki, ne yapılabilir?

    İş güvenliği, iş sağlığı çokça telaffuz edildiği halde bu kazalar neden devam ediyor? Ölümler ve kazaya bağlı engellilik durumu kaçınılmaz olsa da pek çok konuda örnek aldığımız batı ülkelerinde durum nasıl?

    Yakın bir tarihte, Sosyal Güvenlik Kurumunun yürüttüğü bir proje kapsamında Almanya ziyaretimiz oldu. Almanya’da Devlet Kaza Sigortası Kurumu (DGUV), hem kurumsal anlamda hem de akademik düzeyde oldukça etkin bir işlev görmekte.

    Almanya’da 82 milyon nüfusun 76 milyonu bu sigorta sistemine dâhil. Anaokuluna başlayan bir çocuk da Alman yasalarına göre okul tarafından kaza sigortasına kaydettiriliyor ve okul, bu öğrencisi için sigorta kurumuna her ay prim ödüyor. Okul çağındaki herkes ve üniversite öğrencileri de kapsamda. İşveren bu sigorta primini düzenli ödüyor ve herhangi bir kaza hâlinde işçi veya zarar gören sigortalı doğrudan sigorta kurumuyla muhatap oluyor ve sigorta kurumu kazazedeye iş kaybını telafi edecek şekilde günlük tazminat ödediği gibi, kendi hastanelerinde tedavi ve rehabilitasyon hizmeti verebiliyor. Bu hizmetler, kazazedenin durumuna göre evde bakım hizmetine kadar geniş bir yelpaze içinde verilebilmekte. İşverenle kazazede kesinlikle karşı karşıya kalmıyorlar. İşverenler bu primi ödedikleri ve iş güvenliği tedbirlerini aldıkları sürece cezai sorumlulukları bulunmuyor.

    Burada son vurguladığım kavram çok önemli. İşveren iş güvenliğiyle ilgili tedbirleri aldığı sürece sorun yok.

    İşverenin sorumluluğu sigorta kurumunun denetçileri tarafından raporlanıyor. İşverenin kusuru oranında ilgili işçi ve işveren temsilcilerinin de katıldığı bir toplantıda tazminat miktarı tayin ediliyor. DGUV kurumsal olarak devlet denetiminde, ancak öz yönetime sahip bir kurum. Kurumun araştırma enstitüsü niteliğinde birimi ve akademik düzeyde eğitim veren fakülteleri de var. Her şey iş güvenliği ve işçi sağlığı için.

    En çok etkilendiğimiz konu da, iş kazalarını ve meslek hastalıklarını önleyici tedbirler konusunda yapılan araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetleriydi. Bir laboratuvarda sanayi tozlarının belli sıcaklık ve basınç değerleriyle buluştuğunda bir bomba gibi nasıl patlayıcı hâle gelebileceğini gözlerimizle gördük. Yine, en çok rastlanan kazaları önlemek için gerçeğine bire bir uygun geliştirilmiş simülatörlerle çalışan uzmanları dinledik. Risk analizleri, çözüm yolları, ardından önleyici somut tedbirler ve arkasından da sıkı bir denetim ve raporlama süreci.

    Her şeyin özeti bu aslında.

    DGUV yetkililerinden aldığımız bilgilere göre, Alman Kaza Sigortası Kurumunun bu yöndeki çalışma ve yatırımlarına harcadığı her 1 avro, 5 avro olarak ekonomiye geri dönmekte imiş. En güzel olanı da, kuşkusuz insan ölümlerinin neredeyse hiç yaşanmaması.

    Ülkemiz mevzuatı, denetim ve yaptırımlar konusunda Almanya’dan daha ileri bir seviyede ve işverenlere önemli cezai yükümlülükler de getirmektedir. Ancak, denetim zafiyetleri ve her şeyden önce tedbir geliştirmeme ve tedbirlerin uygulanması konusundaki ihmaller bu tür kazalara davetiye çıkarmaktadır.

    Bu konuda iş sağlığı ve iş güvenliği uzmanlığının daha etkin bir müessese hâline getirilmesi, Sosyal Güvenlik Kurumunun ilgili kurumlarıyla TÜBİTAK ve akademilerimizin iş güvenliği tedbirleri üzerinde başarılı uygulama örneklerinin var olduğu ülkelerle iş birliği içinde AR-GE faaliyetleri yürütmesi, geliştirilen önleyici yöntemlerin hemen uygulanabilir hâle getirilmesi, işverenlerimizin ve işçilerimizin olası kaza durumlarına karşı eğitim ve tatbikata tabi tutulması, meslek hastalıklarının önlenmesi için koruyucu sağlık hizmetlerinin düzenli olarak verilmesi gerekmektedir.

    Kaynak: http://www.medimagazin.com.tr/autho...ri-ulkemizin-kaderi-olmamali-72-109-3640.html




     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica