Makale Iş Sağlığı Ve Güvenliği Maliyet Değil Kazanımdır

Konu, 'İş Sağlığı ve Güvenliği Hakkında Makaleleriniz' kısmında Ercan Mattaoğulları tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Ercan Mattaoğulları

    Ercan Mattaoğulları TÜİSAG Üyesi



    [​IMG]
    İş Sağlığı ve Güvenliği Maliyet değil Kazanımdır.

    Saygıdeğer okurlar! Malumunuz üzere geçtiğimiz günlerde Milletimizi derin bir Yas’a sürükleyen Soma Faciası(ki eldeki verilere göre bunun bir iş kazası değil iş cinayeti olduğu aşikar) bizlere millet olarak Çalışma yaşamında sadece üretimin ve kapitalin değil emek sarf eden üreten işçi ve tüm çalışanlarında can güvenliğinin en üst düzeyde tekmil edilmesi gerektiği gerçeğini bir defa daha yüzümüze tokat gibi vurmuştur. Sevgili dostlar, evet yazıtımızın başlığından da anlaşılacağı üzere İş Sağlığı ve Güvenliği elbette ki işverenler için gereksiz bir maliyet olarak görülmemeli asıl üretim bandının omurgası olan insan faktörünün kutsandığı ve öznelleştirildiği kutlu bir süreç olarak görülmelidir.Avrupa menşeli kaynaklar 17 yüzyılda yaşamış İş Sağlığı ve Güvenliğinin babası olarak İtalyan bir Hekim olan Bernardino Ramazziniyi biz İş Sağlığı ve Güvenliği Profesyonellerine sürekli olarak dikte etmişlerdir.Oysa sevgili dostlar ,asıl bana göre İş Sağlığı ve Güvenliğinin başlangıcının Türk Tarihinde İstanbul’un 1453 yılında fethi ile Ceddim Fatih Sultan Mehmet Han Hazretlerinin İstanbul’u o dönemde kasıp kavuran Verem Hastalığının varlığı nedeniyle Osmanlı Ordusunu fethe rağmen hemen şehre sokmayıp ,şehrin sokaklarına tükürülmesini yasaklayıp ve tüm şehrin sokaklarını kireç tozu ile kaplattırması tüm bu önlemlerden sonra Fatih Sultan Mehmet Han’ın ordusunun İstanbul’a girmesine ancak izin verdiğini biliyormuydunuz.O halde koruyucu hekimliğin ve can güvenliğini tesis etmenin bariz örneğini biz Osmanlı Tarihinde görüyor iken biz nasıl bir millet olduk ki Risk farkındalığımızı kaderci bir anlayışa yada tehlikeyi algılama alışkanlıklarımızı “atın ölümü arpadan,acı patlıcanı kırağı çalmaz” gibi patolojik ruh halimizi sadr eyleyen sufli sözlere ihale ederiz. Başta bu kentin bir sakini olarak beni ve sizi çok acıtacak bir tespitimi bu köşeden paylaşmak istiyorum geçtiğimiz günlerde bir okuldaki seminerimde de bahsetmiştim bana göre bu ülkede sokaklarına en fazla tükürülen şehir Antakya’dır.Size abartı geliyorsa bu tespitim, sabah saatlerinde işe yürüyerek gidin, arabadan tüküren ,önünüzde yürürken tüküren,sigara içerken nikotin baskısıyla, akciğeri zorlanarak öksürürerek balgamını yere tükürüp üstünede iyice basarak salgısını yere perçimleyen, yığınla insan görebilirsiniz.Bunların şimdi İş Güvenliği İş Sağlığı ile alakası nedir kardeşim?diye dediğinizi duyar gibiyim.Çok alakası var dostlarım hemde çok.Solunum yoluyla bulaşan o kadar çok hastalık varki düşünsenize yere tüküren hasta bir insanın salgısı yerde kuruyor daha sonra rüzgarı meşhur Antakyamız da ,kuruyan o mikrobik salgı havalanan toz partiküllerine bağlanıp sizin soluduğunuz havaya karışıyor. Evet fakındayım biraz konuyu Halk Sağlığına da iliştirsemde şimdi asıl meselenin İş Sağlığı ve Güvenliği olduğu bu yazımda bir İş Güvenliği Uzmanı olarak Antakya’daki tespitlerimi sıralamak istiyorum benim ülkemde kanunlar yapılır lakin uygulanması ,denetimi ve değerlendirmesi mutlaka fecaat boyutunda bir vaka sonucuna bağlanır.İşte Soma Faciası gözümüzün önünde.Şehrimde bakınız kaba inşaat şantiye ve sahalarına tek tük baretli işçi görür yapı iskelelerinde sirk cambazı gibi platformdan plaftforma zıplayan gencecik işçilere hayret edersiniz.Örneğin X inşaat alanında büyük bir iş makinesi çalışır, lakin çevre güvenliği alınmaz, çevresinde vızıl vızıl küçük araçlar ve insanlar dolaşır.Örneğin; bu şehrin asıl iş güvenliğine mihenk olması gereken, akademik bir kurumunda ki yeni yapılan hizmet binalarının, kaba inşaatlarındaki beton kirişlerinde, akrobat gibi dolaşan, hiçbir kişisel güvenlik önlemi olmayan, işçiler görürsünüz.Bugün ülkemizde ölümlü iş kazalarının başını, Madenlerdeki iş kazaları ve İnşaatlardaki iş kazaları çekmektedir.Tarihi kentimizin her tarafında gerek yeni inşaat alanları gerekse restorasyon çalışmalarında,6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun esamesi okunmaz.Neden mi?çünkü bizim ülkemizde İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürü daha yeni yeni oluşmaya başlamıştırda ondan.Avrupalı bu işi 18-19 Yüzyıllarda çok ağır bedeller ödeyerek çözmüştür.Eğitimlerimde sürekli söylediğim bir şey var “insanımıza bazı gerçekleri kabul ettirmemiz için ilköğretimden başlayarak eğitim müfredatımıza İş Sağlığı ve Güvenliği derslerinin konulması gerekmektedir” diye. Sözün hülasası dostlar,İş Sağlığı ve Güvenliğinin bir angarya olmadığını veya üretim marjını baltalayan sekteye uğratan gereksiz bir maliyet olmadığını, anlamamız için bir hayli zaman geçecek gibi görünüyor.Bu nedenle Soma’daki faciayı ben ülkem adına, İş Sağlığı ve Güvenliği Kültürünü kadim kılma adına ve insanımızın bu iş kazalarını bir Kader tezahürü olarak değil tedbirsizlik görmeleri adına bir MİLAT olarak görüyor ,SOMA faciasında giden Can’lara Allah’tan Rahmet diliyor ,Ülkemizinde başı sağolsun diyorum. Kazasız ve Belasız Günler dilerim.
    Ercan MATTAOĞULLARI(A Sınıfı İş Güvenliği Uzmanı)
    TÜRKİYE İŞ SAĞLIĞI VE GÜVENLİĞİ PROFESYONELLERİ DERNEĞİ
    HATAY İL TEMSİLCİSİ
    Kaynak: hatayhaberim.com/yazar.asp?yaziID=3744



     
    Last edited by a moderator: 28 Mayıs 2014
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica