Haber Kapitalist Çalışma Işçi Bedenlerini Çürütüyor

Konu, 'Diğer İş Sağlığı Ve Güvenliği Haberleri' kısmında Gamze tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Gamze

    Gamze TÜİSAG Yönetim Yardımcısı Yönetim Yardımcısı



    Kapitalist çalışma işçi bedenlerini çürütüyor
    [​IMG]

    "Çalışmak Sağlığa Zararlıdır" kitabının yazarı Annie-Thebaud Mony: "Türkiye'de asbest meselesi dudağımı uçuklattı. Burada işçiler, çalışırken maruz kaldıkları maddeler ve riskler konusunda bilgilendirilmiyor."
    H.BURAK ÖZ

    Dünyada her yıl en az 100 bin kişinin ölümüne neden olan asbestin birçok ülkede yasaklanmasında büyük emeği olan halk sağlığı uzmanı, sağlık sosyoloğu, yazar Annie-Thebaud Mony, geçen hafta Türkiye'ye geldi. İş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ve adalet arayışlarını sürdüren ailelerin düzenlediği kahvaltıya katılan Mony, İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi'nin düzenlediği forumda da konuşmacıydı.

    Biz de iki gün boyunca takip ettiğimiz Mony'le, İSİG Meclisi'nden akademisyen Aslı Odman'ın çevirmenliğiyle, söyleşi yapma imkânı bulduk. Mony, asbeste karşı mücadeleden nükleer santrallara, işyeri intiharlarından uluslararası işçi dayanışmasının nasıl örüleceğine dek pek çok konuda sorularımızı yanıtladı.

    TÜRKİYE'DE ASBEST DUDAĞIMI UÇUKLATTI

    Türkiye'de her yıl 150 binin üzerinde insana kansere tanısı konuyor, bunlar arasında mesleki kanser teşhisi konulan vaka sayısı ise sıfır. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

    Benim Türkiye'de dudağımı uçuklatan mesele, asbest meselesi. Türkiye, ta 2010’a kadar hem asbest üreticisi, hem de tüketicisi hem de asbest ithalatçısı bir ülkeydi. Türkiye’de 1940’lardan 2010’a kadar 1 milyon ton asbest tüketilmiş, 1929’dan 1988’e kadar da 150 bin ton asbest çıkarılıp, üretilmiş. Bu demek ki uluslararası kaynaklara baktığımızda, 1988 sonrasında ciddi ithal asbest girişi olmuş ve bu pek çok yerde kullanılmış. Ancak nerelerde kullanıldığına dair veriler tutulmamış. Kurbanlarının kim olduğuna dair bilgi kaydına rastlayamadım. İşçilere asbeste maruziyet konusunda da bilgi verilmemiş, açılan dava yok.

    Bu kadar büyük bir sosyal fenomenle ilgili bilgi eksikliği bana çok çarpıcı geldi. Fransa'da 2005 senesinde 1795 mesleki kanser kayda geçti. 320’si ölümle sonuçlanan bu mesleki kanser vakalarının,yüzde 85'i asbeste bağlı idi. 1997’de yasaklanmasına karşın halen asbestten kaynaklı ölümler sürüyor. Yani neredeyse Fransa'da mesleki kanser asbest demek. Türkiye'de kanser vakalarının bu boyutunun ayrıca araştırılması gerekiyor. Burada işçilerin maruz kaldıkları maddeler ve riskler konusunda bilgisiz bırakıldıkları izlenimini edindim.

    TAŞERON RADYASYONU SİLME YÖNTEMİ

    Türkçe'ye çevrilmedi ama yeni kitabınızda Fransa ve diğer ülkelerde nükleer santrallardaki taşeron çalışma düzenini işlediğinizi biliyoruz. Nükleer sanayicileri neden taşeronluk sistemine ihtiyaç duyuyor?

    Nükleer santrallerde işin taşeronlara verilmesi Fransa'da çok yaygın. Taşeron çalıştırmanın yanı sıra, özel istihdam büroları üzerinden işleyen ödünç işçi sistemi de çok yaygın. Nedenleri arasında, diğer pek çok farklı sektörde de geçerli olan, işveren açısından ‘maaştan ve özlük haklardan’ tasarrufu ve de sendikal örgütlenmenin engellenmesini sayabiliriz. Ancak bir de nükleere has bir yanı var, bu sektörde taşeronluk, ödünç işçilik gibi emeği parçalayıcı formların seçilmesinin. Çünkü nükleer sanayi sektöründe çalışan insanlar belli bir oranda radyasyona maruz kalıyor. Bunun ölüme götürmemesi için vücuda girecek radyasyonun dozajının, yani üst limitlerin belirlenmesi bir hukuki mecburiyet . Yani sektörün devamını sağlamak için toplam maruz kalınacak radyasyon oranı belli. Bu büyük sağlık riskini işçi başına bölüştürmek için emeği parçalayan bu formlar kullanılıyor, bu durum sektördeki o genel ‘radyasyon bedelini’ de görünmez, dağınık kılıyor. Açıkçası Fransa'da nükleer santrallarda taşeron çalıştırma, radyasyonun izlerini silme yöntemi. Taşeron veya ödünç işçi olarak çalışan 10 binlerce işçiden bahsediyoruz. Bunlardan neredeyse hiçbiri mesleki hastalık tanısı alamıyor. Nükleer santrallarda taşeron ve ödünç işçi olarak belli bir süre çalıştıktan sonra, ‘üst radyasyon sınırını’ yüklendikten sonra, bu işçilerin santral ile ilişikleri kesiliyor. Çıktıktan sonra da kayıtları tutulmadığından bu insanlar, iş piyasasında güvenlik görevlisi gibi farklı sektörlere kayıp kaybolup gidiyorlar. Bu sanayinin insan bedenlerini görünmez hale getirmesi anlamına geliyor. Sistematik politika bu…

    "Çalışmak sağlığa zaralıdır" adlı kitabınızın bir bölümünde, işçilerin maruz kaldıkları radyasyon miktarını kendilerinin de gizlediklerini yazmıştınız. Peki bu neden kaynaklanıyor?

    Nükleer sanayi işverenleri radyasyon konusunda taşeron ve ödünç işçilere nasıl bir riskle karşı karşıya kaldıkları konusunda doğru bilgilendirmede bulunmuyor. Bu da maruz kaldığı radyasyona göre belli bir süre dinlenmesi gereken işçilerin daha çok çalışıp daha fazla kazanma maksadıyla üzerlerindeki kıyafetlere takmaları gereken dozaj ölçen aletleri her zaman takmamalarına, maruz kaldıkları radyasyonu gizlemelerine neden oluyor. Zira üst limiti aşarsa santral ile ilişiği kesilecek ve işsizliğe itilecek. Bu işçilerde yıllar sonra etkiler çıkıyor. O zaman da farklı sektörlerde kayıtlı oldukları görülüyor. Burada çalışmakla ölüm arasındaki ilişki çok açık şekilde ortaya çıkıyor.

    FUKUŞİMA'YA MAFYA İŞÇİ BULUYOR

    Nükleer enerji kullanan diğer ülkelerde de durum aynı mı?

    Şu anda Fukuşima'da hiçbir şekilde radyasyon kontrol altında değil, acil ve tehlikeli olan işler için santrala işçileri Japon mafyası Yakuza buluyor. Yakuza'nın santrala bulduğu insanların nereden geldiği bilinmiyor, evsiz/işsizlerin kimi zaman zorlamayla getirildikleri iddia ediliyor ki ‘likidatör’ denen kayıpların izi sürülemesin. Çernobil'de kaç kişinin öldüğünü biliyorduk, likidatörlerin sayıları Rus Devleti tarafından açıklanmıştı, o dönemde uluslararası bağlam da farklıydı. Fukuşima'da bu yüzden kazadan sonra kaç kişinin öldüğünü ne yazık ki hiçbir zaman tam olarak bilemeyeceğiz. Nükleer sanayicilerin çok uzun zamandır sesli olarak ifade ettikleri "Kaza olmayacak, sıfır kazalı bir nükleer sektörü mümkün" sözü ise büyük bir yalandır.

    ***

    İŞYERİ İNTİHARLARI

    Çalışma hayatı ile ilişkili intiharlara gelelim. Neden bunlar iş kazası olarak değerlendirilmeye başlandı?

    Performans odaklı çalıştırmanın sonucu bu. 1990’larda Fransa’da çalışanların çalışma süreçlerinin değil de, ‘çıktılarının’ değerlendirilmesi sistemine geçildi; hem özel şirketlerde, hem de özelleştirilen kamu işletmelerinde. Çalışanlarının performanslarının, nasıl çalışırlarsa çalışsınlar, dışarıdan dayatılan çıktılara, şirket sonuçlarına göre değerlendirmeye alınması; fakat bu çıktılar belirlenirken çalışanların insani, biyolojik vs. sınırlarının dikkate alınmaması, işyerlerindeki intiharlara neden oluyor. Bir örnekle açıklamak gerekirse, Renault'un merkezinde intihar eden mühendisin ailesi 2006'da açtığı davayı 2011'de kazandı ve bu intihar iş kazası sayıldı. Dava dosyasına giren delliler arasında, şirketin 4 yılda 850 bin yeni araba, 26 yeni model gibi hedefler koyduğu, fakat bu hedeflerin çalışma koşullarında getirdiği aşırı ısınmaya çalışanların nasıl dayanacağını hiç hesaplamadığı gibi bilgiler vardı. Çalışanların performansının işte bu şekilde mali hedeflerin üretim sistemine doğrudan tercüme edilerek çıktılar üzerinden değerlendirilmesi, işyeri intiharlarının en önemli nedeni. Çalışma, ulaşılması neredeyse imkânsız bir hedefi bireysel olarak tutturmaya uğraşmak ve olmayınca da bireysel olarak suçlu/sorumlu tutularak bir itibarsızlaştırma yaşamak haline dönüşünce, insanların son direniş ve onur eylemi olarak intihara başvurmasına şaşırmamak gerekiyor.

    ULUSLARARASI MÜCADELE ÖRNEKLERİ

    Uluslararası şirketlerin karşısında, uluslararası işçi dayanışması yok, bunu kurmak gerekli ama nasıl?

    Farklı ülkelerin işçilerin arasında bir çıkar çatışması ve ufuksuzluk var. Ancak küçük de olsa örnek alınabilecek mücadeleler de bulunuyor. Örneğin, Hindistan'da verimli bir tarım arazisine, orayı kurutacak bir lastik fabrika kurmasını, yerel örgütlerle birlikte hareket eden Michelin'in Fransa’daki merkezinin örgütlü olduğu sendika engelledi. Bu örnek, sendikal kurumlara ağırlık verilmesi ve büyük şirketlerin bu çifte standart politikalarında gedikler açılması konusunda önemli.

    Bir diğer örnek olarak da benim de içinde bulunduğum asbestin yasaklanması için mücadele veren Ban Asbestos kolektif ağının mücadelesinden bahsedebiliriz. Fransa'daki mücadelenin kazanımla bitmesi sonucunda burada duralım diyenler oldu, ancak bu ulusal haraketten ilerleyen bizler uluslararası düzeyde asbestin yasaklanması için mücadeleye devam ettik. Asbestli Uçak Gemisi Clemenceau'nun Asya'da işçi hayatını hiçe sayarak sökümünün önlenmesi ve geminin geri döndürülmesi, birçok ülkeden katılımcıyla birlikte uluslararası mücadele sonucu oldu. Sosyal ağların geliştirilmesi önemli.

    Sermayenin haritasını tersten okumak çok önemli. Sermaye nasıl örgütlüyse uluslararası düzeyde onu tersine çevirerek de mücadele edilebilir. Örneğin Eternit'le ilgi İtalya'da çok önemli bir dava kazanıldı. Eternit uluslararası bir şirket. Bu şirketin yöneticileri, asbest kullanımın sonuçlarını bile bile bu yönde hem sanayi hem de maden yatırımı yaparak çevresel felakete neden olma suçundan 16 buçuk yıl hapse mahkum edildi. Bu 2013’te alınmış ulusal bir karar, işçi sağlığı ve çevre hakkında uluslararası bir hukuki çerçeve oluşmadı daha ama bu karar emsal teşkil edecek şekilde küresel olarak kullanılabilir.

    HUKUK TOPARLANMA İÇİN GEREKLİ

    Hukuk dediğiniz işverenden yana, nasıl mücadele edilebilir ki?

    Fransa’da kamu kurumlarına davalar açılabiliyor ama; sanayicilerin, sanayicilere göz yuman politikacıların, şirket çıkarlarına biat eden bilim insanlarının cezalandırılması da gerekiyor. İtalya’da ise farklı bir durum var, savcılar kamu otoritesinden daha bağımsız. Sonuçta öyle bir tarihsel dönemdeyiz ki başka araçlarla hak kazanmış olan sendikal hareket artık güçlü değil. Bu tarihsel momentte hukuka başvurmak ve emsal davalar kazanmak, yeniden toparlanma ve kendine gelmeyi sağlayabilir. Tabii sosyal hareketlerle bağ sağlayarak hukuka gitmek daha etkili oluyor. Hukuku kullanmanın bir önemli nedeni de, görünmez kılınan emeğin sağlık belleğini oluşturmak. Açılan kamu davaları izlerin, verilerin toparlanmasını, yalnızca o davayla sınırlı olmayan kolektif bir hafızanın oluşmasını sağlıyor.





     
    uzmancan bu yazıya teşekkür etti.
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica