Mor Yazı

Konu, 'Konu Dışı' kısmında izmir tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. izmir

    izmir Guest



    Mor Yazı
    Çocuk masallarında, prensesler kurbağalara öpücük verir ve kurbağalar sevimli prenslere dönüşür. Gerçek yaşamdaysa, prensesler prensleri öper ve prensler kurbağaya dönüşür.

    “Piedra Irmağının Kıyısında”, Paulo Coelho

    Olduğumuz gibi değil, doğduğumuz gibi yaşamamız beklenir hayatı. Göbek bağlarımızla bağlandığımız sıcak anne rahimlerimizden çıkar çıkmaz bizleri bir ömür boyu bağlamaya hazır hayat bağlarımız vardır:

    Doğduğumuz coğrafyalarda: Dokunacağımız kültür, işleneceğimiz ekonomi, uymamız gereken geleneklere köklerinden bağlı: Kimimize hafif, kimimize ağır, görünmeyen bir küfe içinde omuzlarımızda anbean taşıyacağımız, kolay kopamayacağımız bağlar:

    Beşiklerimize pembe-mavi renkli kurdelelerle bağlanan. İlk andan rengini belli eden, cinsiyetlerimize göre rollerimizi dağıtan, erkek egemen, kadın nemenem, ikircil bağlar. Erkekler ağlamaz bu dünyada, kadınlar ağlar:

    Kireç yüzlü kocalarını gördüklerinde kız doğuran fakir köylü analarını albastılar basar, hummaya yatarlar. Yeni doğmuş gonca dudaklı kızlarını süt güğümü göğüslerine çoğu mahçup yaslarlar. Kızlarına “Gülbahar” adlarını kendileri gibi ağlamasınlar da gülsünler, sonbahardan önce ilkbaharı da görsünler umuduyla koyarlar.

    Değirmen yel ile ev işleri el ile döner, bahar güllerinin saçları iki örgü, at kuyruğu uzar. Erkek kardeşleri bayırlarda sapanla kuş avlarken, onlar kapı eşiklerinde evcilik oynar, ananın bahtı kızına, büyüdükçe ev işlerine ortak koşarlar.

    Oğullar okul sıralarında, babalar kahve köşelerinde toplanırken, kız çocukları okula gönderilmez, seher vakitleri analı kızlı yollara düşer, tarlada çalışırlar.

    Atasözleri, anasözlerini dinlemeyecek, babalar dizlerini değil kızlarını dövecektir! İlk dayaklarını durduk yerde âdet üzere yiyeceklerdir. Akşama tavuk suyuna şehriyeli çorba varsa, çocuklarımıza korku üzerine terbiye dayağı vardır! Cennetlik anneleri, kırılan güllerini koyunlarına sarıp teselli edeceklerdir: “Dayak cennetten çıkma kızım, babanın vurduğu yerde gül bitecektir.” Kocaların vurduğu yerde biten güller mordur!

    Töreler buyurmuştur: Gonca güller tarla başlarında güneşe yatacak, yediveren gülleri gibi açacak, açar açmaz başlık paralarına bağlanacaktır: Kınalar yakılacak, telli duvaklar giyilecektir. Beyaz atlara binilecek, bir günlüğüne gelin, ertesi güne kaşık düşmanı olunacaktır.

    Çeyizleri yaşlı bir kamyonete, kendileri şehir artığı minibüslere yüklenecektir. Geride bıraktıkları tarla kuşlarına kelebek pencerelerinden el sallayarak varacakları koca şehirlerde başlarına devlet kuşu değil, gecekondular konacaktır:

    Hayatları dört duvar arasında geçecek, kapı yüzlerine duvar, bütün gün eve bağlanacaklardır. Az gelişmenin sosyolojisinde düzen böyle işler. “Bir başkadır benim memleketim.” Havasına suyuna, taşına toprağına, bin can feda bir tek erkeğinedir. Mutluluk gülbaharlara değil, hep bir başka baharadır:

    Bir dedikleri iki edilecektir de, karınlarından sıpa, sırtlarından sopa eksik edilmeyecektir. Babaların insaflı tokatlarının yerini, kocaların sinkaflı tekmeleri alacaktır. Kozmopolit kadınları fondötenler sürerken, varoşların kadınlarında pembefondamorten modası yaygındır.

    Güneş girmeyen eve hastalık, para girmeyen eve fukaralık girecektir. Kocalar bir işçi, bir işsiz kalacak; seherde köyde uyanmak ne güzeldi, şeherde yaşamak kolay değil, mecburiyetten kadınlar da çalışacaktır, güllerin solduğu evlerde teneke bacalar öyle tütecektir. Köylük yerde tarlada imecenin yerini, şehirlik yerde üç boyutlu kadın dayanışmaları alacaktır:

    Bebelerine komşu teyzeler göz kulak olurken, onlar, banliyö trenlerine binecek, okumuş şehir kadınları işe gidecek, onların çocuklarına bakacaklardır.

    Aylıkları kendileri alacak, gecekondulara çıkma katlar çıkılacak, üzerlerine kocaları konacaktır. Laf ola beri gele değil, gün ola harman oladır: “Kadının şamdanı altın olsa, mumu dikecek erkektir!”

    Hicran annelere, hasret kızlaradır: Yaşlı babalar köylük yerde hasta bırakılmayacak, kadınları yorgunluktan öldülerse, kızları tarafından alınıp, bakılacaklardır. Babalar, kızlarının kıymetini ancak yaşlılıklarında anlayacaklardır!

    Köylü kadınımızın ahvali böyledir de, şehirli kadınımızın şeriatı farklı mıdır? Çapları farklı olsa da çember yine aynıdır, kolay kolay kırılmamakta, ahvali şeriat değişmemekte, bir başka açıya taşınmaktadır:

    Çalışan kadın ile çalışan erkek arasında fırsat eşitsizlikleri vardır. Kadının sorumlulukları erkeğe oranla fazladır, sırtındaki küfesi ağırdır. Hem işte hem evde, ağır mesai yapmaktadır. Kentli kocalar mutfakta henüz bir salata, balkonda bir mangal boyu mesafe kaydetmiştir. Erkekliğe toz kondurmamaya çalışmakta, mangalda kül bırakmaktadır. Kadın, bütün işlere yetişemiyorsa da “Çalışmasın efendim”dir, çalışmak istiyorsa da kendisi bilirdir, çözümü hazırlamalıdır: Bir başka kadın gelip, bu ev işlerini yapmalıdır!

    Bütün bu hengame içinde, mengame oyununda, kaide bozan istisnalar yaratan, iş hayatında başarılı olmuş evli barklı kadınlara hayranlık duymamak elde değildir; rakipler boş sahada cirit atarken, rakibeler engelli koşmaktadır!

    Gelişmiş ülkelerde de kadın çalışan ve kadın yönetici oranı düşük seyretmekte, mevkiler mevzi olmuş, kolay terk edilmemektedir. İş mahkemeleri cinsiyete bağlı düşük ücret davalarına bakmaktadır. Medeniyet dediğin, tek dişi kalmış erkek canavardır.

    Cinsiyet farklılığı üzerine cefa, kadınları dünya alem bağlamıştır. El oğulları da, el kızlarına kıymaktadır. Sefan olsun beyim: İş dünyası da, sosyal yaşam da hâlâ erkek egemendir. Men’dir!

    Tanrı’nın kulu hem erkek hem kadındır da: İş adamı, siyaset adamı, din adamı neden hep erkektir? Kadın, ancak ekonomik gücünü elde ettikçe sosyal gücü de elde edeceğinin artık farkındadır. İliklerimize işlemiş, omuzlarımıza asılı kalan bu sömürüye karşı mücadele, insanın kendisini yeniden arayışı, sorgulayışı, özgürleşme ve eşitlik çabalarından, insan hakları ve soysal adalet kavgalarından yol almış, kentli-okumuş kadınlar feminist başkaldırılarla erkek egemen dünyanın içine ilk öncü kıtalarını çoktan yerleştirmiştir.

    Kadına karşı fiziksel, duygusal, ekonomik şiddet ne zaman son bulacaktır; erkeğin evin dışındaki yükünü kadın, kadının evin içindeki yükünü erkek paylaşmalıdır; hayat müşterekse, neden müteselsil sorumluluk alınmamaktadır; çark öbür türlü işlememekte, tıkanmaktadır. Sokaklarımız çalışan babalar ile doluysa; evlerimiz, yuvalarını çocukları için terk etmeyen kadınlarla doludur.

    Kadına karşı şiddet kullanma oranı yüzde yetmiştir; gücü, gücü yetene yetmiştir. Bu yüzyılda hangi yüzle bakacağımız bu yüzde, hepimizin yüzüne sürülü bir leke olarak kalmamalıdır. Töre cinayetleri, toplu tecavüzler, dayak, aşağılanma, cinsel sömürü ve cinsel ayrımcılık kadının yazgısı olmamalıdır.

    Erkeği erkek yapan Y kromozomu sadece güç pompalamakta ve saldırmaya mı yaramaktadır? İkinci X kadına daha fazla sevgi ve özveri mi aşılamaktadır? Erkekleri kadınlar doğururken, bu doğurgan farklılık neden kadınlar aleyhine işlenen suçlar doğurmaktadır? Bir yanda güç, bir yanda sevgi varsa, güçlülük duygusunun yerini zamanla suçluluk duygusu almaktadır!

    Farklılıklarımızın bir zenginlik olarak yaşanması için kadına her alanda eşit ve özgür yaşam hakkı tanınmalıdır; dünya ataerkil ya da anaerkil değil, insanehil dönmelidir.

    Erkek egemen dünyada kadınlık zor zenaattir de, harbi erkeklik kolay mı sanılmaktadır. Erkeklik: Arka sayfa güzellerine bakarken güzeldir de; üçüncü sayfalar açıldığında, çirkin yüzünü göstermektedir!

    çocuktun, kırılgandın
    artık korku yok nemli gözlerinde
    yüzlerce, binlercesi var
    omuzuna oturmuş, oradan sana bakar...
    “Balıklar”, Mor ve ötesi

    Adnan Erdoğmuş




     
    leyla, Nurdan DAHİ ve Kaan SAKA bu yazıya teşekkür etti.
  2. Nurdan DAHİ

    Nurdan DAHİ Banned



    İŞTE BU BENİM MEMLEKETİM....



     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica