Haber Şili Ve Türkiye

Konu, 'Köşe Yazıları' kısmında Nizamettin BİBER tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Nizamettin BİBER

    Nizamettin BİBER TÜİSAG Üyesi



    [​IMG]

    Ağustos 2010 Şili’nin San Jose altın ve bakır madeninde gerçekleşen göçüğün ardından 33 işçi mahsur kalmıştı. İşçilere ulaşmak için denenen tüm yollar hüsranla sonuçlanmış, tüm seçenekler değerlendirilmeye başlanmıştı. Yerin 622 metre altında bir, oturma odası büyüklüğündeki bir sığınak vardı. İşçilerin bir kısmı oraya sığınmış olabilirdi. Sığınağın üzerinden 622 metre derinliğe sondaj kazıldı. Matkabın ucu sığınma odasını delip içeri girdiğinde, bir mucize gerçekleşti.. Öldüğü sanılan işçiler madene inen matkap ucuna “Yaşıyoruz ve kurtarılmayı bekliyoruz” notu iliştirmişlerdi.

    upload_2014-6-6_14-15-11.png

    Bu bir mucizeydi; Yerin 622 metre altında 17 gün boyunca hayatta kalabilmenin sırrı neydi? Sonunda anlaşıldı ki çöken madende mahsur kalan işçilerin, sığınakta kendi koydukları kurallar çerçevesinde günaşırı 2 kaşık ton balığı, bir yudum süt, bir parça kraker ve bir lokma şeftali yiyerek hayatta kalmışlardı.
    Sığınağa açılan 15 santimetre genişliğindeki çelik boru, madencilerin dışarıdaki hayatla bağlantısını ve ihtiyaçlarını sağlayan “göbek bağı” işlevi gördü. Açılan bu delikten madencilere yiyecek, içecek, oksijen gönderilmeye başlandı. Yine bu yolla aşağıya 33 küçük fener, vitaminle güçlendirilmiş jel şeklinde besleyici gıda, aspirin ve hasta olan iki madenci için gerekli ilaçlar gönderilmişti. Madencilerin aileleri de aynı yoldan yerin altındaki yakınlarına notlar gönderdiler. Aynı anda 33 madenciyi yer altından kurtarmak için hazırlıklara başlandı.. Bu kez içine bir işçiyi alacak boyutlarda bir tüp, ve bu tüpü 622 metre aşağıdaki sığınağa indirecek yeni bir sondaj kuyusu açılması fikri benimsendi. Proje uygulanarak hayata geçirildi. 33 maden işçisi yerin 622 metre altından teker gün ışığına çekilmiişti. Şili mühendisler akıllarını emekleri ile yoğurdular. Eldeki sınırlı teknolojik imkanları kullandılar. Ve başarılı bir organizasyonla başarılı bir operasyona imza attılar, Dünyanın gözü üzerlerindeyken Şili gibi mütevazi bir ülke, başardı. Şili, bu operasyonla dünyanın hayranlığını kazandı..
    İşçilerini yer altında bırakmayan Ülke olan Şili Devleti ve mühendisleri, tüm halkı, insanlığın tüm övgüsünü ve tüm alkışları sonuna kadar haketti.
    Peki; ya biz Somada ne yaptık? İktidar ve ilgili sorumsuz kurum yanlıları hamaset, ulematik ve keramet, dini telkinlerle işi kamu oyuna aktarmış ve madende sorumlular medya önünde utanmaz bir şekilde güya ölümler taktir, kader ve alın yazısı imiş gibi sundular. Hatta madencinin ölümü fıtratından gelmektedir, denildi. Şirket yetkilileri, madendeki yangının sebebini kömür kızışması olarak açıklamasından sonra yeni bir facia yaşanmaması için ocağın iki ana hava tahliye kapısı kapatıldı. Bu yöntemle içeride oluşabilecek yangının önüne geçilmiş olundu. Ülke olarak Mühendislik alanında bunca gelişmiş bir düzeyde iken onca yasal düzenlemeler ve ben dahil on binlerce İSG (İş sağlığı güvenliği Uzmanı) varken, maden işçilerimiz dahil diğer sektörlerdeki özellikle inşaat, metal, gemi inşaat sektörlerinde çalışanlar neden ölmektedir? Tabii ki daha fazla kar, özellikle zimni ilişkiler içerisinde sarıdan da öte bir sendikal yapının oluşturulmuş olması, çalışanın örgütlenme konusundaki zaafiyetler en büyük etkenlerdir. Sınıf bilincinin farkında olmayan işçi ve hayatını idame etmek konusunda zorlanan mühendisin insan posası türünden tavrı ve güçle ve siyasetle organik ilişki içinde, kendisine devletin kurumları hibe edilmiş gibi olan vurdumduymaz çok daha faz kar bağımlısı Şirket. Madende kaç işçi kardeşimizin hayatının kaybettiği bile muamma ve açıklanan rakam şaibelidir. Şililer insanının yaşaması için mücadele etmiş başarmıştır, biz ise kalan sağlar bizimdir deyip tez elden madeni kapattık.
    Ülkemiz trajikomik bir oyunun oynandığı dev bir sahne alanına dönüşmüş, ancak bu öyle bir Tiyatral oyun ki, baş rol oyuncusundan, ışıkçısına, kostümcüsünden gişe memuruna kadar tüm görevleri senaristi yazmakta ve kendisi oynamaktadır.
    “Bir ülkeyi tanımak istiyorsanız, o ülkede insanların nasıl öldüğüne bakın.” diyor Albert Camus
    Bizde bakıyoruz ama karartılmış kalplerler, çökmüş ruhlarla, köreltilmiş gözlerle hiç bir şey görmüyoruz.
    Nizamettin BİBER
    Uzman İnşaat Mühendisi, C sınıfı İSG Uzmanı



     
    yenisu44 bu yazıya teşekkür etti.
  2. yenisu44

    yenisu44 TÜİSAG Üyesi



    Ölen işçiler de kusurlu bulundu

    Esenyurt’taki Marmara Park AVM inşaatında 11 işçinin kaldıkları çadırda yanarak ölmesine ilişkin davaya, ikinci bilirkişi raporu damgasını vurdu. Raporda ölen 11 işçi, çadırın girişine yanıcı sünger yatakları istifleyip tek giriş ve çıkışı kapatarak kendi ölümlerine neden oldukları gerekçesiyle olayda tali kusurlu bulundu. Müşteki avukatı “Bu, bilirkişi terörüdür” dedi.
    Bakırköy 4’ncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde dün görülen duruşmada mahkemeye ulaşan ikinci bilirkişi raporu okundu. Emekli İş Güvenliği Müfettişi Cafer Tekbaş, Hukukçu Süleyman Ayhan ve Prof. Dr. Seyhan Fırat’ın hazırladığı 15 Nisan 2014 tarihli bilirkişi raporunda, facianın asıl nedeninin, sahra çadırı denilen işçi koğuşunun güvenli olmaması gösterildi.

    Çadırın tek giriş çıkış kapısının olması kabul edilemez sayılırken, çadırın kolaylıkla tutuşan naylon plastikle kaplanmış olması da güvenlik ihlalinin delili kabul edildi. İşçiler için sağlıklı ve güvenli ve tehlikesiz koğuşlar oluşturmayan Kaldem İnşaat’ın da kusurlu olduğu ifade edildi.

    Aydınlatma lambasının sünger yataklara yakın olmasının yangına yol açabileceği, kablolardaki elektrik kontağı ve arkların yatakları tutuşturabileceği belirtildi. Çadırların elektrikli ısıtıcılarla ısıtılmasının, elektrik kablolarının eklemeli ve bantlı olmasının, ısıtıcılarla çay demlenmesinin aşırı yüklenmeye ve elektrik kontağına neden olabileceği anlatıldı.

    Raporda, hayatını kaybeden 11 işçi, kendi ölümlerinden ötürü tali kusurlu gösterilerek şu tespitlerde bulunuldu:
    “Maktul inşaat işçileri kaldıkları sahra çadırı denen işçi koğuşunun yabancısı değildir. Sahra çadırının tek giriş/çıkış kapısı mevcuttur. Maktuller olay günü dışarıya çıkarılmış sünger yatakları verilen talimat üzerine tekrar içeriye alırken sünger yatakları kapı ağzındaki ranza üzerine istifleyerek tavana dek yığmışlar, dolayısıyla çadır giriş çıkışı güçleştirip zorlaştırmışlardır. Saat 21.00 sularında çadırda meydana yangın başlayınca tavana dek istiflenerek yığılmış sünger yataklar kayarak kapı ağzını kapatınca içeride olan kazalılar dışarıya çıkamamışlardır. Çadır giriş kapısı yanındaki ranza üzerinde sünger yatakları tavana dek istifleyerek yığan kazalılar, çadırdan giriş çıkışı engelledikleri gibi yangın sırasında kapıyı kapatmasına da sebebiyet vermişlerdir ki, kusurludurlar. Maktüller kapı ağzına yanıcı sünger yatakları yığmakla can güvenliklerini tehlikeye atmışlardır ve akabinde de canlarından olmuşlardır.”

    Raporda, Kaldem İnşaat’ın şantiyesinden sorumlu Abdullah Altun birinci derece asli kusurlu kabul edilirken, iş güvenliği koordinatörü Cem Yıllar’ın, elektrik tesisatını yapan Şaban Bakırcı’nın, sünger yatakların kapıya yığılmasına neden olan şirket yetkilisi Kadir Altun’un ve taşeron şirketin şantiye şefi Erdal Gümüş’ün ikinci derecede tali kusurlu olduğu ifade edildi. Raporda diğer 7 sanığın olayda kusuru bulunmadığı ifade edildi.

    Duruşmada rapora karşı diyecekleri sorulan müştekiler avukatı Gökhan Küçük, raporu külliyen reddettiklerini söyledi. Raporun bilimsel hiçbir yanı olmadığını söyleyen Küçük “Rapor ölenleri kusurlu bulmuştur. Ayıp. Biz buna bilirkişi terörü diyoruz” dedi.

    Hakkında yakalama kararı bulunan Kaldem inşaat firması ortağı sanık Mehmet Altun, celse arasında gelen bilirkişi raporunda kusursuz bulunması üzerine emniyet güçlerine giderek teslim olup tutuklanmıştı. Altun, hakkında yurt dışı çıkış yasağı konularak bu duruşmada tahliye edildi.

    İşçi Ölümlerine Son Platformu üyeleri ve yangından ölen işçilerin aileleri duruşmadan önce adliye önünde toplanarak basın açıklaması yaptı. ‘Esenyurt’u unutmadık, unutturmayacağız’ yazılı pankart açan aileler, ‘İş kazası değil, cinayet’, ‘Esenyurt’u unutma, unutturma’, ‘Bütün sorumlular yargılansın adalet istiyoruz’ şeklinde slogan attı. Açıklamada “Esenyurt davasında işverenler ceza alsaydı, Soma’da katliam yaşanır mıydı? Sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz” denildi.

    http://www.hurriyet.com.tr/gundem/26561754.asp




     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica