Bilgilendirme Işyeri Hekimi Reçeteleri Ile Ilgili En Son Durum 24.03.2013 Sut

Konu, 'İşyeri Hekimliği Hakkında Bilgiler ve Duyurular' kısmında aciz tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. aciz

    aciz TÜİSAG Üyesi



    2.2-Finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemleri ve ödeme kuralları
    (6)İş yeri hekimleri veya birden fazla iş yerine hizmet veren ortak sağlık birimleri ile özel poliklinikler
    tarafından verilen sağlık hizmetleri için Kurumdan herhangi bir ücret talep edilemez.
    İş yeri hekimleri veya birden fazla iş yerine hizmet veren ortak sağlık birimlerince SADECE YETKİLİ oldukları iş yerinde hizmet akdi ile çalışanlara, bu iş yerlerinin kamu kurumu niteliğinde olması halinde ise o iş yerinde hizmet akdiyle çalıştırılanlar ile birlikte 5510 sayılı kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde sayılan sigortalılara da SUT ve eki listelerde yer alan usul ve esaslar dahilinde reçete edilmiş ilaç bedelleri Kurumca karşılanır.Özel polikliniklerce ve ağız ve diş sağlığı veren özel sağlık kuruluşlarınca verilen sağlık hizmetleri ve düzenlenen reçete bedelleri Kurumca karşılanmaz.

    (8)İş yeri hekimleri veya birden fazla iş yerine hizmet veren ortak sağlık birimleri,yetkilendirildikleri kişiler haricindeki kişilere reçete düzenlemeleri halinde Kurumca ödenen reçete bedelleri BU REÇETEYİ DÜZENLEYENDEN tahsil edilir.
    http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/03/20130324.htm



     
  2. galip bozoklar

    galip bozoklar TÜİSAG Üyesi



    İş yeri hekimleri veya birden fazla iş yerine hizmet veren ortak sağlık birimleri,yetkilendirildikleri kişiler haricindeki kişilere reçete düzenlemeleri halinde Kurumca ödenen reçete bedelleri BU REÇETEYİ DÜZENLEYENDEN tahsil edilir.
    demek haksızlık değil mi..ben hekimim gelen hastayı muayene ederim reçeteyi ödeyip ödememek senin yani sgk nın işidir..adam acılar içinde kıvranırken örneğin böbrek koliği acil reçete yazdı doktor ..gerçekliği içinde kaşesini bastı..Eczanede diyelim ödedi..neymiş o fabrikanın değil yandakinin işçisi diye hekimden hıncını al...HEKİM HİZMET YAPTIĞI İÇİN BU MADDEDE CEZALANDIRILMIŞTIR...TABİİ Kİ BİZ KURALLARA DİKKAT EDİYORUZ..EKSTRA SORUMLU OLMADIKLARIMIZLA DA UĞRAŞMAK İSTEMİYORUZ...AMA ÖRNEĞİN ACİL BİR DURUMDA REÇETE YAZDIN DİYE CEZALANDIRILMAK İNSAFSIZLIKTIR..Bu tebliğin düzeltilmesi hekimler olarak sanırım hepimizin dileğidir..



     
  3. doktoramca

    doktoramca TÜİSAG Üyesi

    DEĞERLİ MESLEKTAŞLARIM,KANUNUN SİZE VERDİĞİ YETKİYİ İSTEYEN İSTEDİĞİ TEBLİĞLE GERİ ALAMAZ.BİZİM REÇETE YAZMA YETKİMİZ VARDIR,O REÇETENİN BEDELİNİ ÖDEYİP ÖDEMEMEK SGK'YA KALMIŞTIR.VERMESEYDİN İLACI !SEN KURUM OLARAK GEREKLİ ALT YAPIYI OLUŞTURMA,E-REÇETEYİ UYGULAMA ,SONRA ZORBA GİBİ MİLLETİ TEHDİT ET ,İYİ VALLA !

     
    rsavlu, serkaf ve Karahanbursa bu yazıya teşekkür etti.
  4. m.bice

    m.bice TÜİSAG Üyesi

    Mete ben de emekli olup işyeri hekimliğine başladım.Kolay gelsin.Selamlar.Sana katılıyorum



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
  5. aciz

    aciz TÜİSAG Üyesi

    Değerli meslektaşlarım;



    Üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı olaylarında zarara sebep
    olan üçüncü kişiler ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlar, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride
    yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının yarısından
    kusur oranları kadar sorumludur.
    İş kazaları bakımından maalesef Dünyada sayılı ülkelerden biri olan ülkemizde bu alanda yapılan kazazedeyi
    veya meslek hastalığına maruz kalanı kucaklayacak önlemlerin de bir maliyeti bulunmaktadır. Bu maliyet SGK
    tarafından sorumlulardan tahsil edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum da elbette ihtilaflara yol açmakta, ihtilafların
    yargıya taşınması sonucu da yargının hukuksal bakışlı görüşleri konuya ışık tutmaktadır. Bu ihtilaflarda 506
    sayılı Kanun’un 26. maddesinde Anayasa Mahkemesinin 2007 yılındaki iptal kararı, 5510 sayılı Kanun’un 21.
    maddesi, zarara uğrayanın zarara sebep olana karşı açtığı maddi tazminat davasının olup olmadığı ve niteliği,
    zararlandırıcı olayın 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce mi sonra mı meydana geldiği, sigortalılık
    bildiriminin zararlandırıcı olaydan önce yapılıp yapılmadığı hususları büyük önem taşımaktadır.

    6331 sayılı yasa ve yayınlanan yönetmeliklerde işyeri hekiminin görevleri arasında çalışanların poliklinik hizmetlerinin verilmesi ve gerekli ilaçlarının yazılması YOKTUR.
    İş kazası ve Meslek Hastalığı sonrası ortaya çıkan tazminat ödemelerinin rücu edilebileceği bir muhatap oluşturacak görevler tane tane sıralanmıştır.
    6331 sayılı yasayla işyeri hekimliği uygulamaları yeniden tanımlanmıştır.
    Hekimlerden beklenen çalışanın meslek hastalığı ve iş kazasına uğramaması için önlemleri zamanında almasını tanımlayan görevlerdir.
    Asıl yapılması gereken bu faaliyetlerden hukuken bi haber olarak YETKİLİ OLMADIĞINIZ çalışana yazacağınız her reçetenin bedelinin sizden alınması da ilerde meslek hastalığı ve iş kazası durumunda çalışana sgk tarafından ödenecek tazminatların rücu edileceğinin sinyalini vermektedir.


    Sayın Şevket TEZEL'in yaptığı hukuki değerlendirmeleri aşağıda okuyabilirsiniz.

    İŞ KAZASI VE MESLEK HASTALIĞI HALİNDE YAPILAN SÜREKLİ ÖDEMELERİN SORUMLULARINDAN
    MAHSUBU ESASLARI
    5510 sayılı sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na göre,
    Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
    İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa
    yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
    Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi
    nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
    4/a sigortalılığı (SSK) kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek
    için ayrılan zamanlarda,
    Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında,
    meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olay olarak tanımlanan iş
    kazası ile
    Sigortalının çalıştığı veya yaptığı işin niteliğinden dolayı tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları
    yüzünden uğradığı geçici veya sürekli hastalık, bedensel veya ruhsal özürlülük halleri olarak tanımlanan meslek
    hastalığının önemli sonuçları bulunmaktadır.
    Bu sonuçlardan en önemlilerinden biri de kazaya veya hastalığa uğrayana yapılan ödemeler olmaktadır. Bu
    sürekli nitelikteki ödemeler iş kazası veya meslek hastalığı halinde sigortalıya sürekli iş göremezlik geliri denilen
    sürekli ödeme ile iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının ölümü halinde hak sahiplerine bağlanan
    ölüm geliridir.
    Sürekli göremezlik hali iş kazası veya meslek hastalığı sonucu sigortalının yapılan tüm tedavilere rağmen eski
    sağlığına kavuşamaması, vücut gücünün bir kısmını veya tamamını yitirmesi halinde ortaya çıkan durum olarak
    tanımlanabilir. Sürekli iş göremezlik nedeniyle meslekte güç kayıp oranı %10 ve üzerinde ise SGK tarafından
    sigortalıya sürekli gelir bağlanmakta, bu gelir sigortalının iş göremezlik durumuna göre belirlenmektedir. Bu
    noktada sigortalının kusuru burada nazarı itibare alınmamaktadır. Sonuç olarak, geçici iş göremezlik devresinde
    sigortalının çalışmadığı dönemde mahrum kaldığı gelirin karşılanması, sürekli iş göremezlik halinde ise iş kazası
    ya da meslek hastalığı nedeniyle çalışma gücünde oluşan noksanlaşma neticesi gelir kaybı veya yıpranmaya
    bağlı olarak ortaya çıkan zararın tazmini söz konusu olmaktadır.


    6331 sayılı İş Güvenliği Kanunu’nda[3] da “İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen,
    ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen özre uğratan olay” olarak tanımlanan iş
    kazasının meydana gelmemesi konusunda alınması gerekli önlemler ve sorumluluklar vurgulanmaktadır.
    Yazımızın konusu iş kazaları ve meslek hastalığı sonucu yapılan sürekli iş göremezlik geliri ile ölüm gelirlerinin
    tahsil esasları üzerine olduğundan konumuza dönecek olursa elbette bu ödemeleri sosyal devlet unsuru olarak
    SGK yapıyorsa da meydana gelen müessif sonuca neden olanlara bu ödemeleri tazminat olarak rücû etmektedir.
    Nitekim bu rücû tazminatının yasal mesnedi olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası
    Kanununun[4] 21. maddesinde “İş k azası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma
    ve iş güvenliği mevzuatına ayk ırı bir harek eti sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak
    sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gerek en ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı
    tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecek leri tutarlarla
    sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde k açınılmazlık ilkesi dikkate
    alınır” denilmektedir.
    5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önceki olaylar için uygulanacak 506 sayılı Kanun’un 26. maddesi de
    SSK’nın rücû davası ile işverenden neler isteyebileceğini açıklamakta olup bahse konu maddeye göre “Kurumca
    sigortalıya veya hak sahibi kimselerine yapılan veya ileride yapılması gerekli bulunan her türlü giderleri ile gelir
    bağlanırsa bu gelirlerin 22. maddede belirtilen tarifeye göre hesaplanacak sermaye değerleri toplamı sigortalı
    veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere işverene ödettirilmesini” amir
    bulunmakta iken Anayasa Mahkemesinin 23.11.2006 gün ve 2003/10 Esas, 2006/106 sayılı kararıyla[5] “Sigortalı
    veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebileceği miktarla sınırlı olmak üzere” bölümünün iptal edilmesi ile
    Kurumun alacağı basit rücû alacağına dönüşmüştü.
    İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası Bakımından İşverenin, Üçüncü Kişilerin ve Sigortalıların Sorumluluğu ile
    Peşin Sermaye Değerlerinin Hesaplanmasıyla İlgili İşlemler Hakkında Tebliğe [6]göre, iş kazası veya meslek
    hastalığının, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi
    sonucu meydana gelmesi durumunda, işveren SGK’ya karşı sorumlu hale gelmektedir.
    Buradaki kasıt lafzından maksat; iş kazası veya meslek hastalığına işverenin bilerek ve isteyerek, hukuka aykırı
    eylemiyle neden olması halini ifade etmektedir. Zarara neden olan eylemin bilinçli olarak yapılması kasıt için
    yeterli olup, sonuçlarının istenip istenmemesi kastı ortadan kaldırmamaktadır.
    İşverenin eylemi hukuka aykırı olmamakla birlikte, yaptığı hareketin hukuka aykırı sonuç doğurabileceğini
    bilmesi, ihmali veya ağır ihmali de keza SGK’ya karşı sorumluluğunu kaldırmamaktadır.
    İş kazası veya meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına
    aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, SGK’ca sigortalıya veya hak sahiplerine 5510 sayılı Kanun
    gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin
    sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere,
    SGK’ca işverene ödettirilmektedir.
    İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınmaktadır. Kaçınılmazlık, olayın meydana
    geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen iş kazası veya meslek
    hastalığının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli önlemlerden sadece birini almamış ise olayda
    kaçınılmazlık unsuru bozulmuş sayılmaktadır.
    SGK tarafından, iş kazası veya meslek hastalığı kapsamında yapılan ödemelerin; yaş, kesilme veya yeniden
    bağlanma ya da hak sahipliği nedeniyle sonradan gelir veya aylık bağlanma ihtimalleri ve yüzde beş iskonto oranı
    dikkate alınarak hesaplanacak tutarı tespit etmek amacıyla peşin sermaye değeri tabloları hazırlanmıştır. Bahse
    konu tablolar “İş Kazası ve Meslek Hastalığı Sigortası Bakımından İşverenin, Üçüncü Kişilerin ve
    Sigortalıların Sorumluluğu ile Peşin Sermaye Değerlerinin Hesaplanmasıyla İlgili İşlemler Hakkında
    Tebliğ” ekinde yayımlanmıştır. Hazırlanan tablolar demografik ve ekonomik değişiklikler nedeniyle SGK
    tarafından gerekli görülen hallerde güncellenmeye açık bulunmaktadır. İlk peşin sermaye değeri, gelir veya aylığın
    başlangıç tarihinde yürürlükte olan peşin sermaye değeri tablolarına göre belirlenmektedir.
    Peşin sermaye değerlerinin hesabında, sigortalıların veya hak sahiplerinin gelire giriş tarihindeki yaşları esas
    alınır. Peşin sermaye değeri, sigortalı veya hak sahibinin gelir başlangıç tarihindeki aylık gelirinin 12 katının yaş
    karşılığı olarak peşin sermaye değeri tablolarındaki değerle çarpımı sonucu bulunan rakamın 100’e bölünmesi
    suretiyle hesaplanmaktadır.
    İşveren veya üçüncü şahıslar aleyhine açılacak rücûan tazminat davalarına konu olabilecek tutar, sigortalı ve hak
    sahiplerine bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerine, SGK tarafından 5510 sayılı Kanun
    gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken diğer ödemeler eklenerek hesaplanmaktadır.
    İşveren, rücûan tazminat davalarına konu olan, bağlanacak ilk peşin sermaye değerli gelirlerin tamamından kusur
    oranı kadar sorumludur.
    Üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelen iş kazası veya meslek hastalığı olaylarında zarara sebep
    olan üçüncü kişiler ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlar, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride
    yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının yarısından
    kusur oranları kadar sorumludur.
    Ancak burada önemli bir nokta da var ki o da 5510 sayılı Kanun’un 23. maddesinde kanuni süresinde
    bildirilmeyen sigortalıların kısa vadeli sigorta kolları bakımından işverenin sorumluluğunun ayrıca düzenlenmiş
    oluşudur.
    Bu maddeye göre şayet 4/a sigortalısının (SSK) sigortalıların; sigortalı olarak çalıştırmaya başlandığının süresi
    içinde sigortalı işe giriş bildirgesi ile SGK’ya bildirilmemesi halinde, bildirgenin sonradan verildiği veya sigortalı
    çalıştırıldığının SGK’ca tespit edildiği tarihten önce meydana gelen iş kazası, meslek hastalığı, hastalık ve analık
    halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri yine SGK’ca ödenmekte ve bu durumda SGK tarafında yapılan ve
    ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk
    peşin sermaye değeri tutarı, kazanın meydana gelmesinde sorumluluğu olsun olmasın işverene ayrıca
    ödettirilmektedir.
    Keza kendi kendisinin işvereni pozisyonundaki 4/b (Bağ-Kur) sigortalılarında da bu konu önem arz etmekte,
    sigortalı olduğu halde, süresi içinde bildirimde bulunmayanlara, bildirimde bulunulmayan sürede meydana gelen
    iş kazası, meslek hastalığı, analık halleri sonucu ilgililerin gelir ve ödenekleri SGK’ca ödenmemektedir.[7]
    Zamanında bildirim yapılmış ise kusur oranı tespiti[8];
    1- Maluliyet veya ölümle neticelenen, uzuv kaybı olan iş kazaları ile bütün meslek hastalıkları için trafik kaza
    tutanaklarında belirtilen kusur oranları ve mahkemelerce verilen kararlarda belirtilen kusur oranlarına göre işlem
    yapılacak,
    2- Bunların dışında kalan iş kazası vakaları için ise Sosyal Güvenlik Denetmenleri/Kontrol Memurlarınca denetim
    raporlarında belirtilen kusur oranları ile trafik kaza tutanaklarında belirtilen kusur oranlarına göre işlem
    yapılmasıyla birlikte bu nitelikteki iş kazalarına ilişkin denetim raporlarında kusur oranlarına mutlaka yer
    verilmesine dikkat edilerek saptanmaktadır.
    Yüksek bir parasal değer içermesi nedeniyle bu tür anlaşmazlıklar yargıya konu olmaktadır. Nitekim Yargıtay 10.
    Hukuk Dairesi konuya ilişkin bir kararında[9] “Dava; iş k azasından doğan rücû tazminatı istemine ilişk in olup,
    mahk emece işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı ile 506 sayılı Yasaya uygun k usur raporunun hük me esas
    alınması isabetli ise de, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 26. maddesindek i halefiyet ilk esi
    uyarınca. Kurumun rücû alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar ( Tavan )
    mik tarı ile sınırlı ik en, Anayasa Mahk emesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan
    23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı k ararı ile 26. maddedek i “… sigortalı veya hak sahibi k imselerin
    işverenden isteyebilecek leri mik tarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya ayk ırılık nedeniyle iptali
    sonrasında, Kurumun rücû hak k ının, yasadan doğan k endine özgü ve sigortalı ya da hak sahiplerinin hak k ından
    bağımsız basit rücû hak k ına dönüşmüş olması k arşısında ve bilirk işi raporunda k azalıya yaşlılık aylığı ile birlik te
    sürek li iş göremezlik geliri bağlanmış olup, 506 sayılı Yasanın 92. maddesinin uygulandığı belirtilmiş
    olduğundan, mahk emece, 506 sayılı Yasanın 92. maddesi gereğince düşülen gelirlerin içinde artışlarda
    bulunduğundan ilk peşin değerli gelirden bu madde gereği düşülen mik tarlar k urumdan sorularak ilk peşin
    değerli gelir mik tarı belirlendik ten sonra ilk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin; tazmin
    sorumlularının k usuruna isabet eden mik tarıyla sınırlı k ısmına hük medilmesi gerek ir” diyerek iş kazası sonucu
    yapılacak ödemenin niteliğini tarif ederken yönteme de ışık tutmaktadır.
    Aynı Özel Daire diğer bir kararında[10] “Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun’un 26.
    maddesindek i halefiyet ilk esi uyarınca, Kurumun rücû alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından
    isteyebileceği maddi zarar (Tavan) mik tarı ile sınırlı ik en, Anayasa Mahk emesi’nin 21.03.2007 gün ve 26649
    sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 23.11.2006 gün ve E:2003/10, K:2006/106 sayılı k ararı ile 26. maddedek i
    “sigortalı veya hak sahibi k imselerin işverenden isteyebilecek leri mik tarla sınırlı olmak üzere” ibarelerinin
    Anayasaya ayk ırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücû hak k ının, k anundan doğan, k endine özgü,
    sigortalı veya hak sahiplerinin hak k ından bağımsız basit rücû hak k ına dönüşmüş olması k arşısında, masraf ve
    ödemeler yanında; sosyal yardım zammı da dahil olmak üzere sigortalıya bağlanan sürek li işgöremezlik gelirinin
    ilk peşin sermaye değeri olan 21.526,49 TL’nin; davalıların % 75 k usuruna isabet eden 16.144,87 TL’nin onay
    18 04 2013 Güncel Yargıtay Kararları Işığında İş Kazası ve Meslek Hastalığı Vakalarında SGK' nın Rücû Tazminatı
    tarihinden itibaren işleyecek yasal faizle birlik te tahsiline k arar verilmesi gerek irk en fazla rücû alacağına k arar
    verilmiş olması, usul ve yasaya ayk ırı olup, bozma nedenleridir” diyerek hükmedilmesi gereken tazminatın
    sınırlarını vurgulamaktadır.
    Yargıtay 10. Hukuk Dairesi bir kararında[11] “İş k azası sonucu vefat eden işçinin, davalı şirk et sigortalısı olduğu,
    davalı şirk et ile sigortalı arasında hizmet ak dine dayalı ilişk inin bulunduğu anlaşılmak tadır. Sigortalı işçinin
    vefatına neden olan k azanın bir iş k azası olması k arşısında ise hak sahiplerine bağlanan peşin değerli gelirler
    için açılan işbu davada gelir bağlama k ararının onay tarihinden itibaren Borçlar Yasası’nın 125. maddesi uyarınca
    on yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gereği açık tır” diyerek 10 yıllık zamanaşımı kavramına işaret
    etmektedir. Elbette ki bu zamanaşımının başlangıç tarihi olay tarihi değil, gelirin bağlanma onay tarihi olmaktadır.
    III- SONUÇ
    İş kazaları bakımından maalesef Dünyada sayılı ülkelerden biri olan ülkemizde bu alanda yapılan kazazedeyi
    veya meslek hastalığına maruz kalanı kucaklayacak önlemlerin de bir maliyeti bulunmaktadır. Bu maliyet SGK
    tarafından sorumlulardan tahsil edilmeye çalışılmaktadır. Bu durum da elbette ihtilaflara yol açmakta, ihtilafların
    yargıya taşınması sonucu da yargının hukuksal bakışlı görüşleri konuya ışık tutmaktadır. Bu ihtilaflarda 506
    sayılı Kanun’un 26. maddesinde Anayasa Mahkemesinin 2007 yılındaki iptal kararı, 5510 sayılı Kanun’un 21.
    maddesi, zarara uğrayanın zarara sebep olana karşı açtığı maddi tazminat davasının olup olmadığı ve niteliği,
    zararlandırıcı olayın 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce mi sonra mı meydana geldiği, sigortalılık
    bildiriminin zararlandırıcı olaydan önce yapılıp yapılmadığı hususları büyük önem taşımaktadır.
    Şevket TEZEL*
    kaynak: E-Yaklaşım

     
    murat yıldırım bu yazıya teşekkür etti.
  6. utaci

    utaci TÜİSAG Üyesi


    burda arkadaşlara katılıyorum.
    hekım muayene ettığı hastaya reçete yazar.
    ancak
    işyeri hekımı olarak sadece işyeri hekimi olduğu kurum çalışanlarına yazması halınde SGK ödeme kapsamına alır.
    hekım SGK kurumunu yanıltıcı reçete yazmamalı .
    hekım kurum dısındakı bır hastaya yazdığı receteyı işyeri hekimi olarak yazmamalı.



    TÜİSAG Youtube Kanalına abone olarak bizi desteklemeyi unutmayın !



     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Yandex.Metrica