SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILMA – HİZMET TESPİTİ İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI

Konu, 'İş Kazası Yargıtay Kararları' kısmında Hüseyin KORKMAZ tarafından paylaşıldı.

Sayfayı Paylaş

  1. Hüseyin KORKMAZ

    Hüseyin KORKMAZ TÜİSAG Üyesi



    SİGORTASIZ ÇALIŞTIRILMA – HİZMET TESPİTİ İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI


    YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2011/10-223 E.N , 2011/369 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda;İstanbul 4.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 24.10.2007 gün ve 2006/154-2007/735 sayılı kararın incelenmesi davalılardan M.... E.... Bakanlığı ve S..... G.... K..... Başkanlığı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 10.5.2010 gün ve 2010/ 2458-6793 sayılı ilamı ile,
    (...Davacının 13.09.2005-28.03.2006 tarihleri arasında K…………. Lisesi işyerinde çalıştığı ve çalışmalarının Kuruma bildirildiği, prim tahakkuk cetveli, davacı imzalı adı geçen işyerinden verilen işe giriş bildirgesi ile davalı Kurum memurlarınca tutulan 05.01.2006 tarihli işyeri durum tespit tutanağı içeriğinden anlaşılmaktadır.Yoklama memurlarınca tutulan sözkonusu tutanakta davacının K……….. işyerinde 13.09.2005 tarihinde çalışmaya başladığına ilişkin tespitin davacı tarafından da imzalandığı, yazılı delil niteliğindeki bu belgenin aksinin ancak eş değerdeki belgelerle ispatlanması gerektiği, Mahkemece, dosyadaki yazılı belgeler karşısında aksi ispatlanamadığından istemin reddine karar vermek gerekirken açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalılar avukatlarının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...)
    gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN: Davalılardan S.. ve M... vekilleri
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ:Davalılar S... ve M... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 1.6.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2009/1927 E.N , 2010/955 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    SİGORTALILIK
    Özet
    SİGORTALILIĞIN OLUŞUMUNUN İLK UNSURU, İŞ GÖRECEK KİŞİNİN BELLİ BİR ZAMAN DİLİMİ İÇERİSİNDE HİZMETİNİ İŞVERENİN EMRİNE HASR ETMESİDİR.
    SİGORTALILIK STATÜSÜNÜN OLUŞUMU İÇİN HERHANGİ BİR ŞEKİL KOŞULU ÖNGÖRÜLMEMİŞTİR. ASIL OLAN ÇALIŞMAYA BAŞLAMA DURUMUDUR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalı işveren nezdinde 12.05.1994-17.10.2006 tarihleri arası çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, davacının, davalıya ait işyerinde 12.05.2004-17.10.2006 tarihleri arasında geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmalarının tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece istemin reddine karar verilmiştir.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden davacının davalı işyerinde hamal olarak çalıştığı iddiasıyla ilgili olarak Kuruma bildirim yapılmadığı, davalıya ait kabzımal işyerinin 01.01.1976 tarihinde 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı, davalı tarafın sunduğu belgede davacının 21.04.2003-03.02.2007 tarihleri arasında Bağ-Kur sigortalısı olduğunun yazılı olduğu, Ankara Sebze ve Meyve Komisyoncuları Derneği davalının isteği üzerine verdiği 06.02.2007 tarihli yazısında toptancı halinde müstahsil ve tüccarın gönderdiği malların indirilişinin serbest çalışan hamallarca yapıldığı, bu orta hamallarının Büyükşehir Belediyesi Encümeni tarafından belirlenen ücretlere göre çalıştıkları, ayrıca işyerlerinde ücret almadıkları, hamaliye ücretlerini malı satın alandan tahsil ettiklerinin belirtildiği, işyeri dönem bordrolarının dosyada olduğu anlaşılmaktadır.
    Sigortalılığın oluşması yönünden ilk koşul, taraflar arasında hizmet akdinin varlığına ilişkindir. Hizmet akdi BK'nın 313. maddesinde belirlendiği üzere iş sahibi ile işçi arasında yapılan belli veya belli olmayan bir süre için görülen iş karşılığı ücret ödenmesini gerektiren bir sözleşmedir. Bu sözleşmede ana unsur iş ve ücrettir. 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdini sadece bu unsurlara bağlı olarak kabul etmek mümkün değildir. Zaman ve bağımlılık unsurları hizmet akdinin ana koşulları olmak üzere 506 sayılı Yasa'nın öngördüğü "hizmet sözleşmesi" bir veya birden fazla işveren ile çalıştırılan arasında oluşturulan, süreli veya süresiz belli bir zaman dilimi içerisinde, işveren emir ve gözetimi altında, iş görmeyi hüküm altına alan hukuksal ilişkidir. Sigortalılığın oluşumu yönünden ilk unsur iş görecek kişinin belli bir zaman dilimi içerisinde, hizmetini işverenin emrine hasretmesidir. Bu zaman dilimi günün tüm süresini kapsayabileceği gibi, günün veya haftanın belli saatlerine de hasredilebilir. Haftanın veya ayın belli gün ve saatlerinde dahi çalışma söz konusu olabilir. Önemli olan düzenli bir çalışma ilişkisinin varlığıdır. Düzenli çalışma ilişkisinin varlığı iş akdinin zaman unsurunu ortaya koyar. Çalışanın, hizmetini belli zaman dilimi içerisinde, işveren emrinde ve onun vereceği direktif doğrultusunda gerçekleştirilmesi, hizmet akdinin ikinci unsuru olan bağımlılık unsurunu oluşturur. Hizmetin fiilen verilmesi, her durumda zorunlu değildir. İşverenin emir ve gözetimi altında hazır beklemek durumunda dahi bağımlılık unsuru gerçekleşmiş sayılır. Öte yandan, işverence gösterilen işlerin, çalışan tarafından, işveren emir ve direktiflerine uygun olarak görülmesi gerekir. Belirtilen bu iki ana unsurun birlikte gerçekleşmesi durumunda 506 sayılı Yasa açısından hizmet akdinin, dolayısıyla sigortalılığın ilk koşulunun oluştuğu sonucuna varılır.
    Sigortalılığın ikinci koşulu 506 sayılı Yasa'nın 5. ve 8. maddelerinde öngörülen işin görüldüğü bir işyerinin bulunmasıdır. Bir işyerinin varlığının saptanamaması durumunda sigortalılığın gerçekleştiğinden söz edilemez.
    Üçüncü koşul eylemli çalışmanın varlığıdır. Yasal sigortalılıktan söz edebilmek için sigortalının işveren emir ve direktifleri altında, bilfiil, gösterilen işi yapması zorunludur. Çalışmanın, kimi durumlarda, görülen işin nitelik ve kapsamına göre devamın sürmesi mümkün olmayabilir. Sigortalının, işveren emir ve nezareti altında verilecek işi yapmaya hazır bir şekilde beklemesi dahi bu koşulun gerçekleşmesi için yeterlidir.
    Yasa'nın 3. maddesinde gösterilen istisnalardan bulunmama bir diğer koşuldur. Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için Yasa'nın 2. maddesinde sayılan koşulları taşıması yetmez, ayrıca 3. maddede gösterilen kişilerden bulunmaması gerekir.
    Sigortalı sayılabilme yönünden gerek ücretin kendisi, gerekse ödenme biçim ve yöntemi zorunlu bulunmamaktadır. Parça başına ücret, götürü ücret, part-time çalışma karşılığı yapılan ödeme biçimleri sigortalılık koşullarını etkilemez.
    Sigortalılık statüsünün oluşumu için herhangi bir şekil koşulu öngörülmemiştir. Resmi veya yazılı bir sözleşme biçimi şart değildir. Asıl olan sigortalının çalışmaya başlama durumudur. Eylemli olarak gerçekleşen bu durum sonucu sigortalılık statüsü kendiliğinden oluşur.
    Somut olayda davalının yaptığı kabzımallık işinin niteliğine göre işyerinde sürekli hamal çalıştırmak zorunda olmasına ve davacının bu kapsamda sürekli çalışan olup olmadığı, işyerinde başkaca sürekli hamal olarak çalışan kimseler bulunup bulunmadığı yeterince araştırılmadan, davacının çalışmasını doğrulayan bordro tanığı beyanlarına neden değer verilmediği açıklanmadan, davacıyı tanımadığını beyan eden aynı toptancı halinde benzer işi yapan bir kamu tanığının beyanı ile yetinilerek hizmet akdinin unsurları bulunmadığı gerekçesiyle sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
    Yapılacak iş, çalışmanın geçtiği yerdeki toptancı halinin varsa yönetiminden, belediye ve zabıtadan davacının serbest çalışan hamal olduğuna dair herhangi bir yerde kaydı veya yetkililerce verilmiş çalışma kartı bulunup bulunmadığı sorularak, varsa davalı işyerinde sürekli çalışması bulunan hamallar dinlenilerek, davacının adına kayıtlı olduğu iddia edilen Bağ-Kur sigortalılık dosyası getirtilerek, bu tür hizmet tespiti davalarının kamu düzenini ilgilendirdiği de dikkate alınıp, araştırmanın genişletilerek toptancı halinde benzer işi yapan işveren ve çalışmaları bu işverenlerin kaydına geçmiş sigortalı kişilerin zabıta marifetiyle belirlenerek beyanlarına başvurularak, varsa tarafların tabi olduğu meslek kuruluşlarındaki kayıtları ile çalışma şekli ve koşulları hakkında bilgi almak suretiyle davacı ile davalı arasındaki hukuki ilişkinin niteliği açıklığa kavuşturulduktan sonra davacının istemi konusunda hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde karar vermek gerekir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 08.02.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2009/6165 E.N , 2010/4833 K.N.
    İlgili Kavramlar
    İŞÇİLİK ALACAKLARININ İŞVERENDEN TAHSİLİ
    ÖLÜ KİŞİ ADINA HİZMET TESPİTİ
    Özet
    ÖLÜM İLE VEKALET İLİŞKİSİ SON BULDUĞU VE DAVACININ MİRASÇILARINDAN VEKALETNAME ALINARAK DAVAYA DEVAM EDİLDİĞİ HALDE MİRASÇILAR ADINA DEĞİL DE ÖLÜ KİŞİ ADINA HÜKÜM KURULMUŞ OLMASI, HÜKÜM ALTINA ALINAN ALACAK MİKTARLARININ TESPİTE KARAR VERİLEN SÜRELERDEKİ APARTMAN KAT MALİKLERİNDEN HİSSELERİ ORANINDA TAHSİLİ YERİNE DOĞRUDAN DAVALI APARTMAN YÖNETİMİNDEN TAHSİLİNE KARAR VERİLMESİ DOĞRU DEĞİLDİR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında çalıştığının tespitiyle, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı kanuni gerektirici nedenlere göre davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
    2- Dava, davacının davalı apartman işyerinde kapıcı olarak 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında hizmet akdine tabi çalıştığının tespiti île bir kısım işçilik alacaklarının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davacının davalı işyerinde 01.07.1996-01.08.2003 tarihleri arasında sürekli çalıştığının kabulü ile işçilik alacaklarının da kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Tespit edilen süreler ile hesaplanan işçilik alacaklarının miktarları doğru ise de; davacının, davanın açılmasından sonra yargılama devam ederken öldüğü ve davaya mirasçıları tarafından devam edildiği halde ölü kişi adına tespite ve alacağa karar verilmiştir.
    Dava devam ederken taraflardan birinin ölmesi halinde MK 27/1. maddesi gereğince ölen kişinin taraf ehliyeti son bulur. Bu nedenle, davaya ölen tarafa karşı veya onun tarafından devam edilmesine imkan yoktur. Ölü kişi adına hüküm kurulamaz. Yalnız Öleni ilgilendiren yani mirasçılara geçmeyen haklara ilişkin davalar tarafın ölümü ile konusuz kalır. Yalnız ölen tarafı ilgilendirmeyen, yani mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların malvarlığı haklarını etkileyen davalar tarafın ölümü ile konusuz kalmaz. Bu davalara, ölen tarafın mirasçıları tarafından veya ölen tarafın mirasçılarına karşı devam edilir. Borçlar Kanunu'nun 397. maddesi hükmüne göre; aksi sözleşmeden ve işin mahiyetinden anlaşılmadıkça vekil edenin ölümü ile vekalet ilişkisi son bulur. Somut olayda; ölüm ile vekalet ilişkisi son bulduğu ve davacının miras-çılarından vekaletname alınarak davaya devam edildiği açık İse de mirasçılar adına değii de ölü kişi adına hüküm kurulmuş olması ve hüküm altına alınan alacak miktarlarının tespite karar verilen sürelerdeki apartman kat maliklerinden hisseleri oranında tahsili yerine doğrudan davalı apartman yönetiminden tahsiline karar verilmesi doğru değildir.
    Yapılacak iş; davacılar murisinin yukarıda belirtilen tarihler arasında davalıya ait işyerinde çalıştığının tespiti ile hüküm altına alınan işçilik alacaklarının tespite konu olan sürelerde kat maliki olan kişilerden hisseleri oranında tahsili ile mirasçılara paylan oranında ödenmesine ilişkin hüküm kurmaktan ibarettir.
    Mahkemece bu yönler dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan bozmayı gerektirmektedir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2009/7144 E.N , 2010/5510 K.N.
    İlgili Kavramlar
    ÇALIŞMA SÜRESİ
    HİZMET TESPİTİ
    KISMİ SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ
    TAM SÜRELİ İŞ SÖZLEŞMESİ
    Özet
    DAVACININ DAVALI İŞYERİNDE GEÇEN ÇALIŞMALARININ KISMİ VEYA TAM GÜN SÜRELİ OLUP OLMADIĞININ ANLAŞILABİLMESİ İÇİN, DAVACININ GÜNLÜK MESAİSİNİN TAMAMINI BU İŞE AYIRIP AYIRMADIĞININ VE AYNI İŞYERİNDE TAM GÜN SÜRELİ ÇALIŞAN EMSAL ÇALIŞANLARLA AYNI İŞİ YAPIP YAPMADIĞININ YA DA TAM GÜN SÜRELİ ÇALIŞAN EMSAL ÇALIŞANLARA GÖRE ÖNEMLİ ÖLÇÜDE DAHA AZ ÇALIŞIP ÇALIŞMADIĞININ BELİRLENMESİ GEREKİR.
    İçtihat Metni
    Davacı, 1992-2008 yılları arasında davalılardan Bakanlığa ait işyerinde, 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasında ise davalı B... A.Ş.'ye ait işyerlerinde çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılardan Kurum ile Milli Eğitim Bakanlığı vekillerince temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalı Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğüme ait işyerlerinde 1992-1994 ve 1995-2008 yılları arasındaki eğitim ve öğretim dönemlerinde, 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasında ise Ankara Büyük Şehir Belediyesine bağlı B... A.Ş/de aylık 30 tam gün süre ile hizmet akdine dayalı olarak çalıştığını ileri sürerek bu dönemlerde Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitini istemiştir.
    Mahkemece, davalı B... A.Ş. işyerindeki çalışmaları Kuruma bildirildiğinden 19.09.1994-12.06.1995 tarihleri arasındaki döneme ilişkin istemin reddine, davalı Milli Eğitim Bakanlığı hakkında açılan davanın kabulü ile davacının bu davalıya bağlı işyerinde Kuruma bildirilen süre dışında 1815 gün hizmetinin bulunduğunun tespitine karar verilmiştir.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davacının davalı B... A.Ş. işyerinden 01.11.1994-31.01.1995 tarihleri arasında çalışmalarının Kuruma tam olarak bildirildiği, davalı Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Akşam Sanat Okullarında ise 02.11.1992-28.02.2008 tarihleri arasında B... A.Ş. işyerinde çalıştığı 1994-1995 eğitim dönemi dışında her yıl işe giriş ve çıkışlarının yapıldığı ve dosyaya sunulan 1992-1996 yılları arasındaki ait imzalı ücret bordrolarında ve davacı ile imzalanan 14.11.2007-31.05.2008 tarihleri arasını kapsayan usta öğretici sözleşmesinde 7,5 saatlik çalışmanın bir gün kabul edilmek üzere Kuruma bildirileceğinin kararlaştırıldığı, diğer yılların ücret bordroları ile ders programlarının, puantajların ve her yıl açılan kurslarda kaçar saat derse girileceğine dair program ve bunların kaymakamlık olur yazılarının, görevlendirme belgelerinin getirtilmediği anlaşılmaktadır.
    21.05.1977 tarihli Milli Eğitim Bakanlığı Kurumlarında Sözleşmeli veya Ek Ders Görevi ile Görevlendirilecek Uzman ve Usta Öğreticiler Hakkında Yönetmelik ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ücretli Ders Saatlerine ilişkin 04.11.1983 tarihli Bakanlar Kurulu kararında kadrolu bulunmayan uzman ve usta öğreticilerin uders ücreti karşılığı" görevlendirileceği açıkça belirtilmiştir. Ayrıca, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 63. maddesi (1475 sayılı Kanun'un 61. maddesi) gereğince 7,5 saatlik çalışma süreleri bir gün kabul edilmektedir. Aynı Kanun'un 13. maddesinde ise kısmi süreli ve tam süreli iş sözleşmeleri ile ilgili düzenleme yer almaktadır.
    Öte yandan, davacının çalışmalarının geçtiğini ileri sürdüğü işyeri bir kamu kuruluşuna aittir. Kamu kuruluşlarında çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. Nitekim, davacıya ait çalışmaların resmi kayıtlara intikal ettirildiği de tartışmasızdır. Mahkemece, davacının kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların hangi nedenle bildirim dışı kaldığı gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmamıştır.
    Somut olayda davacının davalı işyerinde hizmet akdine bağlı olarak çalıştığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, davacının davalı işyerinde geçen çalışmalarının kısmi veya tam süreli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Hal böyle olunca davacının günlük mesaisinin tamamını bu işe ayırıp ayırmadığının ve aynı işyerinde tam gün süreli çalışan emsal çalışanlarla aynı işi yapıp yapmadığının ya da tam gün süreli çalışan emsal çalışanlara göre önemli ölçüde daha az çalışıp çalışmadığını belirlemek için davalı işyerinden davacı adına düzenlenen puantaj kayıtları, ders programları, görevlendirme yazıları, devam-devamsızlık çizelgesi ile tüm ücret belgeleri getirtilip birlikte incelenmeli, okula geliş ve ayrılış saatleri de gözönüne alınarak davacının günlük girilen ders saati itibariyle mesaisini tam gün olarak davalı işveren nezdinde geçirip geçirmediği, diğer bir anlatımla bir günlük çalışma mesaisinin tümünü davalı işyerine hasredip etmediği saptanmalı, daha az saat derse girilen günlerde tam gün mesaisinin davalı işveren nezdinde geçtiği kabul edilemeyeceğine göre 7,5 saatlik çalışmanın 1 gün kabul edilmek suretiyle hesap yapılması gerekirken, mahkemece ifadeleri yetersiz olan tanık beyanlarını esas alan bilirkişi raporuna göre sonuca gidilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2010/11453 E.N , 2011/4062 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HALK EĞİTİM MERKEZİNDE USTA ÖĞRETİCİ
    HİZMET TESPİTİ
    Özet
    506 SAYILI YASA'NM 79, 1739 SAYILI MİLLİ EĞİTİM TEMEL KANUNU 'NUN 47, 657 SAYILI DEVLET MEMURLARI KANUNU 'NUN 4, 4857 SAYILI İŞ KANUNU'NUN 13. MADDESİ İLE BU KONUDAKİ YÖNETMELİK HÜKÜMLERİ GÖZETİLDİĞİNDE USTA ÖĞRETİCİLERİN ÖNGÖRÜLEN VE ÖNCEDEN BELİRLENEN SÜRE DAHİLİNDE BİR ÇALIŞMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜ KABULLENDİKLERİ VE DERS SAATİ KARŞILIĞINDA DA ÜCRETE HAK KAZANDIKLARI GÖRÜLMEKTEDİR.
    YASA VE SÖZLEŞMELERDE BELİRTİLEN SINIRLAMALARA AYKIRI, TAM SÜRELİ HİZMET SÖZLEŞMESİNİN UNSURLARININ GERÇEKLEŞTİĞİ BİR ÇALIŞMA DURUMUNUN EYLEMLİ OLARAK OLUŞTUĞUNUN İDDİA EDİLİP KANITLANMASI OLANAK DAHİLİNDEDİR.
    BU NEDENLE DAVA KONUSU DÖNEMLERE İLİŞKİN DERS VE YOKLAMA DEFTERLERİ, PITANTAJLAR GETİRTİLİP, BU TÜR BELGELERDE NOKSANLIK VARSA BUNUN NEDENİ ARAŞTIRILARAK, İŞVEREN KURUMUN İLGİLİ ŞEF, AMİR VE MÜDÜR GİBİ YETKİLİ KİŞİLERİ DİNLENEREK DAVACININ RESMİ BELGELERDE BELİRTİLEN DERS SAATLERİNDEN SONRA KURSTA KALMASININ HAKLI GEREKÇESİNİN BULUNUP BULUNMADIĞI ARAŞTIRILMALI, DELİLLER HEP BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLİP SONUÇ UYARINCA BİR KARAR VERİLMELİDİR.
    İçtihat Metni
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, L... ve G... İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde 1983-2006 yılları arasında, usta öğretici olarak tam gün ve sürekli olarak çalışmasına rağmen, çalıştığı sürelerin eksik şekilde Kuruma bildirildiğinden bahisle eksik günlerin tespitini talep etmiş, mahkemece, tanık beyanları esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde usta öğretici olarak ek ders ücret bordrolarında belirtilen saatler kadar, ders ücreti karşılığı çalışmış olan davacının, ay içerisindeki toplam çalışma saatine göre aylık çalışma günü hesaplanmak suretiyle, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirimi yapılmış olup, İşbu dava ile davacı, işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki çalışmalarının tam süreli olarak kabulü ile ayda 30 gün üzerinden bildirim yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davanın 5510 sayılı Kanun'un 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara İlişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanun'un geçici 7. maddesi hükmünde "Bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanun'la mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Kanun'un 79. maddesi ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 47. maddesidir.
    Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 47. maddesi; "Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ve hizmetiçi yetiştirme kurs, seminer ve konferanslarında uzman ve usta öğreticiler de geçici veya sürekli olarak görevlendirilebilir. Öğretim tür ve seviyelerine göre uzman ve usta öğreticilerin seçimlerinde aranacak şartlar, görev ve yetkileri, yönetmeliklerle tespit edilir." düzenlemesini getirmiş, bu yasal düzenleme uyarınca çıkarılan Yönetmeliğin 5. maddesi "Uzman ve Usta Öğreticiler aşağıdaki şekillerde görevlendirilirler.
    1- Geçici personel olarak:
    Geçici personel olarak görevlendirilecek uzman ve usta öğreticiler ile yapılacak sözleşme esasları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 15.05.1975 gün ve 1897 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile değiştirilen 4. maddesine göre Bakanlıkça hazırlanır.
    2- Ek ders görevi verilmek yoluyla:
    4. maddede belirtilen esaslara göre ek ders görevi verilmesi yoluyla görevlendirilecek uzman ve usta öğreticilere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca 02.12.1998 tarihli ve 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarda belirtilen miktarda ek ders görevi verilebilir."; aynı yönetmeliğin 8. maddesi; "Geçici sözleşmeli olarak görevlendirilen uzman ve usta öğreticilerin haftalık çalışma süresi 40 saattir." ve 9. maddesi; "Uzman ve usta öğreticilerin günlük çalışma süresi en fazla 8 saattir. Kurum Müdürü, Cumartesi, Pazar günleri de dahil olmak üzere, uzman ve usta öğreticilere günün 8.00-23.00 saatleri arasında görev verebilir." hükümlerini içermektedir. Davacının, çalışma esasları İle çalışması sırasında tabi olacağı statü yukarıda sıralanan mevzuat çerçevesinde ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olup; anılan düzenlemelere egemen ilkeler ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 13. maddesinde yer alan "İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal İşçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmi süreli iş sözleşmesidir." hükmü de gözetildiğinde; çalışma ilişkisinde, "tam süreli iş sözleşmesi" olarak nitelenmeye olanak verecek bir bağımlılık ilişkisinin bulunmadığı, usta öğreticilerin öngörülen ve önceden belirlenen süre dahilinde bir çalışma yükümlülüğünü kabullendikleri ve ders saati karşılığında da ücrete hak kazandıklarını göstermektedir.
    Bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlık sonucu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 17.09.2008 gün 2008/10-555 Esas 2008/530 sayılı kararda da; "dinlenen tanıkların da aynı davacı gibi başka köylerde usta öğretici olarak çalışan kişiler olduğu, resmi belgeler ve davacının imzasını taşıyan belgelerle çelişkili tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği anlaşıldığından; tam gün esası ve aylık karşılığı olmayan çalışmaların, günlük çalışma saatine göre ve kısmi zamanlı çalışma olması nedeniyle bu çerçevede değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmek gerektiği" belirtilmiş olup, bu şekildeki bir çalışma ilişkisinde, tam süreli çalışmaya ilişkin hakların doğduğunu kabule olanak yok ise de; yasa ve sözleşmelerde belirtilen sınırlamalara aykırı, tam süreli hizmet sözleşmesinin unsurlarının gerçekleştiği bir çalışma durumunun, eylemli olarak oluştuğunun iddia edilip kanıtlanması olanak dahilinde bulunmaktadır. Ancak, bu yöndeki iddia, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin niteliği gözetilerek kanıtlanmalı; işverenin resmi kurum niteliği, ücret ödemelerinin kayıtlara dayalı olma gerekleri dikkate alınarak; kurum kayıtlarına yansıyan bilgilerin aksinin kanıtlanmasına yönelik kanıtların hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesine yönelik davanın özelliklerinin gerektirdiği duyarlılık uyarınca denettenmelidir.
    Mahkemece, ek ders ücret bordroları celbedilmiş ise de; davacının çalışmasının niteliği gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmamıştır. Bu nedenle; dava konusu dönemlere ilişkin ders ve yoklama defterleri, Özellikle puantajlar getirtilmeli, bu tür belgelerde noksanlık varsa bunun nedeni araştırılmalı, gerekirse işveren kurumun ilgili şef, amir ve müdür gibi yetkili kişileri dinlenerek bir sonuca ulaşılmalı, hüküm altına alınan süreler yönünden davacının resmi belgelerde belirtilen ders saatlerinden sonra kursta kalmasının haklı bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekili ile davalı Milli Eğitim Bakanlığı adına Hazine vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 24.03.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2010/1966 E.N , 2010/13035 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar verilmiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Alparslan Koçak tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, Zonguldak İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezinde 1995 - 2007 yılları arasında, usta öğretici olarak tam gün ve sürekli olarak çalışmasına rağmen, çalıştığı sürelerin eksik şekilde Kuruma bildirildiğinden bahisle eksik günlerin tespitini talep etmiştir.
    Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Halk Eğitim Merkezlerinde usta öğretici olarak ek ders ücret bordrolarında belirtilen saatler kadar, ders ücreti karşılığı çalışmış olan davacının, ay içerisindeki toplam çalışma saatine göre aylık çalışma günü hesaplanmak suretiyle, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirimi yapılmış olup, iş bu dava ile davacı, işe giriş ve çıkış tarihleri arasındaki çalışmalarının tam süreli olarak kabulü ile ayda 30 gün üzerinden bildirim yapılması gerektiğinin tespitine karar verilmesini istemiştir. Davanın 5510 sayılı Kanun'un 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7'nci maddesi hükmünde "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı, 02.09.1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17.10.1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17.10.1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08.06.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17.07.1964 tarihli ve 506 sayılı Kanun'un geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tâbi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları Kanun hükümlerine göre değerlendirilirler" hükmü gözetildiğinde, eldeki somut uyuşmazlığın dayandığı mevzuat hükümleri 506 sayılı Kanunu'nun 79'uncu maddesi ile 1739 sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 47'nci maddesidir.
    Milli Eğitim Temel Kanunu'nun 47'nci maddesi; "Örgün ve yaygın eğitim kurumlarında ve hizmetiçi yetiştirme kurs, seminer ve konferanslarında uzman ve usta öğreticiler de geçici veya sürekli olarak görevlendirilebilir. Öğretim tür ve seviyelerine göre uzman ve usta öğreticilerin seçimlerinde aranacak şartlar, görev ve yetkileri, yönetmeliklerle tespit edilir." düzenlemesini getirmiş, bu yasal düzenleme uyarınca çıkarılan Yönetmeliğin 5'inci maddesi "Uzman ve Usta Öğreticiler aşağıdaki şekillerde görevlendirilirler.
    1 - Geçici personel olarak:
    Geçici personel olarak görevlendirilecek uzman ve usta öğreticiler ile yapılacak sözleşme esasları 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 15.05.1975 gün ve 1897 sayılı Kanun'un 1'inci maddesi ile değiştirilen 4'üncü maddesine göre Bakanlıkça hazırlanır.
    2 -Ek ders görevi verilmek yoluyla:
    4'üncü maddede belirtilen esaslara göre ek ders görevi verilmesi yoluyla görevlendirilecek uzman ve usta öğreticilere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 89'uncu maddesi uyarınca 02.12.1998 tarihli ve 98/12120 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Milli Eğitim Bakanlığı Öğretmen ve Yöneticilerinin Ders ve Ek Ders Saatlerine İlişkin Esaslarda belirtilen miktarda ek ders görevi verilebilir."; aynı yönetmeliğin 8'inci maddesi; "Geçici sözleşmeli olarak görevlendirilen uzman ve usta öğreticilerin haftalık çalışma süresi 40 saattir." ve 9'uncu maddesi; "Uzman ve usta öğreticilerin günlük çalışma süresi en fazla 8 saattir. Kurum Müdürü, Cumartesi, Pazar günleri de dâhil olmak üzere, uzman ve usta öğreticilere günün 8.00-23.00 saatleri arasında görev verebilir." hükümlerini içermektedir.
    Davacının, çalışma esasları ile çalışması sırasında tabi olacağı statü yukarıda sıralanan mevzuat çerçevesinde ayrıntılı bir düzenlemeye tabi tutulmuş olup; anılan düzenlemelere egemen ilkeler ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 13'üncü maddesinde yer alan "İşçinin normal haftalık çalışma süresinin, tam süreli iş sözleşmesiyle çalışan emsal işçiye göre önemli ölçüde daha az belirlenmesi durumunda sözleşme kısmi süreli iş sözleşmesidir." hükmü de gözetildiğinde; çalışma ilişkisinde, "tam süreli iş sözleşmesi" olarak nitelenmeye olanak verecek bir bağımlılık ilişkisinin bulunmadığı, usta öğreticilerin öngörülen ve önceden belirlenen süre dâhilinde bir çalışma yükümlülüğünü kabullendikleri ve ders saati karşılığında da ücrete hak kazandıklarını göstermektedir.
    Bu konuda ortaya çıkan uyuşmazlık sonucu Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nca verilen 17.09.2008 gün 2008/10-555 Esas 2008/530 sayılı kararda da; "dinlenen tanıkların da aynı davacı gibi başka köylerde usta öğretici olarak çalışan kişiler olduğu, resmi belgeler ve davacının imzasını taşıyan belgelerle çelişkili tanık beyanlarına itibar edilemeyeceği anlaşıldığından; tam gün esası ve aylık karşılığı olmayan çalışmaların, günlük çalışma saatine göre ve kısmi zamanlı çalışma olması nedeniyle bu çerçevede değerlendirme yapılarak sonucuna göre karar verilmek gerektiği" belirtilmiş olup, bu şekildeki bir çalışma ilişkisinde, tam süreli çalışmaya ilişkin hakların doğduğunu kabule olanak yok ise de; yasa ve sözleşmelerde belirtilen sınırlamalara aykırı, tam süreli hizmet sözleşmesinin unsurlarının gerçekleştiği bir çalışma durumunun, eylemli olarak oluştuğunun iddia edilip kanıtlanması olanak dâhilinde bulunmaktadır. Ancak, bu yöndeki iddia, hizmet tespiti davalarının kamu düzenine ilişkin niteliği gözetilerek kanıtlanmalı; işverenin resmi kurum niteliği, ücret ödemelerinin kayıtlara dayalı olma gerekleri dikkate alınarak; kurum kayıtlarına yansıyan bilgilerin aksinin kanıtlanmasına yönelik kanıtların hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesine yönelik davanın özelliklerinin gerektirdiği duyarlılık uyarınca denetlenmelidir.
    Mahkemece, davacının çalışmalarının kısmi zamanlı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki; taraflar arasındaki çalışma ilişkisini gösteren temel deliller olan ek ders ücret bordroları ile puantaj cetvelleri dosya içeriğinde bulunmamaktadır. Bu nedenle; dava konusu dönemlere ilişkin ders ve yoklama defterleri, ücret bordroları, puantajlar ve ödeme belgeleri getirtilmeli, bu tür belgelerde noksanlık varsa bunun nedeni araştırılmalı, davacının çalışma saatleri tespit edilmeli, hüküm altına alınan süreler yönünden davacının resmi belgelerde belirtilen ders saatlerinden sonra kursta kalmasının haklı bir gerekçesinin bulunup bulunmadığı değerlendirilerek, çalışmaların kısmi zamanlı olduğu ve bildirimlerde noksan bulunmadığının anlaşılması halinde şimdiki gibi red kararı verilmelidir.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 07.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/9118 E.N , 2011/401 K.N.
    İlgili Kavramlar
    DAVA HAKKI
    ZORUNLU SİGORTALILIK
    İçtihat Metni
    Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalılarca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T.... Ö.... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava dışı U….. Gıda Z….. Nakliye Yakacak Ve Orman Ürünleri Sanayi Ve Ticaret Ltd. Şti.'ne ait 1036336 sicil numaralı işyerinde 07.03.2002 tarihinde çalışmaya başladığı yönünde hakkında işe giriş bildirgesi, iş sözleşmesi, 06.02.2006 tarihli ibraname, 09.03.2006 tarihli işten ayrılma bildirgesi düzenlenen ve bu belgelerde imzaları bulunan davacının, anılan işyeri yönünden 07.03.2002 - 31.01.2006 dönemi yönünden tam gün üzerinden eksiksiz bildirim ve prim ödemelerinin gerçekleştirildiği anlaşılmakta olup, istem 05.03.2000 - 30.06.2002 tarihleri arasında davalı İsmail Kasap'a ait lokantada hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine ilişkindir.
    506 sayılı Kanunun "İşveren ve işveren vekilinin tarifi" başlığını taşıyan 4'üncü maddesinde, bu Kanunun uygulanmasında 2'nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişilerin işveren olduğu belirtilmiştir. Diğer taraftan davanın temel yasal dayanağı, anılan Kanunun 79'uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, söz konusu Kanunun 6'ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır.
    Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır.
    Diğer taraftan, kural olarak işe giriş bildirgeleri ve ücret ödeme bordroları sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, anılan belgeleri hata, hile veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş ya da imzanın kendisine ait olmadığını veya kesintisiz çalıştığını belirtmemiş ise, birden fazla işe giriş bildirgesinin varlığı ve işyerinden yapılan kısmi bildirimler, sigortalının o işyerinde kesintili çalıştığına karine oluşturmaktadır. Bu karinenin aksi ise ancak eş değer delillerle kanıtlanmalı ve bu kapsamda tanık anlatımlarına değer verilmemelidir.
    Ayrıca belirtilmelidir ki, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkinin varlığı medeni usul hukukumuzda "sıfat" olarak tanımlanmaktadır ve bir davada taraf olarak gösterilen kişilerin o dava ile ilgili kimseler olması zorunludur.
    Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olmasına karşın, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine ait olduğundan, anılan hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da hakkın sahibine aittir ve buna aktif husumet denilmektedir. Bir sübjektif hak kendisinden istenebilecek olan kişi ise o hakka uymakla yükümlü olan kimsedir ve bu da pasif husumet (davalı sıfatı) olarak adlandırılmaktadır. Sübjektif hakkın sahibi olan kimse ile o hakka uymakla yükümlü bulunan kişinin kimler olduğunun saptanması, bir başka anlatımla davada davacı ve davalı sıfatlarının kimlere ait olduğu hususu, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin maddi hukuk sorunudur.
    Dava açan veya aleyhine dava açılan kişiler o davada davacı veya davalı olarak taraf sıfatına sahip değillerse, mahkemece dava konusu hakkın esası (var olup olmadığı) hakkında inceleme yapılmadan dava sıfat yokluğundan reddedilir ve bu karar davanın dinlenemeyeceğine ilişkin değil esasına yönelik bir karar niteliğindedir.
    Davacı veya davalıdan birinin taraf sıfatına sahip olmaması durumunda verilecek olan red kararı o davadaki taraflar arasında maddi anlamda kesin hüküm oluştursa da, dava konusu hak ve taraf sıfatına sahip olan kişiler bakımından kesin hükümden söz edilemeyecektir. Dava konusu hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunu olan taraf sıfatı (husumet) ve sıfat yokluğu, davada taraf olarak görünen kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itiraz niteliğindedir ve yargılamanın her aşamasında, isteme gerek kalmaksızın mahkemece kendiliğinden gözetilmesi zorunludur.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; öncelikle davacının işvereninin kim olduğu açıklıkla tespit edilerek husumet sorunu çözümlenmeli, davalı ile sözü geçen dava dışı şirket arasındaki hukuki ilişki, davalı adına tescilli işyeri bulunup bulunmadığı, varsa davalı ile bu şirkete ait işyerlerinin kapsam ve vergi kayıt tarihleri belirlenmeli, işverenin anılan şirket olduğu saptandığı takdirde yöntemince davaya katılımı sağlanmalıdır. Sonrasında; belirtilen belgelerde yer alan imzaların kendisine aidiyeti davacı tarafından kabul edilmediğinde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılmalı, imzaların davacının eli ürünü olduğu anlaşıldığında ve bu konuda hata, hile, ikrah durumu da iddia ve ispat edilemediğinde çalışma iddiasıyla ilgili olarak, söz konusu yazılı belgelerin aksini eş değer kanıtla ispatlaması için davacıya kabul edilebilir süre tanınarak sunacağı delilleri irdelenmeli, imzaların davacıya ait olmadığı belirlendiğinde veya hata, hile, ikrah durumunun varlığında ise dört aylık sigorta primleri bordroları getirtilerek bordrolarda yer alan sigortalıların bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, tüm aramalara karşın bu kişilere ulaşılamadığı takdirde veya bordro verilmeyen dönemlere ilişkin olarak aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ile çalıştırdıkları kişiler yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla dinlenilmeli, belirdiği takdirde anlatımlar arasındaki çelişkiler giderilmeli, toplanan kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalı, kuşkusuz, 07.03.2002 - 30.06.2002 dönemi yönünden gerçekleşen tam bildirim ve prim ödeme nedeniyle dava açılmasında herhangi bir hukuki yarar bulunmadığı da dikkate alınmalıdır.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davalı İsmail Kasap'a geri verilmesine, 20.01.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/10992 E.N , 2011/647 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    SİGORTALI SAYILANLAR
    İçtihat Metni
    Davacı, 01.04.1989-21.08.1998 tarihleri arasında davalı işveren yanında hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen hizmetlerinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle isteğin kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalıların vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi H…. Ö….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    5510 sayılı Yasanın Geçici 7. maddesinde yer alan "Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve 2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 08/06/1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanunlar ile 17/07/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun geçici 20'nci maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı, itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir." hükmü uyarınca, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir.
    Anılan madde hükmüne göre; Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.
    Maddenin açık ifadesi karşısında, davacının tespitini istediği sigortalı çalışmalarının sona erdiği tarihten sonra Emekli Sandığına tabi olarak çalışmasını sürdürmesinin hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı açıktır. Hukuk Genel Kurulunun 02.05.1997 tarih ve 1997/10-142 Esas 1997/406 Karar sayılı kararında da bu husus açıkça belirtilmiştir.
    Somut olayda, davacının 21.08.1998 tarihinde Emekli Sandığına tabi olarak çalışmaya başladığı, sigortalı çalışmasının sona erdiği 21.08.1998 tarihinden sonra davanın 19.04.2007 tarihinde açıldığı ve beş yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçmiş olduğu gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalıların vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalılardan TRT Kurumu Genel Müdürlüğü'ne iadesine, Üyeler; Neslihan Sever ile Ali İnceman'ın muhalefetlerine karşı; Başkan Süleyman Caner, Üyeler; Coşkun Öztürk ve Ali Göcen'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 24.01.2011 gününde karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/14455 E.N , 2011/8131 K.N.
    İlgili Kavramlar
    ZORUNLU SİGORTALILIK SÜRELERİNİN TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Dava, 506 sayılı Kanun hükümleri kapsamındaki zorunlu sigortalılık sürelerinin tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalılar avukatları tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Tolga Özmen tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    08.11.2002 - 31.12.2002, 15.01.2003 - 31.12.2003, 20.01.2004 - 31.12.2004 dönemlerinde davalı Güzel İnşaat Taah. ve San. Ltd. Şti. adına tescilli 6814, 1331, 6688 sicil numaralı işyerlerinden, 01.04.2005 - 10.05.2005, 09.04.2005 - 15.12.2005, 2006/1. dönem - 31.03.2006 dönemlerinde dava dışı Ş… İnşaat Nakliyat Tahmil Tahliye Taahhüt İthalat İhracat ve Ticaret Ltd. Şti. adına tescilli 1070151 ve 1062567 sicil numaralı işyerlerinden adına kısmi bildirim ve prim ödemeleri gerçekleştirilen 03.03.1977 doğumlu davacı hakkında üç adet işe giriş bildirgesi bulunduğu, 01.01.1998 - 31.12.2004 dönemi yönünden düzenlenen sözleşmelere göre, davalı T… Tarım Sanayi ve Ticaret A.Ş.'ne ait gübrelerin yükleme, boşaltma, istifleme işinin davalı G… İnşaat Taah. ve San. Ltd. Şti. tarafından üstlenilip, sözleşme hükümleri kapsamında davacı sigortalının anılan yüklenici tarafından işe alınarak çalıştırıldığı, 01.01.2005 - 31.12.2006 tarihleri arasındaki dönemi içeren sözleşmelerin ise yukarıda belirtilen dava dışı Şerif ….. Ltd. Şti. ile davalı T… Tarım San. ve Tic. A.Ş. arasında imzalandığı anlaşılmakta olup, 17.12.1998 - 25.04.2006 tarihleri arasında davalılara ait işyerlerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti istemine ilişkin davanın mahkemece yapılan yargılamasında, düzenlenen işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olmadığının bilirkişi incelemesi ile saptandığı belirgindir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesinin onuncu fıkrası olup, anılan Kanunun 6'ncı maddesinde yer alan, sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönündeki düzenleme ile anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi göz önünde bulundurulduğunda, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin bu tür davaların kamu düzeni ile ilgili olduğu ve özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri gerektiği açıktır. Bu bağlamda, hak kayıpları ile gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi ve temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde kendiliğinden araştırma yapılarak delil toplanabileceği dikkate alınmalıdır. Diğer taraftan, davada çözümlenmesi gereken bir sorun da, Kurum dışındaki davalılar arasındaki ilişkinin türü ve niteliği ile davalı T… Tarım San. ve Tic. A.Ş.'nin taraf sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    506 sayılı Kanunun "İşveren ve işveren vekilinin tarifi" başlığını taşıyan 4'üncü maddesinde; işveren, bu Kanunun uygulanmasında 2'nci maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmış, "Üçüncü kişinin aracılığı" başlıklı 87'nci maddesinde de; bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı deneceği belirtilerek, sigortalıların üçüncü kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu Kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işverenin de sorumlu olduğu açıklanmıştır. Maddede "aracı" olarak nitelenen üçüncü kişi; sözleşmelerde, mevzuatta, öğretide, yargı kararlarında, alt işveren veya taşeron gibi adlarla da anılmaktadır. Anlaşılacağı üzere kanun koyucu tarafından yapılan bu düzenlemeyle asıl işveren, anılan Kanun bakımından söz konusu çalışma ilişkisi çerçevesinde, alt işverence çalıştırılan sigortalılara karşı olan tüm ödevlerinden sorumlu tutulmuş, böylelikle gerek sigortalıların, gerekse sigortalılara verilecek sosyal güvenlik haklarını uygulayan Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın hak ve alacakları güvence altına alınmıştır. 506 sayılı Kanun hükümlerine göre açılan davalarda doğrudan uygulama olanağı bulunmamasına karşın vurgulanmalıdır ki; 4857 sayılı İş Kanununun 2'nci maddesinde, bir iş sözleşmesine dayanarak işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren deneceği belirtilmiş, "asıl işveren - alt işveren ilişkisi", bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişki olarak tanımlanarak, bu ilişkide asıl işverenin, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumlu olduğu bildirilmiş, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 12'nci maddesinin son fıkrasında da; asıl işveren, bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği sigortalıları çalıştıran üçüncü kişi olarak tarif edilmiştir.
    Aracılık; asıl işverenin varlığı, bir başka işverenin asıl işverene ait işin bir bölümünü yapmayı üstlenmesi, asıl işverene ait işyerinde veya işyerinin bir bölümünde iş alanın kendi adına sigortalı çalıştırması unsurlarını içermektedir. Asıl işverenle aracı arasındaki ilişkide taşıma, eser ve benzeri sözleşmelere dayanılması olanaklı ise de, hiç bir şekilde hizmet akdi unsurları bulunmamalıdır. Aracı kavramının belirleyici özelliği, asıl işverene ait işten bir bölüm iş alınması ve bu işte kendi adına sigortalı çalıştırılmasıdır. Asıl işveren, sözü edilen 4'üncü madde anlamında sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişi olup, asıl - alt işveren ilişkisi için işyerinde asıl iş sahibinin de işçi çalıştırıyor olması gerekmektedir. Sigortalı çalıştırmayan, "işveren" sıfatını kazanamayacağından, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve 87'nci madde kapsamında teselsül hükümlerine göre sorumluluk söz konusu olmayacaktır. İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte ise, işi alan kimse aracı değil, bağımsız işverendir. Şu halde işin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, alt işverenlik ve dolayısıyla da dayanışmalı sorumluluk söz konusu olmayacaktır. Benzer şekilde, işveren kendisi sigortalı çalıştırmaksızın işi, bölerek ve ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi ihale makamı sıfatıyla o işten el çekmekle asıl işveren niteliği taşımadığından alt - asıl işveren ilişkisi de bulunmayacaktır. Değinmek gerekirse, burada önemli olan yön "devir" olgusudur. Devirden amaçlanan ise, yapılmakta olan işin, bölüm ve eklentilerinden tamamen bağımsız bir sonuç elde etmeye yönelik olarak işi alana bağımsız bir işveren kimliği kazandıracak bir işin devri olmalıdır. Bu açıdan, alınan işin, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi veya yardımcı işler kapsamında bulunması, diğer bir anlatımla, bir işverene ait işyerindeki üretim sürecine, başka bir işverenin dahil olması durumunda "aracıdan" söz edilebilecektir. Bu noktada belirleyici yön, yapılan işin, diğerinin bütünleyicisi, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İşyerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi durumunda aracıdan söz etme olanağı kalmayacak ve ortada iki bağımsız işveren bulunduğunun kabulü gerekli olacaktır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.05.2004 gün ve 2004/10-233 Esas, 2004/262 Karar sayılı, 20.12.2006 gün ve 2006/21-796 Esas, 2006/812 Karar sayılı, 12.12.2007 gün ve 2007/10-973 Esas, 2007/975 Karar sayılı, 10.11.2010 gün ve 2010/21-497 Esas, 2010/590 Karar sayılı ilamlarında da aynı görüş ve yaklaşım benimsenmiştir.
    506 sayılı Kanunun 79'uncu maddesinin onuncu fıkrasına dayalı hizmet tespiti davaları yönünden taraf sıfatı (husumet) konusuna gelince; 506 sayılı Kanunun 87'nci maddesinde, bu Kanunun işverene (aracıya - alt işverene) yüklediği ödevlerden dolayı asıl işverenin de sorumlu olduğu belirtildiğine göre, aylık sigorta primlerinin Kuruma yatırılması, aylık sigorta prim bildirgelerinin, dört aylık sigorta primleri bordrolarının, aylık prim ve hizmet belgelerinin Kuruma verilmesi gibi ödevlerin yasal süresi içerisinde yerine getirilmemesi durumunda, Kuruma karşı her iki işverenin de teselsül hükümleri gereğince sorumlu tutulacağı açıktır. Anılan dava ile sigortalı, çalışma sürelerinin saptanmasının yanı sıra, bu sürelere ait primlerin de her iki işverence Kuruma ödenmesini amaçladığından ve davada elde edilecek kesinleşmiş hüküm doğrultusunda sigorta primlerinin Kurumca alınması söz konusu olacağından, davanın asıl işverenin de hak alanını ilgilendirdiği belirgindir ve sonuç itibarıyla bu tür hizmet tespiti davalarında sigortalıyı çalıştıran aracı - alt işverenle birlikte asıl işverenin de taraf sıfatının (pasif husumet ehliyetinin) varlığı kabul edilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yukarıda değinilen 10.11.2010 gün ve 2010/21-497 Esas, 2010/590 Karar sayılı ilamında da aynı görüşten hareketle bu sonuca ulaşılmıştır. Ancak önemle belirtilmelidir ki; Kurumla beraber yalnızca aracıya yönelik açılan davalarda mahkemece taraf teşkili açısından herhangi bir eksikliğin bulunmadığının benimsenmesi, dolayısıyla davacı sigortalıya asıl işvereninin de davaya katılımının sağlanması yükümünün yüklenmemesi, diğer taraftan her iki işverenin taraf olduğu davalarda yargılama sonunda kurulacak hükümde sigortalıyı çalıştıran işveren (aracı - alt işveren) özellikle belirtilip, sigorta primleri yönünden her iki işverenin teselsül hükümlerine göre sorumlu olduğunun açıklanması gerekmektedir.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; davalı T… Tarım San. ve Tic. A.Ş. tarafından asıl işin yürütülmesi için sigortalı çalıştırılmakta olup, diğer davalı yüklenici tarafından sözleşme hükümlerine göre yürütülen işler, anonim şirketçe yerine getirilen asıl işin bir parçası niteliğindedir ve dolayısıyla söz konusu davalılar arasında gerek 506 sayılı Kanunun 87., gerek 4857 sayılı Kanunun 2'nci madde hükümleri kapsamında ilişki kurulduğu, davalı anonim şirketin "asıl işveren", davalı limited şirketin "alt işveren - aracı" konumunda yer aldığı belirgin olduğu gibi, taraf sıfatına sahip olan anonim şirket hakkında yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda hüküm kurulması zorunludur.
    Bu bakımdan; davacı askerlik ödevini yerine getirmiş ise tarihleri belirlenmeli, dava konusu dönemi içerir dört aylık sigorta primleri bordroları ile aylık prim ve hizmet belgelerinin tamamı davalı Kurumdan getirtilerek bu bordro ve belgelerde yer alan sigortalılar ile davalı T… Tarım San. Ve Tic. A.Ş. çalışanlarının bilgi ve görgüsüne başvurulmalı, tüm aramalara karşın söz konusu kişilere ulaşılamadığı takdirde veya bordro/belge verilmeyen dönemlere ilişkin olarak aynı çevrede faaliyet yürüten işverenler ile çalıştırdıkları kişiler yöntemince belirlenerek tanık sıfatıyla dinlenilmeli, ilk yargılama aşamasında ifadeleri alınan tanıkların beyanları da gözetilerek belirdiği takdirde anlatımlar arasındaki çelişkiler giderilmeli, ay içindeki eksik bildirimlere ilişkin olarak davanın yasal dayanağı olan maddenin ikinci ve üçüncü fıkralarında yazılı karine kapsamında irdeleme yapılmalı, 01.01.2005 - 25.04.2006 tarihleri arasında sözleşmelerin asıl işverenle dava dışı Ş… Ltd. Şti. arasında düzenlenmiş ve kısmi bildirimlerin bu şirkete ait işyerleri üzerinden yapılmış olması karşısında söz konusu döneme ilişkin davalı G… İnş. Taah. ve San. Ltd. Şti. yönünden çalışma iddiasının gerçeği yansıtmadığı dikkate alınmalı, toplanan kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu davanın kabulüne karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istekleri durumunda davalılar T… Tarım San. ve Tic. A.Ş. ile G… İnş. Taah. ve San. Ltd. Şti.'ne geri verilmesine, 02.06.2011 gününde karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/16496 E.N , 2010/3183 K.N.
    İlgili Kavramlar
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işveren yanında, 01.07.1992-15.10.1999 tarihleri arasında, hizmet akdine dayalı olarak, aralıksız çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
    Mahkemece, ilamında belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hasan Özcan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup bu tür sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır. Bu çerçevede, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de göz önünde bulundurulmalıdır.
    Eldeki dava dosyasına konu olayda, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, hüküm kurmaya yeterli ve elverişli değildir. Mahkemece, dinlenen tanık beyanlarına göre hüküm kurulmuş ise de, tanıkların gerek çalışma olgusu, gerek ücret miktarı konusundaki beyanları, soyut nitelikte olup herhangi bir somut veriye dayanmadığı görülmektedir. Hal böyle olunca, mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler ışığında, davacının davalı işveren nezdinde iddia edilen çalışmasına yönelik bilgi ve belgenin bulunmadığı görülmekle, davacı ile aynı dönemde birlikte çalışan kişi yada kişilerin tespit edilerek, çevre işyeri işveren veya çalışanlarının bilgilerine başvurularak ayrıca davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinin bulunduğu mahalle göre yetkili belediye zabıta birimleri, kolluk kuvvetleri ve ilgili muhtarlık ve idari makamlar nezdinde araştırma yapılarak, varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
    2-Kabule göre de, dava konusu dönemde davacının 350 ABD doları üzerinden ücret aldığının tespiti yönünden, ücrete ilişkin kabul gerekçesi yeterince tartışılmamış ve mevcut deliller hüküm kurmaya yeterli bulunmamıştır. Ücret konusunda, tespiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun 288. maddesinde yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalıdır.
    Zira, Hukuk Genel Kurulu'nun 2005/21-409 Esas, 2005/413 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 288. maddesindeki yazılı sınırları aşan ücret alma iddialarının yazılı delille ispat edilmesi gerekir. Mahkemece bu yönde yapılacak yeterli ve gerekli bir araştırmayla ulaşılacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, sadece tanık sözlerine dayanılarak, asgari ücretin üzerindeki prime esas kazancın miktarı konusunda karar verilmiş olması yerinde değildir.
    Ayrıca, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.05.2008 tarihli 2008/10-370-410 E.K. sayılı ilamında ayrıntıları açıklandığı üzere, davanın kısmen kabulüne karar verildiğine göre, reddedilen kısım yönünden kendisini vekille temsil ettiren davalı Kurum yararına vekalet ücreti takdir edilmemesi de, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 08/03/2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/18137 E.N , 2010/565 K.N.
    İlgili Kavramlar
    SİGORTALILIĞIN BAŞLANGICI
    İçtihat Metni
    Davacı, davalı H.. Atatürk Öğretmen Lisesi'ne ait işyerinde (yatılı kız öğrencilerin yatakhanelerini temizlik işinde) 05.04.1990-01.01.2000 tarihleri arasında aralıksız olarak hizmet aktiyle sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde, davalı Lisenin Döner Sermaye İşletmesi yönünden kabulüne, diğer davalı E.. Temizlik İnş.Taah.Tic.San.Ltd.Şti. yönünden ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi Yeşim Sayıldı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Yasanın geçici 7/1. maddesi hükmü gereği, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesi olduğu kabul edilmelidir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılmaz ve feragat edilemez" olması, sosyal güvenliğin Anayasal haklardan bulunması itibariyle, bu tür davaların "kamu düzeni" ile ilgili olması nedeniyle özel bir duyarlılıkla yürütülmesi ve kanıtların re'sen toplanması gereği vardır.
    Dosya kapsamı itibariyle; davalı Lisenin Döner Sermaye İşletmesi işyerinden, davacı adına düzenlenmiş 05.04.1990 tarihli işe giriş bildirgesinin olduğu, davacının aynı tarihli sigortalılık sicil kartının bulunduğu, bu işyerinden davalı Kuruma 05.04.1990-30.11.1991 tarihleri arasında primi ödenmiş hizmet bildirimlerinin olduğu anlaşılmışsa da, davacının çıkış tarihi olarak görünen 30.11.1991 tarihinden sonraki dönem bakımından, yapılan inceleme ve araştırmanın eksik olup, hüküm kurmaya elverişli olmadığı sonucuna varılmıştır. Diğer davalı olan E..Temizlik İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti.'nin işveren sıfatıyla davacı adına düzenlediği ilk işe giriş bildirgesi 15.12.1998 tarihlidir. Mahkemece, bu tarih esas alınarak, davacının 05.04.1990 tarihinden 15.12.1998 tarihine kadarki sürede H.. Atatürk Öğretmen Lisesi Döner Sermaye İşletmesi sigortalısı olarak çalıştığı kabul edilmiştir. Ancak, sözkonusu Döner Sermaye İşletmesinin 1995 yılında sona erdiğinin bildirilmesi karşısında, sona eren tüzel kişilik bünyesinde davacının sigortalı olarak çalıştığını kabul etmenin hukuken mümkün olamayacağı gözetilerek, bu tarihten sonraki dönem bakımından husumetin kime yöneltilmesi gerektiği hususunun araştırılması gerekecektir. Hükme esas alınan tanık beyanları yetersizdir. Davacının, Döner Sermaye İşletmesi sona erdikten sonraki dönemde, ne şekilde ve hangi işverene bağlı olarak çalıştığı hususu yeterince netleştirilememiş olup, verilen karar infazı kabil değildir. Zira, mahkemece bu konuda yapılacak belirleme, Kurumun tahsil edeceği prime esas kazançların belirlenmesi bakımından da önem taşımaktadır.
    30.11.1991 ile H.. Atatürk Öğretmen Lisesi Döner Sermaye İşletmesinin son bulduğu tarihe kadarki dönem bakımından ise; Kamu kuruluşlarında çalışanların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılması asıldır. işverenin resmi kurum niteliği, ücret ödemelerinin kayıtlara dayalı olma gerekleri dikkate alınarak; kurum kayıtlarına yansıyan bilgilerin aksinin kanıtlanmasına yönelik kanıtların hüküm kurmaya elverişli olup olmadığı, sosyal güvenlik hakkının yaşama geçirilmesine yönelik davanın özelliklerinin gerektirdiği duyarlılık gereği denetlenmelidir. Tarafların sunduğu kanıtlar yanında, çalışma olgusunun gerçekleşme biçimini ortaya koyabilmek açısından, re'sen kanıt toplanması olanağının bulunduğu da gözardı edilmemelidir. Böyle olunca; davacının çalışmaları ilgili kurumdan celp edilmeli, kayıtlarda gözükmeyen çalışmaların hangi nedenle bildirim dışı kaldığı gereğince ve yeterince araştırma konusu yapılmalı, ücretlerini imza karşılığı alıp almadığı belirlenmeli, varsa bu dönemde düzenlenmiş başkaca resmi belgeler, vizite kağıdı vs. gibi tarafların göstereceği tüm deliller toplanmalı, davacının çalışma olgusu tespit edilmeli, böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu hususlar, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller birlikte değerlendirilip takdir edilerek, sonucu uyarınca bir karar verilmelidir.
    Davalı E.. Temizlik İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti. yönünden davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesine gelince;
    Davaya son veren işlemlerden biri olan feragat, davanın taraflarından birinin (davacının) netice-i talebinden vazgeçmesidir. Hiç kimse kendi lehine olan bir davayı açmaya zorlanamayacağı gibi (HUMK.79) davacı da açmış olduğu davayı sonuna kadar takip etmeye zorlanamaz. Usul hukukumuzda kural olarak hüküm kesinleşinceye kadar her davadan feragat edilebilir. Ancak, bazı istisnai hallerde feragat davayı sona erdirmez. Hakim feragate rağmen davaya devam etmekle yükümlüdür.
    Bu istisnalardan biri de sosyal sigortalılık süresinin tespiti için açılan hizmet tespiti davalarıdır.
    Bilindiği gibi feragat yalnız mevcut davadan değil, o dava ile istenen haktan vazgeçme anlamına gelir. Davadan feragat neticesinde feragate konu teşkil eden hak tamamen düşer ve artık bir daha dava konusu yapılamaz.
    1982 Anayasası'nın 12. maddesine göre "Herkes kişiliğine bağlı, dokunulamaz, devredilemez, vazgeçilemez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir" 60. maddede de ise "Herkes Sosyal güvenlik hakkına sahiptir" hükmüne yer verilmiştir. Bu iki hüküm birlikte değerlendirilecek olursa, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulamaz ve feragat edilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
    506 sayılı Kanunu 6. maddesinde bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak kişi bakımından sadece bir hak olmayıp, aynı zamanda bir yükümlülüktür.
    Bu nedenle, sigortalılık hakkından feragat edilemez, kamu düzenini ilgilendiren bu tür tespit davalarında hakimin feragat nedeniyle davayı reddetmeyip, özel bir duyarlılık göstererek 506 sayılı Kanunun 6. maddesi uyarınca davadan feragatin mümkün olmayacağını davacıya hatırlatarak bunun davayı geri alma şeklinde anlaşılıp anlaşılamayacağı sorulmak ve HUMK'nun 185 ve 409. maddesindeki prosedür gerekirse işletilmek üzere sonucuna göre karar verilmek gerekirken, yazılı olduğu şekilde feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    Açıklanan maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum vekili tarafından bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 21.01.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/18485 E.N , 2011/8504 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİT DAVASI
    TARAF EHLİYETİ
    Özet
    TÜZEL KİŞİLER HAK EHLİYETİNE SAHİP OLUP DAVADA TARAF OLABİLİRLER. ANCAK TÜZEL KİŞİLİĞİ SON BULAN DERNEĞİN TARAF EHLİYETİ BULUNMAMAKTADIR. TARAF EHLİYETİ RE 'SEN GÖZETİLMELİDİR.
    TESPİTİ İSTENEN ÇALIŞMANIN GEÇTİĞİ ESAS İŞYERİNİN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 'NA BAĞLI FAAL LİSE OLDUĞU, OKUL VE ÖĞRENCİLERİ KORUMA DERNEĞİ'NE AİT KAYIT VE DEFTERLERİN KAYMAKAMLIKTAN TEMİN EDİLMİŞ OLMASI NAZARA ALINARAK, FESHEDİLMİŞ OLAN DERNEĞİN YENİDEN İHYA EDİLİP TÜZEL KİŞİLİK SAĞLANMASINA GEREK OLMAKSIZIN, DAVA DİLEKÇESİNİN MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI'NA TEBLİĞİ İLE DAVAYA İŞTİRAKİ SAĞLANIP DELİLLER TOPLANDIKTAN SONRA SONUCUNA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.
    İçtihat Metni
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, 05.02.1998-29.12.2001 tarihleri arasında davalılardan C... Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Derneği nezdinde, C... Lisesi'nde hizmetli olarak aralıksız çalıştığı iddiasıyla, diğer davalı Kuruma bildirilmeyen sürelerin tespitine karar verilmesini istemiş, mahkemece, davanın kabulü ile istem hüküm altına alınmıştır.
    5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren geçici 7. maddesinde; bu Kanun'un yürürlük tarihine kadar 506, 1479, 2925, 2926 ve 5434 sayılı Kanunlar ile 506 sayılı Kanun'un geçici 20. maddesine göre sandıklara tabi sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiili hizmet süresi zammı, itibari hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık sürelerinin tabi olduğu kanun hükümlerine göre değerlendirileceği yönündeki hükmün öngörülmüş olması ve genel olarak kanunların geriye yürümemesi (geçmişe etkili olmaması) kuralı karşısında davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79. maddesinin onuncu fıkrasıdır.
    Diğer taraftan, taraf ehliyeti, davada taraf olabilme yeteneği olup, medeni (maddi) hukuktaki medeni haklardan yararlanma (hak) ehliyetinin medeni usul hukukunda büründüğü şekildir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 38. maddesinde davaya ehliyetin Medeni Kanun ile belirlendiği belirtilmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 48. maddesi hükmüne göre tüzel kişiler hak ehliyetine sahiptirler ve dolayısıyla davada taraf olabilme ehliyeti de ancak, tüzel kişiliği bulunan yapılanmalar için geçerlidir. Tüzel kişiliğin son bulması ile artık eski tüzel kişinin taraf ehliyetinin de son bulacağı tartışmasızdır. Taraf ehliyeti kamu düzeni ile ilgili olduğundan hakimin bu hususu re'sen gözönünde bulundurması zorunludur.
    506 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile "işveren; ...sigortalıları çalıştıran... kişiler..." olarak tanımlanmış olup, hizmet tespitine yönelik davalarda, çalışma ilişkisinin nitelik ve süresinin belirlenmesinde, bu yöndeki işyeri bilgi ve belgelerine ulaşılmasında, bir başka deyişle, davanın sübutu, kanıtlama yükümlülüğü ve verilen kararın infazı açısından, işverene husumet yöneltilmesi zorunludur.
    Davaya konu somut olayda; C... Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Derneği'nin 05.12.2004 tarihinde feshedildiği anlaşıldığından kendisine husumet yöneltilerek davaya devam olunması mümkün bulunmamaktadır. Ancak, tespiti istenen çalışmanın geçtiği işyeri C... Lisesi olup, esas itibariyle işyerinin Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ve halen anılan Bakanlık bünyesinde faal olması, C...Lisesi Okul ve Öğrencileri Koruma Dernegi'ne ait kayıt ve defterlerin C... Kaymakamlığımdan temin edilmiş olması nazara alınarak, feshedilen söz konusu derneğin ihya edilip yeniden tüzel kişilik sağlanmasına gerek olmaksızın, dava dilekçesinin Milli Eğitim Bakanlığı'na tebliği ile davaya iştiraki sağlanmalı ve tarafların göstereceği deliller de toplandıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmelidir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.06.2011 tarih 10-223-369 sayılı kararı).
    Kabule göre; sigortalının davaya konu sürelerle çakışır şekilde 01.07.1998 tarihi ile 1999 yılı birinci dönemi arasında başka işyerinde geçen kesintisiz çalışmasının bulunması karşısında; bu işyeri ve çalışmaya ilişkin davalı Kurum nezdindeki işyeri sicil dosyası ve dönem bordroları ile diğer tüm bilgi ve belgeler getirtilmefi, söz konusu işyerinde geçen çalışmaların niteliği belirlenerek, sigortalının aynı dönemde iki farklı işyerinde çalışmasının mümkün olup olmayacağı yöntemince araştırılmalıdır.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç; Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 09.06.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2010/10-72 E.N , 2010/72 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    PRİM BELGELERİ
    SİGORTALILIĞIN BAŞLANGICI
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1.İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.12.2007 gün ve 2005/1210 E.- 2007/1343 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 14.04.2009 gün ve 2008/2583 E.- 2009/7192 K. sayılı ilamı ile; (“...Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10.maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    Davacı, gümrük komisyonculuğu ve iş takibi yapan davalıya ait işyerinde geçen sigortalı çalışmalarının tespitini istemiştir. Mahkemece, resmi kuruluşlardaki işlerin takibi için dava dışı şirketler tarafından davacı ve davalılardan işveren adına 2005 yılında düzenlenen vekâletnameler ve belgelere göre, davacının, 2005 yılına ilişkin sigortalı çalıştığının kabulü isabetli bulunmuştur. Ne var ki; dosyadaki deliller 2003 ve 2004 yılı için hüküm kurmaya yeterli değildir. Mahkemece, uyuşmazlık konusu 2003 ve 2004 yıllarına ilişkin olarak, öncelikle iddia edilen dönemde böyle bir işyerinin mevcut ve faal olup olmadığı yöntemince araştırılıp saptanmalı, tespite konu çalışmalara ilişkin olarak -varsa- işveren nezdindeki belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti tarafından kabul edilenler ile inkâr edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, 1995–1999 yıllarında işçi çalıştırıldığı ancak, uyuşmazlık konusu dönemde sigortalı bildirilmediği anlaşılan işyerinde, defter ve belgeler incelenerek, işyeri kapasitesi ve iş yoğunluğu belirlenip, sigortalı çalıştırılmaksızın işlerin takibinin mümkün olup olmayacağı araştırılmalı, aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN: Davalılar vekilleri
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava; davacının davalı işveren F.... T.....’ye ait gümrük komisyonculuğu işyerinde 03.09.2003 – 27.04.2005 tarihleri arasında hizmet akdi ile kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
    Davacı M.... M.... A...., 03.09.2003 – 27.04.2005 tarihleri arasında davalı işverene ait gümrük komisyonculuğu işyerinde gümrüklerde ve TSE'de davalı işveren adına iş takibi yapmak üzere kesintisiz ve sürekli çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Davalı işveren, davacı ile aralarında hizmet sözleşmesinin bulunmadığını, işin niteliği gereği bazı sorunlu işlerin takibinde dışarıdan bedeli ödenmek suretiyle yardım alındığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
    Davalı Kurum, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
    Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davalılar vekillerinin temyizi üzerine Yüksek Özel Dairece, 2005 yılına ilişkin tespit isabetli bulunmuş, ancak 2003–2004 yıllarına ilişkin olarak eksik araştırma yapıldığı gerekçesi ile bozulmuştur.
    Yerel mahkemece, davacı ile davalı işveren arasındaki iş ilişkisini ortaya koyar nitelikteki telefon konuşmalarının sürekliliği hüküm vermeye yeterli olduğundan ilk kararda direnilmiştir.
    Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında, davacının 2005 yılında sigortalı olarak çalıştığının tespiti gerektiği konusunda bir uyuşmazlık yoktur.
    Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, 2003 ve 2004 yıllarına ilişkin olarak fiili çalışma olgusunun kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Öncelikle, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10.maddesinin irdelenmesinde ve hukuki niteliği ile ispat koşulları üzerinde durulmasında yarar vardır.
    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79/10. maddesinde;
    “Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır.”
    Hükmü yer almaktadır.
    Sosyal Sigorta sistemimizde işverenlerin, prim ve vergi ödememek veya başka nedenlerle, çalıştırmış oldukları kişileri Kuruma ya hiç bildirmedikleri ya da çalışmalarını eksik bildirdikleri olgusu göz önüne alınarak yukarıda açıklanan yasal düzenlemeye gidilmiş ve yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları hususu Kurumca tespit edilemeyen sigortalılara mahkemeye başvurarak hizmetlerini ispatlama olanağı getirilmiştir.
    1982 Anayasasının 12.maddesinde; “Herkes kişiliğine bağlı, dokunulmaz devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir.”
    60.maddesinde ise; “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir.”
    Hükmüne yer verilmiştir.
    Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde, sosyal güvenlik hakkının kişiye sıkı sıkıya bağlı dokunulmaz ve vazgeçilemez bir hak olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 6.maddesinde de, bu ilke aynen benimsenerek, çalışanların işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olduğu, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği, sözleşmelere sosyal sigorta yardım ve yükümlerini azaltmak veya başkasına devretmek yolunda hükümler konulamayacağı belirtilmiştir. Bu haliyle sigortalı olmak, kişi bakımından sadece bir hak olmayıp aynı zamanda bir yükümlülüktür.
    Bu nedenle, kamu düzenini ilgilendiren hizmet tespiti davalarında hâkimin özel bir duyarlılık göstererek delilleri kendiliğinden toplaması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir. Zira sigortalı tarafından hizmet tespiti davasının açılması ile Sosyal Sigortalar Kurumu bir çalışma ilişkisinden haberdar olacak gerektiğinde müfettiş incelemesi yaparak re'sen prim tahakkuk ettirip, tahsil edecektir. Dolayısıyla, hizmet tespiti davaları Kurumun hak alanını da doğrudan ilgilendirmektedir.
    Öte yandan, hizmet tespiti davalarının amacı hizmetlerin karşılığı olan sosyal güvenlik haklarının korunmasıdır.
    Bu davalarda işverenin çalışma olgusunu kabulü ya da reddinin tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı da göz önünde tutulmalıdır.
    Yukarıda belirtilen ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 28.05.2003 gün ve 2003/21-362 E. - 360 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/21-409 E. - 413 K.; 23.12.2009 gün ve 2009/10-581 E.- 619 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.
    Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez.
    O nedenle, burada, fiili çalışmanın varlığının kabul edilebilmesi için hangi kanıt ve olguların bulunması gerektiği üzerinde durulmalıdır.
    Hemen belirtilmelidir ki, fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte, 506 sayılı Kanunun 79.maddesinde belirtilen ve sigortalının çalışma gün sayısını, kazanç durumunu çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile tespit davasına konu dönemde yürürlükte bulunan Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği’nin 17.maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de, fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 Sayılı Kanununun 79/8.maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi ve primi ödenmiş gün sayısı yönünden gerçekte çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.
    Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.06.1999 gün ve 1999/21-510 E.-527 K. ; 30.06.1999 gün ve 1999/21-549 E.-555 K.; 05.02.2003 gün ve 2003/21-35 E.-64 K.; 15.10.2003 gün ve 2003/21-634 E.-572 K.; 03.12.2003 gün ve 2003/21-710 E.-714 K.;03.11.2004 gün ve 2004/21-480 E.-579 K.; 10.11. 2004 gün ve 2004/21-538 E.-621 K.; 01.12.2004 gün ve 2004/21-629 E.-641 K.; 29.06.2005 gün ve 2005/21-409 E.-413 K.; 22.03.2006 gün ve 2006/21-43 E.-98 K.; 12.03.2008 gün ve 2008/21-242 E.-251 K.; 23.12.2009 gün ve 2009/10-581 E.- 619 K. sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
    Somut olayda, dönem bordrosuna göre 1999/3. dönemden itibaren gayri faal olarak bildirildiğinden, uyuşmazlık konusu devrede dönem bordrosu bulunmadığı gibi, işyerinde bildirimli çalışan da yoktur. 15.09.2003 – 15.03.2005 tarihleri arasında davacı ile davalı işverenin sürekli olarak birbirleriyle cep telefonu ile görüştükleri iletişim şirketinin cevabi yazısından anlaşılmaktadır. Aynı işyerinde çalışılması durumunda, bu sıklıkta telefon görüşmesi yapılmasının hayatın olağan akışına uygun bulunmadığı çok açıktır. Sadece telefon kayıtlarına dayanılarak tespit hükmü kurulması yukarıda belirtilen ilkelere aykırı bir durum yaratır.
    Çekişme konusu dönemde işyerinin 506 Sayılı Kanun kapsamında olduğu belirgindir.
    Sigortalılığın; zorunlu, kişiye bağlı ve özellikle devredilemez bir hak olduğu ve bu nedenle bu tür davaların özel bir duyarlılık gözetilerek sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için yerel mahkemece yapılacak iş; davacı, davalıya ait gümrük komisyonculuğu işyerinde, gümrüklerde ve T.S.E.'de iş takipçiliği yapmak suretiyle hizmet akdiyle çalıştığını ileri sürdüğüne göre, davacının 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 5, 225 ve 226.maddeleri ile Gümrük Yönetmeliğinin 696 ve diğer maddelerine göre faaliyet göstermeye yetki veren belge ve vekâletnamesinin bulunup bulunmadığı, yasal zorunluluk nedeniyle Gümrük Müşavirleri Derneğine kayıtlı olup olmadığı, uyuşmazlık konusu dönem içerisinde hangi şirketlerin işini yaptığı, bu işlerin takibine ilişkin vekâletname veya ilgili kurum ve kuruluşlarda imzasını içeren belgenin mevcut olup olmadığı, gümrük ve T.S.E.'de yapılan işler yöntemince düzenlenmiş yetki belgesi olmadan yapılamayacağına göre, böyle bir belgenin düzenlenip bu kurumlara ibraz edilip edilmediği araştırılmalı, işini takip ettiği şirketlerin yetkilileri veya çalışanları tespit edilip tanık sıfatıyla beyanlarına başvurulmalı, uyuşmazlık konusu dönem içerisinde S.S.K. müfettiş incelemesi yapılıp çalışanların belirlendiği tutanağın düzenlenip düzenlenmediği, yine uyuşmazlık konusu dönemde maliye denetim tutanağının düzenlenip düzenlenmediği hususları üzerinde durularak ve bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenmeli; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Sonuç itibariyle; Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, Yerel mahkemece önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç: Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K. nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 10.02.2009 gününde, oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2010/10-23 E.N , 2010/59 K.N.
    İlgili Kavramlar
    KANUNUN AMACI, SİGORTALI SAYILANLAR VE SAYILMAYANLAR
    KURUM İŞLEMİNİN İPTALİ
    TESPİT
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “kurum işleminin iptali-tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 9. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 14.06.2007 gün ve 2006/803 E., 2007/368 K. sayılı kararın incelenmesi davalı SGK vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 13.05.2008 gün ve 2007/15875 E., 2008/6435 K. sayılı ilamı ile; (...Kurum kayıtlarında 01.01.1983 tarihinde sigortalı olarak tescil edilen davacı, 16.04.1993-25.06.1997 döneminde de sigortalı olduğunun ve 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığına hak kazandığının tespitine karar verilmesini istemiş; Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, 01.01.1983-16.04.1993 tarihleri ile 02.07.1997 ve devamı dönemlerde kuruluş kaydı bulunmakta olup; uyuşmazlık konusu dönemde kuruluş kaydı ve prim ödemesi bulunmamaktadır.
    1479 sayılı yasada; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasası’nın 79/10 maddesinde öngörüldüğü biçimde geçmiş hizmet süresinin saptanmasına ilişkin bir dava türü mevcut bulunmamasına, yasanın cevaz vermediği bir durumun; yargılama yoluyla tespitinin mümkün olmamasına, geçmişe yönelik prim ödemesinin, o döneme sigortalılık kazandırmasının mümkün bulunmamasına göre, davacının, yasal dayanaktan yoksun bulunan sigortalılık süresinin tespitine ilişkin isteğinin reddine karar verilmesi, yaşlılık aylığına ilişkin isteğinde buna göre belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi, usule ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Bağ-Kur vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN : Davalı SGK vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava; kurum işleminin iptali ile 16.04.1993 ila 25.06.1997 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olarak çalışıldığının saptanması ve 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesi, istemine ilişkindir.
    Davacı vekili; müvekkilinin, davalı kurumun sigortalısı olduğunu, 01.01.1983 tarihinde kuruma kayıt olup, sigortalılık halinin aralıksız devam ettiğini, tüm primlerini ödediğini, 30.05.2006 tarihinde tahsis talebinde bulunduğunu, 16.04.1993-25.06.1997 tarihleri arası hizmeti iptal edilerek talebinin reddedildiğini, 16.04.1993-25.06.1997 tarihleri arasında da Bağ-Kur sigortalısı olduğunun tespitine, 01.06.2006 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlanmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (Devredilen Bağ-Kur Genel Müdürlüğü) vekili; davacının, müvekkili Kuruma 23.02.1983 tarihli giriş bildirgesi ile TV Radyo Tamirciliği vergi kaydından dolayı 1479 Sayılı Yasanın 24.maddesi gereğince 01.01.1983 tarihi itibariyle tescilinin yapıldığını, 1479 Sayılı Yasanın 25.maddesi gereği 16.04.1993 tarihinde terkin yapıldığını, meslek kuruluşundaki kaydını 16.04.1993 tarihinde terk ettiğinin 02.10.1997 tarihli inceleme tutanağı ile tespit edildiğini, 25.09.1997 ve 22.01.2003 tarihlerinde ibraz ettiği belgelere istinaden 02.07.1997 tarihinde sigortalılığının yeniden başlatıldığını, davacının 16.04.1993 ila 02.07.1997 tarihleri arasında bir mesleki faaliyetinin olmadığı tespit edildiğinden, 1479 Sayılı Yasa gereğince hizmet verilemediğini, bu süreler içinde herhangi bir prim ödemesi de yapılmadığını, tahsis talebinde bulunduğunu tarih itibariyle askerlik borçlanması dahil toplam 20 yıl 10 ay 14 gün hizmeti bulunduğundan talebinin reddedildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
    Yerel mahkemece; davacının 1479 Sayılı Yasa hükümlerine göre 16.04.1993 ila 02.07.1997 tarihleri arası için sigortalılığını gerektirecek kaydının bulunmadığı, ancak, davacı sigortalının 16.04.1993 ila 02.07.1997 dönemine ait prim borcunu, 19.09.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde ödediğini, davalı Kurumun bu ödemeleri itirazsız olarak kabul edip nemalandırdıktan sonra primleri tahsil edilen sigortalılık süresinin tahsis işlemleri sırasında iptalinin, evrensel nitelikte olan ve Medeni Kanunun 2. maddesinde anlamını bulan iyi niyet kurallarına aykırı bulunduğunu gerekçe göstererek davacının talebinin kabulüne karar verilmiştir.
    Özel dairece; yukarıda açıklanan gerekçelerle karar bozulmuş; mahkemece, önceki hükümde direnilmiştir.
    Davacının, uyuşmazlık konusu dönemde, prim ödemesinde bulunmadığı, bu döneme ait borcunu 19.9.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde toplu olarak ödediği ve tahsis talebinde bulunduğu 30.5.2006 tarihinde, prim borcunun olmadığı, hususlarında taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır.
    Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, ihtilaf konusu dönemde sigortalılık şartlarını taşıyıp taşımadığı; sigortalılık şartlarını taşımadığının kabul edilmesi halinde, bu dönemin priminin ödenmiş olması hali dikkate alınarak primi ödenen sürelerin sigortalı olarak değerlendirilip, değerlendirilmeyeceği noktalarında toplanmaktadır.
    Somut olayın özelliklerine girmeden önce, konuya ilişkin genel düzenlemelere değinmenin faydalı olacağı düşünülmüştür;
    01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Yasa’nın 24. ve 25. maddelerinde “…kendi adına ve hesabına çalışanlar olarak nitelendirilen bağımsız çalışanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına yazılı olan gerçek kişiler...”; “meslek kuruluşuna yazılarak çalışmaya başladıkları tarihten itibaren” zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılmışken, anılan maddelerde 19.4.1979 gün ve 2229 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik ile meslek kuruluş kaydı zorunluluğu kaldırılarak, “kendi adına ve hesabına” çalışma koşulu ve belirtilen nitelikte çalışmaya başlama tarihi sigortalılık niteliğini kazanmak için yeterli kabul edilmiştir.
    20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemede, kendi adına ve hesabına çalışma koşuluna ek olarak “...gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar” için mükellefiyetin başlangıç tarihinden, “kendi adına ve hesabına bağımsız olarak çalışmakla beraber gelir vergisinden muaf olanlardan kanunla kurulu meslek kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar” kayıt oldukları tarihten itibaren sigortalı sayılmaktadırlar.
    Ne var ki; 1479 Sayılı Yasaya 2654 Sayılı Yasa ile eklenen Ek Geçici 13. madde ile, “...sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği (20.4.1982) tarihinde” başlayacaktır hükmü getirilmiştir.
    22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren 3165 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikte ise, bu kez; “gerçek ve götürü usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, Esnaf ve Sanatkarlar Siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıtlı bulunanlar” dan, gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyetin başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlar ile vergi kaydı bulunmayanlar da Esnaf ve Sanatkarlar Siciline veya kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıt oldukları tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı sayılmışlardır.
    619 Sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile getirilen düzenlemelerin, anılan KHK’nin Anayasa Mahkemesi’nce iptalinden sonra 4956 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikle bu kez; gerçek ve basit usulde gelir vergisi mükellefi olanlar, mükellefiyet tarihinden, gelir vergisinden muaf olanlardan Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşuna usulüne uygun kayıt olanlar ise, talep tarihinden itibaren zorunlu sigortalı olarak Yasa kapsamına alınmışlardır.
    Gerçekten, 01.04.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre; bir kimsenin, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olması için, meslek kuruluş kaydı ile birlikte, kendi adına ve hesabına bağımsız çalışması gerekmektedir.
    Öte yandan; 20.04.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 Sayılı Yasa’nın 6.maddesi ile değişik 1479 Sayılı Yasa’nın 24.maddesinde, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı olmak için, ticari kazanç veya serbest meslek kazancı dolayısıyla gerçek veya götürü usulde gelir vergisi mükellefi olması, gelir vergisinden muaf olanlarında meslek kuruluşuna kayıtlı olması hükmü yer almaktadır.
    Görüldüğü üzere; 20.04.1982 tarihinde yapılan değişiklikle; değişiklikten, önceki mevzuatın öngördüğü koşullara sahip olan sigortalıların, sigortalılıklarına son vermemekte; değişikliğin yürürlüğe girdiği, 20.04.1982 tarihinde, Bağ-Kur’a yeni kayıt ve tescil edilecekler için yeni, düzenlemeler öngörmektedir. Tersinin kabulü, kazanılmış hakları ortadan kaldırmak olur ki, bu durumun kabulüne, yasaca ve hukukça olanak olmadığı ortadır. Kaldı ki, 2654 Sayılı Yasa’nın 6. Maddesi ile 1479 Sayılı Yasa’nın 24. Maddesinde yapılan değişiklikte, vergi mükellefi olmayan vergiden muaf olanlardan, kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olanlarında, zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılacağı açıktır.
    Somut olaya gelince;
    Davacının, vergi kaydına istinaden 01.01.1983 tarihinde TV ve radyo tamircisi olarak, birinci basamaktan kaydının yapıldığı, Midyat Vergi Dairesi’ne bağlı olarak 01.06.1980 ila 05.04.1982 tarihleri ile 01.01.1983 ila 14.04.1993 tarihleri arasında ve 02.07.1997 tarihinden itibaren kesintisiz devam eden vergi mükellefiyetinin bulunduğu sigorta sicil dosyasından anlaşılmaktadır.
    Davacı ile ilgili olarak, M...... Esnaf ve Sanatkarlar Odası tarafından düzenlenen belgelerde çelişki görülmesi üzerine, Kurum tarafından meslek kuruluşunun defter ve belgeleri üzerinde inceleme yapıldığı ve inceleme sonucu düzenlenen 02.10.1997 tanzim tarihli tutanağın düşünceler kısmında; davacının 14.03.1990 tarihinde kaydının yapıldığı, 14.04.1993 tarihinde istifa ettiği ancak yönetim kurulu kararına rastlanılmadığından üyeliğinin devam ettiği kanaatine varılmıştır.
    Böylece; Kurum tarafından sigortalılığı iptal edilen dönemde, davacı; davalı Kurum tarafından sigortalı olarak kabul edilmiştir. Davacı, 16.05.1997 tarihinde yürürlüğe giren 4247 Sayılı Yasa’nın 3. Maddesi gereğince süresi içerisinde olduğu halde Kuruma af kanunundan yararlanmak isteği ile başvurarak ödemede bulunması gerekirken; sigortalı olduğu inancında olduğundan, bunu yapmamış ancak ihtilaf konusu dönemde dahil olmak üzere geçmişe dönük tüm borçlarını 19.09.1997 ve 09.10.1997 tarihlerinde ödemiştir.
    Her ne kadar; 1479 Sayılı Yasa’da geçmiş Bağ-Kur hizmetlerinin tesbitine olanak tanıyan bir düzenleme bulunmamakta ise de; dava konusu olayda olduğu gibi, uyuşmazlık konusu dönemin önce kabul edilip sonra iptal edilmesi karşısında Bağ-Kur hizmetinin tespiti değil, kurum işleminin iptalinin amaçlandığının kabulü gerekir.
    Hal böyle olunca; uyuşmazlık konusu döneme ilişkin primler Kurumca tahsil edilip uzun süre kullanılmış ise bu halde davalı Kurum’un yapmış olduğu iptal işleminde iyiniyetli olduğu kabul edilemez. Daha açık ifadeyle; davacıyı kendi hatalı işlemi nedeniyle yıllarca sigortalı sayan Kurum’un, davacıya sigortalı olduğu inancını verdikten sonra yaptığı yanlışlığın farkına vararak sigortalılık süresini indirmesi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenmiş olan “herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda bulunduğu” ilkesine aykırı bulunduğu belirgindir.
    Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.10.1997 gün ve 1997/10-578-758, 03.12.2008 gün ve 2008/1-732-736, 23.05.2001 gün ve 2001/21-420-430, 11.11.2009 gün ve 2009/10-412-510 sayılı kararlarında da aynı prensipler benimsenmiştir.
    Tüm bu açıklamalar ışığında; davacının 16.04.1993 ila 25.6.1997 tarihleri arasında zorunlu Bağ-Kur sigortalısı sayılması gerektiği söz götürmez. Direnme kararı bu nedenle usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.
    Ne var ki; davacının yaşlılık aylığına prim ödeme gün sayısı yönünden hak kazanıp kazanmadığı bakımından Özel Dairece inceleme yapılmamış olduğundan bu yönde inceleme yapılmak üzere dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.
    SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davaya konu edilen dönemde sigortalılığın tespitine ilişkin, DİRENME UYGUN OLUP; davalı SGK vekilinin yaşlılık aylığının bağlanmasına ilişkin karara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için DOSYANIN 10.HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 03.02.2010 gününde, oybirliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2009/10-269 E.N , 2009/262 K.N.
    Özet
    TARAFLAR ARASINDAKİ "TESPİT " DAVASINDAN DOLAYI YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; S….. 2. İŞ MAHKEMESİNCE DAVANIN KABULÜNE DAİR VERİLEN 08.02.2007 GÜN VE 2005/1062 E. 2007/82 K. SAYILI KARARIN İNCELENMESİ DAVALI VEKİLİ TARAFINDAN İSTENİLMESİ ÜZERİNE, YARGITAY 10.HUKUK DAİRESİNİN 28.04.2008 GÜN VE 2007/8235-2008/4749 SAYILI İLAMI İLE BOZULARAK DOSYA YERİNE GERİ ÇEVRİLMEKLE YENİDEN YAPILAN YARGILAMA SONUNDA; MAHKEMECE ÖNCEKİ KARARDA DİRENİLMİŞTİR.
    İçtihat Metni
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Yerel Mahkemenin 05.02.2009 günlü direnme kararını temyiz eden davalı vekili Erdal İhtiyar'ın vekaletnamesi dosya arasında bulunmamaktadır.
    Bu eksikliğin giderilmesinden sonra Yargıtay'a gönderilmek üzere mahkemesine geri çevrilmesi gerekir.
    SONUÇ : Yukarıda yazılı noksanlığın tamamlanması için dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE, 17.06.2009 gününde oybirliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2009/10420 E.N , 2009/19861 K.N.
    İlgili Kavramlar
    PRİMLERİN ÖDENMESİ
    SİGORTALI SAYILANLAR
    İçtihat Metni
    Davacı, davalı işverene ait işyerinde aralıksız olarak çalışmasına rağmen çalışmalarının Kuruma eksik bildirildiğini, bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Hatice Kamışlık tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davanın 5510 sayılı Kanunun 4/I-a bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, geçiş hükümlerini içeren aynı Kanunun Geçici 7. maddesi hükmü gözetildiğinde, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Anılan Yasanın 6. maddesinde ifade edildiği üzere "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak her türden kanıtın toplanabileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
    Mahkemece; davacının imzasını taşıyan puantaj kayıtları, ücret ödeme bordroları ve kısmi süreli iş sözleşmeleri uyarınca bildirilen günlerde çalıştığı kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile, Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olur ise de, işbu yazılı belgelerin aksinin eşdeğer delillerle kanıtlanması mümkündür.
    Davalı işverenin dava dışı Marsa Kraft Foods Sabancı Gıda San. A.Ş'nin taşıma işlerini yapmakta olduğu, işçilerini sadece bu iş için çalıştırdığı ve davacının kamyon şoförü olarak taşıma işinde çalıştığı dikkate alınarak, davalı işverene ait araçların kayıtları, davacının kullandığı araçlarla ilgili olarak dava konusu dönemde düzenlenmiş takograf ve trafik ceza kayıtları, faturalar ve irsaliyeler,araçların giriş-çıkış kayıtları gibi davacıyla ilgili belgeler ve kayıtlar, davalı şirket ile, dava dışı M… K… F… S… Gıda San. A.Ş.'den araştırılarak, bu kayıtlar üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle sigortalının imzasını içeren ve aidiyeti konsunuda uyuşmazlık bulunmayan puantaj kayıtları ile ücret ödeme bordrolarında belirtilen çalışma süreleri dışında başkaca çalışmasının bulunup bulunmadığı hususu tespit edilerek, uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki ilkeler gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istem halinde davacıya iadesine, 29.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2009/10-41 E.N , 2009/93 K.N.
    İlgili Kavramlar
    TEFTİŞTE YETKİLİ MAKAMLAR
    PRİM BELGELERİ
    HİZMET TESPİTİ
    ÇALIŞMA HAYATININ DENETİMİ VE TEFTİŞİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Osmaneli Asliye Hukuk Mahkemesince (İş Mahkemesi Sıfatıyla) davanın reddine dair verilen 21.12.2005 gün ve 2003/132-2005/151 sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 16.10.2006 gün ve 2006/9382-13034 sayılı ilamı ile;
    (…Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektiricı sebeplere göre, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    Davacı 01.01.1998 tarihinden beri davalı işverene ait işyerinde çalıştığının tespitini istemiş, mahkemece, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmiştir.
    1-506 Sayılı Kanunun 130. maddesi hükmüne göre Kurum müfettişi tarafından usulünce düzenlenmiş tutanaklar, aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanıncaya kadar geçerli belgelerdendir. Anılan maddede 25.08.1999 tarih ve 4447 Sayılı Kanunla yapılan değişiklikle de "sigorta müfettişlerinin bu kanunun uygulanması bakımından İş Kanununda belirtilen teftiş, kontrol ve denetleme yetkisini haiz bulundukları" öngörülerek bu yönde 4857 sayılı İş Kanununun 92/son maddesine yollamada bulunulmakla, geçerli biçimde düzenlenen tutanak aksinin eşdeğerde delillerle ispatlanması gereğine ilişkin ilke aynen muhafaza edilmiş olup, eldeki davada, aksi eş değerde delille ispatlanamayan Kurum müfettişinin 24.03.2003 tarihli usulünce düzenlenmiş Yerel Denetim tutanağı esas alınarak, davalı işverene ait işyerinde 01.01.2002-24.03.2003 tarihleri arasında davacının hizmet akdi ile çalıştığının tespitine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    2-24.03.2003 tarihinden 18.0.8.2003 dava tarihine kadar olan çalışmanın tespiti istemine gelince;
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    Bu durumda yapılacak iş; anılan döneme ilişkin olarak -varsa-işveren nezdindeki belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince araştırılmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı; yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı böylece bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    3-Kabule göre; Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 3/2. maddesi gereğince; davanın reddi sebebi ortak olan davalılar lehine tek vekalet ücreti yerine, ayrı ayrı vekalet ücretine karar verilmesi isabetsizdir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 25.02.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2009/10-23 E.N , 2009/73 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 6.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 14.02.2007 gün ve 2005/456 E-2007/57 K. sayılı kararın incelenmesinin davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 28.04.2008 gün ve 2007/8481-2008/4810 sayılı ilamı ile;
    (“…Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanunî gerektirici sebeplere ve özellikle, gerek, eldeki davada, gerek eldeki dava ile ilgili İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 2003/343 Esas sayılı dosyasında açılan davada dinlenen, dava konusu dönemde davalı işverene ait işyerinde bordrolu olarak çalıştığı anlaşılan tanıklar; H.... K....... ve E.... Ö...... ile, dava konusu dönemde davalı işverenle iş ilişkileri olduğu anlaşılan H...... K..., Ş...... D....... ve M..... A......'ın, somut olaylara dayalı beyanları gözetildiğinde, 02.05.1999 - 01.06.1999 tarihleri arasında primi ödenmiş 11 gün sürede eylemli olarak davalı işverene ait işyerinde davacının çalıştığının belirgin olması karşısında, davanın kabulü kararı verilmesi gerekirken, içeriği ile sonuç kısmı tutarsız olan Kurum müfettişi raporu dayanak alınarak ve tanık anlatımlarına farklı anlamlar yükleyerek yanılgılı değerlendirme sonucu davanın reddi kararı verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir…”) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN : Davacı vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 11.02.2009 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2008/21-779 E.N , 2008/760 K.N.
    İlgili Kavramlar
    SİGORTA PRİMLERİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “iptal ve tespit“ davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; K... 2. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 01.06.2007 gün ve 2006/998 E. 2007/369 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, 21. Yargıtay Hukuk Dairesinin 28.04.2008 gün ve 2007/13759 E. 2008/6643 sayılı ilamı ile, (...Davacı, işveren Ferhat Bozdemir'e ait işyerinde 17.11.1981-30.11.1981 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kurum'a kayıt ve tescil edilmeyen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hizmet tesbiti davaları sonuçta, tesbiti istenilen süreye ilişkin sigorta primlerinin tahsili istemini de içerdiğine göre, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 80. maddesinin açık hükmü de dikkate alındığında, bu yolda yapılacak işlemin sonradan işverenin hak alanını da ilgilendireceği açıktır. Bu durumda, bu tür davalarda işverenin de taraf bulunması doğal ve hatta zorunludur. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. Nitekim, Hukuk Genel Kurulu'nun 04.10.2000 gün ve E. 2000/21-1241, K.2000/1236 sayılı kararı da aynı esasları içermektedir.
    Somut olayda, çalışıldığı iddia olunan işyerinin 28065.41 sicil no ile dava dışı olan F.. B..'e ait olduğu tartışmasızdır. Bu durumda, adı geçen işveren'e husumet yöneltilmesinin gerektiği açıktır. Oysa, temyize konu davada, işveren'e husumet yöneltilmemiştir.
    Hal böyle olunca, davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri sahibinin usulüne uygun yöntemince davaya dahil ettirilmesi için davacıya süre verilmesine, davaya dahil edilen işverenin davaya karşı diyecekleri ve delilleri sorulup varsa delilleri toplanılmak ve bu konuda yeterli ve gerekli araştırma yapılarak, uyuşmazlık hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayarak sağlıklı bir biçimde çözümlenip, tüm deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmek gerekirken, mahkemece, belirtilen eksiklik giderilmeden yargılamanın yalnızca davalı Kurumun huzuruyla sürdürülüp sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre,Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken,önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA,istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 24.12.2008 gününde oyçokluğu karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2008/10-735 E.N , 2008/744 K.N.
    İlgili Kavramlar
    SİGORTALILIĞIN BAŞLANGICI
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki “Hizmet tespiti” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kadıköy 1. İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 21.03.2007 gün ve 2005/261-2007/214 sayılı kararın incelenmesi davalı SGK (Devredilen SSK) vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 13.12.2007 gün ve 2007/12406-21035 sayılı ilamı ile; (...Dava, 11.06.1996-01.01.1998 tarihleri arasında kesintisiz ve 2001/1. dönemde 27 gün süreyle davalı işveren şirkete ait iş yerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkindir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79. maddesinin onuncu fıkrası olup; davacı vekilinin hazır bulunduğu 18.10.2006 tarihli duruşmada yargılamanın 21.03.2007 gününe ertelendiği, anılan günde; davacının, davacı vekilinin, davalı işveren vekilinin katılmadığı son oturumda davalı Kurum vekilinin davayı takip etmediklerini belirtmesine karşın, mahkemece, yargılamaya devam edilerek uyuşmazlığın esasına ilişkin hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.
    506 sayılı Kanunun "Sigortalılığın başlangıcı ve mecburi oluşu" başlığını taşıyan 6 ncı maddesinde, çalıştırılanların işe alınmalarıyla kendiliğinden "sigortalı" olacakları, sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümlerinin sigortalının işe alındığı tarihten başlayacağı, bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamayacağı ve vazgeçilemeyeceği yönünde düzenleme yapılmış olmakla; buna göre sigortalı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilemez ve kaçınılamaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü meydana getirmektedir. Kişilerin ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, kanun gereği kendiliğinden oluşan statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91 inci maddesi kapsamında feragat olanaksızdır ve ilgili tarafından açılan sigortalılığın ve sigortalı hizmetlerin tespitine ilişkin davadan vazgeçilemez. Ancak, anılan Kanununun 185 inci maddesinde düzenlenen hak kullanılabilir ve ileride yeniden dava açabilme hakkı saklı tutularak, davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçilebilir veya 409 uncu madde hükmünde öngörülen olanak ve haktan yararlanılarak dava takip edilmeyip yenileninceye kadar dosyanın işlemden kaldırılması ve giderek davanın açılmamış sayılması sonucu elde edilebilir. Bu nedenle; davacı/davacı vekili tarafından sözü edilen 91 inci madde hükmüne göre davadan feragat edilmesi durumunda, davadan vazgeçilemeyeceği davacı/davacı vekiline bildirilmeli, feragat beyanının Kanunun 185 veya 409. maddelerinde düzenlenen haklardan birinin kullanımı niteliğinde olup olmadığı kendisine sorulmak suretiyle belirlenmeli, beyanın anılan anlamlarda kullanıldığı saptandığı takdirde duruma göre belirtilen maddelerde öngörülen prosedür işletilmeli, aksi durumda ise, işin esasına girilip resen tüm kanıtlar toplandıktan sonra elde edilecek sonuca göre dava konusu istem hakkında karar verilmelidir.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirmeye göre, inceleme konusu işbu davada da mahkemece, son oturuma katılan davalı Kurum vekilinin yönelttiği irade beyanı dikkate alınarak Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 409 uncu maddesinde öngörülen prosedür işletilmeli, dava yenileninceye kadar dosya işlemden kaldırılmalı, sonrasında ise işlemden kaldırma tarihinden itibaren üç ay içinde yenilenmediği takdirde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmelidir.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, sosyal güvenlik hakkı anayasa ile koruma altına alındığından davanın takipsiz bırakılarak düşürülemeyeceği yönündeki hatalı yorum ve gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir o halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDENLER:1-Davacı vekili
    2-Davalı SGK (Devredilen SSK) vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    I-Yerel Mahkemenin aynı yöndeki önceki kararını temyiz etmemiş olan davacı vekilinin direnme kararını temyiz etmekte hukuki yararı bulunmadığından, temyiz dilekçesinin reddi gerekir.
    II-Davalı SGK (Devredilen SSK) vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesinin emredici nitelikte bir hüküm olmasına, kanunlarda açıkça yazmadıkça (3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 29. maddesi ve 2004 sayılı İcra İflas Kanunu’nun 18. maddesi gibi) aksine uygulama yapılarak yargılamaya devam edilmesi yasal olarak olanaklı bulunmamasına ve bu hususun Hukuk Genel Kurulu’nun 05.03.2008 gün ve 2008/21-215 E. 222 K. sayılı ve 1.02.2004 gün ve 2004/21-54 E. 54 K. sayılı kararlarında da benimsenmiş bulunmasına göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç :1-(I) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, Yerel Mahkemenin direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmadığından temyiz dilekçesinin REDDİNE, istek halinde peşin harcın iadesine,
    2-(II) numaralı bentte açıklanan nedenlerle; davalılardan SGK (Devredilen SSK) vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 17.12.2008 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    --------------------------------------------------


    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2006/10-629 E.N , 2006/669 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ödemiş Asliye 1. Hukuk (İş) Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 16.5.2005 gün ve 2001/482-2005/254 sayılı kararın incelenmesi taraf vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 23.10.2006 gün ve 2005/10582-2006/78 sayılı ilamı ile,
    (....Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılar Sosyal Sigortalar Kurumu ve SNS Elektronik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin tüm, davacı M….. V…..'ın, sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    1-Davacı, 01.12.1983-21.01.2001 tarihleri arasında davalı şirkete ait işyerinde sigortalı olarak çalıştığının tespitini talep etmiş, mahkemece, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile; 01.12.1983-25.04.1988 tarihleri arasındaki çalışmanın çıraklık niteliğinde olduğu ve sigortalı çalışma olarak nazara alınamayacağı, 26.04.1988-15.09.1994 tarihleri arasındaki çalışmanın hak düşürücü süre nedeniyle; bu dönemlere ilişkin istemin reddine, 15.09.1994-31.01.2000 tarihleri arasında ise; Kuruma bildirilmeyen 104 gün çalışma olduğunun tespitine karar verilmiştir.
    2-Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    3-Davacının işyerine 01.12.1983 tarihinde girdiği, 30.09.1988 tarihinde işyerinden ayrıldığı, 15.03.1989 tarihinde girip, 30.04.1989 tarihinde ayrıldığı, 14.07.1989 tarihinde girip 30.08.1989 tarihinde ayrıldığı, 01.11.1991 tarihinde girdiği, 01.09.1994 tarihinde ayrıldığı, son olarak 15.09.1994 tarihinde girdiği, 31.01.2000 tarihinde ayrıldığı, 02.10.1989-31.10.1991 tarihleri arasında Serpil Kırlı'ya ait inşaat işyerinde çalıştığı, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durum, davacının 01.12.1983-31.01.2000 devresinde kesintili çalıştığının karinesidir.
    Davacının çalıştığı dönemlerde, ücret ödemelerini ve sigorta primi kesintilerini gösterir bir kısmı imzasız, bir kısmı imzalı olan hizmet erbabı ücret ödeme bordrolarını, işveren ibraz etmiştir.
    4-Dosyadaki bilgi ve belgeler ile tanık anlatımlarına göre, İstemin niteliği itibariyle, davacı ile işveren arasında çıraklık sözleşmesinin mevcut olduğunun iddia ve ispat edilmemiş olmasına, davacının, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara katıldığının, böylece işverene bağımlı olarak emeğiyle işyeri faaliyetlerine ve işverene maddi biçimde katkıda bulunduğu, o nedenle de hizmet ilişkisine bağlı olarak sigorta primi kesintisi de yapılmak suretiyle ücret aldığının belirgin olması karşısında; 01.12.1983 tarihinden davacının 18 yaşını ikmal ettiği 29.04.1988 tarihine kadar hizmet akdine dayalı çalışmanın mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
    Öte yandan 506 Sayılı Kanunun 60/G maddesi; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları uygulanmasında 18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık sürelerinin 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edileceği, ancak bu tarihten önceki sürelerin ise prim ödeme gün sayısına dahil edileceği hükmü gözetildiğinde, aynı Kanunun Geçici 54.maddesi kapsamında 01.04.1981 tarihinden önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tescili bulunmayan ve 29.04.1970 doğumlu olan davacı sigortalının, hizmet tespiti davasına konu 18 yaşını ikmal ettiği tarihten önceye ilişkin çalışma sürelerinin prim ödeme gün sayısı olarak değerlendirilmesi gereğinin göz ardı edilerek bu döneme ilişkin çıraklık ilişkisi olduğundan bahisle, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
    5-506 Sayılı Kanunun 79. maddesinde yer alan hak düşürücü süre "yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar" için geçerli olup, 15.03.1989, 14.07.1989, 01.11.1991 tarihinde işe girişi gösteren, işe giriş bildirgelerinin varlığı karşısında, artık işe giriş bildirgesi verilen dönemlerden sonrasına ilişkin çalışmalar açısından hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği cihetle, davacının 18 yaşını ikmal ettiği tarih ile, en son işe giriş tarihi 15.09.1994 tarihi arasındaki dönemde geçen çalışmaların hak düşürücü süreye uğradığından bahisle, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
    6-Bu durumda, mahkemece yapılacak iş; davacının işe girdiği tarihler ile işten ayrıldığı tarihler arasındaki Hizmet Erbabı Ücret Bordrolarındaki davacının imzasını taşıyan aylarda mevcut çalışma günü aynen, imza olmayan aylarda ise 30 çalışma günü çalışılmış olduğu dikkate alınarak, 01.12.1983-29.04.1988 tarihleri arasında, prim ödeme günü olarak gözetilmesi gereken 1505 gün, 30.04.1988-30.09.1988 tarihleri arasında 150 gün, 01.11.1991-01.09.1994 tarihleri arasında 105 gün, 15.09.1994-31.01.2000 tarihleri arasında 58 gün, davacının Kuruma bildirilmeyen çalışması olduğunun tespitine karar vermektir.
    Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN: Davacı vekili
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Davacı vekili; müvekkilinin 01.12.1983-21.01.2001 tarihleri arasında davalı Şirkete ait işyerinde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
    Davalı Şirket vekili, davacının müvekkiline ait işyerinde sürekli çalışmadığını, 18 yaşından küçük olduğu 29.4.1988 tarihinden önceki çalışmalarının sigortalılık süresinde hesaba katılamayacağını ve tespit davalarının beş yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılması gerektiğini savunmuş; davalı Sosyal sigortalar Kurumu Başkanlığı vekili ise, beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini cevaben bildirmiştir.
    Mahkemenin, "davacının 01.12.1983-25.04.1988 tarihleri arasında çırak sigortalı niteliğinde çalıştığı ve 18 yaşın ikmalinden önceki çalışmanın sigortalı çalışma olarak nazara alınmayacağı, 18 yaşın ikmalinden sonra 26.04.1988-15.09.1994 tarihleri arasındaki çalışmalarının ise hak düşürücü süreye uğradığı" gerekçesiyle "bu dönemlere ilişkin talebin reddine, 15.09.1994-31.01.2000 tarihleri arası Kuruma bildirilmeyen 104 gün çalışma olduğunun tespitine" dair verdiği karar Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece "İzmir Valiliği Ödemiş Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nün cevabi yazısından davacının 4.11.1985-25.4.1988 tarihleri arasında çırak sigortalı niteliğinde kaydı bulunduğunun bildirildiği anlaşıldığından 18 yaşın ikmalinden önceki dönemin sigortalılık başlangıcı olarak değerlendirilemeyeceği; davacının en son işe girdiği 15.9.1994 tarihinden önce aynı iş yerinde muhtelif tarihlerde işe giriş ve ayrılışları olduğu anlaşıldığından, 18 yaşın ikmalinden sonra 15.9.1994 tarihine kadar olan dönem çalışmalarının hak düşürücü süreye uğradığı" gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
    Dosyadaki bilgi ve belgelerden, 29.04.1970 doğumlu olan davacının davalı işyerine 01.12.1983 tarihinde girdiği ve 30.09.1988 tarihinde ayrıldığı, 15.03.1989 tarihinde yeniden girip, 30.04.1989 tarihinde ayrıldığı; bundan sonra 17.07.1989 tarihinde girip 30.08.1989 tarihinde ayrıldığı, ardından 01.11.1991 tarihinde girip 01.09.1994 tarihinde ayrıldığı ve son olarak da 15.09.1994 tarihinde işyerine girip, 31.01.2000 tarihinde ayrıldığı anlaşılmaktadır.
    Uyuşmazlık, davacının 18 yaşını ikmal ettiği 29.04.1988 tarihi ile en son işe giriş tarihi olan 15.09.1994 tarihi arasındaki çalışmalarının hak düşürücü süreye uğrayıp uğramadığı; 18 yaşından önceki döneme ilişkin çıraklık ilişkisi bulunup bulunmadığı noktalarında toplanmaktadır.
    1) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesinde "Yönetmelikle tespit edilen
    belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır" hükmü öngörülmüştür.
    Bu açık hüküm karşında, yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesinin) verilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden söz edilemeyeceği açıktır. Eş söyleyişle, yönetmelikle tespit edilen belgeler kapsamında işe giriş bildirgesinin verilmesi durumunda, bildirgede öngörülen işe başlama tarihinden sonrası için hak düşürücü süreden bahsedilemez.
    Somut olayda; davacı ile ilgili olarak 15.03.1989, 17.07.1989 ve 01.11.1991 tarihli işe giriş bildirgelerinin verildiği dosya kapsamından anlaşıldığından, davacının 18 yaşını ikmal ettiği 29.04.1988 tarihi ile 15.09.1994 en son işe giriş tarihi arasındaki dönemde geçen çalışmaları için hak düşürücü sürenin geçmediği kuşku ve duraksamadan uzaktır.
    Hal böyle olunca; Yerel Mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen ve davacının 18 yaşını ikmal ettiği 29.04.1988 tarihi ile en son işe girdiği 15.09.2004 tarihi arasındaki dönemde geçen çalışmaları için hak düşürücü süreden söz edilemeyeceğine işaret eden Özel Daire bozma gerekçesine uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    2) 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 3/II (B) maddesine göre, özel Kanunda nitelikleri belirtilen çırakların, çıraklık devresi sayılan süre içerisinde malulluk, yaşlılık, ölüm sigortaları hükümlerine tabi olmayacakları ve bu hükmün sonucu, belirtilen sürelerin sözü edilen Kanunun 108. maddesinde de gösterilen sigortalılık başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.
    Gerçekten çıraklık ilişkisinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyeceği açıktır.
    Dava konusu olayda, İzmir Valiliği Ödemiş Mesleki Eğitim Merkezi Müdürlüğü'nce, davacının merkeze 04.11.1985 tarihinde kaydı yapılıp, 25.04.1988 tarihinde merkezle ilişiğinin kesildiğini bildirilmiş ise de; Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme, davacının 01.12.1983-25.04.1988 tarihleri arasında çırak sigortalı niteliğinde çalıştığının kabulü için yeterli değildir.
    O halde Yerel Mahkemece, taraflar arasında çıraklık sözleşmesi bulunup bulunmadığı ve sigorta primlerinin kim tarafından ödendiği araştırılarak, işyeri çalışma düzeni, çalıştırılan kişinin yaşı, aldığı ücret ve mesleği öğrenme gibi unsurlar da dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile çıraklık ilişkisi olduğundan bahisle direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
    Direnme kararı, bu yöne ilişkin Özel Daire bozma gerekçesi değiştirilmek suretiyle bozulmalıdır.
    SONUÇ: Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 18.10.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2004/21-529 E.N , 2004/527 K.N.
    İlgili Kavramlar
    İŞ KAZASI
    TESPİT DAVASI
    Özet
    SİGORTALININ, İŞ YERİNDE ÇALIŞMAKLA İKEN KALP KRİZİ GEÇİREREK ÖLÜMÜ, 506 SAYDI YASANIN 11. MADDESİNDE GÖSTERİLEN "SİGORTALININ İŞYERİNDE BULUNDUĞU SIRADA MEYDANA GELME" HALİNE UYGUN BİR OLAY OLDUĞU GİBİ; AYNI MADDEDE DÜZENLENEN "İŞVEREN TARAFINDAN YÜRÜTÜLMEKTE OLAN İS DOLAYISIYLA MEYDANA GELME" KOLİNE DE UYGUN OLUP; İS KAZASI SAYILMASI GEREKİR.
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Ankara Altıncı İş Mahkemesi)nce davanın reddine dair verilen 19.11.2003 gün ve 2001/515-2003/1112 sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı SSK vekilleri taralından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 12.4.2004 gün ve 2004/501-3531 sayılı ilamı ite; {...1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurumun tüm, temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Dava, zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası sayılması gerektiğinin tesbiti istemine ilişkin olup, olayın işyerinde oluştuğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık davacı murisinin kalp krizi sonucu ölümünün iş kazası sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Bu yönüyle davanın yasa! dayanağı 506 sayılı Yasanın 11-A maddesidir. Anılan maddeye göre, iş kazası, sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır. Başka bir anlatımla yukarıda sözü geçen Yasanın 11 -A-a ve b maddelerine göre, zararlandırıcı sigorta olayının sigortalının işyerinde bulunduğu ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla işverenin emrinde meydana gelmesi halinde, iş kazası sayılmasında yasal zorunluluk olduğu açıktır. Dava konusu olay davacının elektrikçi olarak görevini yürüttüğü ve işyerinde bulunduğu sırada meydana gelmiştir. Davacı işyerine ait lokalde elektik arızasını gidermek için görevli olarak bulunduğu sırada kalp krizi neticesi ölmüştür. Bu durumda meydana gelen olayın iş kazası sayılmasında yasal zorunluluk olduğu açık iken, mahkemece; Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden alınan rapor gerekçe gösterilmek suretiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz ifrazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    Temyiz Eden: Davacı vekili ve davalı SSK vekili.
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    1.Davalı SSK vekilinin ilk karara yönelik temyiz itirazları Özel Dairece değerlendirilip, temyiz istemi reddedildiğinden direnme kararını temyizde hukuki yaran yoktur. Bu nedenle temyiz dilekçesi reddedilmelidir.
    2.Davacı vekilinin temyizine gelince;
    Dava, zararlandırıcı sigorta olayının iş kazası olarak kabulü gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.
    Sigortalı işçi Yusuf, 2.10.2000 günü işyerindeki işçi lokalinin elektrik arızalarının giderilmesi çalışması sırasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiş; Kurumca bu olay iş kazası olarak kabul edilmediğinden, ölenin hak sahibi davacı tarafından eldeki dava açılmıştır.
    Davalı SSK ve işveren vekilleri davanın reddini savunmuşlardır.
    Mahkemece; doktorlardan oluşan bilirkişi kurulundan atanan rapora dayanılarak olay iş kazası olarak kabul edilmemiş; dava reddedilmiştir. Davacı ve davalı SSK vekillerinin temyizi üzerine Özel Daire SSK vekilinin temyiz istemlerinin reddine, davacı vekilinin temyiz istemlerinin ise kabul edilerek olayın iş kazası sayılması gerektiğini ifadeyle hükmün bozulmasına karar vermiştir.
    Mahkemenin önceki kararda direnmeye Miskin hükmü davacı ve davalı SSK vekillerince temyiz edilmiştir.
    Ölenin sigortalı işçi olduğu ve zararlandırıcı sigorta olayının işyerinde ve işverence verilen işin yapılması sırasında gerçekleştiği konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
    Direnme yoluyla Hukuk Gene) Kurulu önüne gelen uyuşmazlık işyerinde çalışma sırasında meydana gelen kalp krizi sonucu ölümün iş kazası alarak kabulünün olanaklı olup olmadığı noktasında toplamaktadır.
    Çekişmenin çözümlenmesi için, öncelikle, hangi olayın iş kazası olduğunun saptanmasında başvurulacak yasal dayanakların ve uygulanacak ilkelerin ortaya konulmasında yarar vardır.
    Hemen ifade edilmelidir ki, "iş kazası" yasada tanımlanmamış; ancak bir kazanın hangi "hal ve durumlarda" iş kazası sayılacağı "yer ve zaman" koşullarıyla sınırlanarak belirtilmiştir.
    Konuya ilişkin yasal düzenleme, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun "iş Kazası ve Meslek Hastalığının Tarifi" başlıklı 11. maddesinde yer almakta ve bu maddenin iş kazasına ilişkin (A) fıkrasında aynen;
    "A) İş kazası aşağıdaki hal ve durumlardan birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.
    a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
    b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla,
    c) Sigortalının, işveren tarafından görev ile başka bir yere gönderilmesi yüzünden asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
    d) Emzikli kadın sigortalının çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
    e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere toplu olarak götürülüp getirilmeleri sırasında....."
    denilmektedir.
    Açıklanan bu madde hükmüne göre, iş kazası; maddede sayılı olarak belirtilmiş hal ve durumlardan herhangi birinde meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan olaydır.
    Gerek uygulama ve gerek öğretide açıkça kabul edildiği ve madde metninden de anlaşıldığı üzere bu maddede sayılan haller örnekleme niteliğjnde değil, sınırlayıcı niteliktedir. Bu hallerden birine girmeyen sigorta olayı iş kazası sayılamaz. Sayılan bu hallerin birlikte gerçekleşme koşulu bulunmayıp, herhangi birinin gerçekleşmiş olması gerekli ve yeterlidir.
    Eş söyleyişle, iş kazası hukuksal nitelikte bir olay olup, bu olayın yukarıda açıklanan yasa maddesinde sınırlan din I an ve belirtilen hallerden herhangi birinin oluşmasıyla ortaya çıkması gerekir.
    Yeri gelmişken, iş kazasının unsurları üzerinde de kısaca durulmalıdır. Bunlar şöyle sıralanabilir Kazaya uğrayan 506 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılmalı; bu sigortalı bir kazaya uğramalı ve uğranılan kaza 506 sayılı Kanunun yukarıda ayrıntısı açıklanan 11. maddesinin (A) fıkrasında sayılan hal ve durumlardan birinde meydana gelmeli; sigortalıyı hemen veya sonradan bedence veya ruhça arızaya uğratan bir olay biçiminde gerçekleşmeli; bu olay ile sigortalının uğradığı zarar arasında uygun illiyet (nedensellik) bağı bulunmalıdır.
    Hemen ifade etmek gerekir ki, yasanın iş kazasını sigortalıyı zarara uğratan olay biçiminde nitelendirmiş olması illiyet (nedensellik; bağın) iş kazasının bir unsuru olarak ele almayı gerektirmiştir. Ne var ki, burada aranan "uygun illiyet (nedensellik) bağı" olup, bu da yasanın aradığı hal ve durumlardan herhangi birinde gerçekleşme olgusu ile sonucun birbiriyle örtüşmesi olarak anlaşılmalı, yasada olmadığı halde, herhangi başkaca kısıtlayıcı bir koşulun varlığı aranmamalıdır.
    Kısacası; anılan yasal düzenleme, sosyal güvenlik hukuku ilkeleri içinde değerlendirilmeli; maddede yer alan herhangi bir hale uygunluk varsa zararlandırıcı sigorta olayının kaynağının işçi olup olmaması ya da ortaya çıkmasındaki diğer etkenlerin değerlendirilmesinde dar bir yoruma gidilmemelidir.
    Somut olayda da; ölen sigorta! t-îşçî, bir başka işçi ile birlikte işyeri kapsamındaki işçi lokalinin tesisatını gözden geçirme ve tamir kân görevlendirilmiş; burada verilen işi yapmakta İken diğer işçinin malzeme alımı için ayrıldığı bir sırada bayılarak yere düşmüş ve ambulansla hastaneye götürülürken yolda hayatını kaybetmiştir. İşverence iş kazası bildirimi yapılmamış, hastanece doldurulan istatistik formunda sigortalının ölüm nedeni miyokard enfarktüs olarak gösterilmiştir. Davalı Kurum da, ötenin hak sahiplerinin iş kazasına yönelik istemlerini reddetmiştir.
    Ne var ki, bir olayın kurum ya da işveren açısından rş kazası olarak kabul edilmemiş olması, harici etkenlerle veya aniden ortaya çıkıp çıkmaması, yasanın açık hükmü karşısında olayın iş kazası sayılmamasını gerektirmeyecektir. Zira; yasada açıkça ifade edildiği üzere, zararlandırıcı sigorta olayının, yasada sayılan hal ve durumlardan herhangi birisinde gerçeklemiş olması, gerekli ve yeterlidir.
    Daha açık ifadeyle; sigortalının, işyerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirerek ölümü, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 11. maddesinin (A) fıkrasının (a) bendinde gösterilen "Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelme" haline uygun bir olay olduğu gibi, aynı maddenin (b) bendinde yer alan "işveren tarafından yürütülmekte olan iş dolayısıyla meydana gelme" haline de uygun olup; iş kazası sayılması gerekir. Maddede, başkaca bir şart ya da kısıtlamaya yer verilmemiş olduğundan, yasada olmayan bir kısıtlamanın yorum yoluyla getirilmesine de olanak yoktur.
    Mahkemece, yukarıda ve bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak ve olay iş kazası sayılmak gerekirken, aksine düşüncelerle, olayı iş kazası saymayan rapor gerekçe alınarak önceki kararda direnilmesi ve davanın reddedilmesi usul ve yasaya aylandır. Bu nedence titrerime karan bozulmalıdır.
    Sonuç: 1. Davalı SSK vekilinin temyiz dilekçesinin yukarıda (1). bentte açıklanan nedenlerle reddine, harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,
    2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda (2). bentte açıklanan nedenlerle kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA). istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 13.10.2004 gününde oybirliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2001/10-121 E.N , 2001/152 K.N.
    İlgili Kavramlar
    İŞTE OLUP OLUNULMADIĞININ TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki " tespit" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 4.İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 29.12.1999 gün ve 1999/105-2105 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesi'nin 3.4.2000 gün ve 2000/1959-2048 sayılı ilamiyle; (...Davacı davalılardan Şali Cihan' a ait işyerinde hizmet akdiyle çalıştığının ve işe giriş tarihinin 23.02.1974 tarihli olduğunun tespitini istemiştir. İşe giriş bildirgesi dosyada mevcut olup, kuruma da bildirilmiştir. İşyerinin zamanında Kurumca yanlış tespit edilmesi veya işyerini bildirme bildirgesinin Kurumca kaybedilmesi, davacının işe giriş bildirgesinin ve çalışmasının kabul edilmesine engel değildir. Zira işe giriş bildirgesindeki işveren Ş.. Cihan' dır. Gerçek işverenin tespiti ise işyeri adresi belli olduğu için Kuruma aittir. Çalışmayı da şahitler doğruladığı için 1 gün çalışmanın kabulü gerekirken yazılı düşüncelerle davanın reddi usule ve yasaya aykırıdır.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN : Taraf vekilleri
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ : Taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 14.2.2001 gününde oybirliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2001/21-10 E.N , 2001/110 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESBİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11.İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 17.11.1999 gün ve 1998/1003 E- 1999/1288 K.sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 30.12.1999 gün ve 1999/8927-9653 sayılı ilamı ile;
    (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde değildir.
    2-Dava, davalıya ait işyerinde gemi adamlığı görevinde geçen her tam yıl için sigortalılık süresine 90 gün eklenmesi gerektiğinin saptanması istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı Sosyal Sigortalar Kanunun Ek 5.maddesinin III.bendidir. Anılan maddeye göre, itibari hizmetten istifade edebilmek için birinci şart; sigortalının gemi adamı, ateşçi, kömürcü ve dalgıç olması, ikinci şart ise; hizmetinin denizde geçmesi gerekmektedir.
    Somut olayda, Yasanın aradığı birinci şartın gerçekleştiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, geminin seferde olmadığı giderek, limanda beklediği sırada geçen davacı çalışmalarının itibari hizmet hesabında nazara alınıp alınmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan Sosyal Sigortalar Kanununun Ek 5.maddesinin III.fıkrasına göre; bir kimsenin itibari hizmetten yararlanması için çalışmaların denizde seyreden gemide geçmesi koşuldur. Başka bir anlatımla, geminin limanda bulunduğu ve seyir esnasında olmadığı zamanda geçen sürelerin itibari hizmetten sayılmasına olanak yoktur.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN : Davalılar vekilleri
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; 506 sayılı Yasa'nın ek.5.maddesinde sözü edilen gemi adamlarının, itibari hizmet süresinden yararlanabilmeleri yönünden öngörülen ikinci koşul "denizde" sözcüğünün hukuki kapsamının tesbitince toplanmaktadır. Mahkeme gemi adamlarının itibari hizmetten yararlanabilmeleri için; geminin limanda bulunduğu sırada; görevli bulunmanın ve emre hazır vaziyette beklemenin yeterli olacağını ve Yasa'nın belirlediği "denizde" geçirilmesi gereken süre koşulunun böylece gerçekleşebileceğini öngörürken, Özel Daire; gemi adamlarının, ancak; geminin denizde seferde bulunduğu sırada geçirecekleri sürelerin itibari hizmetten yararlandırabileceğini ve "denizde" geçirilen sürenin bu şekilde gerçekleşebileceğini kabul etmektedir.
    Davanın yasal dayanağın oluşturan EK.5.maddesinin 3395 sayılı Yasayla değişik biçiminde bir gemi adamı, gemi ateşçisi, kömürcü ve dalgıcın itibari hizmetten yararlanılabilmesi için çalışmalarının "denizde" geçirilmesinin koşul olduğu hükme bağlanmıştır.
    Yasada öngörülen denizde geçirilmesi gereken hizmetten amaç ise, geminin denizde seyir veya seferde olduğu süreler ile bunun uzantısı geminin limanda bulunduğu sırada, fiilen gemide görevli olarak geçirilen ve denizle bağlantının kopmadığı çalışmalardır. Aksi halde, Yasa Koyucu böyle bir zorunluluğa gerek görmez ve gemide çalışanların koşulsuz itibari hizmetten yararlanabileceğini hükme bağlardı.
    Dava konusu olayda; davacı sigortalının; geminin seferde veya limanda bulunduğu sırada; ne kadar süre gemide görev yaptığı veya fiili olarak çalıştığı, ne kadar sürenin ise gemi dışında, sosyal tesis veya başka bir yerde geçirildiği açıkça ortaya konmamış, global bir şekilde tüm sürelerin itibari hizmetten sayılmasına karar verilmiştir. Bu tür bir kabul ise; Yasanın amaç ve içeriğine uygun bulunmamaktadır. O halde Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine 7.2.2001 gününde, oybirliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2001/21-6 E.N , 2001/14 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    HİZMET TESBİTİ
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Mersin İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 24.12.1999 gün ve 1998/748 E-1999/718 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 11.4.2000 gün ve 2000/2513-2837 sayılı ilamı ile;
    (...1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddine,
    2-506 sayılı Kanunun 79/8.maddesi hükmüne göre, Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tesbiti istenilen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerekir.
    Davacı işyerine 1/5/1988 tarihinde sigortalı işe giriş bildirgesi verilmek suretiyle girmiş ve 20/6/1989 tarihinde işyerinden çıkmıştır ve aynı işyerine 1/1/1991 tarihinde tekrar yöntemince verilen sigortalı işe giriş bildirgesi ile girmiş ve 5/3/1998 tarihinde çıkmıştır. Dava ise 5/11/1998 tarihinde açılmıştır. Hal böyle olunca, işyerinden çıktığı 20/6/1989 ile tekrar işyerine girdiği 1/1/1991 tarihleri arasındaki dönem olan 31/12/1989 ila 1/1/1991 döneminin hak düşürücü süreye uğradığı açık seçiktir.
    Öte yandan, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın 31/12/1989 1/1/1991 tarihleri arasındaki dönemin hak düşürücü süre nedeniyle reddi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyizi itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDENLER : Davalılar vekilleri
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Dava, davalılardan işverenlere ait işyerinde 28.12.1987 - 26.9.1998 tarihleri arasında davacının sigortalı olarak çalıştığının tesbitine ilişkindir.
    Yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararı Özel Dairece; 31.12.1989-1.1.1991 tarihleri arasındaki dönemin hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiğinden söz edilerek bozulmuş ise de dosya içeriğinden, davacının önceleri kollektif şirket olan işyerinde 1.5.1988-1.1.1991 tarihlerinde, sonra Anonim şirkete dönüşen aynı işyerinde 1.1.1991 - 26.3.1998 tarihleri arasında sürekli asgari ücretle çalıştığı sabittir. Bu nedenle yerel mahkemenin direnme kararı yerindedir. Ne var ki, Özel Dairece işin esasına ilişkin temyiz itirazları incelenmemiştir. O halde, dosya işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Dairesine gönderilmelidir.
    S O N U Ç : Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olduğundan dosyanın işin esasına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için 21.Hukuk Dairesine gönderilmesine, 31.1.2001 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2007/10-37 E.N , 2007/48 K.N.
    İlgili Kavramlar
    PRİM BELGELERİ
    YAŞLILIK AYLIĞINDAN YARARLANMA ŞARTLARI
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 10. İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 13.5.2004 gün ve 1002/269 sayılı kararın incelenmesi davacı ve davalı SSK vekilleri tarafından istenilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 27.12.2004 gün ve 9163-12533 sayılı ilamı ile,
    (...1-Davanın reddine ilişkin hükmü temyizde hukuki yararı bulunmadığından davalı Kurumun temyiz itirazlarının reddine, davacının temyizine gelince;
    2-18 yaşından önceki dönemde sigortalının çalışmasına engelleyen bir yasa hükmü mevcut değildir. Ancak 506 sayılı Kanunun 60/G maddesi gereğince 18 yaşından önceki sigortalı çalışmalar, sigortalılık süresi olarak değerlendirilemez, fakat, bu dönemde ödenen primler prim ödeme gün sayısına dahil edilir. O nedenle mahkemenin 18 yaştan önceki talep yönünden red kararı vermesi isabetsiz bulunmuştur.
    Diğer yandan davacının bu işyerinde çalıştığına dair işe giriş bildirgesi işveren muhasebecisi (Cemal Şanlı) tarafından düzenlenmiş; aynı kişi çalışma olgusunun varlığı yönünde beyanda bulunmuştur.
    Mahkemece, işyerinin kapsam ve niteliği, diğer işyeri tanıkları ve komşu işyerleri tanıklarını tespit edip, tarafların delilleri toplandıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır....) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN: Davacı ve davalı SSK vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    1-Davalı SSK vekilinin ilk hükme yönelik temyiz itirazları Özel Dairece reddedilmiştir. Hüküm bu davalı yönünden kesinleşmiş olmakla direnme kararını temyizde hukuki yararı bulunmamaktadır.
    2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
    Yönetmelikle tespit edilen belgeleri Kuruma verilmeyen sigortalıların bildirimsiz geçen çalışmalarının tespiti amacıyla dava açabilmeleri 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/10. maddesi hükmü gereğidir. İşe giriş bildirgesi verilmesine karşın, çalışma süresini belirleyen bildirge ve bordroların Kuruma verilmemesi karşısında da, çalışılan sürenin belirlenmesi anılan madde kapsamında açılacak bir hizmet tespiti davası sonucunda mümkün olabilmektedir. Bu durum, kendisine işe girişi bildirilen sigortalının çalışmasıyla ilgili belgeleri işverenden isteme, primlerini tahsil etme yükümü altında bulunan davalı Kurumun Anayasal görevini yerine getirmemesinin hukuksal sonucudur.
    Yapılan araştırmalar, ülkemizde milyonlarca kaçak sigortalı çalıştırıldığını, kurumun bu sigortalıları çeşitli nedenlerle kayıt altına alamadığını, bu durumun, çok büyük miktarda prim kaybının yanında, çalışanların büyük bir kesiminin sosyal güvenlik hakkından yoksun bırakılmasına neden olduğunu saptamaktadır (Türkiye İstatistik Kurumunun Ekim/2006 verilerine göre istihdam edilenlerin sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlılık durumuna bakıldığında; toplam istihdamın % 48,6 sı olan 11.079.000 kişinin kayıt dışı istihdamı oluşturduğu ifade edilmektedir).
    Oluşan bu kayıt dışılık, davanın yasal dayanağını teşkil eden 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi ile bir ölçüde giderilmeye çalışılmaktadır.
    Hizmet tespiti davalarında; sigortalılık süresi ile birlikte, bu süre içerisinde çalışıldığı belirlenen (yaşlılık aylığı hesabını doğrudan etkileyecek olan) prim gün sayısı ile prime esas kazançlar toplamının da hüküm altına alınması gereklidir. Yasanın sistematiği ve sosyal güvenlik hakkının anayasal niteliği dikkate alındığında kural, sigortalılık süresi, prim gün sayısı ve prime esas kazançlar toplamının işveren tarafından kuruma bildirilmesi ve primlerinin ödenmesi şeklinde olup, işverenin bu ödevini yerine getirmemesi karşısında kurum tarafından resen işlem yapılması gerekmektedir.
    Bu yükümlülüklere uyulmamasının bir sonucu olan hizmet tespiti davalarında delilerin ibraz ve değerlendirilmesi çok önem taşımaktadır. İşyerinin yıllar öncesinde faaliyeti tamamlamış olması ve çalışmanın geçtiği iddia edilen işyerinin niteliği, başlı başına davanın reddi sebebini oluşturmamaktadır. Çalışma olgusunun her türlü delille ispatlanabileceği dikkate alınmalıdır.
    Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığına hak kazanılabilmek için öngörülen sigortalılık süresi ve prim ödeme gün sayısı yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz bir durum yaratacaktır. İşe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı bu gibi durumlarda, çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve kamu düzenine dayalı bu tür davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, somut olayın özelliklerini de dikkate alarak sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemeli, çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı biçimde kanıtlanmaya çalışılmalı, tüm bu çabaların sonucunda oluşacak duruma göre karar verilmelidir.
    Anılan Kanunun 60/G maddesinde yer verilen; "...18 yaşından önce Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi, 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir. Ancak, bu tarihten önceki süreler için ödenen Malullük, Yaşlılık ve Ölüm Sigortaları primleri, prim ödeme gün sayılarının hesabına dahil edilir." hükmünde, 18 yaşından önceki süreler için "ödenen" prim gün sayısının dikkate alınacağı ifadesi, 18 yaşından önce çalışılan gün sayısına ilişkin tespitler yönünden 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesine istisna bir hüküm niteliği taşımamakta olup, 18 yaşından önceki kuruma bildirilmeyen prim gün sayısının tespitine olanak bulunmadığı düşüncesinde de isabet bulunmamaktadır.
    Yukarıda açıklanan maddi ve yasal olgular ile bozma kararında belirtilen gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ:
    1-Davalı SSK vekilinin 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz dilekçesinin REDDİNE,
    2-Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde peşin harcın geri verilmesine 31.01.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu 2007/21-306 E.N , 2007/320 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESBİTİ
    SİGORTALI SAYILANLAR
    SİGORTALILIĞI BİLDİRME
    SİGORTALILIĞIN BAŞLANGICI
    İçtihat Metni
    Taraflar arasındaki "Hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; M..... İş Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 05.07.2005 gün ve 1341-609 sayılı kararın incelenmesi davalılardan SSK Başkanlığı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 27.02.2006 gün ve 11069-1947 sayılı ilamı ile,
    (...Davacı, sigorta başlangıç tarihinin 1.9.1974 olduğunun tesbitini istemiştir.
    Mahkemece, davacının 1.9.1974 tarihinde bir gün süre ile çalıştığının tesbitine karar verilmiş ise de bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
    Davacıya ait 1.9.1974 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma süresi içerisinde verildiğine dair uyuşmazlık bulunmamaktadır.
    Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa'sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir.
    Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır.
    Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
    Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten davacı davalı Sezai Sak'a ait 27181065893101 sayılı G..... Sigorta Yazıhanesi işyerinde çalıştığını söylemiş ise de tanık Fevzi H....... davacıya M..... Seyahat İşletmesinde çalıştığını söylediği davalıya ait bu işyerinde 1974/3 dönem bordrolarının getirtilerek bordroda isimleri yazılı çalışanlar tanık olarak dinlenmemiştir.
    Yapılacak iş; 1.9.1974 tarihli bildirgenin verildiği işyerinin 506 sayılı Yasanın 5. maddesi gereğince, yasa kapsamında olan bir işyeri olup olmadığının Kurumdan tespiti ile bu işyerinden bildirge tarihinde Kuruma verilen dönem bordrolarını isteyip dosyaya ekledikten sonra, işyerinden dönem bordrosu verilmiş ise bildirge tarihini kapsayan tarihte işyerinde çalıştığı tespit edilen kayıtlı işyeri çalışanlarını, bordro verilmemiş ise gerektiğinde zabıta marifetiyle tespit edilecek işyerine o tarihte komşu olan diğer işyerlerinde bildirge tarihinde çalıştığı tespit edilen bordrolara kayıtlı komşu işyeri çalışanlarının; çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/10. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN: Davalılardan SSK Başkanlığı vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, özellikle emsal nitelikte bulunan Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2005 gün ve 2004/21-734 Esas, 2005/49 Karar, 01.12.2004 gün ve 2004/21-629 Esas, 641 Karar sayılı kararlarında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ:Davalılardan SSK Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, 30.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu
    Y A R G I T A Y K A R A R I
    1999/10-17 1999/35
    Taraflar arasındaki "hizmet tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Samsun İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 26.12.1997 gün ve E.97/113- K. 97/555 sayılı kararın incelenmesi davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 10.Hukuk Dairesinin 9.3.1998 gün ve E.98/1408- K.98/1701 sayılı ilamı ile; (...1- Dosyadaki yazılara toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Davacının murisi Şerif Bahar'ın davalı işverene ait işyerinde 30.5.1988- 30.3.1992 tarihleri arasında hizmet aktine dayalı olarak geçen ve diğer davalı Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmalarının tesbitine ilişkin istemi mahkemece aynen kabul edilmiştir.
    Sigortalı işçinin işe giriş bildirgesi 1.8.1990 tarihinde verilmiştir. Dinlenen tanıklar 1.8.1990 tarihinden sonra işyerinde çalışan kişilerdir. Bildirge tarihinden önce davacının miras bırakanının davalı işyerinde çalıştığına ilişkin yeterli kanıt yoktur. Tanıkların sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır.
    Bu durumda dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelere nazaran 30.5.1988- 1.8.1990 tarihleri arasındaki çalışma iddiası kanıtlanamadığından bu süreye ilişkin talebin reddine karar verilmek gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülmek suretiyle tüm talebin kabulü yolunda hüküm tesis edilmiş bulunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN :Davalı Sosyal Sigortalar Kurumu vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    S O N U Ç :Davalı S.S.K. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 3.2.1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu
    E : 1999/21-508 K : 1999/525 T : 16.6.1999
    SİGORTALILIĞIN TESBİTİ DAVASI
    SİGORTALI OLABİLME KOŞULLARI
    ÖZET
    Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için işe giriş bildirgesinin verilmesi yeterli olmayıp 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasasının 2 ve 6. maddelerinde belirlendiği üzere çalışma olgusunun varlığı da zorunludur.
    (506. s. SSK: m. 2, 6, 79/8, 108)
    Taraflar arasındaki "tesbit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (İstanbul Birinci İş Mahkemesi)nce davanın kabulüne dair verilen 5.11.1998 gün ve 1997/7073 E-1998/845 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yarıtay Yirmibirinci Hukuk Dairesinin 15.12.1998 gün ve 1996/8605-8783 sayılı ilamı ile; (...Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 sayılı Yasanın 2. maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanunun 6. maddesinde vurgulanmıştır. Bu bakımdan davacının işyerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
    Yapılacak iş, davacının çalıştığı işyerinin 506 sayılı Yasa kapsamında bulunup bulunmadığı araştırılmak ve kendisi ile birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    Temyiz eden: Davalı vekili Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Mahkeme ile Daire arasındaki uyuşmazlık, salt işe giriş bildirgesinin 506 sayılı Yasasının 108. maddesi uyarınca; sigortalılık başlangıcı yönünden yeterli olup olmayacağı konusuna ilişkindir. Mahkeme, bildirgenin yeterli olacağını öngörürken, Daire ayrıca, çalışma olgusunun da, ortaya konmasını öngörmektedir.
    Gerçekten; 506 sayılı 5osyal Sigortalar Yasa Sistemi; 2. ve 6. maddelerinde açıkca belirlendiği üzere; sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça; hizmet akdine dayanılarak dahi, sigortalılıktan söz edilemez. Çalışmayı ortaya koyan belgeler ise, giriş bildirgesi ile birlikte, sözü edilen Yasanın 79. maddesinde öngörülen ve sigortalının çalışma gün ve sayısını kazanç durumunu, çalışma tarihleri ile birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bildirgeleri ile Sosyal Sigorta Işlemleri Yönetmenliğinin 17. maddesinde belirtilen dört aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu kanıtlardır. Yöntemince düzenlenen işe giriş bildirgesi, salt işe alınmayı göstermekle birlikte çalışmanın mevcudiyeti yönünden yalnız başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edilebilmek için, çalışmanın varlığı Yargıtay'ın 79l8. maddeye dayalı sigortalılığın tesbit davaları yönünden kabul ettiği ilkelere uygun biçimde belirlenmesi gerekir. Zira sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava, sigortalılık tesbit davasını da içerir. Aksine düşünce, özelinde yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden; çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle; işe giriş bildirgesinin verildiği, ancak, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda; çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı ve Kamu düzenine dayalı bu davalarda, hakim, görevi gereği, doğrudan soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu davalarda da işyerinde tutulması gerekli dosyalar ile Kurumdaki belge ve kanıtlardan yararlanmalı, ücret bordroları celbedilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalı, işyeri çalışanları saptanmalı ve sigortalının hangi işte ne kadar süre ile çalıştığı açıklanmalı gereğinde komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine de başvurularak gerçek çalışma olgusu, somut ve inandırıcı bilgilere dayalı kanıtlanmalıdır.
    Belirtilen nedenlerle direnme kararı bozulmalıdır.
    S o n u ç: Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA). 16.6.1999 gününde, oyçokluğu ile karar verildi.
    KARŞI OY YAZISI
    Davacı Ö. faruk'a ait işe giriş bildirgesinde işçi ve işverenin imzaları mevcut olup, Kurum kayıtlarına 31.7.1973 tarihinde intikal ettiği anlaşılmaktadır. Bu bildirgeye göre davacı işçinin işe giriş tarihi 24.6.1973' dür.
    Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararını Özel Daire "Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için işe giriş bildirgesi yeterli değildir, aynı zamanda çalışması da şarttır" şeklindeki gerekçeyle bozmuştur.
    İşveren tarafından düzenlenerek imzalanan ve Kuruma verilen sigortalı işe giriş bildirgesinin, işçinin en az 1 gün süreyle o işte çalıştığına karine teşkil edeceği kabul edilmelidir. Bu karinenin aksini ispat etmek Kurum'a düşer.
    506 sayılı Kanun'un 6. maddesi bu konuda açıktır. Maddenin 1. fıkrasında "Çalıştırılanlar, işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar" denildiğine göre, sigortalı olmak için işe alınmak yeterli şart olarak kabul edilmektedir. İşe alınma kavramı ise çalışma olgusundan farklıdır. Şayet Kanun Koyucu Özel Dairenin kabul ettiği gibi sigortalılık için çalışmayı esas alsaydı, 6. maddedeki ifadenin "çalıştırılanlar çalışmaya başlamakla kendiliğinden sigortalı olurlar" şeklinde kaleme alınması gerekirdi. Bu düşüncemizi bir örnekle şu şekilde açıklayabiliriz. İşçi, adına sigortalı işe giriş bildirgesi düzenlenerek, işe alındıktan hemen sonra, bilfarz fiili olarak çalışmaya başlamadan önce, işyerinde meydana gelen bir kaza sebebiyle yaralansa veya ölse bu olayı bir iş kazası olarak kabul etmeyecek miyiz? Kurum bu kişiye veya haksahiplerine 506 sayılı Kanun'dan kaynaklanan sosyal sigorta yardımlarını yapmayacak mıdır? Bu sorulara verilecek cevap kuşkusuz evettir.
    O halde, işe giriş ile çalışma olgularını birbirinden ayırmak gerekir. ,
    Dairemizin istikrar içinde uyguladığı bu görüşün, yukarıda açıklandığı üzere iş kazalarında arzettiği büyük önem yanında 506 sayılı Kanun'un 85. maddesinde yer alan "isteğe bağlı sigorta" uygulaması yönünden de yasaya uygun ve işçi lehine çözüm getirdiği görülmektedir:
    Gerçekten de anılan maddenin A/b bendinde, isteğe bağlı sigortalılık için kanun koyucu daha önce çalışmış olmak değil 506 sayılı Kanun'a göre tescil edilmiş olmayı şart olarak yeterli görmüştür. Bu düzenleme yukarıda açıklanan 6. madde hükmü ile de uyum ve benzerlik içersindedir.
    Açıklanan sebeplerle, yasa metnine ve yasa koyucunun amacına uygun olduğuna inandığım mahkeme kararının onanması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu
    Y A R G I T A Y K A R A R I
    1998/21-628 1998/653
    Taraflar arasındaki "hizmet tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kocaeli l.İş Mahkemesince davanın reddine dair verilen 17/12/1997 gün ve 1996/3 - 1997/548 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 21.Hukuk Dairesinin 26/3/1998 gün ve 1998/1800-2220 sayılı ilamı ile; (...Davacının 1/11/1971 ila 11/11/1971 arası çalışmalarına ilişkin istem hak düşürücü süre nedeniyle reddedilmişse de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Gerçekten davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Kanun'un 78/8.maddelerine göre, davalı işverenin 10 yıllık süre içerisinde ve bu sürenin geçerli olduğu dönemde kuruma davacının işe giriş bildirgesini verdiği açıkca belli olmaktadır. İşe giriş bildirgesi veya prim bordrosu gibi Kurumun bilgisine sunulan belgelerin olması durumunda artık hak düşürücü süreden bahsedilemez. Bu nedenle hak düşürücü süre nedeniyle reddi usul ve yasaya aykırıdır.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    TEMYİZ EDEN :Davacı vekili
    HUKUK GENEL KURULU KARARI
    Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle 506 sayılı Yasanın 79/8.maddesinde belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerden olan işe giriş bildirgesinin kuruma verilmesi karşısında hak düşürücü sürenin işlemesinin mümkün bulunmamasına göre, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 30/9/1998 gününde, oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Hukuk Genel Kurulu
    E.1993/10-499 K.1993/720 T.17.11.1993
    ÖZET
    Hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği, yada çalıştıklarının Kurum'ca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa, işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı Kanun kapsamında, bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.
    Davalı Kurum, 1967-1979 yılları arasında yeterli sürede çalışmasına rastlanılamadığı gerekçesi ile davacıya bağlanan yaşlılık aylığını iptal etmiştir. Davacı ise, 1960-1967 yılları arasındaki sürede hizmet tesbiti yaptırmıştır. Belirtilen süre içerisinde işverence davacı hakkında müteaddit işe giriş bildirgeleri vermiştir. Bu hal davacının işyerinde devamlı değil aralıklı çalıştığı izlenimi vermektedir.
    Hal böyle olunca, mahkemece yeterli bir araştırma içermeyen eksik inceleme ile l960-1970 yılları arasında çalışma yapıldığının tesbitiyle davanın tamamının kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
    Taraflar arasındaki "çalışma süresinin tesbiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; (Şenkaya Asliye Hukuk Mahkemesi)nce davanın kabulüne dair verilen 17.12.1991 gün ve 1991/196-226 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesinin 15.10.1992 gün ve 1991/3256-9381 sayılı ilamı ile; (... Taraflar arasındaki temeldeki uyuşmazlık, davacı sigortalının yaşlılık aylığına hak kazanıp kazanmadığı noktasında toplanmaktadır. Davalı Kurum, önce yaşlılık aylığına hak kazanması nedeniyle, sigortalıya l986 yılında aylık bağlamış, daha sonra davacının 1967-1979 dönemi çalışmalarının bordrolarda gözükmemesi nedeniyle yaşlılık aylığının iptaline karar vermiştir. Davacı sigortalı ise, yaşlılık aylığına hak kazanacağı inancı ile bu kerre, 1960-1970 dönemi sigortasız geçen sürelerinin saptanmasını talep etmiş, Mahkeme de istemi aynen hüküm altına almıştır.
    Oysa, dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılacağı üzere, davalı Kurum, davacının 1960-1970 dönemi için niza çıkarmamış, bu dönemin dışındaki sürelere yönelik iptal işleminde bulunmuştur. Kurumun uyuşmazlık çıkarmadığı süreler yönünden davacının bu tür dava açmasında hukuki yararı bulunmamaktadır. Bu nedenle, öncelikle, taraflardan; uyuşmazlık konusu süreyi açık biçimde saptamak, bu sürelere ilişkin delilleri değerlendirmek, gereğinde uzman kişi aracılığı ile inceleme yaptırmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, eksik inceleme ile, uyuşmazlık dışı ve sonuçta davacının sigortalılık sürelerine etkisi olmayacak dönemin hüküm altına alınması usul ve yasaya aykırıdır...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.
    Temyiz Eden: Davalılar vekili
    Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:
    Taraflar arasındaki temel uyuşmazlık davacı sigortalının yaşlılık aylığına hak kazanmış bulunup, bulunmadığından kaynaklanmaktadır.
    Davacı, kendisine kurumca yaşlılık aylığı bağlanmasından sonra bunun iptaline karar verildiğini ileri sürerek, yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazandığının kanıtlanmasına esas olmak üzere 1960-1970 yılları arasında davalı işverene ait işyerinde çalıştığının tesbitini istemiştir.
    Mahkemece, davacının iddiası doğrultusunda ikame ettiği ve dinlenilen soyut içerikli tanık sözlerine itibarla davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Oysa, öncelikle belirtmek gerekir ki, hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, yargı içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği, yada çalıştıklarının Kurum'ca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa, işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de, çalışmanın konusu, sürekli, kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabildiği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerinde komşu ve yakın işyerlerinden bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek, tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu, böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra, ücret konusu üzerinde durulmalı tesbiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıcı sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu netelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu m.288'de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı, 506 sayılı Kanun m.3/B ve D'de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda, ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır.
    Davalı Kurum'ca davacıya bağlanan yaşlılık aylığı ise 1967-1979 yılları arasında yeterli sürede çalışmasına rastlanılamadığı gerekçesi ile iptal edilmiştir. 1960-1967 yılları arasında hizmet tesbiti de talep edilmiş durumdadır. Belirtilen süre içeresinde işverence davacı hakkında müteaddit işe giriş bilgileri verilmiştir. Bu hal davacının, işverene ait işyerinde devamlı değil aralıklı çalıştığı izlenimini vermektedir. Bu hususun da yeterince araştırılmasının icabettiği kuşkusuzdur.
    Hal böyle olunca mahkemece açıklanan esaslar çerçevesinde yeterli bir araştırma içermeyen eksik inceleme ile 1960-1970 yılları arasında çalışma yapıldığının tesbitine ilişkin davanın tamamının kabulüne karar verilmesi doğru değildir.
    O halde usul ve Yasaya uygun olmayan direnme kararı bozulmalıdır.
    SONUÇ : Davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince (BOZULMASINA), istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 17.11.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/9410 E., 2009/14391 K.
    PRİM BELGESİ
    SİGORTALILIK SÜRESİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işverene ait işyerindeki çalışmasının 18.06.2006 tarihinde başlamasına karşın, 27.07.2006 tarihi itibariyle bildirildiğini belirterek, bildirim dışı kalan 18.06.2006-27.07.2006 tarihleri arasındaki çalışma süresinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, davacının, davalı Bahşılı Belediye Başkanlığında, 18.06.2006-27.07.2006 tarihleri arasında 39 gün süreyle çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E… T… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 Sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan; hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, yargılamanın özel bir duyarlılıkla sürdürülmesi; tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak sonuca varılması zorunluluğu bulunmaktadır. Ayrıca, davacının tespitini istediği çalışma süresinin geçtiği işyeri kamu kuruluşu olup; bu tür işyerlerindeki çalışmaların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılmasının zorunlu bulunduğu da gözetilmelidir.
    Davacının davalı Belediye işyerine 27.07.2006 tarihinde girdiği imzalı işe giriş bildirgesiyle davalı Kuruma bildirilmiş; işyeri özlük dosyasında yer alan, İş Kurumu bildirim formu, nüfus ve sabıka kaydı, ikametgah ve askerlik durum belgesi, sağlık raporu gibi belgeler de giriş tarihini doğrulayan düzenleme tarihlerini içermektedir. 27.07.2006 tarihi öncesinde işe girişi gösterir herhangi bir işyeri kaydı veya belge ise sunulamamıştır.
    Kamu kuruluşunda geçtiği iddia edilen ve resmi kayıtların aksi yöndeki çalışma iddiasının, yukarıda belirtilen değerde kanıtlarla ortaya konulamadığı yönü gözetilmeksizin; sıralanan maddi ve hukuki olgular ile araştırma ilkelerine aykırı yaklaşımla, iddiayı kanıtlamaktan uzak soyut tanık anlatımları ve "Türkiye'de Belediyelerde çalışacak geçici işçilerin vizeye tabi olması, vizelerin geç alınması ya da verilen vizelerin yetersiz olması nedeni ile işçilerin bir süre sigortasız çalıştığı veya çalışmalarının eksik bildirildiği bir gerçektir…" gerekçesine dayanılarak, kabul kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/15448 E.N , 2009/19048 K.N.
    İlgili Kavramlar
    HİZMET TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Dava, hizmet tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davacının 11.07.2004 - 08.07.2005 tarihleri arasında davalılardan işveren nezdinde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tespiti suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Hükmün, davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi A… K…tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalılar vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Adli yardım, fakir bir kimsenin, bir davanın gerektirdiği oldukça kabarık olan harç ve masrafları sağlayamaması durumunda, bu mali külfetlerden geçici olarak muaf tutulmasıdır (HUMK m. 465, 472). Somut olayda; davacı bilirkişi ücretini ödeyemeyeceğini beyanla adli yardım talebinde bulunmuş, mahkemece yapılan araştırma neticesinde davacının adli yardım şartlarını taşıdığı anlaşıldığından talebi kabul edilmiştir. Bu kapsamda 230,00 TL. bilirkişi ücreti suçüstünden karşılandığı halde, anılan ücretin davanın kabulü üzerine davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına karar verilmesi gerekirken, sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde davacıya ödenmesi yönünde hüküm tesisi, usul ve yasaya aykırı olup,bozma nedenidir.
    Ne var ki; bu yanlışlığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
    SONUÇ: Hüküm fıkrasının dördüncü bendindeki "285" rakamı silinerek, yerine, "55,00" rakamının yazılmasına, aynı bende "Adli yardım nedeniyle suçüstünden karşılanan 230,00 TL. bilirkişi ücretinin davalılardan tahsili ile Hazineye irat kaydına" cümlesinin eklenmesine ve hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalılardan Büyük Şişmanlar Yumurta ve Gıda Mad.Tic.Ltd.Şti.'nden alınmasına, 22.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/23145 E.N , 2008/8594 K.N.
    İlgili Kavramlar
    İTİBARİ HİZMET SÜRESİ
    SİGORTALILIK SÜRESİNİN TESPİTİ
    Özet
    DAVACININ KAYITLARDA GÖRÜNMEYEN ÇALIŞMALARININ HANGİ NEDENLERLE KAYITLARA GEÇMEDİĞİ YA DA BİLDİRİM DIŞI KALDIĞI YÖNÜ GEREĞİNCE VE YETERİNCE ARAŞTIRILMALIDIR.
    DAVACININ ÇALIŞTIĞI BİRİM VE YAPTIĞI İŞ KONUSUNDAKİ ÇELİŞKİ VE BİLGİ EKSİKLİĞİ GİDERİLDİKTEN SONRA, YAPMAKTA OLDUĞU İŞİN NİTELİĞİNE GÖRE HANGİ ZARARLI ETKENLERDEN DOĞRUDAN DOĞRUYA NE ŞEKİLDE ETKİLENDİĞİ HİÇBİR KUŞKUYA YER BIRAKMAYACAK ŞEKİLDE AÇIKLIĞA KAVUŞTURULMALIDIR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.11.1992 tarihinden itibaren geçen ve SSK'ya bildirilmeyen çalışmalarının tespitine, yaptığı işin ve çalıştığı işyerinin 3395 sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında kaldığına ve itibari hizmet süresinden yararlandırılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan SSK ve T...-Tarım San. ve Tic. A.Ş. avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Eksik bildirilen çalışma süresinin tespitine ilişkin davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesidir. Anılan Yasa'nın 6. maddesinde ifade edildiği üzere "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de gözönünde bulundurulmalı; 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesine 25.08.1999 tarih, 4447 sayılı Yasa'yla eklenen "Ay içinde bazı işgünlerinde çalıştırılmadığı ve ücret ödenmediği beyan edilen sigortalıların otuz günden az çalıştıklarını açıklayan bilgi ve belgelerin işverence prim bildirgelerine eklenmesi şarttır." düzenlemesi uyarınca, anılan tarih sonrasına ilişkin eksik bildirimlerin dayanağı belgelerin Kuruma ibraz edilip edilmediği de araştırılıp, aksine durumda Kurumun eksik bildirim nedeniyle re'sen tahakkuk işlemi gerçekleştirip gerçekleştirmediği yönü araştırılmalıdır.
    Belirtilen ilkeler ışığında, davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla; tespite konu çalışmalara ilişkin olarak taraflarca sunulanların dışında herhangi bir belge veya kanıt mevcut ise dosyaya katılıp, yazılı belgelerin aksinin eşdeğerde delillerle kanıtlanması gereği üzerinde durularak, kayıtlarda görünmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı yönü gereğince ve yeterince araştırılıp; yazılı belge ibraz olunamayan çalışma süreleri yönünden ise, o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve işyeri kayıtlarında adı bulunan kişilerin somut bilgi ve görgülerine başvurularak, yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılıp, uyuşmazlık konusu yönler, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; tüm kanıtlar değerlendirilerek karar verilmelidir.
    Mahkeme kararında, sigortalı tarafından açılan alacak davasındaki tanık anlatımlarından söz edilmekle birlikte, anılan dosya içeriğindeki beyanlar eldeki dosyaya yansıtılmamış, belirtilen dosyada taraf konumunda bulunması mümkün olmayan davalı Kurumun anılan beyanlara yönelik itirazları dinlenip, ileri sürdüğü kanıtlar toplanmaksızın, davacının hizmet tespitine ilişkin isteminin hangi kanıtlara dayanılarak hüküm altına alındığı karar gerekçesinde açıklanmaksızın, salt işe giriş bildirgelerindeki imzaların davacıya ait olmadığı yönündeki raporla yetinilerek hüküm kurulması;
    2- Davacı tarafından, azotlu gübre sanayi işkolundaki işyerinde, itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir koşullarda geçtiği iddia edilen çalışmalar, T... Tarım San. ve Tic. A.Ş.'nin, G... İnş. Taah. Tic. Ltd. Şti. unvanlı alt işvereni yanında gerçekleşmiş olup, bu çalışmaların torbalama işçiliği olarak yerine getirildiği kabul edilmiştir.
    Davacının, davalı işverene ait işyerindeki çalışmalarının itibari hizmet süresinden yararlanmayı gerektirir koşullarda geçip geçmediğinin tespiti amacıyla, bilirkişi kurulunun katılımıyla yapılan keşifte, işyerine ilişkin gözlemler keşif tutanağına yansıtılmadığı gibi; hükme dayanak alınan bilirkişi raporu da, konuya ilişkin mevzuatın irdelenmesi ve işyeri ortamında bulunan sağlığa zararlı etkenlere ilişkin soyut bilgilere yer veren bir içerikle düzenlenmiş; varılan sonucun gerekçelerini ortaya koymayan bilirkişi raporunda, işin tanımı ve hizmetin geçtiği yer başlıklı bölümünde, gerekçeleri ortaya konulmaksızın, "Davacının yaptığı işin azotlu gübre dahil her türlü suni gübre üretimi yapılan bir sanayi iş kolu olduğu, yapılan keşifte tespit edilmiş, dosya içeriğinde de açıkça yer almaktadır. Davacının bu işyerinde hizmetinin geçtiği yerin ise zehirli, boğucu, yıkıcı gaz ve toz ortamında maske takılarak çalışmayı gerektiren torbalama bölümü olduğu keşifte görülmüş ve tespit edilmiştir." görüşüne yer verilmiştir.
    506 sayılı Yasa'ya 3395 sayılı Yasa'yla eklenen düzenleme uyarınca itibari hizmet süresinden yararlanabilmek için, sigortalının azotlu gübre sanayiinde çalışmış olması ve 506 sayılı Yasa'nın ek 5/IV. maddesinin 1-4 numaralı alt bentlerinde yazılı fiziksel dış etkenlerden birinin olayda ayrıca gerçekleşmiş bulunması zorunludur.
    Dava dilekçesinde ve 2003 yılına ilişkin sözleşmede, torbalama ünitesinde çalışıldığı bilgisine yer verilmiş olmakla birlikte, 2003 yılı öncesine ilişkin sözleşmelerde, yükleme ve istifleme işçiliğinden söz edilmiş olup, her bir sözleşmenin ilgili olduğu dönemde yapılan iş ve çalışılan ortam konusunda ayrıntılı irdelemeye gidilmemeksizin, genel yaklaşımla sonuca varılmıştır.
    Davacının çalıştığı birim ve yaptığı iş konusundaki çelişki ve bilgi eksikliği giderildikten sonra; göğüs hastalıkları uzmanı tıp doktoru ile konuda uzman kimya ve ziraat mühendislerinden oluşacak üç kişilik bilirkişi kurulunun katılımıyla keşif yapılarak; isteme konu dönemde, yapılan üretimin niteliği ve üretim aşamalarına göre azotlu gübre sanayiinde, fabrika, atölye, havuz ve depolarda, trafo ve binalarında, 1- Çelik, demir ve tunç döküm, 2- Zehirli, boğucu, yakıcı, öldürücü ve patlayıcı gaz, asit, boya işleriyle gaz maskesi ile çalışmayı gerektiren işlerde, 3- Patlayıcı maddeler yapılmasında, 4- Kaynak işlerinde çalışanların itibari hizmet süresinden yararlandırılmalarının mümkün olduğu gözetilerek, azotlu gübre sanayiinde ve 506 sayılı Yasa'nın ek 5/IV. maddesinin alt bentlerdeki koşulların oluşup oluşmadığının tespiti için işyerinin hangi ünitelerden oluştuğu, bu ünitelerde hangi üretim işlemlerinin yapıldığı, üretim ve üretimle doğrudan ilgisi bulunmayan idari, teknik ve yardımcı birimlerin birbirlerine bağlantı ve uzaklıkları ile bir bölümdeki fiziksel dış etkenlerden diğer bölümlerdeki çalışanların etkilenme dereceleri belirlenerek, davacı işçinin işyerinde yapmakta olduğu işin niteliğine göre hangi zararlı etkenlerden doğrudan doğruya ne şekilde etkilendiği hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra, Yasada öngörülen her iki koşulun birlikte gerçekleştiği kanaatine varılırsa; YİBBGK'nın 18.02.2000 gün E: 1997/1, K: 2000/1 sayılı kararı da dikkate alınarak, davalı işyerinden Kuruma bildirilen sigortalılık süresi esas alınarak itibari hizmet süresinden yararlandırılması gerektiğinin tespitine karar verilmesi gerekirken; davacının hangi zararlı etkenlerden ne şekilde etkilendiği için Yasadan yararlandırılması gerektiği yeterince araştırılıp, işin niteliği ve özelliğine göre bireyselleştirme işlemi yapılarak dayanakları gösterilmeden, genel nitelikteki soyut ve yetersiz bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak hüküm kurulması; ayrıca yargılama gideri ve vekalet ücretinden sorumluluğun, kısmen kabul hükmü gereklerine uygun olarak belirlenmemiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılardan T...-Tarım San. ve Tic. A.Ş/ye iadesine, 17.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    PRİM BELGESİ
    SİGORTALILIK SÜRESİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işverene ait işyerindeki çalışmasının 18.06.2006 tarihinde başlamasına karşın, 27.07.2006 tarihi itibariyle bildirildiğini belirterek, bildirim dışı kalan 18.06.2006-27.07.2006 tarihleri arasındaki çalışma süresinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, davacının, davalı Bahşılı Belediye Başkanlığında, 18.06.2006-27.07.2006 tarihleri arasında 39 gün süreyle çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
    Hükmün, davalı SGK Başkanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E… T… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 Sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan; hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, yargılamanın özel bir duyarlılıkla sürdürülmesi; tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak sonuca varılması zorunluluğu bulunmaktadır. Ayrıca, davacının tespitini istediği çalışma süresinin geçtiği işyeri kamu kuruluşu olup; bu tür işyerlerindeki çalışmaların kayıtlara geçirilmesi ve ücret ödemelerinin belgelere dayandırılmasının zorunlu bulunduğu da gözetilmelidir.
    Davacının davalı Belediye işyerine 27.07.2006 tarihinde girdiği imzalı işe giriş bildirgesiyle davalı Kuruma bildirilmiş; işyeri özlük dosyasında yer alan, İş Kurumu bildirim formu, nüfus ve sabıka kaydı, ikametgah ve askerlik durum belgesi, sağlık raporu gibi belgeler de giriş tarihini doğrulayan düzenleme tarihlerini içermektedir. 27.07.2006 tarihi öncesinde işe girişi gösterir herhangi bir işyeri kaydı veya belge ise sunulamamıştır.
    Kamu kuruluşunda geçtiği iddia edilen ve resmi kayıtların aksi yöndeki çalışma iddiasının, yukarıda belirtilen değerde kanıtlarla ortaya konulamadığı yönü gözetilmeksizin; sıralanan maddi ve hukuki olgular ile araştırma ilkelerine aykırı yaklaşımla, iddiayı kanıtlamaktan uzak soyut tanık anlatımları ve "Türkiye'de Belediyelerde çalışacak geçici işçilerin vizeye tabi olması, vizelerin geç alınması ya da verilen vizelerin yetersiz olması nedeni ile işçilerin bir süre sigortasız çalıştığı veya çalışmalarının eksik bildirildiği bir gerçektir…" gerekçesine dayanılarak, kabul kararı verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 15.09.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/21481 E., 2009/2278 K.
    HİZMET AKDİ
    ZORUNLU SİGORTALILIK
    "İçtihat Metni"
    Davacı vekili; davacının, 05.07.2003 –
    – 01.09.2006 tarihleri arasında, davalı işverene ait farklı belde ve bölgelerde bulunan tarım arazilerinde, hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi T..... Ö...... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 2’nci maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre “
    “sigortalı”
    ” sayılacağı belirtildikten sonra, 3’üncü maddesinde kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmıştır. 5’inci maddesinde ise; “
    “işyeri”
    ”, bu kanunun uygulanmasında, 2’nci maddede belirtilen sigortalıların işlerini yaptıkları yerler olarak tanımlanmıştır. Sözü edilen 3’üncü madde hükmünde, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar hariç olmak üzere tarım işlerinde çalışanların sigortalı sayılmayacakları yönünde düzenleme yapılmış, böylelikle, kanun koyucu tarafından, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı kabul edilmiştir. Bununla birlikte genel olarak sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3’üncü maddede belirtilen “
    “sigortalı sayılmayan”
    ” kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Söz konusu Kanunda “
    “hizmet akdi”
    ” tarifine yer verilmemiş ise de, gerek 4857 sayılı İş Kanununun 8’inci maddesinde iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, gerekse Borçlar Kanununun 313 –
    – 354.
    maddelerinde bu konuda düzenleme yapılmıştır. Borçlar Kanununda, anılan sözleşme, “
    “Hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder.”
    ” şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin “
    “parça üzerine hizmet”
    ” veya “
    “götürü hizmet”
    ” adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, “
    “ücret”
    ” unsuruna tanımda ve iş sahibinin borçları açıklanırken yer verilmesine karşın, 506 sayılı Kanunun sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekline göre, bu unsurun genel anlamda sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekmekte ise de, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde çalışanlar yönünden kanun koyucu tarafından açıkça vurgulandığından, anılan unsurun varlığı, ön koşuldur ve ayrıca, çalışmanın niteliğine ilişkin olarak bir başka olgu da “
    “süreklilik”
    ”tir. Şu durumda, baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre; hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özellikleri, “
    “zaman”
    ” ile “
    “bağımlılık”
    ” unsurları olduğu gibi, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde çalışanlar yönünden ayrıca, “
    “ücret”
    ” ve “
    “süreklilik”
    ” de ön koşul olarak aranacaktır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
    Diğer taraftan 506 sayılı Kanunda, tarım işi yapanların sigortalı sayılma koşulları hükme bağlanmış ise de, tarım işinin tanımı yapılmamış, bazı özel kanunlarda anılan tarife yer verilmiş olmasına karşın, bunların sigortalı hizmetlerin tespitine yönelik davaların çözümü için bağlayıcılığı bulunmadığından bu konuda asıl saptamayı, temyiz denetimini görevini yürüten Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili özel daireler, iş ve sosyal güvenlik hukukunun kendine özgü niteliklerini de göz önünde bulundurarak yapmıştır. Söz konusu tanımda üç özellik belirgin durumdadır ve buna göre, tarım işi, “
    “yetiştirme”
    ”, “
    “bakım”
    ” ve “
    “üretim”
    ” unsurlarını bünyesinde barındırmak zorundadır. Anılan koşulların varlığı durumunda hayvancılık ve arıcılık da tarım işi kapsamına girdiği gibi, bu olguların zaman itibarıyla tamamlanmasından sonraki aşamada yürütülen faaliyetlere ilişkin olarak tarım işi nitelendirmesi yapılamaz.
    Ayrıca, bir hususun daha açıklanması da önem arz etmektedir ki; amacı, işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemek olan 4857 sayılı İş Kanunu ile iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malûllük, yaşlılık ve ölüm hallerinde, bu Kanunda yazılı koşullar altında, sigortalılar ile bunların eş, çocuk ve hak sahiplerine sosyal sigorta yardımları sağlanması amacıyla kabul edilip yürürlüğe giren 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu farklı yasal düzenlemelerdir. 4857 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde yapılan “
    “işçi”
    ” tanımı, 506 sayılı Kanunun 2’nci maddesinde açıklanan “
    “sigortalı”
    ” kavramını her durum ve koşulda karşılamamakta, bu iki hukuksal statü durumunun birbirinden ayrıldığı alanlar da bulunmaktadır. 4857 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde hangi işlerde ve iş ilişkilerinde bu Kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilirken, elliden az işçi çalıştırılan (elli dahil) tarım ve orman işlerinin yapıldığı işyerleri veya işletmeleri sayılmış iken, 506 sayılı Kanunun 3’üncü maddesinde bir sınırlandırma yapılmaksızın, özel sektöre ait tarım ve orman işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışanlar sigortalı kabul edilmiştir. Buna göre, herhangi bir işyeri veya işletmenin 4857 sayılı Kanunun uygulama kapsamı dışında bulunması, anılan işyeri veya işletmede 506 sayılı Kanuna tabi zorunlu sigortalı çalıştırılmadığı/çalıştırılmayacağı anlamına gelmemektedir.
    Yukarıdaki açıklamalar ışığı altında inceleme konusu dava değerlendirildiğinde; mahkemece, yürütülen yargılama aşamasında dinlenen üç tanığın anlatımına dayanılarak hüküm kurulmuş ise de, yapılan inceleme ve araştırma ile toplanan kanıtların karar vermeye elverişli olmadığı belirgindir. Bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davalar kamu düzeni ile ilgili olduğundan özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmeleri zorunludur. Bu bakımdan; iş müfettişi tarafından düzenlenen inceleme ve teftiş raporunda, yapılan işin 4857 sayılı Kanunun 4’üncü maddesinde belirtilen istisnalar içerisinde yer alması nedeniyle davacının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı sayılmayacağı yönündeki saptamanın, sosyal güvenlik hukukuna ilişkin düzenleme ve ilkelerin geçerli olduğu davada bağlayıcılığının bulunmadığı gözetilmeli, davacı vekilince varlığı ileri sürülen 2006/788 Esas ile 2006/789 Esas numaralı dava dosyaları getirtilerek içerisindeki belge, kayıt ve tanık ifadelerinden kanıt olarak yararlanılmalı, T......... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen 2005/5916 numaralı soruşturma ile iş müfettişince yapılan inceleme ve teftiş aşamasında ifadesi alınan, davalı işverenin oğlu T........K.....’nin çalışma olgusunu ortaya koyan beyanı dikkate alınmalı, davalı Kuruma yazı yazılarak, davacının hizmet cetvelini de içeren kişisel sicil dosyası getirtilmeli, hizmetin yerine getirildiği ileri sürülen tarım arazilerinin yer aldığı bölgelerde oturan veya taşınmazı bulunan kişiler yöntemince saptanarak tanık sıfatıyla bilgi ve görgülerine başvurulmalı, belirdiği takdirde, tüm tanık anlatımları arasındaki çelişkiler giderilmeli, taraflar arasında unsurları ile birlikte “
    “hizmet akdi”
    ” ilişkisi kurulup kurulmadığı, tarım işlerinde ücretle ve sürekli olarak çalışılıp çalışılmadığı, çalışmanın kesintili olup olmadığı açığa çıkarılarak toplanan tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra elde edilecek sonuca göre karar verilmelidir.
    Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, mahkemece, eksik inceleme ve araştırma sonucu davalı Kurum yönünden davanın reddi yönünde hüküm kurulması isabetsiz olduğu gibi; davacı tarafından işveren doğru olarak belirlenip yargılama aşamasında sağ olan davalı H........K........’ye husumet yöneltilmiş olmasına karşın, mahkemece yanılgılı değerlendirme yapılarak, 11.07.1999 günü yaşamını yitiren ve aynı ad ve soyadı taşıyan farklı kişi işveren olarak konumlandırılarak dava açılmadan önce yaşamını yitirdiği gerekçesiyle davalı işveren yönünden ret kararı verilmesi de, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının isteği durumunda davacıya geri verilmesine, 26.02.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/2592 E., 2009/10104 K.
    EKSİK İNCELEME VE ARAŞTIRMAYLA KURULAN HÜKÜM
    HİZMET SÖZLEŞMESİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 02.11.1992 -04.04.2006 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece, davacı için, davalılardan işverene ait işyerinden 18.04.1998 tarihinden itibaren primlerin ödendiği belirtilerek, 02.11.1992 - 18.04.1998 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A..... E...... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 sayılı Yasanın 3. Maddesinin II/B bendine göre, “
    “Özel Kanunda tarifi ve nitelikleri belirtilen çıraklar hakkında çıraklık devresi sayılan süre içinde analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları...”
    ” uygulanmamaktadır. Uyuşmazlık konusu dönemde yürürlükte bulunan 3308 sayılı Çıraklık ve Meslek Eğitimi Yasası’na göre, çıraklar teorik ve pratik eğitime tabi tutulurlar. Taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenirken, başka bir ifade ile, davacının belirtilen devrede çırak olup-olmadığına karar verilirken, çalışma ilişkisine bakılarak karar verilmelidir. Gerçektende çıraklık sözleşmesinde, akdi ilişkinin üstün niteliği çalışma olgusu değil, sigortalıya bir meslek ve sanatın öğretilmesidir. Çırak, işyerinde üretimle ilgili çalışmalara bilfiil katılıyor, meslek ve sanat eğitimi arka planda tutuluyorsa, bu durumda çıraklık ilişkisinden söz edilemeyecektir.
    Doğum tarihi 20.12.1978 olan davacı için, 01.10.1994 tarihinde çıraklık eğitim merkezinden, 18.04.1998 tarihinde davalılardan işverene ait işyerinden imzalı işe giriş bildirgelerinin düzenlendiği; davacının, 01.10.1994 –
    – 30.09.1997 tarihleri arasında Ş...... Mesleki Eğitim merkezinde çırak öğrenci olarak kaydının bulunduğu, davacı ile davalılardan işveren arasında hizmet sözleşmesinin düzenlendiği, imza incelenmesine ilişkin bilirkişi raporunda 18.04.1998 tarihli işe giriş bildirgesindeki imzanın davacı eli ürünü olmadığının belirtildiği, uyuşmazlık konusu dönemlerde işyerinde yapılan denetimlerde davacıyla ilgili tespitin bulunmadığı, ancak isim belirtilmeyerek çırak öğrencilerin de bulunduğunun belirtildiği
    Mahkemece, davacı ile ilgili olarak Şehitkamil Mesleki Eğitim görülmüştür.
    Merkezindeki tüm kayıtlar getirtilmeli, davacı ile davalılardan işveren arasında çıraklık sözleşmesinin bulunup –
    – bulunmadığı araştırılmalı, çıraklık sözleşmesinin bulunduğunun anlaşılması durumunda, davacının çalışmalarının, bir mesleğin öğrenilmesine yönelik olup –
    – olmadığı, sözleşme sonrası dönemde çıraklık eğitim merkezinde teorik veya pratik eğitim alıp –
    – almadığı, eğitimin yoğunluğu ve işyerinde fiilen çalışma süresi araştırılarak, taraflar arasındaki ilişkinin niteliği belirlenmeli, mesleğin öğrenilmesi için çıraklık ilişkisine dayalı olarak çıraklık eğitim merkezinde veya işyerinde geçen çalışma dönemlerinin uzun vadeli sigorta kollarından sayılmasının mümkün bulunmadığı gözetilmelidir.
    Davacı ile davalılardan işveren arasında çıraklık ilişkisinin bulunmadığının anlaşılması durumunda ise; mahkemenin kabule konu süreler yönünden yaptığı araştırma hüküm kurmaya yeterli bulunmadığından; tespite konu çalışmalara ilişkin olarak –
    – varsa- işveren nezdindeki tüm belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler (özellikle hizmet sözleşmesindeki) yönünden, imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince yeterince araştırılmalı; yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, o dönemde sigortalı ile birlikte çalışan ve işverenin bordrolarında kayıtlı kişiler ile aynı yörede komşu ve benzeri işleri yapan başka işverenler ile bu işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kişiler saptanarak bilgi ve görgülerine başvurulmalı, yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı, böylece, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davalılardan T......... Tekstil San.ve Tic.A.Ş.'ye iadesine, 02.06.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/20407 E., 2009/300 K.
    HİZMET CETVELİ
    PRİM ALACAĞI
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalıştığı ve Kuruma bildirilmeyen 1996 yılında 12 ay, 1997 yılında 12 ay, 1998 yılında 5 ay, 1999 yılında 9 ay, 2000 ila 2002 yallarında 12'şer ay, 2003 yılında 7 aylık sürenin tespitini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteği hüküm altına almıştır.
    Hükmün, davalılardan Kurum Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A.. E.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde çalıştığı ve Kuruma bildirilmeyen 1996 yılında 12 ay, 1997 yılında 12 ay, 1998 yılında 5 ay, 1999 yılında 9 ay, 2000 ila 2002 yallarında 12'şer ay, 2003 yılında 7 aylık sürenin tespitini istemiş; Mahkemece, davacının, 1996 yılından 31.07.2003 tarihine kadar kesintisiz çalıştığının tespitine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    Dosyadaki belgelerden, davalı işveren N... İnş. Tur. Nak. Ve Tarım Ürünleri Tic. Ltd. Şti.'nin, 22.09.1997 tarihli sözleşmeyle kurularak, 02.10.1997 tarihinde ticaret siciline tescil edildiği; nakliyecilik faaliyeti nedeniyle 15.10.1997 tarihinden itibaren 506 sayılı Yasa kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Hizmet cetvelinin incelenmesinden, davacının, davalılardan işverene ait işyerinden, 15.05.1998 tarihinde işe girişinin, 15.03.1999 tarihinde işten çıkışının belirtildiği, 1998 yılı 2. dönemde 75 gün, 1999 yılı 1. dönemde 45 günlük prim ödendiği; davadışı bir işyerinden 2000 yılı 3. dönemde 15 gün; davalı şirketin kurucu ortağı Ahmet Aslan'ın da ortağı olduğu, fırın işletmeciliği yapılan adi ortaklık şeklindeki başka bir işyerinden 2003 yılı 1. dönemde 99 gün, 2. dönemde 60 günlük prim ödemesinin bulunduğu görülmüştür. Davalı işverenin sunduğu 1998 yılı 5. ay ila 1999 yılı 3. aylara ilişkin aylık prim bildirgelerinde, hizmet cetvelinden farklı olarak, 1998 yılı 3. dönemde 100 günlük çalışma görünmektedir. Davacı, Kurum müfettişine, davalı işyerinde şoför olarak, 12.05.1996 tarihinden başlayarak, 05.09.2003 tarihine kadar kesintisiz çalıştığını beyan etmiştir.
    Mahkemece, öncelikle davacıya tespitini istediği dönemler açıklatılmalı; davalılardan işverene ait işyerinin faaliyete başladığı tarih, işyerinin davalı şirketin kurulmasından önce mevcut olup-olmadığı, mevcut olduğunun anlaşılması durumunda işyeri devri yapılıp-yapılmadığı araştırılmalı, davalı şirketin kurulmasından önce işyeri bulunmadığının veya işyeri devri yapılmadığının anlaşılması durumunda, davalı şirketin yasa kapsamına alınmasından önceki döneme ilişkin isteğin reddine karar verilmelidir.
    Tespite konu çalışmalara ilişkin olarak, Kurum nezdindeki tüm belgeler ile -varsa- işveren nezdindeki belgeler getirtilmeli; işbu belgelerden sigortalının imzasını içerenler yönünden imzanın kendisine aidiyeti sigortalı tarafından kabul edilenler ile inkar edilip de aidiyeti ehil bilirkişi incelemesiyle saptananlardan yine sigortalıca hata-hile-ikrah durumu iddia ve ispat edilemeyenler bakımından, işbu yazılı belgelerin aksi eşdeğerde delillerle kanıtlanmalı; bunun dışında sigortalının kayıtlarda gözükmeyen çalışmalarının hangi nedenlerle kayıtlara geçmediği ya da bildirim dışı kaldığı hususu gereğince yeterince araştırılmalıdır. Davacının şoför olarak çalıştığı iddiası karşısında, davalı işverene ait araçların kayıtları, bu araçlarla ilgili düzenlenmiş takograf ve trafik ceza kayıtları, faturalar ve irsaliyelerde davacıyla ilgili bilgi ve belgeler vb. kayıtlar araştırılmalıdır. Yukarıda öngörülen nitelikte yazılı belge ibraz olunmayan çalışma süreleri yönünden ise, tarafların gösterdiği tanıklarla yetinilmeyerek dava konusu işyerindeki ücret bordroları ile Kuruma bildirilen dönem bordrolarında yer alan davacı ile birlikte çalışan bordro tanıklarının, bunlar bulunamadığı taktirde komşu işyeri sahip ve çalışanları celbedilerek açıklanan konularda tanık sıfatıyla dinlenmeli, yargılama aşamasında dinlenen tanık anlatımlarının değerlendirilmesinde, işyerinin kapsamı kapasite ve niteliği nazara alınmalı; davacı için uyuşmazlık konusu dönemlerde davadışı işyerlerinden bildirilmiş ve primi ödenmiş sigortalılık sürelerinin varlığı, 2003 yılında davadışı işyerinde 1 yıl kadar çalıştığı beyanı gözetilerek, çalışmaların başlangıcı, kesintili olup-olmadığı, buna göre hak düşürücü sürenin gerçekleşip-gerçekleşmediği araştırılıp tartışılarak, bu konuda yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılıp uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca, bildirilen süreler dışlanarak, tespite konu çalışmaların geçtiği dönemler ve prime esas kazançlar ayrı ayrı belirtilmek suretiyle infaza uygun şekilde bir karar verilmelidir.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalılardan Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 20.01.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/8210 E., 2008/3515 K.
    VERASET İLAMI
    YASAL MİRASÇILAR
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 15.02.1979 tarihinden itibaren 2 yıl süreyle geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E.... T.... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    İşverenin mirasçı bırakmadan öldüğünün belirlenmesi nedeniyle, veraset ilamı içeriği ve Türk Medeni Kanunu'nun 501. maddesi hükmü uyarınca son mirasçı sıfatıyla davanın Hazineye yöneltilmesi doğru ise de; yasa uyarınca miras intikali nedeniyle husumet yöneltilen Maliye Hazinesi'nin vekalet ücreti ve yargılama gideriyle sorumlu tutulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    Ne var ki, bu aykırılığın düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.
    SONUÇ:Hüküm fıkrasının (3) numaralı bendinin ikinci satırı ile (4) numaralı bendinin ikinci satırında yer alan "davalılardan" sözcüğünün silinmesine, yerlerine "davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'ndan" ibaresinin yazılmasına ve kararın bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,18.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/17671 E., 2007/7177 K.
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    "ÖZET"
    İŞVEREN LİMİTED ŞİRKETİN İKİ ORTAĞINDAN BİRİSİNİN DAVACI, DİĞERİNİN EŞİ OLDUĞU, DAVACININ KENDİ İŞİNİ YAPAN KİŞİ KONUMUNDA OLMASI NEDENİYLE ÇALIŞMASININ HİZMET AKDİNE DEĞİL, VEKALET AKDİNE DAYALI OLDUĞU VE BU NEDENLE 506 SAYILI YASA 'NIN 2. MADDESİ KAPSAMINDA SİGORTALI SAYILAMAYACAĞI GÖZETİLMELİDİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, 14.04.1995-09.05.2005 tarihleri arasında SSK sigortalısı olduğunun tespitine, Bağ-Kur sigortalılığının iptaline ve SSK'dan emekli olması gerektiğine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Bağ-Kur avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, 01.01.1996 tarihinden itibaren 1479 sayılı Yasa kapsamında zorunlu sigortalı olmadığının tespiti ile aksine kurum işleminin iptalini ve 506 sayılı Yasa'ya tabi zorunlu sigortalılığının geçerli olduğunun tespitini talep etmiştir. Mahkemece; davacının ortağı bulunduğu Limited Şirkete bağlı olarak, 506 sayılı Yasa kapsamında sigortalı çalışmasına yasal bir engelin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Davacı, 14.04.1995-09.05.2005 tarihleri arasında limited şirket ortağıdır. Dairemizin yerleşik içtihatlarına göre, kural olarak limited şirket ortakları kendi işini kendisi yapan kimse konumunda olduklarından, şirketteki çalışmaları hizmet akdine değil, vekalet akdine dayanmaktadır. Bunun istisnasını limited şirket ortağının başka işyerlerinde hizmet akdine göre çalışması oluşturur.
    Dosya içinde mevcut delillerden işveren limited şirketin iki ortağından birisinin davacı, diğerinin eşi olduğu, davacının kendi işini yapan kişi konumunda olması nedeniyle çalışmasının hizmet akdine değil, vekalet akdine dayalı olduğu ve bu nedenle 506 sayılı Yasa'nın 2. maddesi kapsamında sigortalı sayılamayacağı hususu gözetilmeden davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Bağ-Kur'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/19468 E., 2007/18671 K.
    DAVA ARKADAŞLIĞI
    TARAFLARIN TAADDÜDÜ, DAVANIN TEFRİK VE TEVHİDİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, Türkiye futbol Federasyonuna bağlı davalı kulüplerde 29.07.1975-18.04.1989 tarihleri arasında bilfiil çalışmasına rağmen SSK ile ilişkilendirilmeyen sürelerde sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde kısmen isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan SSK ve B…. Spor Kulubü Başkanlığı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava ; davacının , davalı spor kulüplerinde , dava dilekçesinde belirtilen dönemlerde hizmet aktine dayalı olarak geçen sigortalı çalışmalarının tespiti istemine ilişkin olup ; mahkemece , her bir davalı kulüpte geçen çalışmaların tespitine karar verilmiştir.
    Hukuk Genel Kurulunun 09.05.2007 tarih ve 2007/21-255 Esas ve 2007/260 Karar sayılı kararında da açıkça ifade edildiği üzere; birden fazla işveren hakkında aynı dava dilekçesi ile dava açılabilmesi için işverenler arasında zorunlu veya ihtiyari (isteğe bağlı) dava arkadaşlığının bulunması gerekir.Zorunlu dava arkadaşlığı , maddi hukukun (M.K., B.K., T.T.K) bir hakkın birden fazla kişi tarafından dava edilmesini veya birden fazla kişiye karşı dava açılmasını öngördüğü durumdur. Somut olayda, maddi yönden zorunlu dava arkadaşlığı bulunmadığı gibi şekli yönden dava arkadaşlığı da söz konusu değildir.
    Öte yandan, zorunlu dava arkadaşlığı dışında kalan ihtiyari (isteğe bağlı) dava arkadaşlığının mümkün olduğu haller H.U.M.K.'nun 43.maddesinde a) dava konusu hak veya borcun ortak olması (B.K. Md.142. müteselsil borçluluk) b) borçluların ortak bir işlem (örneğin sözleşme) ile birden çok kişi yararına borç yüklenmiş olması c) davanın aynı nedenden doğması (örneğin, B.K.md.50 birden fazla kişinin haksız fiil sorumluluğu) olarak sayılmıştır. Somut olayda, davalı işverenler arasında anılan maddede öngörülen nitelikte ihtiyari (isteğe bağlı) dava arkadaşlığı da bulunmamaktadır.
    Bu durumda, davalı işverenler arasında zorunlu veya ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmadığından, H.U.M.K.'nun 46.maddesi uyarınca davaların ayrılmasına karar verilmesi gerekirken birlikte görülerek yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
    O halde, davalı Kurumun ve davalı Buldan Spor Kulübü'nün bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davalılardan B…Spor Kulübü Başkanlığına iadesine, 08.11.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/10123 E., 2007/11781 K.
    ASIL İŞVEREN ALT İŞVEREN İLİŞKİSİ
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    "ÖZET"
    SİGORTALILAR ÜÇÜNCÜ BİR KİŞİNİN ARACILIĞI İLE İŞE GİRMİŞ VE BUNUNLA SÖZLEŞME YAPMIŞ OLSALAR BİLE, 506 SAYILI YASA'NIN İŞVERENE YÜKLEDİĞİ ÖDEVLERDEN DOLAYI, ARACI OLAN ÜÇÜNCÜ KİŞİ İLE BİRLİKTE ASIL İŞVEREN DE SORUMLUDUR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında asgari ücretle geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında asıl işveren Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnşaat Taah. San. ve Tic. A.Ş/nin adi ortaklık kurmak suretiyle, A... Büyükşehir Belediye Başkanlığından ihale ile aldıkları A... D... ve B... Atıksu Arıtma Tesisi İnşaatında, alt işveren durumundaki davalı E... Yapı Malzemeleri İmi. San.Tic. A.Ş.'de geçen kesintisiz ve sürekli çalışmanın tespiti istemine ilişkin olup; mahkemece, 06.10.2001-07.03.2002 tarihleri arasında kuruma bildirilmeyen 95 günlük hizmetin alt işveren E... Yapı Malzemeleri İmi. San. Tic. A.Ş. yönünden tespitine karar verilirken, diğer davalılar Y... İnş. A.Ş. ve E... İnşaat A.Ş. cihetinden ise, ihale makamı olduklarından bahisle husumet yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 87. maddesi hükmü olup; anılan madde, söz konusu yasanın onuncu bölümünde ve "Ortak Hükümler" başlığı altında düzenlenmiştir. Bu nedenle 87. madde, yasanın işverene yüklediği tüm ödevler yönünden hüküm ifade eder. Anılan madde;
    "Sigortalılar üçüncü bir kişinin aracılığı ile işe girmiş ve bununla sözleşme yapmış olsalar bile, bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur.
    Bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde işverenden iş alan ve kendi adına sigortalı çalıştıran üçüncü kişiye aracı denir." hükmünü içermekte olup, maddenin ilk fıkrasından da açıkça anlaşılacağı üzere "... bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur." şeklindeki hükmün kapsamı içerisinde, aylık sigorta primlerinin kuruma yatırılması ve prim bildirgelerinin verilmesi, keza 4 aylık sigorta bordrolarının verilmesi gibi ödevler yer almakta olup, bunların yasal sürede yerine getirilmemesi halinde ise alt işveren ile birlikte asıl işveren de müteselsilen sorumludur. Mahkeme, davalılar Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.'nin ihale makamı olduğunu ve işverenlik sıfatının bulunmadığını kabulle davayı red etmiş ise de; dosyadaki bilgi ve belgelerden, davalılar Y... İnşaat A.Ş. ve E... İnş. Taah. San. ve Tic. A.Ş.'lerin A... Büyükşehir Beled iyesi'nden ihale ile iş aldığı ve bu işin bir kısmını da diğer davalı E... Yapı Malz. İmi. San. Tic. A.Ş.'ye devrettiği belirgin olduğundan, burada Y... İnş. A.Ş. ve E... İnş. A.Ş.'nin iş sahibi değil, ihale ile iş alan konumunda asıl işveren oldukları anlaşılmaktadır. Mahkemenin buna aykırı yaklaşımla adı geçen davalılar hakkında davayı reddi isabetli bulunmamıştır.
    Açıklanan nedenlerle ve 506 sayılı Yasa'nın 79 ve 87. maddesi hükmü de dikkate alındığında, davalıların dava konusu olan işde, işverenlik sıfatlarının kabulü ile bu çerçevede tespit davası yönünden haklarında hüküm kurulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 05.07.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/19964 E., 2007/17620 K.
    EKSİK ARAŞTIRMA VE İNCELEME İLE YAZILI BİÇİMDE HÜKÜM KURULMASI
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan Musa 'in inşaat işyerinde 15.08.1975-15.11.1975 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, davacının 15.8.1975-15.11.1975 tarihleri arasında Musa Şahin'in inşaat işyerinde çalıştığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece adı geçen işverenin davaya konu dönemde vefat etmiş bulunduğu, giderek işe giriş bildirgesi düzenlemesinin imkansız olduğu ve işten ayrıldıktan sonra beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79/10 ve 108. maddeleridir.
    Bu yönde Kuruma bildirilmeyen çalışma süresinin ve sigorta başlangıç tarihinin tespitine karar verilebilmesi için davanın çalışılan yılın sonundan başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Yönetmelikle tespit edilen belgeler kapsamında işe giriş bildirgesinin verilmesi durumunda, bildirgede öngörülen işe başlama tarihinden sonrası için hak düşürücü süreden bahsedilemez. Ne var ki; işe giriş bildirgesinin de, yine, yasada öngörülen hak düşürücü süre dahilinde Kuruma verilmesi gerekir. Zira, hak düşürücü sürenin geçirilmesi hakkın özünü ortadan kaldırdığından;bu sürenin geçirilmesinden sonra işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi, ya da sonradan primlerin ödenmesinin, hak düşürücü süreyi yeniden canlandırması mümkün değildir.
    Somut olayda davacının sigorta sicil dosyası içeriğinde, dava konusu işyerine 15.8.1975 tarihinde işe girişine dair ise bildirgesi mevcuttur. Kuruma hak düşürücü süre dahilinde, 16.12.1975'de intikal ettiği anlaşılan, davacıya ait kimlik bilgilerini içeren işe giriş bildirgesi ve bu tescil ile verilen sigorta sicil numarası da dikkate alınarak, işe giriş bildirgesinin düzenleme tarihindeki mevzuat hükümleri ile bir günlük çalışmaya karine oluşturduğu, dinlenen tanık beyanları ile de bir günlük fiili çalışmanın varlığını desteklediği gözetildiğinde istemin anılan tarih itibariyle sigortalılık başlangıcı olarak kabulü gereklidir.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25/10/2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi
    2006/11670 E., 2006/15316 K.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1998 yılı Mart ayından 2000 yılı Mart ayına kadar geçen ve SSK'na bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, davalı kooperatife ait inşaat işyerinde 1999 Şubat-2001 Aralık döneminde aralıksız çalışma süresinin tespiti talebine ilişkin olup; davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Yasanın 79/10 Maddesidir. Davalı yapı kooperatifinin kuruluş amacı inşaat işidir. Davalının bu işte belli sayıda sigortalı çalıştırdığı düşünülürse, inşaat işinin bir kısmını alan dava dışı şirket ile kooperatif tüzel kişiliği arasında 506 Sayılı Yasanın 87. Maddesi kapsamında asıl işveren-alt işveren ilişkisinin bulunduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca, davalı kooperatifin asıl işveren sıfatıyla iş bu davada pasif husumet ehliyeti mevcut olup, kendisine husumet yöneltilmesinde herhangibir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki; sigortalının kooperatiften iş alan şirkete bağlı olarak çalıştığı Mahkemece kabul edildiğine göre, işverene husumet yöneltilmesi için ek dava açması hususunda davacıya mehil verilmesi, her iki dava birleştirilerek birlikte görülmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
    Mahkemece, yukarıda anlatılan maddi ve hukuki ilkelere göre araştırma ve inceleme yapılarak hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 27.11.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi
    2006/1325 E., 2006/9543 K.
    İŞ GÖRME BORCU
    İçtihat Metni
    Davacı, davalı Apartman nezdinde 1994 yılından itibaren kapıcı olarak geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    10 daire ve 2 dükkandan oluşup, merkezi doğalgaz kalorifer sistemi ile ısıtıldığı anlaşılan davalı apartman yönetimince tutulan 19.06.1994 tarihli tutanakta; zamanı uygun bulunduğundan apartmana yakın olarak başka bir işyerinde çalışan davacının eşi İhsan Dalkıran'ın apartmanda görevlendirildiğinin belirtildiği; davacının eşi tarafından aynı tarihte düzenlenen taahhütname ile apartmanın bodrum katında oturma karşılığı kapıcılık hizmetlerinin yapılacağının belirtildiği görülmüştür. Borçlar Kanununun 320. maddesine göre sözleşmeden veya halin icabından aksi anlaşılmadıkça işçinin taahhüt ettiği iş görme borcunu bizzat kendisi ifaya mecbur olup başkasına devredemez. Ne var ki, yasanın sözü edilen maddesinde öngörülmüş olan işçinin işi bizzat yapmasına ilişkin kural emredici olmayıp tamamlayıcı nitelikte olduğundan aksi kararlaştırılacağı gibi halin icabından da iş görme borcunun başkasına yaptırılmasının mümkün olabileceği sonucuna varılabilir. Kapıcılık sözleşmesinde kapıcının iş görme borcunu bizzat ifa edeceği gibi sürekli olmamak koşulu ile başkası tarafından da ifa edilmesi mümkündür. Kaldı ki apartmanın kapasitesi ve günlük kapıcılık hizmetlerinin alacağı zaman nazara alındığında, İhsan Dalkıran'ın başka işlerde çalışmasının kapıcılık hizmetlerine engel teşkil etmeyeceği anlaşılmaktadır. Öte yandan konutların kapıcılık hizmetleri genelde kapıcının tüm aile fertlerinin (karı veya koca ve çocukların) katkıları ile yürütülmekte olduğu da bir gerçek olup, davacının yaptığı hizmetlerin eşine yardım niteliğinde olduğunun kabulü gerekir. Dolayısıyla davacı ile davalı apartman yönetimi arasında kaloriferci-kapıcı ilişkisi gerçekleşmemiş olduğundan, davacının davasının reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davalı işverenlere iadesine, 20.06.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/17263 E., 2007/7317 K.
    SİGORTALI HİZMET SÜRESİNİN TESBİTİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.05.1994-01.10.2002 tarihleri arasında geçen sigortalı hizmetlerinin tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava , davalı şirkete ait işyerinde 01.05.1994-01.10.2002 tarihleri arasındaki çalışmaların tespiti istemine ilişkin olup ; yargılama sırasında celbedilen Ticaret sicil memurluğu yazısına göre ; davalı şirketin dava açıldıktan sonra tasfiyesine karar verilerek tasfiye sürecinin başladığı tasfiyenin 17.06.2005 tarihinde sona erdiği ve 22.06.2005 tarihli sicil gazetesinde ilan edilerek kaydının kapatıldığı mahkemece , davacı tarafa şirketin ihyası için süre verildiği ancak davacının , ihyanın uzun ve masraflı olması ayrıca benzer nitelikteki olaylarda Yargıtay'ın emsal kararları gereği davanın , şirketin ortaklarına karşı yöneltilmesini istemesi üzerine mahkemece , limited şirket ortaklarının söz konusu davada kişisel sorumlulukları bulunmadıklarından ve ayrıca taraf teşkili de sağlanamadığından bahisle davanın reddine karar vermiştir.
    İşverenlik sıfatı davalı Limited şirket tüzel kişiliğine aittir ve bu nedenle de kural olarak , tasfiyesi tamamlanan şirketin ihyası gerekir ise de; söz konusu davanın hizmet tespiti istemine ilişkin olması ve bu tür davaların davacı lehine sonuçlanması halinde doğacak prim borçlarından şirket tüzel kişiliği ile birlikte şirketin ortaklarının da sorumlu olacağı hususu gözetilerek husumetin davalı şirket ortaklarına yöneltilmesi ve iştiraki ile yargılamaya devam edilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 10.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/17771 E., 2007/8369 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    PRİM
    "İçtihat Metni"
    Davacı, murisi eşi M.Ç.'nin davalılardan işverene ait işyerinde 01.01.1994-30.09.1995 tarihleri arasında sigortalı olarak geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı murisin davalıya ait inşaatta 01.01.1994-30.09.1995 tarihleri arasındaki çalışmanın tespitini talep etmiş, mahkemece; hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Davalıya ait inşaatta şikayet üzerine yapılan denetim sonucu düzenlenen 12.09.1997 tarihli müfettiş raporunda, anılan işyerinde tespite konu dönemi kapsayacak şekilde iki kişinin çalıştığının saptanması üzerine, 01.01.1994-30.09.1995 tarihleri arasındaki çalışma süresi nedeniyle 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesi uyarınca ölçümleme işlemi uygulanarak, primleri tahsil edilmesi karşısında, iş bu davanın hukuki nitelik bakımından primi ödenmiş sigortalı günlerin murise aidiyeti şeklinde nitelendirilmesi gerekeceğinden artık hak düşürücü süreden bahsedilemez.
    Hal böyle olunca; dosya içeriğindeki bilgi ve kanıtlar uyarınca davacının istemi konusunda esasa girilerek bir karar verilmesi gereği gözetilmeksizin, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine, 21.05.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2006/6717 E., 2007/5564 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    PRİM BELGELERİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, murisinin davalı işveren nezdinde 01.05.1974-01.06.1986 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Dava, davalıya ait işyerinde 01.05.1974 ile 01.06.1986 tarihleri arasında hizmet aktine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerinin tesbiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. Anılan maddede yönetmelikle tespit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalılar çalıştıkları hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Madde de belirtildiği üzere yönetmelikle tespit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık- seçiktir. Somut olayda davacı ile ilgili olarak 01.02.1977 tarihinde işe giriş bildirgesinin verildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca 01.02.1977 tarihinden sonraki hizmet tespitine yönelik talep bakımından 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemeyeceği ortadadır.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 03.04.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/19694 E., 2007/17620 K.
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    "ÖZET"
    KURUMA HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE İÇİNDE İNTİKAL ETTİĞİ ANLAŞILAN, DAVACIYA AİT KİMLİK BİLGİLERİNİ İÇEREN İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ VE BU TESCİL İLE VERİLEN SİGORTA SİCİL NUMARASI DA DİKKATE ALINARAK, İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİNİN DÜZENLEME TARİHİNDEKİ MEVZUAT HÜKÜMLERİYLE BİR GÜNLÜK ÇALIŞMAYA KARİNE OLUŞTURDUĞU, TANIK BEYANLARININ DA BU OLGUYU DESTEKLEDİĞİ GÖZETİLDİĞİNDE, İSTEMİN ANILAN TARİH İTİBARİYLE SİGORTALILIK BAŞLANGICI OLARAK KABULÜ GEREKİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan Musa'nın inşaat işyerinde 15.08.1975-15.11.1975 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, davacının 15.08,1975-15.11.1975 tarihleri arasında Musa'nın inşaat işyerinde çalıştığının tespiti istemine ilişkin olup, mahkemece adı geçen işverenin davaya konu dönemde vefat etmiş bulunduğu, giderek işe giriş bildirgesi düzenlemesinin imkansız olduğu ve işten ayrıldıktan sonra beş yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş bulunduğu gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun'un 79/10 ve 108. maddeleridir.
    Bu yönde Kuruma bildirilmeyen çalışma süresinin ve sigorta başlangıç tarihinin tespitine karar verilebilmesi için, davanın çalışılan yılın sonundan başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Yönetmelikle tespit edilen belgeler kapsamında işe giriş bildirgesinin verilmesi durumunda, bildirgede öngörülen işe başlama tarihinden sonrası için hak düşürücü süreden bahsedilemez. Ne var ki; işe giriş bildirgesinin de, yine, yasada öngörülen hak düşürücü süre dahilinde Kuruma verilmesi gerekir. Zira, hak düşürücü sürenin geçirilmesi hakkın özünü ortadan kaldırdığından, bu sürenin geçirilmesinden sonra işe giriş bildirgesinin Kuruma verilmesi ya da sonradan primlerin ödenmesinin, hak düşürücü süreyi yeniden canlandırması mümkün değildir.
    Somut olayda, davacının sigorta sicil dosyası içeriğinde, dava konusu işyerine 15.08.1975 tarihinde işe girişine dair işe giriş bildirgesi mevcuttur. Kuruma hak düşürücü süre dahilinde, 16.12.1975'te intikal ettiği anlaşılan, davacıya ait kimlik bilgilerini içeren işe giriş bildirgesi ve bu tescil ile verilen sigorta sicil numarası da dikkate alınarak, işe giriş bildirgesinin düzenleme tarihindeki mevzuat hükümleri ile bir günlük çalışmaya karine oluşturduğu, dinlenen tanık beyanları ile de bir günlük fiili çalışmanın varlığını desteklediği gözetildiğinde, istemin anılan tarih itibariyle sigortalılık başlangıcı olarak kabulü gereklidir.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin eksik araştırma ve inceleme ile yazılı biçimde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.10.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/7349 E., 2007/14363 K.
    ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ
    SİGORTALILIK SÜRESİNİN TESPİTİ
    "ÖZET"
    ÖZET: ÜCRETİ ÖDENMEYEN İŞÇİ, İŞ GÖRME EDİMİNİ YERİNE GETİRMEKTEN KAÇINDIĞI TAKDİRDE, KENDİSİNE ÜCRET ÖDENMEYECEĞİ İÇİN SİGORTA İLİŞKİSİNDEN SÖZ EDİLEMEYECEKTİR VE BU NEDENLE ÇALIŞILMAYAN SÜRELERİN TESPİTİNE KARAR VERİLEMEYECEKTİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işverene ait işyerindeki hizmet akdinin davanın açıldığı tarihe kadar devam ettiğinin, işveren tarafından izinli sayılmak sureti ile topluca işyeri dışında bırakıldığının tespiti ile SSK primleri ödenmeyen bu sürelerin işyerinde geçen diğer sürelerle birleştirilerek sigortalı hizmet süresi olduğunun ve ücret miktarı ile ödenmeyen sigorta prim tutarlarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Taraflar arasındaki uyuşmazlık, fiilen çalışılmayan sürelerde davacının sigortalı sayılıp sayılmayacağı hususuna ilişkindir.
    Davacı taraf, 07.01.2004 ile 16.02.2004 tarihlerinde imzalanmış iki protokol metni hükümlerine dayanmak suretiyle davalı şirket tarafından ücretli izne çıkarıldığını iddia etmektedir. Gerçekten, ilki 07.01.2004 tarihinde imzalanmış protokolde, "07.01.2004 tarihinden 12.01.2004 Pazartesi günü mesai başlangıcına kadar fabrikalarda çalışma yapılmayacaktır ve çalışma yapılmayan günler idari ücretli izin sayılacaktır." ve daha sonraki 16.02.2004 tarihli protokol metninde de, "şirketimizde sürmekte olan elektrik kesintisi nedeniyle ikinci bir duyuruya kadar işyerimizde çalışan işçiler ücretli izinli sayılacaktır." hükmüne yer verilmiştir. Davalı şirket ise, söz konusu yazıların davalı şirketi bağlayıcı nitelikte olmadıklarını, bu belgenin işveren adına yetkili olmayan kişice imzalanmış bulunduğunu savunmaktadır. 16.02.2004 tarihli belgeyi davalı şirket adına teknik genel müdür yardımcı vekili Yücelln imzaladığı görülmektedir. Gerçekten davalı şirket hukuki niteliği itibariyle bir anonim şirkettir. Anonim şirketlerde temsil ve ilzam olunma "çift imzayla" gerçekleşir. Nitekim Türk Ticaret Kanunu'nun 321. maddesinin üçüncü fıkrası; "Anonim şirket adına tanzim edilecek evrakın muteber olması için, aksine esas mukavelede hüküm olmadıkça temsile selahiyetli olanlardan ikisinin imzası kafidir" hükmünü taşımaktadır. Şirket ana sözleşmesinde de belirtilen yasa hükmünün aksine bir düzenleme yer almış değildir. 16.02.2004 tarihli belgeyi imzalaması yolunda davalı şirket yönetimi tarafından Yücel'e verilmiş herhangi bir emir veya talimat da dosyada mevcut değildir. Ayrıca anılan kişinin işletmenin bütününü sevk ve idareye yetkili kişiler arasında olmayıp, konumu itibariyle "teknik müdür" düzeyinde görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bu yönden söz konusu belgenin Türk Ticaret Kanunu uyarınca şirketi temsile ve ilzama yetkili iki kişi yerine, işletmenin tümünü sevk ve idareye yetkili bulunmayan bir kişi tarafından imzalandığından hukuken davalı şirkete bir sorumluluk yüklemesinden söz edilemez.
    Şirket Ana Sözleşmesinin 25. maddesi "şirket adına düzenlenen bütün belgelerin geçerli olması ve şirketi ilzam edebilmesi için Yönetim Kurulu'nca yetkili bulunan şahıslar tarafından şirket isminin ilavesiyle imza edilmesi şarttır. Bu imzalar Ticaret Siciline tescil ve usulen ilan edilecektir." hükmünü içermektedir. Davalı şirketin 07.01.2004 tarihinde yetkili temsilcilerinin adı, soyadı ve imza sirküleri Ticaret Sicil Memurluğu'ndan istenmiş, gönderilen listede 16.02.2004 tarihli protokolü imzalayan Yücelln ismi bulunmamaktadır. Şirket yönetim kurulu 18.02.2004 tarihli kararla Yücel'e (B) grubu 1. derecede imza yetkisini 16.02.2004 tarihli protokolü imzaladıktan iki gün sonra vermiştir. O nedenle protokolün imza tarihinde, Yücel şirketi temsile yetkili değildir. Ayrıca şirket Yönetim Kurulu'nun 04.04.1988 tarihli kararında "şirketimizin şirket unvanı altına (A) ve (B) grubundaki 1. derecede yetkili şahıslardan herhangi ikisinin veya (A) veya (B) grubundaki bir şahıs ile (C) grubundan 2. derecede yetkili şahıslardan birinin veya müştereken tevkil edecekleri şahsın imzası ile temsil ve ilzam olunacağı" belirtilmiştir. Yukarıda anlatılan nedenlerle davalı şirkette çalışan işçilerin ücretli izne çıkartıldıklarına dair düzenlenen belgeler geçerli ve davalı şirketi bağlayıcı nitelikte değildir.
    Diğer taraftan, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 34/1. maddesi işçi ücretlerinin gününde ödenmesini sağlamak üzere: "Ücreti ödeme gününden itibaren yirmi gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmeyen işçi, iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir. Bu nedenle kişisel kararlarına dayanarak iş görme borcunu yerine getirmemeleri sayısal olarak toplu bir nitelik kazansa dahi grev olarak nitelendirilemez. Gününde ödenmeyen ücretler için mevduata uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanır." hükmünü getirmiştir. Her ne kadar anılan hükmün ikinci cümlesi bu tür iş görme borcunun yerine getirilmeyişinin grev olarak nitelendîrilemeyeceğini belirtip çalışmayan işçinin söz konusu eyleminin kanun dışı grev şeklinde değerlendirilmesini önlemek istemişse de, işyeri işgali, işi yavaşlatma, verimi düşürme ve diğer direnişler gibi kanunsuz eylemlerin yapılmasını mümkün kılmış değildir.
    Dava konusu olayda davalı şirket yetkilileri Adana Bölge Müdürlüğü'ne 12.01.2004 tarihinde başvurarak, şirkette üretimi tamamlanmış ve müşteriye sevk edilmek üzere 08.01.2004 tarihinde kamyonlara yüklenmiş malların şevkine işçilerin izin vermediklerini belirtmiş ve durum tespiti için müfettiş görevlendirilmesi talebinde bulunmuşlardır. Ayrıca davalı işveren şirket, Tarsus İş Mahkemesi'ne başvurmuş ve malların yüklenmesinin yapılarak yükleme yapılan kamyonların dışarı çıkışının sağlanması yönünde tedbir kararı verilmesi talebinde bulunmuştur. Buna ilişkin Tarsus İş Mahkemesi'nin 2004/1 D.İş sayılı dava dosyasında yer alan bilirkişi raporunda "işçilerin makinelerin çevresinde bulunduğu, ancak makinelerin çalışmadığı ve üretimin yapılmadığı" yazılıdır. Bu tür eylemleri ise, İş Kanunu'nun 34. maddesi çerçevesinde yapılmış yasal bir iş bırakma eylemi olarak değerlendirmek hukuken mümkün değildir. İşçi, ücretinin ödenmemesi nedeniyle iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilir, ancak işyerinde makineleri durdurmak şeklinde eylemlerde bulunamazlar.
    Öte yandan, işçinin ücretinin 20 gün içinde mücbir bir neden dışında ödenmemesi halinde işçi, İş Kanunu'nun 34/1. maddesi uyarınca iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınabilecektir. Bu durumda çalışılmayan süre için ücret ödemesi yapılacağına ilişkin olarak İş Kanunu Taslağı'nda yer alan düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki Yasama görüşmeler sırasında 4857 sayılı İş Kanunu'nun metni içine alınmamış ve çıkarılmıştır. Buna göre, ücretin ödenmemesi nedeniyle iş görme borcunu yerine getirmekten kaçınılacak, yani fiilen çalışmayacak olan işçi, işverenden çalışmadığı günler için ücret talep edemeyecektir. Ücret, ifa edilen işin karşılığıdır. Açıklanan nedenlerle işveren şirketin çalışılmayan dava konusu dönemde ücret ödeme borcu yoktur. Aylık bildirge ve 4 aylık bordro verme yükümü ücret ödemesine bağlı bir yükümlülüktür. 07.01.2004 tarihiyle 23.02.2006 tarihleri arasında işverenin ücret ödeme yükümlülüğü bulunmadığından, davacının sigorta primlerinin bu süre için ödenmesi ve prim ödeme gün sayılarının Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmesi gerekmez. Ayrıca, sigortalıya hizmet sürelerine hükmün tespit ettirme olanağını sağlayan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. fıkrası "...çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar, çalıştıklarını is-patlayabilirlerse bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazançları toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara alınır." hükmünü içermektedir. Görüldüğü gibi hizmet tespit davasının kabulü, yasanın açık hükmü karşısında işyerinde fiilen çalışma olgusu gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. Fiilen çalışılmayan sürelerin tespiti mümkün değildir.
    Sonuç olarak ücreti ödenmeyen işçi, iş görme edimini yerine getirmekten kaçındığı takdirde, kendisine ücret Ödenmeyeceği için sigorta ilişkisinden söz edilemeyecektir ve bu nedenle çalışılmayan sürelerin tespitine karar verilemeyecektir. Açıklanan nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kısmen kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılardan Ç... Sanayi İşletmeleri A.Ş/ye iadesine, 24.09.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/8786 E., 2008/4697 K.
    EKSİK İNCELEME
    "İçtihat Metni"
    Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.1984 olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi H.... K..... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1-Dava, sigortalılık başlangıç tarihinin 01.06.1984 olarak tespiti istemine ilişkin olup, bu tür davalar sonucu itibariyle sigortalılığın tespiti istemini içermektedir. 506 sayılı Kanunun 108. maddesi uyarınca, sigortalılık başlangıç tarihinin tespiti yönünde, salt işe giriş bildirgesinin verilmiş bulunması yeterli olmayıp, ayrıca, aynı Kanunun 2 ve 6. maddelerinde öngörüldüğü şekilde hizmet akdine dayalı olarak eylemli biçimde çalışmanın varlığı gerekir. Başka bir anlatımla; yöntemince düzenlenip süresi içinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi; kişinin işe girdiğini gösteren yazılı delil niteliğinde ise de, yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda; çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, bu tür davaların kamu düzenine ilişkin olması itibariyle hâkim, görevi gereği re'sen soruşturmayı genişleterek, sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. (Hukuk Genel Kurulunun 01.12.2004 tarih ve 2004/629-641 sayılı Kararı) Sigortalının gerçek çalışma olgusunun kanıtlanması yönünde Mahkemece; mümkün oldukça, işyerinde tutulması gerekli ücret bordrosu gibi kayıtlarla,
    Kurumdaki belgelerden yararlanılmalı; aynı dönemde işyerinde çalışanlarla gerektiğinde komşu işyeri işverenleri ile buralarda çalışanlar saptanarak bilgilerine başvurulmalı; ifadeleri hükme dayanak kılınan tanıkların şahadetlerinin değerlendirilmesi bakımından, işyeri-komşu işyeri sigortalısı yada işvereni olup olmadıkları araştırılarak elde edilecek bilgilerin ifadelerde belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği üzerinde durulmalı; tüm bu delillere ulaşılmasının mümkün olmaması durumunda ise, sigortalının çalışmasının fiili olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olabilecek kişiler saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli, davacı tarafından ibraz edilen prim tahsil makbuzunun davacıya ait olup olmadığı, dayanağı belgelerin Kuruma verilip verilmediği araştırılmalı ve mevcut deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Ayrıca, davacı ile davalı işverenin baba-oğul olması dikkate alınarak, babanın oğlunu sosyal güvenlik haklarından mahrum etmesinin, hayatın olağan akışına ters düşeceğinin muhakkak olduğu hususu da değerlendirilmelidir.
    2- Kabule göre de; 506 sayılı Yasanın 108.maddesi ile "... sigorta süresinin başlangıcı, bu yasaya tabi olarak ilk defa çalışılmaya başlanılan tarih" olup, istemin; Yasanın geçici 54.maddesi kapsamında ifade edilen istisnaya girmediği dikkate alındığında, Yasanın 60/G maddesinde ifade olunan "18 yaşından önce malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi 18 yaşını doldurdukları tarihte başlamış kabul edilir" hükmü uyarınca, 15.07.1967 tarihinde doğmuş olan davacının, sigortalılık başlangıcının, 18 yaşını doldurduğu 15.07.1985 tarihi olarak kabul edilmesi gerekirken, işe giriş bildirgesinde yazılı, daha önceki bir tarihin hükme esas alınması isabetsizdir.
    Mahkemece, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki ilkeler çevresinde gerekli araştırma yapılmadan, eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.04.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/1162 E., 2008/5921 K.
    SİGORTALI HİZMETLERİN BELİRLENMESİ
    SİGORTALILIĞIN BELİRLENMESİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.01.1977 tarihinden itibaren sigortalı olarak geçen çalışmalarının tespiti ile sigortalılık başlangıcının 01.01.1977 tarihi olduğuna karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi H.... K..... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    Davacı, Stutgart Başkonsolosluğu bölgesindeki okullarda, 01.01.1977 tarihinde Türk çocuklarının Türkçe ve Türkçe kültür dersleri okutmak üzere öğretmen olarak atanmış olup; Milli Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 14.12.1994 tarihli yazılarında davacının Stutgart Başkonsolosluğu ile 1977 yılında imzaladığı taahhüt gereği mahalli öğretmen olarak ilgili Başkonsolosluğun sorumluluğunda görev yaptığı belirtilmiştir. Davacı halen çalıştığını iddia etmekte olup; dosyada davacının çalışmasına dair başkaca delil bulunmamaktadır. İddia edilen dönemin uzunluğu ve niteliği gözetilerek, tespite konu çalışmalara ilişkin olarak görevlendirme yazıları, mesleki denetim raporları, yıllık izne dair talep ve yazışmalar, ücret ödemelerine ilişkin belgelerin bulunması gerekeceğinden, Stutgart Başkonsolosluğu nezdindeki davacıya ait şahsi sicil dosyası getirtilmeli, gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,12.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/7595 E., 2008/9300 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    HİZMET AKDİ
    HİZMET AKDİNİN ÖZELLİKLERİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.07.1994-01.02.2006 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal sigortalar Kurumu Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E... P.... A...tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Milli Eğitim Bakanlığı ve davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
    Dava hukukî nitelikçe, davacının 01.7.1994-01.2.2006 döneminde Muş Halk Eğitim Merkezinde geçen ancak Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışma süresinin tespiti istemine ilişkindir.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 2.maddesi hükmüne göre, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan kimse anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılır. Bir başka anlatımla, sigortalı ile işveren arasındaki iş ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerekir.
    Hizmet akdinin belirleyici özelliği ise "zaman" ve "bağımlılık" unsurlarıdır. Bu çerçevede, belirli yada belirsiz bir sürede iş gücünü sunan kimse (sigortalı) ile bunu kabul eden kimse yada kimseler arasındaki iş ilişkisini hizmet akdi olarak tanımlamak mümkündür. Bağımlılık unsurunun varlığı için de, işverenin her an ve durumda çalışanı denetleme ve isteğine göre sigortalıya iş edimini yaptırma gücünün varlığı şarttır.
    Somut olayda, davacının işverene ait işyerinde hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık koşulu gerçekleşecek biçimde çalıştığı,giderek hizmet akdinin unsurlarının gerçekleştiği tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Bu yönde Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine karar verilebilmesi için davanın çalışılan yılın sonundan başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Somut olayda, davacının davaya konu dönemde kesintisiz ve sürekli çalıştığının anlaşılması karşısında hak düşürücü süreden bahsedilemez.
    Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin davanın kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine Başkan S……. C….'in muhalefetine karşı, üye Ö… Ş….. E…, C….. Ö….., N……. S…. ve A... G….'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 01/7/2008 gününde karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/11651 E., 2008/10601 K.
    PRİM
    SİGORTALILIK
    ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ARACILIĞI
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverenle ait işyerlerinde 1988 yılından 2003 yılının Eylül ayına kadar geçen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, bozmaya uyarak ilâmında belirtildiği şekilde davalı P…. Pamuk Ürünleri Tic. San.A.Ş. hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M…… A…… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, asıl işveren olan P…. Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketine ait pamuk çırçırlama işyeri hamaliye taşeronları (=aracı=alt işveren) olan Binali Yuthan'a tabi olarak 1988 - 1992, N…. S….'a tabi olarak 1992 - 2002, B….. K..'a tabi olarak 2002 - 2003 Eylül tarihleri arasında yılda 6 ay davacının çalıştığının tespiti istemi olup, mahkemece, davalı asıl işveren P…. P.... Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi hakkındaki davanın husumet yönünden reddi kararı verilmiştir.
    Davalı P…. P.... Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin 506 Sayılı Kanunun 87 nci maddesi anlamında asıl işveren, B….. Y….., N.... S.... ve B..... K..'un, aracı oldukları iddiası vardır. B….. Y…..'ın, 10.09.1984 - 31.08.1990 tarihleri arasında aracı olduğu Kurum kayıtlarıyla belirgindir. N…. S…. ve B….. K..'un ise, aracı olarak Kurumda kaydı olmadığı anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 87 nci maddesinin 1 inci fıkrasında "... bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur" şeklindeki hükmün kapsamı içinde, sigortalıların işe giriş bildirgelerinin Kuruma verilmesi, aylık sigorta primlerinin Kuruma yatırılması ve prim bildirgelerinin verilmesi, keza 4 aylık sigorta bordrolarının Kuruma verilmesi gibi ödevler yer almakta olup, bunların yasal sürede yerine getirilmemesi halinde; aracı ile birlikte asıl işveren de müteselsilen sorumlu olmaktadır.
    506 Sayılı Kanunun 79/10 uncu maddesinde ifadesini bulan hizmet tespiti davaları kural olarak bu ödevi yerine getirmeyen işverene karşı açılmalıdır.Ancak, şayet varsa onunla birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverene karşı da dava açılabilir.Burada asıl işveren yönünden ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.Zira, hizmet tespiti davası sonunda verilen ilam doğrultusunda primlerin Kurumca tahsili söz konusu olacağından ve 87 nci maddenin açık ve buyurucu hükmü karşısında; prim ödeme yükümlüsü olarak asıl borçlu olan aracı ile birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverenden de bu primler istenebileceğinden hizmet tespiti davalarında husumetin asıl işverene de yöneltilmesi mümkün olup, sonucu itibariyle bu dava asıl işverenin de hak alanını ilgilendirmektedir.Kaldı ki bu yaklaşım çelişkili kararların verilmesini önleyeceği gibi, usul ekonomisi ilkesi yönünden de fayda sağlayacaktır.
    Hal böyle olunca, davalı P.... Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin asıl işveren sıfatıyla iş bu davada pasif husumet ehliyeti mevcut olup, kendisine husumet yöneltilmesinin mümkün olduğunun kabulüyle, Dairemizin evvelki bozma kararında ayrıntıları açıklandığı üzere, öncelikle; aracı olduğu iddia edilen N.... S.... ve B..... K..'a husumet yöneltilip davaya katılımlarının sağlanabilmesi için davacıya süre verilmeli, sonrasında; 506 Sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde ifade edildiği üzere, "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu, bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurularak, davacının hizmet akdiyle çalışmasının gerçekliğinin ve çalışma süresinin belirlenebilmesi amacıyla, çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıt olarak;
    1-)Davalı Kurumda kayıtlı olmayan N.... S.... ve B..... K..'un, vergi dairesinde ve meslek kuruluşlarında kayıtlı olup olmadıkları, P…. Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi işyerinde ustabaşı, şef gibi pozisyonlarının olup olmadığı, bu işyerinden Kuruma bildirilen çalışmaları olup olmadığı araştırılmalıdır.
    2-)Davanın niteliği itibariyle aracı ve asıl işveren iş yerlerinde tutulması gerekli dosya, puantaj kayıtları ve ücret bordroları ile kurumdaki belge ve kayıtlar celbedilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalıdır.
    3-)Aynı dönemde davalı iş yerlerinde çalışanlar saptanmalı, gerektiğinde komşu iş yeri sahipleri ve bordrolara geçmiş çalışanlar ile davacının çalışmasını bilecek durumda olanların re'sen tanık sıfatı ile dinlenmeleri suretiyle; davacının çalışmasının niteliği ve süresi, kesinti veya askıya alınma durumunun olup olmadığı, anılan çalışmalar sırasında emir ve talimat yetkisinin kimde olduğu konusunda ayrıntılı beyanları alınarak, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları taraflar ile ilişkileri ve işyerinin kapsam ve kapasitesi itibariyle beyanlarının doğruluğu sorgulanmalıdır.
    4-)Bu araştırmada gerekirse zabıta aracı kılınmalı, elde edilen bilgilerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği irdelenmelidir.
    5-)Öte yandan, 18.12.1997 - 31.07.1998 ve 10.09.1998 - 31.01.1999 tarihleri arasında davacı çalışmalarının Kuruma bildirildiği anlaşılan K…. Tarım Ürünleri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketinde geçen çalışmaları davacıya açıklatılmalı, anılan şirketin davalılarla ilişkisi araştırılmalı ve böylece davaya ilişkin yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılıp, uyuşmazlık konusu yönler hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, tüm kanıtlar değerlendirilerek karar verilmelidir.
    6-)Kabule göre; davalı B….. Y….. hakkında hüküm kurulmaması isabetsizdir.
    Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/1162 E., 2008/5921 K.
    SİGORTALI HİZMETLERİN SAPTANMASI
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.01.1977 tarihinden itibaren sigortalı olarak geçen çalışmalarının tespiti ile sigortalılık başlangıcının 01.01.1977 tarihi olduğuna karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi H.... K..... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/10. maddesi olup, bu tür sigortalı hizmetlerin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzeniyle ilgili olduğu ve bu nedenle de özel bir duyarlılıkla ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu açıktır.
    Davacı, Stutgart Başkonsolosluğu bölgesindeki okullarda, 01.01.1977 tarihinde Türk çocuklarının Türkçe ve Türkçe kültür dersleri okutmak üzere öğretmen olarak atanmış olup; Milli Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'nün 14.12.1994 tarihli yazılarında davacının Stutgart Başkonsolosluğu ile 1977 yılında imzaladığı taahhüt gereği mahalli öğretmen olarak ilgili Başkonsolosluğun sorumluluğunda görev yaptığı belirtilmiştir. Davacı halen çalıştığını iddia etmekte olup; dosyada davacının çalışmasına dair başkaca delil bulunmamaktadır. İddia edilen dönemin uzunluğu ve niteliği gözetilerek, tespite konu çalışmalara ilişkin olarak görevlendirme yazıları, mesleki denetim raporları, yıllık izne dair talep ve yazışmalar, ücret ödemelerine ilişkin belgelerin bulunması gerekeceğinden, Stutgart Başkonsolosluğu nezdindeki davacıya ait şahsi sicil dosyası getirtilmeli, gerekli tüm soruşturma yapılarak uyuşmazlık konusu husus, hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip; deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.
    Mahkemece açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA,12.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/7595 E., 2008/9300 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    HİZMET AKDİ
    HİZMET AKDİNİN ÖZELLİKLERİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 01.07.1994-01.02.2006 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal sigortalar Kurumu Başkanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi E... P.... A...tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Milli Eğitim Bakanlığı ve davalı Kurum vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Davacı vekilinin temyiz itirazlarına gelince;
    Dava hukukî nitelikçe, davacının 01.7.1994-01.2.2006 döneminde Muş Halk Eğitim Merkezinde geçen ancak Kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışma süresinin tespiti istemine ilişkindir.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 2.maddesi hükmüne göre, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan kimse anılan Kanun kapsamında sigortalı sayılır. Bir başka anlatımla, sigortalı ile işveren arasındaki iş ilişkisinin hizmet akdine dayanması gerekir.
    Hizmet akdinin belirleyici özelliği ise "zaman" ve "bağımlılık" unsurlarıdır. Bu çerçevede, belirli yada belirsiz bir sürede iş gücünü sunan kimse (sigortalı) ile bunu kabul eden kimse yada kimseler arasındaki iş ilişkisini hizmet akdi olarak tanımlamak mümkündür. Bağımlılık unsurunun varlığı için de, işverenin her an ve durumda çalışanı denetleme ve isteğine göre sigortalıya iş edimini yaptırma gücünün varlığı şarttır.
    Somut olayda, davacının işverene ait işyerinde hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık koşulu gerçekleşecek biçimde çalıştığı,giderek hizmet akdinin unsurlarının gerçekleştiği tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanağı 506 Sayılı Kanunun 79/10. maddesidir. Bu yönde Kuruma bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespitine karar verilebilmesi için davanın çalışılan yılın sonundan başlayarak 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılması gerekir. Somut olayda, davacının davaya konu dönemde kesintisiz ve sürekli çalıştığının anlaşılması karşısında hak düşürücü süreden bahsedilemez.
    Mahkemenin yukarıda açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin davanın kabulü yerine yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden davacıya iadesine Başkan S……. C….'in muhalefetine karşı, üye Ö… Ş….. E…, C….. Ö….., N……. S…. ve A... G….'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 01/7/2008 gününde karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/11651 E., 2008/10601 K.
    PRİM
    SİGORTALILIK
    ÜÇÜNCÜ KİŞİNİN ARACILIĞI
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverenle ait işyerlerinde 1988 yılından 2003 yılının Eylül ayına kadar geçen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, bozmaya uyarak ilâmında belirtildiği şekilde davalı P…. Pamuk Ürünleri Tic. San.A.Ş. hakkındaki davanın husumet yönünden reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi M…… A…… tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, asıl işveren olan P…. Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketine ait pamuk çırçırlama işyeri hamaliye taşeronları (=aracı=alt işveren) olan Binali Yuthan'a tabi olarak 1988 - 1992, N…. S….'a tabi olarak 1992 - 2002, B….. K..'a tabi olarak 2002 - 2003 Eylül tarihleri arasında yılda 6 ay davacının çalıştığının tespiti istemi olup, mahkemece, davalı asıl işveren P…. P.... Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi hakkındaki davanın husumet yönünden reddi kararı verilmiştir.
    Davalı P…. P.... Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin 506 Sayılı Kanunun 87 nci maddesi anlamında asıl işveren, B….. Y….., N.... S.... ve B..... K..'un, aracı oldukları iddiası vardır. B….. Y…..'ın, 10.09.1984 - 31.08.1990 tarihleri arasında aracı olduğu Kurum kayıtlarıyla belirgindir. N…. S…. ve B….. K..'un ise, aracı olarak Kurumda kaydı olmadığı anlaşılmaktadır.
    Davanın yasal dayanaklarından olan 506 sayılı Kanunun 87 nci maddesinin 1 inci fıkrasında "... bu kanunun işverene yüklediği ödevlerden dolayı, aracı olan üçüncü kişi ile birlikte asıl işveren de sorumludur" şeklindeki hükmün kapsamı içinde, sigortalıların işe giriş bildirgelerinin Kuruma verilmesi, aylık sigorta primlerinin Kuruma yatırılması ve prim bildirgelerinin verilmesi, keza 4 aylık sigorta bordrolarının Kuruma verilmesi gibi ödevler yer almakta olup, bunların yasal sürede yerine getirilmemesi halinde; aracı ile birlikte asıl işveren de müteselsilen sorumlu olmaktadır.
    506 Sayılı Kanunun 79/10 uncu maddesinde ifadesini bulan hizmet tespiti davaları kural olarak bu ödevi yerine getirmeyen işverene karşı açılmalıdır.Ancak, şayet varsa onunla birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverene karşı da dava açılabilir.Burada asıl işveren yönünden ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur.Zira, hizmet tespiti davası sonunda verilen ilam doğrultusunda primlerin Kurumca tahsili söz konusu olacağından ve 87 nci maddenin açık ve buyurucu hükmü karşısında; prim ödeme yükümlüsü olarak asıl borçlu olan aracı ile birlikte müteselsilen sorumlu olan asıl işverenden de bu primler istenebileceğinden hizmet tespiti davalarında husumetin asıl işverene de yöneltilmesi mümkün olup, sonucu itibariyle bu dava asıl işverenin de hak alanını ilgilendirmektedir.Kaldı ki bu yaklaşım çelişkili kararların verilmesini önleyeceği gibi, usul ekonomisi ilkesi yönünden de fayda sağlayacaktır.
    Hal böyle olunca, davalı P.... Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi'nin asıl işveren sıfatıyla iş bu davada pasif husumet ehliyeti mevcut olup, kendisine husumet yöneltilmesinin mümkün olduğunun kabulüyle, Dairemizin evvelki bozma kararında ayrıntıları açıklandığı üzere, öncelikle; aracı olduğu iddia edilen N.... S.... ve B..... K..'a husumet yöneltilip davaya katılımlarının sağlanabilmesi için davacıya süre verilmeli, sonrasında; 506 Sayılı Yasanın 6 ncı maddesinde ifade edildiği üzere, "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez." Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğu, bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği göz önünde bulundurularak, davacının hizmet akdiyle çalışmasının gerçekliğinin ve çalışma süresinin belirlenebilmesi amacıyla, çalışmayı ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıt olarak;
    1-)Davalı Kurumda kayıtlı olmayan N.... S.... ve B..... K..'un, vergi dairesinde ve meslek kuruluşlarında kayıtlı olup olmadıkları, P…. Pamuk Ürünleri Ticaret ve Sanayi Anonim Şirketi işyerinde ustabaşı, şef gibi pozisyonlarının olup olmadığı, bu işyerinden Kuruma bildirilen çalışmaları olup olmadığı araştırılmalıdır.
    2-)Davanın niteliği itibariyle aracı ve asıl işveren iş yerlerinde tutulması gerekli dosya, puantaj kayıtları ve ücret bordroları ile kurumdaki belge ve kayıtlar celbedilmeli, müfettiş raporları olup olmadığı araştırılmalıdır.
    3-)Aynı dönemde davalı iş yerlerinde çalışanlar saptanmalı, gerektiğinde komşu iş yeri sahipleri ve bordrolara geçmiş çalışanlar ile davacının çalışmasını bilecek durumda olanların re'sen tanık sıfatı ile dinlenmeleri suretiyle; davacının çalışmasının niteliği ve süresi, kesinti veya askıya alınma durumunun olup olmadığı, anılan çalışmalar sırasında emir ve talimat yetkisinin kimde olduğu konusunda ayrıntılı beyanları alınarak, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları taraflar ile ilişkileri ve işyerinin kapsam ve kapasitesi itibariyle beyanlarının doğruluğu sorgulanmalıdır.
    4-)Bu araştırmada gerekirse zabıta aracı kılınmalı, elde edilen bilgilerin tanık anlatımlarında belirtilen olgularla örtüşüp örtüşmediği irdelenmelidir.
    5-)Öte yandan, 18.12.1997 - 31.07.1998 ve 10.09.1998 - 31.01.1999 tarihleri arasında davacı çalışmalarının Kuruma bildirildiği anlaşılan K…. Tarım Ürünleri Dış Ticaret Sanayi Anonim Şirketinde geçen çalışmaları davacıya açıklatılmalı, anılan şirketin davalılarla ilişkisi araştırılmalı ve böylece davaya ilişkin yeterli ve gerekli tüm soruşturma yapılıp, uyuşmazlık konusu yönler hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak biçimde çözümlenip, tüm kanıtlar değerlendirilerek karar verilmelidir.
    6-)Kabule göre; davalı B….. Y….. hakkında hüküm kurulmaması isabetsizdir.
    Mahkemece, yukarıda açıklanan esaslar doğrultusunda araştırma yapılarak elde edilecek sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacı Avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.09.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/13731 E., 2008/12646 K.
    ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı işyerinde 1986-1994 yılları arasında geçen ve SSK'na bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi H.. K.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı; S.. Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Halk Eğitim Merkezinde 1986-1994 tarihleri arasında, usta öğretici olarak tam gün ve sürekli olarak çalışmasına rağmen çalıştığı sürelerin saat olarak ve eksik şekilde Kuruma bildirildiğini, bu tarihlerde ayda 30 gün üzerinden bildirim yapılması gerektiğinden bahisle eksik günlerin tespitini talep etmiş, Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
    Davacının dava konusu dönemde usta öğretici olarak puantaj cetvellerine göre bazı haftalarda 6, bazı haftalarda 7 saat ders ücreti karşılığı çalıştığı, günlük çalışma saatine göre aylık çalışma günü hesaplanmak suretiyle, sigortalı hizmet olarak Kuruma bildirildiği dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Resmi belgelerde belirtilen ders saatlerinden sonra kursta kalmanın haklı bir gerekçesi bulunmadığı gibi, davacı gibi usta öğretici olan tanıkların resmi belgeler karşısında soyut düzeyde kalan beyanlarına da itibar edilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17.09.2008 gün 2008/10-555 Esas 2008/530 sayılı kararlarında da belirtildiği gibi, tam gün esası ve aylık karşılığı olmayan çalışmanın part-time çalışma olduğu belirgin bulunması karşısında, işverence yapılan işlemlerde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
    Mahkemece, açıklanan maddi ve hukuki esaslar gözetilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 14.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2008/1801 E., 2008/13109 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ
    SİGORTALILIK SÜRESİNİN TESPİTİ
    "ÖZET"
    HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ İÇİN YASADA ÖNGÖRÜLEN HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE GEÇİRİLMİŞ İSE DE; KURUMA BİLDİRİM TARİHİNDEN ÖNCEYE AİT OLARAK SUNULAN VİZİTE KAĞIDINA DAYANARAK KURUM TARAFINDAN ÖDEME YAPILIP YAPILMADIĞI ARAŞTIRILMALI, SOSYAL GÜVENLİK HUKUKUNUN İLKELERİ DE GÖZETİLEREK RE'SEN ARAŞTIRMA YAPILIP ELDE EDİLEN BELGELER DENETİME OLANAK VERECEK BİÇİMDE DOSYA İÇİNE KONULDUKTAN SONRA OLUŞACAK SONUCA GÖRE KARAR VERİLMELİDİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1988-1996 yılları arasında geçen ve SSK’na noksan bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan SGK BŞK. avukatı ve diğer davalılar tarafından teıinyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okundu. Tehnyiz konusu hükme ilişkin dava Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından, Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davalılara ait işyerinde 1988-1996 yılları arasındaki dönemde geçtiği idfclia edilen çalışmalarının tespiti istemli davanın yargılaması sonucunda, yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.
    1- Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. mad-dfesi hükmüne göre; Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonlundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Bu yönde, anılan madde Hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen Sigortalılar için geçerlidir. Sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi ya da çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sondasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez.
    Sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması durumunda, bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirim tarihini de jkapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü süre hesaplanırken; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır.
    Davacının çalışmaları, 01.05.1990 tarihinden itibaren davalı Kuruma kısmen bildirilmiş olup; mahkemece, davacının 04.06.1988-31.12.1996 tarihleri arasında çalıştığı kabul edilerek, eksik bildirilen sürelerin tespitine karar verilmiştir. Tespit hükmü kurulurken, Yargıtay Onuncu Hukuk Dairesi'nin, 2001/6806 E., 2001/7151 K. sayılı ilamı emsal gösterilerek, 01.05.1990 tarihinden önceki dönem yönünden 02.03.2004 olan dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin geçirilmediği sonucuna varılmıştır. Emsal alının ilam içeriğinde ise, "yasada öngörülen hak düşürücü sürenin geçmiş olduğu anlaşılmakta ise de... her ay 30'ar gün çalıştığı ve işyerinde işe başlama tarihinin 01.10.1991 olduğu derç edilerek davalı işyerinden "analık" sebebiyle düzenlenen 15.11.1993 tarihli vizite kağıdına istinaden davacıya aynı tarihte 506 sayılı Yasa'nın 47 ve 49. maddeleri uyarınca emzirme yardım parası ve geçici işgöremezlik ödeneği ödendiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Söz konusu vizite kağıdıyla Kurum bilgisine sunulan bu belge karşısında, Kurumun da davacının 01.10.1991 tarihinden sonraki çalışmalarını öğrenmiş bulunması ve buna göre işlem yapması karşısında 506 sayılı Yasa'nın 79/8. maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü süreden..." söz edilemeyeceği belirtilmiştir.
    Eldeki davada dayanak alınan, 04.06.1988 tarihinde işe giriş kaydı içeren ve üzerinde, 04.09.1989 tarihinde SSK Çınarlı Dispanseri'ne müracaat kaşesi bulunan vizite kağıdı, emsal kararda olduğu üzere Kurum tarafından yapılan yardımlara dayanak alınan bir belge düzeyine ulaşamamış ise; anılan vizite kağıdı nedeniyle, Kurumun 01.05.1990 tarihi öncesindeki çalışmalardan haberdar olduğunu kabul olanağı bulunmadığı gibi, vizite kağıdının yönetmelikte sayılan belgeler kapsamında kabulüne de olanak bulunmamaktadır.
    Sıralanan maddi ve hukuki olgular ışığında yapılacak inceleme sonucunda, üzerinde 04.09.1989 tarihli kaşe bulunan vizite kağıdının, Kurum tarafından sigorta yardımlarına esas alınmamış olması halinde, 01.05.1990 tarihinden öncesine ilişkin çalışma iddiasının hak düşürücü süre geçirildikten sonra dava edilmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemiş olması;
    2- 506 sayılı Yasa'nın 6. maddesinde ifade edildiği üzere "sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve feragat edilemez". Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi karşısında, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olduğu, bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesinin zorunlu ve gerekli bulunduğunun gözetilmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme dururlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinil-meyip, gerek görüldüğünde re'sen araştırma yapılarak kanıt toplanabileceği de götönünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, bilirkişi raporunda "Kurum kayıtlarının incelenmesinden" elde edildiği belirtilen bilgilerin dayanağı belgeler de, yargısal denetime elverir biçimde dosya içeriğine katılmalıdır.
    Davacı vekilinin 17.07.2006 tarihli dilekçesinde belirttiği çalışmanın göçtiği yer ve tarihlere ilişkin bilgi ile karara dayanak bilirkişi raporundaki tarihlerin içerdiği çelişki üzerinde de durularak; gerçek kişiye ait işyerinin faal olduğu dönem ile, tüzel kişilik adına kayıtlı olduğu dönemin çelişkiden uzak biğimde belirlenmesinden sonra; davacının çalışmasının gerçekliği, işin ve işyerinin kapsam ve niteliğiyle süresinin belirlenebilmesi amacıyla, yukarıda sıralanan maddi ve hukuki olgular gözetilerek yapılacak inceleme ve araştırma sonucuna göre karar verilmesi gereğinin gözetilmemiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davalılara iadesine, 21.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2007/14922 E., 2008/16270 K.
    GEÇİCİ KÖY KORUCULARI
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    "ÖZET"
    GEÇİCİ KÖY KORUCULARI, KANUN KOYUCU TARAFINDAN BİLİNÇLİ OLARAK SOSYAL GÜVENLİK KURUMLARI VE SOSYAL GÜVENLİK KANUNLARI KAPSAMI DIŞINDA BIRAKILMIŞ, KENDİLERİNE FARKLI VE ÖZEL STATÜ TANINDIĞINDAN SİGORTALILIK İÇİN ARANAN KOŞULLARI TAŞIMAMALARI KARŞISINDA 506 SAYILI KANUN KAPSAMINDA ZORUNLU SİGORTALI KABUL EDİLEMEYECEKLERİ, İSTİHDAM EDİLDİKLERİ İÇİŞLERİ BAKANLIĞI İLE ARALARINDA HİZMET AKDİ İLİŞKİSİNİN KURULMADIĞI BELİRGİNDİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı vekili, davacının 12.08.1991 tarihinden itibaren, davalı T.C. İçişleri Bakanlığı'na bağımlı, hizmet akdine dayalı, köy korucusu olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece istem aynen hüküm altına alınmıştır.
    Hükmün, davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) vekili ile davalı T.C. İçişleri Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı vekilinin, sigortalılık sürelerinin saptanması istemini içeren davasını 506 sayılı Kanun hükümlerine dayandırdığı, iş mahkemesince yürütülen yargılama sonunda, anılan Kanun'un 79. maddesinin onuncu fıkrasına göre istemin yerinde bulunarak, davacının sigortalılık sürelerinin hüküm altına alındığı anlaşılmaktadır.
    İş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde, bu Kanunda yazılı koşullar altında, sigortalılar ile bunların eş, çocuk ve hak sahiplerine sosyal sigorta yardımları sağlanması amacıyla kabul edilip yürürlüğe giren 17.07.1964 gün ve 506 sayılı Sosyal Sigortalar Ka-nunu'nun 2. maddesinde genel bir tanım yapılarak, bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanların bu Kanuna göre "sigortalı" sayılacağı belirtildikten sonra, 3. maddesinde kimlerin bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmayacakları ve hangi kişiler hakkında da bazı sigorta kollarının uygulanmayacağı açıklanmıştır. Buna göre sigortalı sayılmanın koşulları; hizmet akdine göre çalışma, sözleşmede öngörülen edimin (hizmetin) işverene ait işyerinde veya işyerinden sayılan yerlerde görülmesi, 3. maddede belirtilen "sigortalı sayılmayan" kişilerden olunmaması şeklinde sıralanabilir. Söz konusu Kanunda "hizmet' akdi" tarifine yer verilmemiş ise de, gerek 4857 sayılı İş Kanunu'nun 8. maddesinde iş sözleşmesi (hizmet akdi) tanımlanmış, gerekse Borçlar Kanunu'nun 313-354. maddelerinde bu konuda düzenleme yapılmıştır. Borçlar Kanunu'nda, anılan sözleşme, "Hizmet akdi bir mukaveledir ki onunla işçi, muayyen veya gayri muayyen bir zamanda hizmet görmeği ve iş sahibi dahi ona bir ücret vermeği taahhüt eder." şeklinde tanımlanmış, aksine hüküm bulunmadıkça, hizmet akdinin özel şekle tabi olmadığı belirtilmiş, ücretin, zaman itibarıyla olmayıp, yapılan işe göre verilmesi durumunda da işçinin belirli veya belirsiz bir zaman için alınmış veya çalışmış olduğu sürece akdin "parça üzerine hizmet" veya "götürü hizmet" adı altında varlığını koruduğu açıklanmıştır. Belirtilmelidir ki, "ücret" unsuruna her ne kadar tanımda ve iş sahibinin borçları belirtilirken yer verilmiş ise de, 506 sayılı Kanun'un sistematiği ve takip eden diğer maddelerin düzenleniş şekline göre, bu unsurun sigortalı niteliğini kazanabilmek için zorunlu olmadığının kabulü gerekir. Baskın olan bilimsel ve yargısal görüşlere göre, hizmet akdinin ayırt edici ve belirleyici özelliği, "zaman" ile "bağımlılık" unsurlarıdır. Zaman unsuru, çalışanın iş gücünü belirli veya belirsiz bir süre içinde işveren veya vekilinin buyruğunda bulundurmasını kapsamaktadır ve anılan sürede buyruk ve denetim altında (bağımlılık) edim yerine getirilmektedir. Bağımlılık ise, her an ve durumda çalışanı denetleme veya buyruğuna göre edimini yaptırma olanağını işverene tanıyan, çalışanın edimi ile ilgili buyruklar dışında çalışma olanağı bulamayacağı nitelikte bir bağımlılıktır.
    Diğer taraftan inceleme konusu hizmet tespiti niteliğindeki davalarda işverenin doğru olarak belirlenmesi önem taşımakta olup, bu konuda temel dayanak noktası ve yol gösterici, 506 sayılı Kanun'un "İşveren ve işveren vekilinin tarifi" başlığını taşıyan 4. madde hükmüdür. Anılan maddede; bu Kanunun uygulanmasında 2. maddede belirtilen sigortalıları çalıştıran gerçek veya tüzel kişiler "işveren", işveren nam ve hesabına işin yönetim görevini yapan kimseler de "işveren vekili" olarak tanımlandıktan sonra, Kanunda geçen işveren deyiminin işveren vekilini de kapsadığı belirtilmiştir.
    Şu durumda denilebilir ki, 506 sayılı Kanun hükümlerine göre sigortalılık niteliği için; 2. madde kapsamında bulunanlar yönünden 3. maddede sıralanan olguların gerçekleşmemiş olması gereklidir veya ayrık bir durum olarak farklı yasal düzenlemelerde ilgilinin, anılan Kanuna tabi sigortalı kabul edildiğinin/sayıldığının açıkça belirtilmiş olması zorunludur. Türk hukuk sisteminde köy korucularının 506 sayılı Kanun kapsamında sigortalı olduklarına ilişkin açık hüküm/hükümler içeren herhangi bir yasal düzenleme bulunmadığından, anılan kişilerin hukuki durum ve statülerinin, Kanunun 2 ve 3. madde içeriklerine göre değerlendirilmesine gereksinim duyulduğu gibi, davalı konumunda yer alması gereken "işveren" saptanırken, bir başka anlatımla köy korucularının işvereninin kim olduğu belirlenirken 4. maddedeki tanımdan yola çıkılması gereklidir. Bunun için de öncelikle köy koruculuğu kurumu ile söz konusu kuruma ilişkin düzenleyici hükümler içeren 18.03.1924 gün ve 442 sayılı Köy Kanunu irdelenmelidir.
    Anılan Kanun'un 13. maddesinde, köye korucu tutma, köylünün zorunlu işleri arasında sayılmış; 16. maddesinde, köy gelirleri, köy işlerini gören köyün aylıklı adamlarının aylık ve yıllıklarını karşılamaya yetmediği takdirde herkesin hal ve vaktine göre köy ihtiyar meclisi kararıyla köyde oturanlara ve köyde maddi ilgisi bulunanlara salma salınacağı belirtilmiş; 17. maddesinde, geliri yetişmeyen köylerde korucu gibi köy adamlarının aylıkları için salınacak para veya ürünlerin "köy parası" içinde yer aldığı açıklanmış; 19. maddesinde, köylünün isteğine bağlı olmayarak harcanacak paralar sayılırken, köy işine bakacak adamların aylığına yer verilmiştir. Kanunun "Köy Korucuları ve Göreceği İşler" başlığını taşıyan sekizinci faslı ise, 68-82. (dahil) maddelerini içermektedir. 68. maddede, köy sınırı içinde herkesin ırzını, canını ve malını korumak için köy korucuları bulundurulacağı; 69. maddede, her köyde en az bir tane korucu bulunacağı; 70. maddede, korucuların ihtiyar meclisi tarafından tutulacağı ve köy muhtarının vereceği haber üzerine kaymakamın emri ile işe başlayacakları; 72. maddede, korucuların köy muhtarının emri altında olduğu ve resmi işlerde onun emirlerine uymak zorunda bulundukları; 73. maddede, korucuların silahlı oldukları ve kendilerine karşı gelenlerin jandarmaya karşı gelmiş gibi cezalandırılacakları; 75. maddede, koruculara verilecek silah ve cephanelerin Hükümet tarafından ihtiyar meclisine mazbata karşılığında demirbaş olarak teslim edileceği; 78. maddede, korucuların kıyafet ve silahlarının şeklinin İçişleri Bakanlığı tarafından belirleneceği, elbise paralarının köy gelirinden yılda bir kez karşılanacağı, kendilerine teslim edilen koruculuk cüzdanını sürekli üzerlerinde bulunduracakları; 80. maddede, görevinde kayıtsızlığı ve tembelliği görülen veya 81. maddede yazılı yasak işleri yapan koruculara ihtiyar meclisince önce uyarma, ikincisinde kınama cezası verileceği, üçüncüsünde ise işten çıkarılacakları; 82. maddede, silahını ve cephanesini kayıtsızlığı yüzünden kaybeden veya isteğiyle bir başkasının eline geçmesine sebep olan korucunun da işten çıkarılacağı açıklanmıştır.
    Kanun koyucu, anılan maddelerle "köy korucusu" kavramını benimseyip buna ilişkin düzenleme yaptıktan sonra 74. maddede, bu kez belirli durum ve koşullarda, bunlara yardım ve destek amacıyla "gönüllü korucu" adı altında bazı kişilerin görev yapabileceğini belirtmiştir. Maddede; ürün zamanlarında eşkıya ve çapulcuların türemesi durumunda, köy halkını yağmadan korumak için, köy muhtarı ve ihtiyar meclisince, eli silah tutan köylüler arasından gerektiği kadarının "gönüllü korucu" olarak ayrılıp, bu kişilerin adlarının kaymakama bildirileceği, kaymakamın izin vermesi durumunda bunların asıl korucularla birlikte eşkıya ve yağmacılara karşı köyü ve köylüyü koruyacakları hüküm altına alınmıştır.
    Bu konudaki diğer düzenleme; 442 sayılı Kanun'a dayanılarak İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve amacı, sözü edilen Kanun'un 70. maddesine göre ihtiyar meclisince tutulan köy korucularının işe alınması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri ve işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve yöntemleri düzenlemek olan Köy Korucuları Yönetmeliği'dir. Yönetmeliğin 6. maddesinde, ihtiyar meclisince belirlenen korucuların adlarının muhtar tarafından kaymakama bildirileceği ve kaymakam onayı ile işe alınma işleminin tamamlanacağı, işe alınan koruculara kaymakamlıkça düzenlenen kimlik cüzdanı verileceği; 7. maddesinde, işe alınma işlemi tamamlanan köy korucusuna, ihtiyar meclisince silah, mühimmat ve teçhizat, elbise, araç, gereç ve diğer eşyaların zimmetle teslim edilerek göreve başlatılacakları; 8. maddesinde, köy korucularının görevli oldukları köyün sınırları içinde kalan bölgede görev alanına sahip oldukları, gerektiğinde mülki amir tarafından, bu sınır dışında da görev alanlarının genişletilebileceği; 11. maddesinde, köy korucularının idari bakımdan köy muhtarına bağlı olup, onun gözetim ve denetimine tabi oldukları, mesleki yönden ise görev yaptıkları köyün bağlı olduğu Jandarma Komutanının emir ve komutası altında bulundukları, İlçe Jandarma Komutanının köy korucuları teşkilatının eğitim ve özlük haklarını yürütmek, görevlerini etkin bir biçimde yapmalarını sağlamak ve denetlemekle mülki amir adına sorumlu olduğu; 12. maddesinde, köy korucularının taşıyacakları silah, mühimmat ve teçhizatın temin giderlerinin İçişleri Bakanlığı bütçesinden, bu silahların bakım ve onarım giderlerinin ise köy bütçesinden karşılanacağı; 13. maddesinde, köy korucularına, hizmetin devamı süresince ödenecek ücretin, o köy ihtiyar meclisince belirlenip köy bütçesinden karşılanacağı, görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri durumunda 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanacağı; 14. maddesinde, köy korucularının kıyafet ve silahlarının şeklinin İçişleri Bakanlığı'nca belirleneceği, elbise paralarının köy gelirinden yılda bir kez verileceği, ellerine verilen koruculuk kimlik kartını sürekli üzerlerinde bulunduracakları; 15. maddesinde, köy korucularına otuz gün yıllık izin dışında, mazeretleri nedeniyle yılda toplam on beş günü geçmemek üzere ilgili köy muhtarının onayı ile izin verileceği; 17. maddesinde, görevinde kayıtsızlığı ve tembelliği görülen veya yönetmeliğin 16. maddesinde sayılan yasak işleri yapan koruculara, ihtiyar meclisi tarafından önce uyarma, ikincisinde kınama cezası verilip, üçüncü defasında işten çıkarılacakları, ayrıca izinsiz veya özürsüz olarak görev yerine iki günden fazla gelmeyen veya görev yerini terk edenlerin, silahını ve cephanesini kayıtsızlığı yüzünden kaybeden veya isteğiyle başkasının eline geçmesine neden olanların da işten çıkarılacakları belirtilmiştir.
    Şu durumda açıklanan düzenlemeler karşısında; 442 sayılı Köy Kanunu ve ilgili Yönetmeliğin yukarıda ayrıntıları ile belirtilen maddelerine dayanılarak çalıştırılan köy korucularının işvereninin, görev yaptıkları köy tüzel kişiliği olduğu, taraflar arasında hizmet akdi ilişkisinin kurulduğu ve giderek köy korucularının hukuki statülerinin 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak tanımlanması gerektiği, dolayısıyla, köy korucuları tarafından yetkili iş mahkemelerine, 506 sayılı Kanun'un 79. madde hükmü gereğince, işveren konumundaki ilgili köy tüzel kişiliği ve hak alanını ilgilendirdiğinden Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (devredilen Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı) aleyhine husumet yöneltilerek, sigortalı hizmetlerin saptanmasına yönelik dava açılabileceği sonucuna varılmaktadır.
    Bununla birlikte, köy korucularına ilişkin yapılan bu saptama ve varılan sonucun yanında, söz konusu yasal düzenlemelerde karşımıza bir başka kavram daha çıkmaktadır ve bunun da kuşkusuz irdelenmesi zorunludur.
    Yasama organı, ülkemizde terör eylemlerinin yoğunluk kazanması üzerine, özellikle güvenlik güçlerinden ve jandarma karakollarından uzak yerleşim birimlerinde yaşamını sürdüren bireylerin mal ve can güvenliğinin korunmasında güvenlik güçlerine destek ve yardımcı olmak ve anında müdahaleyi gerçekleştirmek amacıyla 26.03.1985 gün ve 3175 sayılı Kanun'u kabul ederek 442 sayılı Köy Kanunu'nun 74. maddesine iki fıkra eklemiştir. Buna göre eklenen ilk fıkra (ki maddenin yeni şekline göre teselsül nedeniyle ikinci fıkraya karşılık gelmektedir), "Bakanlar Kurulu'nca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde de, valinin teklifi ve İçişleri Bakanlığı'nın onayı ile yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilebilir. Bu şekilde görevlendirilen geçici köy korucularına görevleri süresince ödenecek ücret ile hizmetin bitiminde verilecek tazminat miktarı ile giyim bedelleri İçişleri Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu'nca tespit edilir ve Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesine ilgili transfer harcamaları bölümünden İçişleri Bakanlığı bütçesine aktarılacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanır." hükmünü taşımakta, ikinci fıkrada (maddenin yeni şekline göre teselsül nedeniyle üçüncü fıkraya karşılık gelmektedir) ise, "Köy Korucuları ve Geçici Köy Korucularının görevde bulundukları süre içinde yaralanmaları, sakatlanmaları veya ölümleri halinde "2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun" hükümleri uygulanır." yönünde düzenleme yer almaktadır. Anlaşılacağı üzere kanun koyucu "köy korucusu" ve "gönüllü korucu" kavramlarından farklı olarak, anılan kişileri kapsamına almayan, değişik amaçla "geçici köy koruculuğu" kurumunu ihdas ederek hukuk düzeninde yaşama geçirmiş, yürütme organı oian Bakanlar Kurulu'nca da 27.06.1985 gün ve 9632 sayılı kararla geçici köy korucularının çalıştırılacağı iller saptanarak ilk olarak on üç ilde eylemli olarak uygulamaya geçilmiştir. Belirtilmelidir ki amacı; barışta güven ve asayişi korumak, kaçakçılığı men, takip ve tahkikle görevli olanların bu görevlerinden dolayı veya görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmet nedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucu ölmeleri veya sakat kalmaları durumunda ödenecek nakdi tazminat ile birlikte bağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatın esas ve yöntemlerinin düzenlenmesi olan 2330 sayılı Kanun'da ilgililere ödenecek "nakdi tazminat" ile bağlanacak "görev malullüğü aylığı" konusunda hükümler yer almaktadır.
    Söz konusu 3175 sayılı Kanunla yapılan bu düzenlemenin Anayasalın ilgili maddelerine aykırı olduğu gerekçesiyle, yeterli sayıdaki Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerince, dava yolu ile kendisine başvurulan Anayasa Mahkemesi, gerekli incelemeyi yaparak 10.12.1985 gün ve 1985/5-23 numaralı karar ile iptal istemi konusunda hüküm kurmuştur. Yüksek Mahkeme, resmi gazete'de yayımlanan gerekçeli kararında; mahalli idarelerin en küçük birimini oluşturan köylerde asayiş ve düzeni koruma görevinin Devlete olduğu kadar köy tüzel kişiliğini temsil eden muhtara ve onun emrindeki köy korucularına da ait olduğunu, birbirinden oldukça uzak mesafelerde bulunan köy ve mezraların tümünde Devletin jandarma karakolu bulundurmasının güçlüğünün ortada bulunduğunu, 442 sayılı Kanun'da, köylerde mevcut köy korucularının sayılarını belli koşullarda artırma olanağını öngören hükümler bulunmakta ise de, bunların, ortaya çıkan yeni durumlarda gereksinimi karşılamaya elverişli olduğunun söylenemeyeceğini, Kanun'un 74. maddesindeki köy korucularının sayılarının artırılması nedenlerinin, maddeye eklenen ve iptali istenilen fıkralarda öngörülen sebeplerden farklı olduğunu, iptali istenilen düzenlemelerde hangi koşullarda köy zabıtasının takviye edileceğinin gösterildiğini, sayıları artırılacak köy korucularına sağlanan mali olanakların belirtildiğini ve bunların özlük haklarının düzenlendiğini, bu değişiklik ile köylerde var olan köy korucularının, kimi koşulların gerçekleşmesi durumunda, geçici köy korucuları ile takviye edilmesinin amaçlandığını, olağanüstü hallerde Anayasa'nın 15. maddesinin öngördüğü, temel hak ve özgürlüklerin kullanımının kısmen veya tamamen durdurulabilmesine veya bunlar için Anayasa'da öngörülen güvencelere aykırı önlemler alınabilmesine olanak veren hükümler içermediğini, iptali istenen düzenlemenin, olağanüstü yönetim usullerini düzenleyen, tabii afet ve ağır ekonomik bunalım sebebiyle olağanüstü hal durumuna ilişkin 119., şiddet olaylarının yaygınlaşması ve kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması sebebiyle olağanüstü hal ilanı ile ilgili 120., olağanüstü hallerle ilgili düzenleme başlıklı 121. maddeyle ilişkisinin bulunmadığını belirtmiş, Kanunun sekizinci faslında yer alan 68. ve onu izleyen maddelerinde köy korucularının atanmaları, nitelikleri, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülüklerine ilişkin hükümlerin bulunduğunu, iptal konusu düzenlemeye göre köylerde görev dilendirilecek olan geçici köy korucularının da bu yönden köy korucularına ilişkin hükümlere tabi olacaklarında kuşku bulunmadığını, geçici köy korucularının yerine getirecekleri görevlerin, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken sürekli görev niteliğinde olmadığını açıklamış ve 74. maddeye eklenen fıkraların Anayasa'nın 15, 119, 120, 121 ve 128. maddelerine aykırı olmadığı gerekçesiyle iptal davasını oybirliğiyle reddetmiştir.
    Anayasa Mahkemesi, söz konusu iptal başvurusunu Anayasalın 128. madde hükmü kapsamında irdelerken, geçici köy korucularının memur veya diğer kamu görevlisi olmadığı şeklinde yorumlanabilecek bir değerlendirmede bulunduğu gibi, benzer konuda inceleme yapan Danıştay (Birinci) Dairesi de geçici köy korucularının hukuki statülerine ışık tutabilecek saptamalarda bulunmuştur. Öncelikle belirtilmelidir ki, konuyla ilgili Anayasa'nın 128. maddesinin ilk fıkrasında; devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği açıklanmış, ikinci fıkrada, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Anılan Daire, 19.12.1996 günü verdiği 1996/131-242 numaralı kararında; "kamu görevlileri'' deyimi ile ilgili olarak yasalarda açık bir niteleme ve tanımın yer almadığını, öğreti ve yargısal kararlarda, kamu idare ve kurumlarında kamu hizmetlerini yürüten kişilerden; idare örgütüne ve hizmet kadrosuna sürekli biçimde girmiş ve onunla kaynaşmış olan, örgüt içinde ve aralarında hiyerarşi bağı ve kendilerine özgü statüleri bulunan, görevleri dışında da bu statüleri ile resmi sıfat ve yetkilerini koruyan, kamu hizmetinin gerektirdiği alanlarda uzmanlaşmış olanların "memur veya kamu görevlisi" sayıldığını, bu nitelik ve koşulları taşımayanların ise, anılan kavram kapsamında kabul edilmediğini, geçici ve gönüllü köy korucularının kamu hizmetlerine geçici ve arızi olarak katıldıkları için kamu görevlisi sayılmasına olanak bulunmadığını, bu nedenle, sözü edilen kişilerin 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 4131 sayılı Kanun'la eklenen ek 1. maddesinde yer alan "kamu görevlileri"nden olmadığı sonucuna ulaşıldığını bildirmiştir.
    Yürütme organının, bu konuda kabul edilen yasal düzenleme sonrasında geçici köy korucularının atanması, görev alanlarının belirlenmesi, görevleri, sorumlulukları, eğitimleri, işten çıkarılmaları ve diğer özlük hakları ile ilgili esas ve usulleri 24.10.1986 tarihli Bakan onayı ile yürürlüğe konulan Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği ile düzenlediği göze çarpmaktadır. Yönetmeliğin 13. maddesinde, geçici köy korucularının görev ve sorumlulukları sıralanmış; 21. maddesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen koruculara verilecek disiplin cezaları belirtilmiş; 22. maddesinde görevlerine son vermeyi gerektiren eylemler açıklanmış; 24. maddesinde wKöy korucularına, bu Yönetmeliğin 22. maddesinde sayılan nedenlerle göreve son verme halleri dışında, sağlık nedeniyle görevden ayırma ve idari zorunluluklarla göreve son verme hallerinde 442 sayılı Köy Kanunu'nun 3175 sayılı Kanunla değişik 74. maddesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin 10.07.1985 tarih ve 85/9678 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı gereğince tazminat ödenir." hükmüne yer verilmiştir.
    Geçici köy koruculuğu kurumunun ayrı bir örgütlenme kanunu çerçevesinde olmasa bile, 1985 yılında, 3175 sayılı yasal düzenleme ile 442 sayılı Köy Kanunu hükümleri içerisinde hukuk ve toplum yaşamına girmesinin ardından kanun koyucu bu kez, geçici köy korucularının herhangi bir sosyal güvenlik kurumu şemsiyesi altında ve sosyal güvenlik kanunu kapsamında bulunmamalarından doğan mağduriyetlerinin bir bölümünü gidermek amacıyla 5443 sayılı Kanun ile yeni bir düzenleme gerçekleştirmiştir. 03.01.2006 günü resmi gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5443 sayılı Kanun ile 442 sayılı Kanun'un 74. maddesine dördüncü fıkra eklenmiştir. Eklenen fıkra "Hiçbir sosyal güvenlik kurumunun güvencesi altında bulunmayan geçici köy korucuları ile bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının muayene, tetkik ve tedavileri, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun'da öngörülen şartlara bakılmaksızın anılan Kanun hükümlerine göre yeşil kart verilerek sağlanır. Bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının tespitinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda belirtilen esaslar uygulanır. Bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihin öncesinde ve sonrasında asgari on yıl üzerinden tazminat alarak görevinden ayrılan geçici köy korucuları ile bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının muayene, tetkik ve tedavileri hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır." hükmünü içermektedir.
    5443 sayılı Kanunla ilgili olarak; İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıp Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne gönderilen kanun tasarısı, genel gerekçe ve madde gerekçeleri; gerekli incelemeyi yapan TBMM İçişleri Komisyonu'nca düzenlenen rapor; sonrasında hazırlanan TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu birlikte değerlendirildiğinde bazı sonuçlara ulaşılmaktadır. Bu belgelerde; halen Adıyaman, Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Gaziantep, Hakkari, İğdır, Kahramanmaraş, Kars, Kilis, Malatya, Mardin, Muş, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Tunceli ve Van olmak üzere yirmi iki ilde toplam 65.809 geçici köy korucusu kadrosu olup, bu kadroların 57.860'ının dolu olduğu, bu kişilerin öncelikle sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulması amacıyla gerekli yasal düzenlemeye gereksinim duyulduğu, bağımsız çalışmadıkları için Bağ-Kur Genel Müdürlüğü ile bağlantı kurularak sosyal güvence altına alınmalarının sağlanamadığı, 5434 sayılı T.C. Emekli 'Sandığı Kanunu kapsamına alınmalarının, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda yer alan koşulları taşımamaları nedeniyle yerinde olmayacağı, daha önce hiçbir sosyal güvenlik kurumuyla ilişkilendirilmediklerinden Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı ile bağlantılarının yapılıp sağlık ve tedavi güvencesine kavuşturulmalarının da uygun görülmediği, bu nedenle görevdeki geçici köy korucuları ile bunların eşlerinin ve bakmakla yükümlü oldukları anne, baba ve çocuklarının tedavilerinin, 3816 sayılı Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında Kanun'da öngörülen koşullar aranmaksızın bu Kanun esaslarına göre sağlanmasının daha uygun olacağı, düzenlemeyle bu kişilere yeşil kart verilmesinin sağlanacağı, geçici köy koruculuğu sistemi üretici bir kesimi ortadan kaldırıp tüketici bir kitle oluşturduğundan, sistemin bir bütün olarak ele alınması ve bu konuda ayrıntılı düzenleme yapılması gerektiği, bu kişilerin önemli bir bölümünün başka sosyal güvenlik kurumlarına bağlı oldukları ve bir bölümünün halen yeşil kart sahibi olduğu, diğer bir kısmının ise sağlık güvencesi olmadığı gibi yeşil karttan da yoksun bulunduğu, İçişleri Bakanlığı'nca yapılan, geçici köy korucularının sorunlarına ve meslekten ayrılmaları durumunda güvenliklerinin sağlanmasına yönelik çalışmaların tamamlanmak üzere olup, gerekli düzenlemeleri içerecek tasarının Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunulacağı görüş ve tespitlerine yer verildiği görülmektedir.
    İlk derece mahkemesince verilen ve inceleme konusu yapılan karar tarihi itibarıyla geçici köy koruculuğunun yasal çerçevesi bu olmakla birlikte, yasama organı yukarıda belirtilen düzenlemeden yaklaşık bir buçuk yıl sonra, hükmün temyiz denetimi aşamasında, bu kez 5673 sayılı Kanun'u kabul ederek, söz konusu Kurum hakkında ayrıntılı ve kapsamlı ilke ve esaslar belirlemiştir. 02.06.2007 günü resmi gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren anılan Kanun ile 442 sayılı Köy Kanunu'nun 74. maddesinin ikinci fıkrası değiştirilmiş ve fıkra "Bakanlar Kurulu'nca tespit edilecek illerde; olağanüstü hal ilanını gerektiren sebeplere ve şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin köyde veya çevrede ortaya çıkması veya her ne sebeple olursa olsun köylünün canına ve malına tecavüz hareketlerinin artması hallerinde, valinin teklifi ve İçişleri Bakanı'nın onayı ile yeteri kadar geçici köy korucusu görevlendirilmesi kararlaştırılabilir. Bu şekilde görevlendirilecek geçici köy korucusu sayısı 40.000 kişiyi geçemez. Bakanlar Kurulu bu sayıyı yüzde elliye kadar artırmaya yetkilidir. Görevlendirmeyi gerektiren hallerin ortadan kalkması durumunda veya idari zaruret hallerinde görevlendirmeye ilişkin aynı usul uygulanmak suretiyle geçici köy korucusu olarak yapılan görevlendirmelere son verilebilir." şeklini almıştır. 5673 sayılı Kanun, üçüncü fıkrada değişikliğe gitmemiş, dördüncü fıkranın üçüncü cümlesine "görevinden ayrılan" sözcüklerinden sonra gelmek üzere "veya bu Kanun hükümlerine göre aylık bağlanmış olan" ibaresini ilave etmiş, ayrıca fıkraya "Geçici köy korucularının ölümü sebebiyle eşlerine aylık bağlanması durumunda, yukarıda belirtilen hak sahiplerine aynı şekilde muayene, tetkik ve tedavi yardımı yapılmasına devam olunur." kelimelerini dördüncü tümce olarak eklemiştir.
    Bununla birlikte, anılan Kanun ile 74. maddeye beşinci, altıncı, sekizinci fıkralar da eklenmek suretiyle geçici köy korucularına yapılacak ödemeler hüküm altına alınmıştır. Buna göre 5. fıkrada; geçici köy korucularına hizmetin devamı süresince her ay belirli miktarda, herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ve peşin olarak ücret ödeneceği, geçici köy korucuları arasından, toplam geçici köy korucusu sayısının yüzde onunu geçmeyecek şekilde ayrılan korucu başlarına, geçici köy korucularına ödenen ücretin yüzde onu kadar ek ücret verileceği, ay sonundan önce kendi isteğiyle görevden ayrılanlar ile disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilenler hariç olmak kaydıyla, görevlerine son verilen veya ölen geçici köy korucuları için önceden peşin ödenmiş olan ücretin kalan günlere karşılık gelen tutarının geri alınmayacağı; 6. fıkrada, geçici köy korucularından güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılanların iaşelerinin, birlikte operasyona katıldıkları güvenlik güçlerinin bağlı olduğu birimlerce ve bu birimlerin bütçesinden karşılanmak üzere sağlanacağı, bu Kanunda belirtilen görevler ile doğal afetlerde ve diğer olağanüstü hal ve durumlarda emsallerine göre başarılı görev yaptıkları görülen veya büyük yararlılık gösteren geçici köy korucularına, valinin teklifi ve İçişleri Bakanı'nın onayı ile yılda bir defa aylık ücretlerinin iki katına kadar ödül verilebileceği, güvenlik güçleriyle birlikte operasyonlara katılan geçici köy korucularına herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın her ay belli tutarda ek tazminatın ayrıca ödeneceği; 8. fıkrada, bu maddeye göre geçici köy korucularına yapılacak harcamaların, İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten bu Bakanlıkça karşılanacağı ve ödemelerin il valiliklerince yapılacağı açıklanmıştır. Söz konusu değişiklik konusunda mutlaka vurgulanması gereken bir başka husus da maddeye eklenen, "Geçici köy korucusu olarak çalıştırılanlar, bu çalışmalarından dolayı 31.05.2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun uygulanmasında kısa ve uzun vadeli sigorta kolları açısından sigortalı sayılmazlar." yönündeki yedinci fıkradır. Belirtilmelidir ki; fıkrada anılan, 16.06.2006 tarihinde resmi gazete'de yayımlanan, zamanla kısmen değişikliğe tabi tutulan, ayrık birkaç hükmü dışında 01.10.2008 günü itibarıyla yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun, 506 sayılı Kanun'un hemen tüm hükümlerini yürürlükten kaldırmış, ancak hak kayıplarının kısmen giderilmesi amacıyla geçiş hükümleri ve geçici maddeler benimsenmiştir.
    Diğer taraftan 5673 sayılı Kanun hükümleri incelendiğinde, geçici köy koruculuğu sistemine yönelik köklü ve yapısal düzenlemelerin 442 sayılı Köy Kanunu'nun sonuna eklenen maddeler ile yapıldığı anlaşılmaktadır. Bunlardan ek 16. maddede aylık bağlama ve kesme, ek 17. maddede tazminat ve ölüm yardımı ödenmesi konuları bulunmaktadır. "Ek madde 16" adı altında yapılan düzenlemede; geçici köy korucularından elli beş yaşını dolduranların görevleriyle ilişiklerinin kesileceği, ilişikleri kesilenlerden on beş yıl veya daha fazla hizmeti olanlara hayatta bulundukları sürece belirli tutarda, Sosyal Güvenlik Kurumu'nca aylık bağlanacağı, buna göre aylık bağlanmış olanlardan yaşamını yitirenlerin dul eşleri ile elli beş yaşını doldurmamış olmakla birlikte on beş yıl veya daha fazla süre geçici köy koruculuğu hizmeti bulunanlardan görevleriyle ilişikleri devam etmekte iken hayatını kaybedenlerin dul eşlerine belli oranda aylık bağlanacağı, herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan aylık alan dul eşe, yarı oranında ödeme yapılacağı, dul eşe bağlanan aylıkların evlenmesi durumunda kesileceği ve ölüm nedeni dışında dul kalmaları halinde yeniden bağlanmayacağı, terör suçlarından dolayı hüküm giyen geçici köy korucularına veya dul eşlerine aylık bağlanmayacağı, hüküm giymeden önce aylık bağlanmış olması halinde ise bağlanan aylığı kesileceği, geçici köy korucularından sakatlananların kendilerine, ölenlerin ise dul ve yetimlerine 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle malullük veya dul ve yetim aylığı bağlanmış olması durumunda, bu madde hükümlerine göre ayrıca aylık bağlanmayacağı ve önceden bu madde hükümlerine göre bağlanmış olanların aylıklarının kesileceği hüküm altına alınmıştır.
    Ek 17. maddede ise; elli beş yaşını doldurup on beş yıldan az hizmeti olan veya elli beş yaşını doldurmamış olan geçici köy korucularından; sağlık ve idari nedenlerle görevine son verilenler ile ölenlere (elli beş yaşını doldurmamış olmakla birlikte on beş yıl veya daha fazla hizmeti bulunanlardan görevleri ile ilişikleri devam etmekte iken yaşamını yitirenler dışında), belli miktarda tazminat ödeneceği, elli beş yaşını doldurmadan kendi istekleri ile görevlerinden ayrılan geçici köy korucularına da hizmet sürelerine bakılmaksızın belirli tutarda tazminat ödemesi yapılacağı, hayatını kaybeden geçici köy korucularının hak ettiği tazminatlarının yasal mirasçılarına verileceği, ek 16. madde uyarınca aylık bağlanan veya disiplin hükümlerinin uygulanması sonucu görevlerine son verilen geçici köy korucularına bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmeyeceği, geçici köy korucularından görev süresi içinde yaşamını yitirenlerin eşine ve çocuklarına, bunlar yoksa anne ve babasına, bunlar da yoksa kardeşlerine, belli miktarda herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaksızın ölüm yardımı ödeneceği, geçici köy korucularından sakatlananların kendilerine, ölenlerin ise dul ve yetimlerine 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun hükümleri uygulanmak suretiyle malullük veya dul ve yetim aylığı bağlanmış olması durumunda; bu madde hükümlerine göre ayrıca tazminat ödenmeyeceği, önceden bu madde hükümlerine göre tazminat ödenmiş olanların almış oldukları tazminat tutarının 2330 sayılı Kanun hükümlerine göre ödenmesi gerekecek nakdi tazminat tutarından düşüleceği, ek 16 ve ek 17. madde kapsamındaki ödemelerin, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından yapılacağı ve ödeme gününü izleyen iki ay içinde Hazine'den tahsil edileceği açıklanmıştır.
    Geçici köy koruculuğu sistemine ilişkin olarak çıkarılacak yeni yönetmelik hakkında hüküm içeren ek 15. maddede de; geçici köy korucuları ile korucu başlarının; görevlendirme şekilleri, göreve alınmalarında aranacak koşullar, görevleri, uygulanacak disiplin cezaları ve görevlerine son verilmesini gerektiren durumlar, disiplin amirleri, yararlanacakları giyim eşyaları ile bunların şekli ve verilme zamanları, eğitim ve denetim yöntem ve esasları, sicil ve izinleri, ilk başvurularında sahip olmaları gereken sağlık şartları, başka bir işte çalışma hakları ile bu Kanunda yer alan diğer hususlara ilişkin uygulamaların Milli Savunma Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı'nın görüşü üzerine İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak bir yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.
    Tüm bu yasal düzenleme ve açıklamalar ışığı altında yapılan değerlendirme sonunda; 1985 yılında kabul edilip yürürlüğe giren 3175 sayılı Ka-nun'la ihdas edilen geçici köy koruculuğu sisteminin asli unsuru niteliğindeki geçici köy korucularının, kanun koyucu tarafından bilinçli bir seçimle, ülkemizde örgütlenmiş sosyal güvenlik kurumları ve kabul edilmiş sosyal güvenlik kanunları kapsamı dışında bırakıldığı, anılan kişilere farklı ve özel statü tanınarak özlük ve benzeri haklarının 442 sayılı Köy Kanunu ile bu Kanunun yollamada bulunduğu Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında 2330 sayılı Kanun ve Ödeme Gücü Olmayan Vatandaşların Tedavi Giderlerinin Yeşil Kart Verilerek Devlet Tarafından Karşılanması Hakkında 3816 sayılı Kanun hükümlerinde düzenlendiği, buna göre, valinin önerisi ve İçişleri Bakanı'nın onayı ile görevlendirilerek, bir anlamda ataması yapılan geçici köy korucularının sigortalılık için aranan ve yukarıda tanımlanan koşulları taşımamaları karşısında 506 sayılı Kanun kapsamında zorunlu sigortalı olarak kabul edilemeyecekleri, istihdam edildikleri İçişleri Bakanlığı ile aralarında hizmet akdi ilişkisinin kurulmadığı belirgindir.
    Şu durumda inceleme konusu dava yönünden; mahkemece yöntemince inceleme ve araştırma yapılmalı, davacının 442 sayılı Köy Kanunu'nun 68-73. maddelerine göre köy korucusu" olarak çalıştığı belirlendiği takdirde, görev yaptığı köy tüzel kişiliğine karşı husumet yöneltilerek dava açılabilmesi amacıyla davacı vekiline uygun süre tanınmalı, açıldığı takdirde davalar birleştirilmen, anılan davalının göstereceği bilgi ve belgeler toplanmalı, tüm kanıtlar değerlendirildikten sonra davalı T.C. İçişleri Bakanlığına ilişkin istem, taraf sıfatı (pasif husumet) yokluğu' nedeniyle reddedilip, diğer davalılar yönünden elde edilecek sonuca göre hüküm kurulmalıdır. Davacının, söz konusu Kanun'un 74, ek 16 ve ek 17. madde hükümleri kapsamında "geçici köy korucusu'7 olarak istihdam edildiği saptandığı takdirde ise, yukarıdaki yasal düzenleme ve açıklamalar karşısında dava reddedilmelidir.
    Bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın, mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu istemin aynen hüküm altına alınması isabetsizdir.
    Diğer taraftan, kurulan hükme yönelik olarak bir hususun daha vurgulanması gerekmektedir. Dava açılmasının maddi hukuk ve usul hukuku bakımından sonuçları, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 185, 187 ve 202. maddelerinde düzenlenmiş olup, usul hukuku yönünden doğurduğu sonuçlardan biri, Kanunda açıkça belirtilmemekle birlikte, her davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara bağlanmasıdır. Bir başka anlatımla istem, dava tarihi itibarıyla var olan gerçekleşmiş hakları konu almalı, hüküm de, uyuşmazlığın başladığı tarihten davanın açıldığı güne kadar gerçekleşmiş olayları içermelidir. Aksi durum, özel ve geçerli bir neden bulunmadıkça, yukarıda anılan Kanun'un 389. maddesinde öngörülen ilkelere aykırılık oluşturur. Bu bakımdan; inceleme konusu davaya ilişkin olarak davacı vekilince davanın açıldığı güne kadarki dönem yönünden tespit isteminde bulunabileceğinden, sigortalılık süresi hüküm altına alınırken mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu dava tarihi ile sınırlandırma yapılmaması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 18.12.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi
    2004/11796 E., 2005/1483 K.
    DAVADAN FERAGAT
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    ÖZET
    SOSYAL GÜVENLİK HAKKINDAN FERAGAT MÜMKÜN OLMADIĞINDAN SİGORTALILIĞIN TESPİTİ DAVASININ FERAGAT NEDENİYLE REDDİNE KARAR VERİLEMEZ.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 3.3.2000-12.7.2004 tarihleri arasında geçen ve Sosyal Sigortalar Kurumuna bildirilemeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, İlamında belirtildiği şekilde feragat nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 sayılı Yasanın 6. maddesi gereği sigortalı olmak hak ve yükümden kaçınılmaz ve vazgeçilmez. Yasanın öngördüğü belli bir sosyal güvenlik kuruluşu sigortalısı olmak, kamu düzenine ilişkin, kişiye bağlı, vazgeçilmez ve kaçınılmaz hak ve yükümlülük doğuran bir hukuksal statü yaratır. Kişi ve sosyal güvenlik kuruluşlarının bu statünün oluşumundaki rolü, yenilik doğurucu ve iradi bir durum değil, Yasa gereği kendiliğinden meydana gelen statüyü belirlemekten ibarettir. Dolayısıyla, sosyal güvenlik hakkından feragat mümkün olmadığından, feragat nedeniyle davanın reddine karar verilemez. Hal böyle olunca, davacı tespit davasından feragat edemeyeceğine göre, davasını geri alabilir. Başka bir anlatımla ileride tekrar dava açabilme hakkını saklı tutarak davanın takibinden vazgeçebilir.
    Mahkemece yapılacak İş; 506 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca davadan feragatin mümkün olmayacağını davacıya hatırlatmak ve feragata İlişkin beyanı da hatırlatılarak, bunun davayı geri alma şeklinde anlaşıp anlatılamayacağı sorulmak ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 185 ve 409. maddesindeki prosedür gerekirse işletilmek üzere sonucuna göre karar vermekten İbarettir. Ayrıca hükmü temyiz eden davalı Kurum vekilinin de vekaleti celp edilerek dosya içerisine konulmalıdır. Mahkemece, belirtilen bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın eksik inceleme ve araştırma sonucu yazılı olduğu şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir. O halde, hükmü temyiz eden davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz İtirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre sair hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 21.2.2005 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
    KARŞI OY YAZISI
    Davacının davadan feragat etmiş olması maddi hukuka ilişkin olarak hakkın özünden feragat anlamında değildir. Hiç kimse iradesi dışında dava açmaya veya açtığı davayı sürdürmeye zorlanamaz. Bu nedenle mahkemenin kararının onanması gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi
    2004/12992 E., 2005/503 K.
    HİZMET SÜRESİNİN TESPİTİ
    SİGORTALILIK SÜRESİNİN TESPİTİ
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde geçen ve Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı Türk Telekominikasyon A.Ş.'ne ait işyerlerinde kesintisiz çalıştığının ve eksik bildirilen sürelerin tespitini talep etmiş, mahkemece; davacının hizmet akdine dayalı çalıştığının kabulü ile eksik bildirilen sürelerin tespitine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanun 79 ve 77. maddeleri olup, 77. madde; sigortalının prime esas kazancının hesabında hangi ödemelerin dikkate alınacağını veya alınamayacağını düzenlemiştir. Mahkemece sigortalının eksik hizmetinin tespitine ilişkin kabul kararı isabetli olmakla birlikte prime esas kazancın tespiti bakımından yapılan araştırma hüküm kurmaya yeterli değildir. Bilirkişi raporunda belirlenen ve hükme esas alınan kazanç miktarlarının ne şekilde tespit edildiği açık olmadığı gibi, sigortalıya yapılan ücret ödemelerini gösterir çalışma kartlarında ödemelerin neye istinaden olduğu, hangilerinin 77. madde kapsamında kaldığı veya bilirkişi tarafından hangi ödemelerin 77. madde kapsamında kabul edildiği açıklığa kavuşturulmadığı gibi çalışma kartlarının tamamı okunaklı olmayıp, ücret bordroları celbedilerek kontrol ve karşılaştırma da yapılmamıştır.
    Açıklanan maddî ve hukukî olgular gözetilmeksizin eksik araştırma, inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı gerekçelerle karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O hâlde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, 01.02.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10.Hukuk Dairesi
    Esas Karar
    2004/6760 2004/11190
    ÖZET
    Davacı Cemal ile kayıtlarda adı geçen Celal'in aynı şahıs olup-olmadığı yönetimince araştırılmalı, öncelikle işyerinde bulunan ve davacı sigortalının imzasını içeren ücret tediye bordrosu gibi belgelerin asılları getirtilip işe giriş bildirgeleri de dikkate alınarak davacıya aidiyeti konusunda istikdap ve imza incelemesi yaptırılmalı, fotoğraflı kayıtların celbedilerek mukayese ve benzerlik incelemesi yaptırılmalı, Nüfus müdürlüğü ve C.Savcılığı nezdinde araştırma yapılarak Celal adında bir şahsın bulunup bulunmadığı araştırmalı, varsa davaya dahil edilmek suretiyle savunma ve delilleri tespit edilmeli.
    Y A R G I T A Y İ L Â M I
    Mahkemesi : İstanbul 1.İş Mahkemesi
    Davacı, 8765361 sigorta sicil numarasıyla Celal adına geçen çalışmaların kendisine ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, Cemal 8765361 sigorta sicil numarası ile 10.07.1974 tarihinde çalışmaya başladığını iddia ederek SSK kayıtlarında Celal gözüken isminin Cemal olarak düzeltilmesini istemiş, son celsede ise; Celal ile Cemalin aynı kişiler olduğunun ve Celal adına gözüken hizmetlerin kendisine ait bulunduğunun tespitini talep etmiştir. Mahkeme, 8765361 sicil noda Celal adına kayıtlı hizmetlerin davacıya aidiyeti ile Cemal ile Celalin aynı kişiler olduklarının tespitine karar vermiştir.
    Dosya kapsamından, davaya konu sicil numarasına göre biri 10.07.1974 diğeri 12.05.1976 başlangıç tarihli iki ayrı giriş bildirgesinin bulunduğu, ilk bildirgenin Celal ikincisinin ise Cemal adına düzenlendiği, dosyada mevcut 1974/3-4 ve 1975/1-2-3. dönem bordrolarındaki çalışmaların aynı sicilde Celal adına gözüktüğü,hizmet cetvelindeki 10.07.1974- 01.08.1975 arasındaki çalışmaların Celal adına, 12.5.1976- 16.10.1978 arasındaki çalışmaların Cemal adına, yine 15.7.1994- 21.8.1995 arasındaki çalışmaların Celal adına, tescil edildiği anlaşılmaktadır.
    Mahkeme, kabule ilişkin kararını tesis ederken, sadece kayıtlara göre bir değerlendirme yaparak başkaca bir inceleme ve araştırmada bulunmamıştır.
    Bu tür davalarda gösterilmesi gereken özen gereğince ve sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için davacı Cemal ile kayıtlarda adı geçen Celal'in aynı şahıs olup-olmadığı yönetimince araştırılmalı, öncelikle işyerinde bulunan ve davacı sigortalının imzasını içeren ücret tediye bordrosu gibi belgelerin asılları getirtilip işe giriş bildirgeleri de dikkate alınarak davacıya aidiyeti konusunda istikdap ve imza incelemesi yaptırılmalı, fotoğraflı kayıtların celbedilerek mukayese ve benzerlik incelemesi yaptırılmalı, Nüfus müdürlüğü ve C.Savcılığı nezdinde araştırma yapılarak Celal adında bir şahsın bulunup bulunmadığı araştırmalı, varsa davaya dahil edilmek suretiyle savunma ve delilleri tespit edilmeli, kayıtlarda geçen çalışmalara ilişkin eksik dönem bordroları celbedilerek ve birlikte çalışanlar saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli ve deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmelidir.
    Mahkemece, açıklanan bu yönler üzerinde durulmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz edilen hükmün açıklanan nedenlerle hükmün BOZULMASINA, 30.11.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10.Hukuk Dairesi
    Esas Karar
    2003/11302 2004/756
    ÖZET
    Sosyal sigortalar Kurumu yanında tespiti istenen sürede işyerinde işveren olarak bulunanların tümü kendi hak alanını da ilgilendirdiğinden zorunlu dava arkadaşıdır.
    Y A R G I T A Y İ L Â M I
    Davacı, 1978-1996 yılları arasında geçen ve Kuruma eksik bildirilen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalı Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    506 Sayılı Yasa'nın 79/10. maddesine dayalı hizmet tespiti davalarında, Sosyal Sigortalar Kurumu yasal hasım konumunda olup, elde edilecek hükmün sigortalılık hakları yönünden uygulayıcısı konumundadır. Sosyal sigortalar Kurumu yanında tespiti istenen sürede işyerinde işveren olarak bulunanların tümü kendi hak alanını da ilgilendirdiğinden zorunlu dava arkadaşıdır. Zira davanın niteliği itibariyle alınacak ilam, sonuçta SSK tarafından infaza ve böylece sigortalının bu hakkının tesciliyle sigorta primlerinin işverenden tahsiline yol açacağından sigortalıyı çalıştıran gerçek veya tüzel kişilere karşı da açılması gerekir.
    Açıklanan hukukî nedenlerle, davacıyı çalıştıran işveren-lerin yasal yönteme uygun biçimde davaya dahil edilerek, gösterecekleri deliller de toplandıktan sonra tüm deliller birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken eksik araştırmaya dayalı olarak yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O hâlde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 10.02.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi
    2001/4473 E., 2001/4791 K.
    KESİNTİSİZ ÇALIŞMANIN KANITLANMASI
    SİGORTALI ÇALIŞMANIN TESBİTİ
    ÖZET
    İŞVERENCE YAPILAN KESİNTİLİ BİLDİRİM VE KESİNTİLİ PRİM ÖDEMESİ, SİGORTALININ O İŞYERİNDE KESİNTİLİ ÇALIŞMASINA KARİNE TEŞKİL ETMEZ. SİGORTALI, KESİNTİLİ ÇALIŞMAYI GÖSTEREN BORDROLARI İMZALAMIŞSA VE İMZA İŞLEMİ HATA, HİLE, MANEVİ BASKIYA DAYANMIYORSA O TAKTİRDE ÇALIŞMANIN KESİNTİLİ GEÇTİĞİ KABUL EDİLİR. BU HALDE BİLE SİGORTALININ, ÇALIŞMASININ KESİNTİLİ GEÇMEDİĞİNİ YAZILI DELİLLERLE İSPAT ETME HAKKI VARDIR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 12.9.1995-12.1.1999 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Davacının çalışmaları Kuruma kesintili bildirilmiş ve eksik prim ödenmiştir. Davacı, eksik bildirilen ayların tamamında çalıştığını iddia etmektedir. Burada çözümlenmesi gereken hukuksal sorun, sigortalının imzasının olmamasına karşın işverence kesintili bildirimin ve kesintili prim ödemesinin, davacı sigortalının o işyerinde kesintili çalışmasına karine teşkil edip etmeyeceği meselesidir. Hemen söylemek gerekirse gerek daha az prim ödemek gerekse sair nedenlerle sigortalının çalışmalarını eksik bildiren işverenin bu eylemi sigortalının kesintili çalıştığına karine teşkil etmez. Zira özellikle dört aylık prim bordrolarında sigortalının imzası yoktur. Sigortalı şayet kesintili çalışmayı gösteren bordroları imzalamışsa ve imza işlemi, hata, hile, manevi baskıya dayanmıyorsa o taktirde gerçekten çalışmasının kesintili geçtiği kabul edilir. Ancak bu halde bile sigortalının, çalışmasının kesintili geçmediğini yazılı delillerle ispat edebilme hakkı mevcuttur.
    Öte yandan, 4447 sayılı Yasanın 11. maddesiyle Sosyal Sigortalar Kanununun 79. maddesine eklenen aynı maddenin ikinci ve üçüncü fıkrasında, kesintili çalışmalar bakımından çalışmaların ilgili ayın tamamında geçtiğine dair sigortalı lehine bir tür yasal karine getirilmiştir. Zira anılan fıkralara göre, işveren, sigortalıların çalışmalarının 30 günden az geçmesi halinde az çalışmayı açıklayan bilgi ve belgeleri prim belgelerine eklemek zorundadır. Eklemediği taktirde, Kurumca, çalışmanın 30 gün devam ettiği kabul edilerek eksik primler Sosyal Sigortalar Kanununun 80. maddesi hükümleri çevresinde işverenden tahsil edilebilecektir. Görüldüğü gibi 79. maddede yapılan değişiklikle kısmi bildirimlerin sigortalının aleyhine değil lehine kabul edileceği açık seçik ortadadır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 3.6.2001 tarih, 450 Esas, 501 Karar sayılı ilamı da aynı doğrultudadır. 79. maddede yapılan değişiklik kamu düzenini ilgilendirdiğinden geçmişe yönelik olarak da uygulanır. Kuşkusuz yargılama aşamasında sigortalının kısmi (kesintili) çalıştığı ancak yazılı delillerle ispat edilebilir.
    Gerek karar yerinde gerekse burada açıklanan nedenlerle davalıların tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün düzeltilmiş bu şekli ile (ONANMASINA), 19.6.2001 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E : 1999/3122 K : 1999/3080 T : 10.5.1999
    HİZMET TESPİTİ - DELİL
    ÖZET
    İş yerinde tescilsiz gerçekleşen çalışmanın tespitinde mevcut delillere ilave olarak ücret bordrolarındaki davacı adına olan imzaların davacı eli mahsulu olup olmadığı yolunda bilirkişi vasıtasıyla inceleme yaptırılmalıdır.
    (506s.SSK.m.79)
    (1086s.HUMK.m.275)
    Davacı, davalı şirkete ait işyerinde 1974 yılında 66 gün süreyle geçen çalışmalarının tesbiti ile, bu sürelerin 10533482 sigorta sicil numaralı hizmetleriyle birleştirilmesine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından
    temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü. ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Davacı vekili, davalı şirkete ait işyerinde tescilsiz gerçekleşen 66 günlük çalışmanın müvekkiline ait olduğunun tesbitini istemiş, mahkeme davanın kabulüne karar vermiştir.
    Bu tür davalarda iddianın, herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde araştırılması gerekir.
    Mahkemenin 1974 yılı 2. ve 3. dönemlerinde Mehmet adına gerçekleşen çalışmanın davacıya aidiyetini tespit etmek üzere, elde edilen mevcut delillere ilave olarak ücret bordrolarındaki Mehmet adına atılan imzaların davacının eli mahsülü olup olmadığı yolunda uzman bilirkişi vasıtasıyla inceleme yaptırması ve sonucuna göre karar vermesi gerekir.
    Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BO- ZULMASINA), 10.5.1999 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1996/7554 K. 1996/6607 T. 10.9.1996
    SİGORTALI HİZMETİN TESPİTİ DAVASI
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    DELİLLERİN RE'SEN TOPLANMASI
    ZAMANAŞIMININ DURMASI
    ÖZET
    Kurum'a bildirilmeyen hizmetlerin, sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi davaları, hizmetlerin geçtiği yılın sonundan başlayarak, hak düşürücü süre içinde açılmalıdır.
    Bu davalar kamu düzenine ilişkin olduğundan, deliller re'sen toplanır. Zamanaşımının kesilmesine ve durmasına ilişkin hükümler uygulanmaz.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı; davalılardan işverene ait işyerinde 10.1.1985 tarihinden, 18.5.1988 tarihine kadar sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle, 14.7.1987 tarihinin hüküm fıkrasında ve kısa kararda 4.7.1987 olarak gösterilmesinin, kabul edilen çalışma gün sayısı gözönünde tutulduğunda, daktilo hatası sonucu olduğunun açık olmasına göre aşağıdaki bendler kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Davanın yasal dayanağı, 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesidir. Anılan maddede, yönetmelikte tesbit edilen belgeler işveren tarafından verilmeyen sigortalıların hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde dava açacakları hükmü öngörülmüştür. Maddede belirtildiği üzere, yönetmelikle tesbit edilen belgelerin (işe giriş bildirgesi) verilmesi durumunda 5 yıllık hak düşürücü süreden bahsedilemeyeceği açık seçiktir.
    Somut olayda, işveren tarafından ibraz olunan, sigortalının 11.6.1985 tarihinde işe girişini öngören işe giriş bildirgesinde, 26.6.1985 tarihinde Kurum'a verildiğine dair kaşe mevcut bulunmakta ise de sigortalının Kurum nezdindeki şahsi dosyasında sözkonusu işe giriş bildirgesinin mevcut olmaması, keza davalı Kurum vekilinin de cevap dilekçesinde, işverence verilmiş herhangi bir işe giriş bildirgesine Kurum kayıtlarında rastlanılmadığını bildirmesi karşısında mevcut çelişki giderilmelidir. Bu konuda yapılacak araştırma sonucunda davalı Kurum'a, hak düşürücü süre dahilinde verilmiş yönetmelikle saptanmış belgeler bu meyanda işe giriş bildirgesinin mevcut olmadığının saptanması halinde ise; mahkemece kabulüne karar verilen 11.6.1985 ile 14.7.1987 tarihleri arasındaki çalışma süresi yönünden de, hizmetin geçtiği yılın sonu olan tarihten, davanın açıldığı 16.8.1995 tarihine kadar 5 yıllık hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği açık olduğundan, dava bu nedenle reddedilmelidir.
    Öte yandan, sigortalı tarafından 19.6.1987 tarihinde bu çalışma süresinin bir kesimine ilişkin olarak işçilik haklarının tahsili için işveren aleyhine dava açılmış ise de bu durum hak düşürücü sürenin işlemesine engel değildir. Şöyle ki, 506 sayılı Kanun madde 79/8'de öngörülen süre, hak düşürücü süre niteliğinde olup zamanaşımı süresinin kesilmesi veya durmasına ilişkin kurallar burada uygulanamaz.
    3- Yukarıda öngörülen araştırma sonucu hak düşürücü sürenin geçmediğinin saptanması halinde ise; davada, davalı işverene ait işyerinde 10.1.1985 ile 18.5.1988 tarihleri arasında geçen, ancak Kurum'a bildirilmeyen çalışma süresinin tesbiti istenmiş ve mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
    Bu tür davalar nitelikçe kamu düzenine ilişkin bulunduğundan deliller re'sen toplanmalıdır.
    Öncelikle sigortalı tarafından işveren aleyhine açılıp kesinleşen işçilik haklarının tahsiline ilişkin davada verilen hüküm, o davada Kurum taraf olmadığından, Kurum için bağlayıcı nitelik taşımamaktadır. Başka ifade ile, o davada verilen hüküm işbu tesbit davasında davalı Kurum için kesin delil değil, güçlü delil niteliğindedir. Diğer taraftan dosyada mevcut ücret bordrolarından sadece 1986 yılının 1. ayına ait olanı davacının imzasını içermektedir. Bu yönde davacının imzasını içermeyen ücret bordrolarında öngörülen çalışma sürelerinin işyeri muhasebe kayıtları ile doğrulanması gerekmektedir. Bundan başka dosyaya ibraz olunan vizite kağıtlarının geçerliliği de Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan araştırılmalıdır.
    Yine bu döneme ilişkin olarak, davacı ile birlikte çalışanlar işyeri bordrolarından saptanarak tanık sıfatıyla dinlenmeli ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. Giderek işe giriş bildirgesinin varlığı halinde, davacının 11.6.1985 tarihinde işi girdiğinin kabulü yerindedir. Ayrıca, işveren tarafından ibraz olunan 4 aylık sigorta prim bordrolarının Kurum kayıtlarına intikal edip etmediği primlerin ödenip ödenmediği araştırılmalı ve bu çevrede Kurum'a bildirilen çalışma sürelerine ilişkin istemde hukuki yarar yokluğundan bahisle reddedilmelidir.
    Mahkemece, belirtilen maddi ve hukuki esaslar göz önünde tutulmadan eksik araştırma ve inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 10.9.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/8509 K. 1994/2139 T. 10.2.1994
    PRİM BELGELERİ VE ÖLÇÜMLEME
    PRİM ÖDENEN GÜNLERİN TESBİTİ
    SİGORTALILIK BAŞLANGICININ TESBİTİ
    ÖZET
    Onsekiz yaşından önceki sigortalılığın tesbiti davalarında; sigortalılığın başlangıç tarihinin tesbiti, yada bu dönemin sigortalılık süresinde hesaba katılmak suretiyle tesbiti istenmişse; davacının, davada hukuki yararı bulunmadığından davanın reddi gerekir.
    Böyle bir davada, prim ödeme gün sayılarına katılma suretiyle tesbit istenebilir yada isteğin böyle yorumlanması mümkünse, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki gün sayılarına dahil edilme kararıyla yetinmek gerekir.
    (506 s. SSK. m. 79/8, 60/G, 108, geçici m. 54)
    Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasındaki sigortasız çalışmalarının 506 sayılı Kanun madde 79/8 çevresinde tesbitini istemiştir. Davacının 1974 doğumlu olarak sözkonusu dönemde 18 yaşından küçük olduğu, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
    İsteğin, 506 sayılı Kanunun geçici madde 54 kapsamına girmediği de belirgindir. Bu nedenle, davanın yasal dayanağını oluşturan 79/8. madde uygulanırken, anılan Yasanın 60/G maddesinin gözönünde bulundurulması zorunludur. Öte yandan, bu bentteki "malüllük, yaşlılık, ölüm sigortalarına tabi olanlar.." sözcüklerinin sigortalılar yararına bir yorumla "tabi olması gerekenleri" de kapsadığının kabulü icabeder. Zira, o dönemde çalışıldığının tesbiti halinde, hizmet akdiyle çalışan kişinin, 506 sayılı Kanun madde 6 uyarınca o dönemde çalışmakla, kendiliğinden sigortalı olacağı ve otomatikman malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi tutulması gerektiği ve bu sigorta dallarına ait primlerinde Kurumca ilgililerden tahsil edileceği ve çalışmanın işverence, zamanında Kuruma bildirilmemiş olmasının, bu sigorta dallarına tabi tutulması engellenemeyeceği ortadadır.
    Böyle durumlarda, 506 sayılı Kanun madde 60/G sigortalılık süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi konusunda, özel hükümler içermektedir. Bu haliyle 108. maddeye istisna getirilmiş olmaktadır. Gerçekten 108. maddeye göre, "sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının yürürlükten kaldırılmış 5471 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarih iken, 60/G maddeye göre geçici 54. madde kapsamına girmeyen ve 60/G'nin uygulanması gereken hallerde" 18 yaşından önce malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi 18 yaşını doldurdukları tarihten başlamış kabul edilecektir. Diğer bir deyimle, 1.4.1981 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak 18 yaştan küçük iken geçen çalışmalarda, çalışmanın başladığı tarihle 18 yaşın ikmali tarihi arasındaki dönem sigortalılık başlangıç tarihi ve sigortalılık süresinde hesaba katılmayacaktır. Fakat, bu süreler için ödenen primler, prim ödeme gün sayısı hesabına katılacaktır. Bu kuralların 79/8. maddeye dayanan davalara yansıması şöyledir. Şayet, davada sigortalılık süresinde hesaba katılmak üzere tesbiti istenilmişse, böyle bir istemin kabulü 60/G maddeye aykırı düşeceğinden, böyle bir dava açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığının kabulü ile, davanın reddi gerekir. Şayet prim ödeme gün sayılarına katılmak üzere tesbit istenilmiş, yada isteğin bu yolda yorumlanması ile kapsamının belirlenmesi mümkün ise, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki prim ödeme gün sayılarına dahil edilmesine karar verilmesiyle yetinilmesi icap eder. Davacının 60/G madde kapsamına giren kişilerden olduğu ortadadır.
    Bu durumda, açıklanan çevrede inceleme ve araştırma yapılarak, istemin kapsamı belirlenerek, hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
    O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 10.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/7090 K. 1994/1765 T. 8.2.1994
    TARIM İŞÇİSİNİN SİGORTALILIĞI
    SOSYAL SİGORTALAR KURUMU'NUN DAVAYA DAHİL EDİLMESİ
    TALEBİN AŞILMASI
    ÖZET
    Tarım işçilerinin, geçmiş dönemlere ait ve Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen çalışmalarının tesbiti davalarında; işçinin toplu iş sözleşmelerinden faydalanmış olması, işçi ile sigortalı kavramları eşdeğer kavramlar olmadığından, sigortalı sayılmasını gerektirmez.
    Sigortalının yaptığı işin tarım işi niteliği taşıyıp taşımadığı, 506 sayılı Kanunun 3/I-A maddesinde görülen istisnalar kapsamına girip girmediği yöntemince saptanmalıdır.
    Davanın mahiyeti itibariyle, Sosyal Sigortalar Kurumu davaya dahil edilmeli ve çalışmışlık süreleri yönünden taleple bağlı kalınmalıdır.
    (506 s. SSK. m. 3/I-A, 79/8) (1086 s. HUMK. m. 74)
    Davacı, davalı işverene ait işyerinde 20.4.1969-1.2.1976 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a bildirilmeyen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    1- Dava, davacının davalı işverene ait civar çiftlik ünitesinde 20.4.1969 ile 1.2.1976 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a bildirilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. 506 sayılı Kanunun 3/I-A maddesinde 24.11.1977 yürürlük tarihli 2100 sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, Orman işleri ile kamu ve özel sektöre ait tarım işlerinde ücretle çalışanlar sigortalı sayılmıştır. 506 sayılı Kanunun 3/I-A maddesinin, davacının çalışmasının geçtiği dönemde yürürlükte bulunan şekline göre, tarım işlerinde çalışanlar bu kanun uygulamasında sigortalı sayılmazlar ancak, tarım sanatlarına ait işlerde veya tarım işyerlerinde yapılan ve tarım işlerinden sayılmayan işlerde yahut tarım işyeri sayılmayan işyerlerinin park, bahçe, fidanlık ve benzeri işyerlerinde çalışanlar hariç tutularak bunlar bu Kanunun uygulanmasında sigortalı sayılmışlardır. O halde, öncelikle davacının yaptığı iş bakımından 506 sayılı Kanunun 3/I-A maddesinde öngörülen istisnalar kapsamına girip girmediği araştırılmalıdır. Bu konuda sigortalının yaptığı iş yönünden mevcut çelişkide giderilmek suretiyle yapılan işin tarım işi niteliğini taşıyıp taşımadığı yöntemince belirlenmelidir. Giderek davacının çalıştığı civar çiftlik ünitesinin maddede öngörülen tarım işyeri sayılmayan işyerlerinin park, bahçe, fidanlık ve benzeri işyerlerinden sayılıp sayılmadığı, çiftlik ünitesinin asıl işyerinin uzantısı yada eklentisi mahiyetinde olup olmadığı yöntemince saptanmalıdır. Diğer yönden, İş Kanununa göre işçi sayılan kişi 506 sayılı Kanun anlamında sigortalı sayılmayabilir. Başka ifade ile işçi ile sigortalı kavramları eşdeğer kavramlar değildir.
    Davacının 1969 yılından bu yana Şeker Sanayii işkolu ve işyerleri seviyesinde yapılan toplu iş sözleşmeleri kapsamı içerisinde olması 506 sayılı Kanun madde 2 çevresinde sigortalılığını gerektirmez. Mahkemece bu gerekçeye dayalı olarak davanın kabulü isabetsizdir.
    2- Davanın yasal dayanağını 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olması karşısında yasal hasım olarak Sosyal Sigortalar Kurumu'nun da yöntemince davaya dahil edilmesi gerekirken Kurum'a husumet yöneltilmeden hüküm tesisi hatalıdır.
    3- Kabule göre de, dava dilekçesindeki istem 20.4.1969 ile 1.2.1976 tarihleri arasındaki süreye ilişkin olmasına rağmen HUMK. 74'de öngörülen taleple bağlılık ilkesine aykırı biçimde bu sürenin 1966 yılından başlatılması, tesbite konu sürenin sigortalının geçici işçi olmasına göre işyeri kayıtları gözetilerek bu dönemler arasında kayıtlara göre belirlenmemesi ve davacının bu süre dahilindeki askerlik süresinin dışlanmaması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı işveren Türkiye Şeker Fabrikası A.Ş.'nin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 8.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/8509 K. 1994/2139 T. 10.2.1994
    PRİM BELGELERİ VE ÖLÇÜMLEME
    PRİM ÖDENEN GÜNLERİN TESBİTİ
    SİGORTALILIK BAŞLANGICININ TESBİTİ
    ÖZET
    Onsekiz yaşından önceki sigortalılığın tesbiti davalarında; sigortalılığın başlangıç tarihinin tesbiti, yada bu dönemin sigortalılık süresinde hesaba katılmak suretiyle tesbiti istenmişse; davacının, davada hukuki yararı bulunmadığından davanın reddi gerekir.
    Böyle bir davada, prim ödeme gün sayılarına katılma suretiyle tesbit istenebilir yada isteğin böyle yorumlanması mümkünse, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki gün sayılarına dahil edilme kararıyla yetinmek gerekir.
    (506 s. SSK. m. 79/8, 60/G, 108, geçici m. 54)
    Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasındaki sigortasız çalışmalarının 506 sayılı Kanun madde 79/8 çevresinde tesbitini istemiştir. Davacının 1974 doğumlu olarak sözkonusu dönemde 18 yaşından küçük olduğu, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
    İsteğin, 506 sayılı Kanunun geçici madde 54 kapsamına girmediği de belirgindir. Bu nedenle, davanın yasal dayanağını oluşturan 79/8. madde uygulanırken, anılan Yasanın 60/G maddesinin gözönünde bulundurulması zorunludur. Öte yandan, bu bentteki "malüllük, yaşlılık, ölüm sigortalarına tabi olanlar.." sözcüklerinin sigortalılar yararına bir yorumla "tabi olması gerekenleri" de kapsadığının kabulü icabeder. Zira, o dönemde çalışıldığının tesbiti halinde, hizmet akdiyle çalışan kişinin, 506 sayılı Kanun madde 6 uyarınca o dönemde çalışmakla, kendiliğinden sigortalı olacağı ve otomatikman malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi tutulması gerektiği ve bu sigorta dallarına ait primlerinde Kurumca ilgililerden tahsil edileceği ve çalışmanın işverence, zamanında Kuruma bildirilmemiş olmasının, bu sigorta dallarına tabi tutulması engellenemeyeceği ortadadır.
    Böyle durumlarda, 506 sayılı Kanun madde 60/G sigortalılık süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi konusunda, özel hükümler içermektedir. Bu haliyle 108. maddeye istisna getirilmiş olmaktadır. Gerçekten 108. maddeye göre, "sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının yürürlükten kaldırılmış 5471 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarih iken, 60/G maddeye göre geçici 54. madde kapsamına girmeyen ve 60/G'nin uygulanması gereken hallerde" 18 yaşından önce malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi 18 yaşını doldurdukları tarihten başlamış kabul edilecektir. Diğer bir deyimle, 1.4.1981 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak 18 yaştan küçük iken geçen çalışmalarda, çalışmanın başladığı tarihle 18 yaşın ikmali tarihi arasındaki dönem sigortalılık başlangıç tarihi ve sigortalılık süresinde hesaba katılmayacaktır. Fakat, bu süreler için ödenen primler, prim ödeme gün sayısı hesabına katılacaktır. Bu kuralların 79/8. maddeye dayanan davalara yansıması şöyledir. Şayet, davada sigortalılık süresinde hesaba katılmak üzere tesbiti istenilmişse, böyle bir istemin kabulü 60/G maddeye aykırı düşeceğinden, böyle bir dava açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığının kabulü ile, davanın reddi gerekir. Şayet prim ödeme gün sayılarına katılmak üzere tesbit istenilmiş, yada isteğin bu yolda yorumlanması ile kapsamının belirlenmesi mümkün ise, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki prim ödeme gün sayılarına dahil edilmesine karar verilmesiyle yetinilmesi icap eder. Davacının 60/G madde kapsamına giren kişilerden olduğu ortadadır.
    Bu durumda, açıklanan çevrede inceleme ve araştırma yapılarak, istemin kapsamı belirlenerek, hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
    O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 10.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/8030 K. 1994/1336 T. 1.2.1994
    ÖNCEKİ ÇALIŞMIŞLIĞIN TESBİTİ (Resmi kayıtlar) (Eşdeğer deliller) (İşyerinin yasa kapsamına alınması)
    ÖZET
    Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmeyen önceki çalışmışlıkların tesbiti davalarında; iş yerinin yasa kapsamına alındığı tarih nazara alınmalı, müfettiş tutanağı, işçilik ödemesi dönemlerine ait kayıtlar, stopaj listeleri, muhtasar beyannameler resmi makamlardan getirtilmelidir. Bunların aksi, ancak eşdeğer belgelerle isbatlanabilir.
    Tanık dinlenecekse, davacı ile birlikte çalışan kişiler veya işyeri komşuları dinlenmelidir.
    (506 s. SSK. m. 79)
    Davacı, davalı işverene ait işyerinde 1.1.1977-1.12.1990 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Dava, 1.1.1977 ile 1.12.1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kurum'a kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbitine ilişkindir. Davalı işverene ait yedek parça satış işyerine ilişkin olarak tesbite konu süre dahilindeki 7.8.1979 tarihli tutanakta işverenin bizzat çalıştığı saptanmıştır. İşveren 13.10.1980 tarihli dilekçesinde, 1978 yılı 11. aydan sonra 1979 yılının altıncı ayına kadar çalışan olmadığını beyan etmesine rağmen, duruşmada davayı kabul etmiş olup çelişki giderilmemiştir. Keza, 29.7.1987 tarihli müfettiş tutanağına göre işyeri kayıtlarının incelenmesinde 979-980-982 yılı defterlerinde işçilik ödemesine rastlanmamış olup aksinin eşdeğer delillerle ispatı gerekmektedir. Keza 11.12.1978 tarihlitutanakdaki 1977-1978 (30.10.1978'e kadar) yıllarına ait işyeri kayıtları tetkikinde işçilik ödemesi olan dönemler itibariyle bunların davacıya ait olup olmadığı incelenmeli, davacıya ait işçilik ödemesi olmadığının saptanması halinde aksinin yine tanık anlatılarıyla isbatına cevaz verilmemelidir. Giderek işveren yedek parçacılıktan 31.11.1975 ile 31.12.1982 keza kasaplık işinden 15.10.1983 ile 31.12.1990 tarihleri arasında vergi mükellefi bulunması karşısında işverence verilen muhtasar beyannameler incelenerek davacının adının bulunup bulunmadığı araştırılmalı, ayrıca vergi kayıtları itibariyle 1.1.1983 ile 15.10.1983 için kabul kararı verilmemeli ve kasaplık işinden dolayı işyerinin yasa kapsamına alınma tarihinin 1.1.1984 olması karşısında oluşan çelişki giderilmelidir. Yine işverence ibraz edilen tesbite konu bir kısım yıllara ait bordrolarda davacının adı bulunmamakta ise de bir kısım stopaj listelerinde adının geçmesi karşısında bu listelerin asılları resmi makamlardan celbedilmeli ve sonucuna göre adının bulunmaması halinde ve işbu yazılı belgelerin aksinin ispatlanmadığı kabul edilmelidir. Giderek hükme esas kılınan davacı tanıkları, davacının arkadaşları olup onunla işyerinde çalışan kişiler değillerdir ve mahkemece mümkün olduğunca işyerinde davacı ile birlikte çalışan kişiler yada işyeri komşuları tanık sıfatıyla dinlenmelidir.
    Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırma ve inceleme ile ve taleple bağlılık ilkesine aykırı biçimde çalışma süresinin bitiminin 1.12.1990 yerine 31.12.1990 olarak kabulü ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 1.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/11563 K. 1992/4851 T. 30.4.1992
    HİZMET TESBİTİ
    ÖZET
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olup, maddenin öngördüğü hizmet tesibitine yönelik bu tür davalar kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlık ve özenle yürütülmesi icabettiği, Yargıtay'ın ve giderek Onuncu Hukuk Dairesi'nin içtihadı gereğidir.
    Özel bir maden işletmecisi olan davalı işveren tarafından 1500 metre derinliğe inilmesinin gerektiği maliyet ile oradan çıkarılan kömürün satış fiyatı karşılaştırılarak ve işyerinden bu derinliklerde üretim yapılmasını mümkün kılan olanak ve tesisat bulunup bulunmadığı incelenerek tanığın sözlerindeki inandırıcılık payı da araştırılmalı dava dilekçesine göre, çalışmalar 31.12.1987 tarihinde sona ermiş olmasına karşın 12.12.1990 gününde dinlenmiş olan tanıkların bugüne kadar çalışmadan sözetmeleriyle ortaya çıkan çelişki üzerinde durulup sonuca göre karar verilmelidir.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.1979-31.12.1987 tarihleri arasında yeraltı işçisi olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olup, maddenin öngördüğü hizmet tesbitine yönelik bu tür davalar kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin içtihadı gereğidir. Mahkemece, yalnızca tanık sözlerine ve aslında davaya bir çözüm getirmeyen bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuş, tanık sözlerinin diğer deliller karşısında değeri ve kendi içerisinde inandırıcılığı üzerinde durulmamıştır. Gerçekten, aradan 30 yıl geçmiş bulunmasına karşın, davacının 20.2.1961 tarihinde işe girdiğini nasıl olupda günü gününe hatırlayabildikleri tanıklardan sorulmamıştır. Dosyadaki belgelere göre, işveren, davacının 20.1.1961 gününde çalışmaya başladığını Kurum'a verdiği işe giriş bildirgesiyle bildirdiği gibi o yıl için 46 gün çalıştığını da ayrıca bildirmiştir. Bu bildirimler 1962 yılında 120, 1963 yılında 7, 1969 yılında 268 günlük bildirimler izlemektedir. Bu durum gözönünde tutulunca, işverenin işyerindeki çalışmaları Kurum'a bildirdiği anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, davacının 4 yıllık bildirilmiş olduğu halde davacı yönüden bu bildirilen 1967 yılından sonra kesilmesinin, çalışmanın yokluğundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı yönü üzerinde durulmalıdır. Bundan başka, tanık Resül 1500 metre derinlikte çalışıldığını bildirmiştir. Özel bir maden işletmecisi olan davalı işveren tarafından 1500 metre derinliğe inilmesinin gerektirdiği maliyet ile oradan çıkarılan kömürün satış fiyatı karşılaştırılarak ve işyerinden bu derinliklerde üretim yapılmasını mümkün kılan olanak ve tesisat bulunup bulunmadığı incelenerek tanığın sözlerindeki inandırıcılık payı da araştırılması, dava dilekçesine göre, çalışmalar 31.12.1987 tarihinde sona ermiş olmasına karşın 12.12.1990 gününde dinlenmiş olan tanıkların bugüne kadar çalışmadan sözetmeleriyle ortaya çıkan çelişki üzerinde durulmalıdır.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve eksik inceleme sonucu verilmiş olan hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 30.4.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/12320 K. 1992/4251 T. 14.4.1992
    HİZMET TESBİTİ
    KAT MALİKLERİNE HUSUMET YÖNELTİLMESİ
    ÖZET
    Sigortalı çalışmalarına sahip çıkılan kimse ile tüm kat maliklerine husumet yöneltilmesi, bu doğrultuda davaya yöntemince dahil ettirilmeleri için delilleri sorulup varsa delilleri toplanılmak, bu konuda yeterli ve gerekli araştırma yapılarak, uyuşmazlık hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde çözümlenip, tüm deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmesi gerekir.
    (506 s. SSK. m. 79/8) (634 s. KMK. m. 34)
    Davacı, Gümüş Apartmanı işyerinde 4.8.1974-1.3.1979 tarihleri arasında geçen ve eşi Ziya adına sigorta primleri yatırılan çalışmaların kendisine ait olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgelerden açıkca anlaşıldığı üzere tesbiti istenilen sürelerden 4.8.1974-31.12.1975 tarihleri arasında kalan kesim için davalı Kurum'a yapılmış herhangi bir bildirim veya yatırılmış pirim mevcut bulunmadığı gibi Kurum'ca gerçekleştirilmiş, çalışıldığı yollu bir saptama da sözkonusu olmadığından, bu kısma yönelik davanın yasal dayanağının 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 79/8. maddesi olduğu doğrudur.
    Ne var ki, davada 1.1.1976-1.3.1979 tarihleri arasında geçen ve Kurum kayıtlarında davacının eşi Ziya adına gözüken sigortalı çalışmaların da, davacı Şirinaz'a ait olduğunun saptanması istenildiğine göre, belirlenen şu niteliği itibariyle bu kesime yönelik istemin yasal dayanağının 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olmadığı da açıktır. Böyle olunca da, sigortalılığın zorunlu, kişiye bağlı ve özellikle de devredilemez bir hak olduğu, giderek bu tür davaların sözü edilen özellikleri itibariyle özel bir duyarlılığı gerektirdiği de gözetilerek, bu tür ilamın alınması için açılmış davada, yerine çalışıldığı iddia olunan ve böylece sigortalı çalışmalarına sahip çıkılan Ziya'nın taraf bulunması doğal ve hatta zorunludur.
    Diğer taraftan, çalışıldığı iddia olunan apartman işyerinin 4 daire ve 1 dükkandan oluşan 5 bağımsız bölümden ibaret olduğu, halbuki 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 34. maddesi hükmü gereğince, bağımsız bölümü 8'den daha az olan apartmanlarda, yönetici atanması zorunluluğunun bulunmadığı ve bu gibi hallerde de, mevcut ise apartman yöneticisine husumet yöneltilmesine yasaca cevaz bulunmadığı gözönünde tutularak, işveren olarak apartmanın bağımsız bölüm maliklerinin tümüne husumet yöneltilmesinin gerektiği de açıktır.
    Bu durumda, sözü edilen Ziya ile tüm kat maliklerine husumet yöneltilmesi, bu doğrultuda davaya yöntemince dahil ettirilmeleri için davacıya mehil verilmesi ve adı geçenlerden davaya karşı diyecekleri ve delilleri sorulup varsa delilleri toplanılmak ve bu konuda yeterli ve gerekli araştırma yapılarak, uyuşmazlık hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde çözümlenip, tüm deliller hep birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmek gerekirken, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, noksan inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 14.4.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1990/7198 K. 1990/11299 T. 24.12.1990
    HİZMET TESBİT DAVASI
    ÖZET
    Davalı Kurum nezdinde bulunan iş yeri dosyası, davacı ve dahili davalıya ait dosyalar, tüm işe giriş bildirgeleri, bordrolar ile diğer belgeler bilirkişiye incelettirilerek tespit ettirilip sonucuna göre karar verilmesi gerekir.
    Ayrıca, dahili dava harcı alınmadan Bayram davaya dahil edilerek duruşmaya devam edilemez.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı V..... İplik Fabrikası'na 1954-1957 yılları arasında Bayram adı altında geçen sigortalı çalışmaların kendisine ait olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davada sonuç olarak, davalı Kurum kayıtlarında, davaya dahil edilen Bayram adına gözüken 1954-1957 yıllarındaki sigortalı çalışmaların davacı (B.Ö.)'ye ait olduğunun tesbiti istenmiş ve dahili davalı davayı kabul etmiştir. Mahkemece, kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Sigortalılığın, zorunlu kişiye bağlı ve özellikle de devredilmez bir hak olduğu, giderek bu tür davaların özel bir duyarlılığı gerektirdiği gözetilerek, uyuşmazlık konusu çalışmaların geçtiği işyerine ait olup davalı Kurum nezdinde bulunan işyeri dosyası da getirtildikten sonra, bu dosya ile celbedilecek davacı ve dahili davalıya ait dosya asılları içerisinde mevcut bulunan tüm işe giriş bildirgeleri, bordrolar ile diğer belgelerde yer alan yazılarla imzalar üzerinde, benzerliği ve davacı (B.Ö),ya da dahili davalı Bayram'a aidiyeti yönünden durumun ve yasanın gerektirdiği bir biçimde, konuda uzman kişiler aracılığı ile bir bilirkişi incelemesi ve mümkün olabilerse fotoğraf karşılaştırılması yaptırılmak, tarafların göstereceği tanıklar ile ayrıca, anılan çalışma döneminde bu işyerinde müdür, amir, şef, ustabaşı, postabaşı gibi görev yapan yetkili veya çalışan başka kimseler de tesbit edilebildiği takdirde, bunlar dahi dinlenilmek suretiyle bu konuda yeterli ve gerekli soruşturma yapılarak, uyuşmazlık hiç bir kuşkuya ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde çözümlenip, tüm deliller birlikte değerlendirilip takdir edilerek, alınacak sonuca göre bir karar verilmek gerekirken, mahkemece bu yönler üzerinde hiç durulmaksızın eksik inceleme ve arşatırmayla yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş bulunması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    Ayrıca dahili dava harcı alınmadan Bayram'ın davaya dahil edilmesi ve duruşmaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması dahi kamu düzeniyle ilgisi olması nedeniyle isabetsizdir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 24.12.1990 gününde

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/4998 K. 1991/7272 T. 26.9.1991
    HİZMET TESBİTİ - HUSUMET
    ÖZET
    Hizmet tesbiti davasında, husumet Sosyal Sigortalar Kurumu'na dahi yöneltilmelidir.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı, davalı Şirkete ait işyerinde Nisan 1972-1977 tarihleri arasında asgari ücretle işçi olarak geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, Nisan 1972-1977 tarihleri arasında davalı işveren şirkete ait işyerinde geçen ve Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemiş bulunan çalışmalarının sigortalı hizmet olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkemece, hakdüşürücü süre yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
    Olayda, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/8. maddesidir.
    Diğer taraftan, dava dosyası içerisindeki davacıya ait sigorta şahsi sicil dosyasında yer alan "İşe Giriş Bildirgesi" ile "Prim tahakkuk cetveli" ve diğer belgelerden, davacının bu işyerine ilk girişinin 18.10.1978 tarihi olarak 15.1.1979 tarihinde verilen işe giriş bildirgesiyle Kurum'a bildirildiği ve bu çalışmasının davanın açıldığı güne kadar kesintisiz devam ettiği ve bu süreye ait primlerinin de eksiksiz olarak Kurum'a yatırılmış bulunduğu yönleri açık-seçik anlaşılmaktadır. Böyle olunca da davacının tesbitini istediği çalışmasının son bulduğu 1977 tarihini takiben yılın başından itibaren aradan on yıl geçmeden 18.10.1978 tarihinde tekrar aynı işyerinde sigortalı olarak çalışmaya başladığına ve bu çalışması da, dava tarihine kadar aralıksız devam ettiğine göre, artık anılan madde de öngörülen on yıllık hakdüşürücü sürenin varlığından bahsedilemiyeceği ve uygulama olanağının bulunmadığı sözgötürmez. Dairemizin ve Yargıtay'ın yerleşmiş görüş ve uygulamaları da bu doğrultudadır.
    Bu durumda, mahkemece yapılacak iş, davanın niteliği itibariyle bu doğrultuda alınacak bir ilam, sonuçta Kurum'ca infaza ve böylece sigortalının bu hakkının tesciliyle sigorta primlerinin işverenden tahsiline müncer olanağına göre, yapılacak bu tür bir işlemin Sosyal Sigortalar Kurumu'nun hak alanını da ilgilendireceği, böyle olunca da bu tür ilamın alınması için açılmış davada Kurum'un taraf bulunmasının doğal ve hatta zorunlu olduğu gözetilerek, husumetin Sosyal Sigortalar Kurumu'na dahi yöneltilmesi ve bu doğrultuda davacıya mehil verilerek Kurum'un yöntemince davaya dahil ettirildikten sonra işin esasına girilerek, taraflardan delilleri sorulup -varsa- toplanılmak ve gösterecekleri tanıkları dinlenilmek suretiyle isteğin gerçek olup olmadığı yolunda yeterli ve gerekli araştırma yapılarak, sonuçta delillerin tümü birlikte değerlendirilip takdir edilerek, varılacak sonuç uyarınca bir karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece, açıklanan bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, yazılı düşüncelerle davanın, hakdüşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 26.9.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/8634 K. 1992/10660 T. 19.11.1992
    HİZMET TESBİTİ
    İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ
    ÖZET
    Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması, resmö kayıtlar ile şahit ifadeleri arasındaki çelişki üzerinde durulmaması ayrıca müfettiş tutanağındaki tanıklar dinlenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.
    (506 s. SSK. m. 79)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.11.1980-20.3.1990 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Taraflar arasındaki uyuşmazlık 1.11.1980-20.3.1990 devresi hizmet akti ile davacının davalı işyerinde çalışıp çalışmadığına ilişkindir. Dosyada, davacıya ait 1.11.1980, 5.4.1985 ve 1.5.1986 tarihli işe giriş bildirgeleri mevcuttur. 1.11.1980 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili 60 günlük prim ödemesi ve yine 1.5.1986-14.1.1988 devresi 614 gün çalışmasının mevcut olduğuna dair Erciyes Üniversitesi vekilinin 28.8.1991 tarihli cevap layihası bulunmakta olup bu sürenin Kurum'a bildirilmediği de anlaşılmaktadır. Davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bilgirgesi ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönünden ise dosyada bilgi yoktur. İşe giriş bildirgesi olduğuna göre azda olsa (en az bir gün) bir çalışmanın olduğunun kabulü yaşamın olağan akışının gereğidir. Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması ayrıca resmi dairelerde çalışmaların ilke olarak kayıtlara aynen geçirileceğinin gözönünde tutulmayarak şahit ifadelerine değer verilmesi ve şahit ifadeleri ile resmi kayıtlar arasındaki çelişki üzerinde durulmaması da keza bozma sebebidir. Ayrıca 13.3.1990 tarihli müfettiş tutanağındaki tanıklarda incelenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması isabetsizdir.
    O halde, temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.11.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/1370 K. 1993/3353 T. 7.4.1993
    HİZMET TESBİTİ
    TARIM İŞYERİ
    ÖZET
    Tarım işi sayılan yerlerde ücretle çalışan işçilerin Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına alınmaları, 24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 2100 sayılı Yasa ile düzenlenmiştir. Anılan Yasa gereği 24.4.1977 tarihinden önceki çalışmalar sigorta kapsamına alınamaz.
    Hizmet tesbitine ilişkin olarak açılan davalarda 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesinde öngörülen koşulların hakim tarafından dikkate alınması gerekir.
    [2100 s. Y. m. 1,2 (506 s. SSK. Dğş. m. 3)](506 s. SSK m. 79/8)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.7.1976 - 1.6.1992 tarihleri arasında asgari ücretle geçen çalışmalarının tesbitiyle, sigortalı hizmetlerden sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Davacı sigortalının; 1.7.1976 ve 1.6.1992 tarihleri arasında, sürekli sigortalı sayılması gereken hizmetlerinin saptanmasına ilişkin istemi mahkemece kimi tanık beyanlarına göre aynen hüküm altına alınmıştır.
    Öncelikle şu husus belirtilmelidir ki; davacının çalıştığı iddia olunan işyeri, hayvan üretimi yapılan bir işyeridir. Kısaca tarım işi sayılan bir yerdir. Bu yerlerde ücretle çalışan işçilerin Sosyal Sigortalar Kanunu kapsamına alınmaları, 24.11.1977 tarihinde yürürlüğe giren 2100 sayılı Yasa ile mümkün olmuştur. Şu duruma göre, bir tarım işçisi olan davacının, bu tarihten önceki, çalışmalarının sigortalı olarak kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Belirtilen tarihten sonraki çalışmalara gelince; 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre açılan bu tür tesbit davalarının Kamu düzenini ilgilendirmesi nedeniyle, gösterilmesi mümkün olabilecek ölçüde, duyarlılık ve özen içerisinde yürütülmesi zorunludur. Yasa, açıkca bu davaların ne gibi kanıtlarla ispatlanabileceğini göstermemiş ve yazılı delil getirmesinde bir zorunluluk da aranmamışsa da getirilen delillerin inandırıcı ve doyurucu nitelikte olması gereği ortadadır. Dava konusu olayda, davanın kabulü için yeterli ve inandırıcı deliller mevcut bulunmamaktadır. Davacı tanıkları, iddia edildiği gibi çok uzun süreli bir çalışmaya nasıl tanık olduklarını açıklayamamışlardır. Bunun yanında, bu beyanlar ile işyerinde muhtelif tarihlerde Kurum yetkililerince yapılan tesbitlerdeki saptamalar birbirini doğrulamamaktadır. Gerçekten, işyerinde müfettişlerin, orada çalışanların ve yetkililerin beyanlarına göre yapmış oldukları, 18.11.1981, 23.3.1982, 21.10.1986 ve 22.1.1990 tarihli saptamalarda davacının ismine rastlanılamadığı gibi, davalı işyerinde çalıştıklarını iddia eden tanıkların adlarına da rastlanılamamıştır. Kurum müfettiş tutanakları ise, 506 sayılı Yasanın 130. maddesi uyarınca aksi kanıtlanıncaya kadar, geçerli sayılması gereken belgelerdendir.
    Dava konusu olayda, bu tutanakların aksi kanıtlanamadığı gibi, davacının işveren tarafından Kuruma bildirilen çalışmaları dışında, başkaca çalışmaları olduğu belirlenememiştir. Bu tür bir inceleme ile karar verilmesi ise, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. Mahkemece yapılacak iş, gereğinde soruşturmayı genişletmek işyeri kayıtlarını, ücret bordrolarını ve diğer belgeleri incelemek, davacının bu işyerinde başkaca çalışmalarının kayıtlarda gözüküp gözükmediğini saptamak, dosya içerisinde bulunan tutanaklarda isimleri geçen tanık beyanlarına başvurmak, davacının isminin bu tutanaklarda yer almayışı nedenini araştırmak, işyeri yetkililerinin bilgilerini dahi saptamak ve toplanacak tüm delilleri birlikte değerlendirerek sonuca gitmekten ibarettir. Mahkemece, açıklanan türde araştırma ve saptama yapılmadan, yetersiz ve inandırıcı olmayan tanık beyanlarına göre davayı kabulü usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 7.4.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/4130 K. 1992/9555 T. 20.10.1992
    HİZMET VE ÜCRET TESBİTİ
    ÖZET
    Sigortalı sayılması gereken hizmetlerin tesbitine yönelik davalar, kamu düzenine ilişkin davalar olarak nitelendirilmesi ve mahkemece soruşturma derinleştilirip gerçeğin araştırılmasına çalışılmalıdır.
    (506 s. SSK. m. 79)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.6.1979-31.12.1985 tarihleri arasında geçen çalışmalarının ücretleriyle birlikte tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı sigortalının 1979-1985 yılları arasında, sigortalı sayılması gereken sürelerinin saptanmasına ilişkin istemi, mahkemece, davacının tesbitini istediği dönemde, bir günlük Bursa'da kurulu bir işyerinde çalışmasının bulunması ve uyuşmazlık konusu dönemde, çalıştığının somut şekilde ortaya konmaması nedeniyle yerinde bulunmamıştır.
    Ne var ki, mahkeme, kendisini istemin reddine götüren sonuca ulaşırken, yöntemince, kanıtları toplamamış ve bunları değerlendirmeden kararını vermiştir. Gerçekten , sigortalı sayılması gereken hizmetlerin tesbitine yönelik bu tür davalar, Kamu düzenine ilişkin davalar olarak nitelendirilir. Bu davalarda, hakimin gerçeği bulması, gereğinde taraf beyanlarına bağlı kalmadan, soruşturmayı derinleştirip sonuca gitmesi davaların dayandığı sosyal güvenlik ilkelerinin gereğidir. Çalışılan işyerinin yasal ve yöntemine uygun şekilde ortaya konması halinde, çalışma olgusu her türlü kanıta dayalı olarak saptanabilir. Yeter ki, bu kanıtlar inandırıcı nitelikte olsun ve yazılı belge ve kayıtlara ters düşmesin. Davacının, tesbitini istediği dönemde, çalıştığına ilişkin göstermek istediği tanıklar, mahkemece, önce dinlenilmek istenmiş, daha sonra, inandırıcı gerekçe gösterilmeden ara kararından dönülerek sonuca gidilmiştir. Tanıkların dinlenilerek, çalışma olgusuna yönelik bilgilerin saptanması gerekirken eksik inceleme sonucu istemin reddine gidilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Öte yandan, davacının, davalıya ait Gaziantep'de kurulu işyerinde sigortalı çalıştığının saptanmasına ilişkin talebi ile, 1984 yılında bir günlük Bursa'da kurulu başka bir işyerinde çalıştığının Kurum'ca saptanması olgusu, çatışmamakta, istemin reddi için yeterli ve başlı başına bir neden oluşturmamaktadır. Bu durum, davacının en azından, sözü edilen tarihe kadar çalıştığının kabulüne karar verilmesi yönünden yasal bir engel teşkil etmez. Mahkemece, yapılacak iş, davacının göstereceği tanıkları dinlemek, gereğinde soruşturmayı derinleştirerek, çalışma olgusu ile çalışılan işyerine ait yeterli kanıtları toplayıp bunları inandırıcılığı durumuna göre değerlendirerek sonuca gitmekten ibarettir.
    Mahkemenin, yukarıda gösterilen maddi ve hukuksal olguları gözetmeyerek davayı reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 20.10.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/8557 K. 1993/440 T. 26.1.1993
    HİZMET TESBİTİ
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    ÖZET
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre, bu tür hizmet tesbit davaları, sigortalı hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 10 yıllık süre aşılmaması gerekirse de, Yargtay'ın bu güne kadarki, yerleşik uygulamasında kabul edildiği üzere, sigortalı olması gereken hizmetlerin geçtiği işyerinde çalışmalara devam edilmesi halinde 10 yıllık süre, bu işyerinden ayrılma tarihinde başlar. Dava konusu olayda, davacının halen, Bakanlık Nüfus Müdürlüğü nezdinde çalışmaları sürdürdüğü belirtildiğine göre, öncelikle bu yönün araştırılarak, gerçek durumun saptanması gerekir.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı, Fatsa Nüfus Müdürlüğü'nde 1.11.1975-30.3.1977 tarihleri arasında hizmet akdiyle ve asgari ücretle geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacının 1.11.1975-30.3.1977 tarihleri arasında, davalı Bakanlık hizmetinde sigortalı sayılması gereken çalışmalarının saptanmasına ilişkin istemi, mahkemece, sözkonusu çalışmaların 657 sayılı Yasa statüsünde, Emekli Sandığı'na tabi çalışmalar bulunması esasen dava konusu olayda 10 yıllık hakdüşürücü sürenin de gerçekleşmiş olması gerekçeleriyle yerinde bulunmamıştır.
    Gerçekten, davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre, bu tür hizmet tesbit davaları, sigortalı hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 10 yıllık süre aşılmaması gerekirsede, Yargıtay'ın bu güne kadarki, yerleşik uygulamasında kabul edildiği üzere, sigortalı olması gereken hizmetlerin geçtiği işyerinde çalışmalara devam edilmesi halinde 10 yıllık süre, bu işyerinden ayrılma tarihinden başlar. Dava konusu olayda, davacının halen, Bakanlık Nüfus Müdürlüğü nezdinde çalışmaları sürdürdüğü belirtildiğine göre, öncelikle bu yönün araştırılarak, gerçek durumun saptanması gerekir. Gerçekten, davacının çalışmalarını devam ettirmesi halinde, hakdüşürücü sürenin geçtiğinden bahsedilemeyeceğinden, davanın reddine karar verilemez. Bu nedenle, mahkemenin eksik inceleme ile sonuca gitmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    Öte yandan; davacı çalışmalarının Emekli Sandığı'na tabi çalışmalar olması nedeniyle davacı isteminin yersiz olduğu yolundaki mahkeme görüşüne katılmak olanaksızdır. Davacı çalışmaların geçtiği dönemde, kadrolu ve Bakanlık bünyesinde sürekli bir görev yapmamaktadır. Davacı anılan süre içerisinde, bir kamu hizmeti görse dahi, geçici bir süre için ve özel olarak saptanan bir ücretle, nüfus müdürlüğüne bağımlı olarak bir iş görmektedir. Bu iş karşılığı T.C Emekli Sandığı sigortalısı bulunmadığına göre, 506 sayılı Yasa gereğince Sosyal Sigortalar Kurumu'nun sigortalısı sayılması, sözü edilen Yasanın 2. ve 3. maddeleri gereğidir. Bu durumda, hakdüşürücü sürenin gerçekleşmemesi durumunda, davacıya ödenen kazançlar üzerinden ve çalışıldığı belirlenen dönemde, sigortalı sayılması gerekir. Mahkemenin aksi görüşle davayı reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 26.1.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/4320 K. 1992/13317 T. 29.12.1992
    HİZMET TESBİTİ
    HUSUMET
    ÖZET
    Davanın yasal dayanağı 3008 sayılı Kanun ile 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesidir. Davacının 1950 tarihinden itibaren bu işyerinde çalıştığı iddia edilmiş ise de, bu işyeri ilk defa 2.11.1952 tarihinde Sosyal Sigortalar kapsamına alındığı, bu kanuna göre kapsama alınmayan işyerlerinde çalışan işçilerin sigortalılığından bahsedilemez.
    506 sayılı Kanunun 79/8. maddesine göre de, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu ile birlikte sigortalıyı çalıştıran tüm işverenlere de husumetin yöneltilmesi kanuni zorunluluktur.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1950-1984 yılları Nisan-Ekim ayları arasında mevsimlik işçi, Nisan 1985 - 1.5.1990 tarihleri arasında da devamlı ve sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davada, davacının 1950-1984 yılları Nisan-Ekim aylarında, Nisan 1985-1.5.1990 yıllarında da sürekli davalı ............. Konserve Fabrikası'nda sigortalı çalıştığının tesbiti talep edilmiştir.
    Davacının sözü geçen tarihlerde davalı işverene ait konserve fabrikasında çalıştığı iddia edilmişse de, bu işyeri 2.11.1952 tarihinde ilk defa (L.C.A.) adına 3008 sayılı Kanun kapsamına alınmış, daha sonra da 1.5.1976 tarihinde tescilli olarak davalı (A.A.) adına el değiştirmiş ve yine davacının ilk işe giriş bildirgesi de 1.4.1970 tarihli olarak tanzim edilerek ilk işveren (L.C.A.) tarafından Sosyal Sigortalar Kurumu'na verilmiştir. Bu bildirgeler zaman içerisinde aralıklarla yinelenmiş, çalışılan bazı günlerin sigorta primleri de işverenlerce yatırılmıştır. Esasen bu hususlar tartışmasızdır.
    Buna göre davanın yasal dayanağı 3008 sayılı Kanun ile 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesidir. Davacının 1950 tarihinden itibaren bu işyerinde çalıştığı iddia edilmiş ve mahkemece talep doğrultusunda hüküm kurulmuşsa da, yukarıda ifade edildiği gibi bu işyeri ilk defa 2.11.1952 tarihinde (L.C.A.) adına Sosyal Sigorta kapsamına alınmıştır. Bu Kanuna göre kapsama alınmayan işyerlerinde çalışılan işçilerin sigortalılığından bahsedilemez. Dolayısı ile davacının da bu tarihten önceki çalışmalarının gerçekleştiği kabul edilse dahi, bu Kanun karşısında sigortalılığına karar vermek mümkün değildir. Ayrıca, işyeri 1.5.1976 tarihinde tescilli olarak bu davalı adına el değiştirmiştir. 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesine göre de, davalı Sosyal Sigortalar Kurumu ile birlikte sigortalıyı çalıştıran tüm işverenlere de husumetin yöneltilmesi kanuni zorunluluktur. Olayda sadece (A.A.)'ya husumet tevcih edilmiştir. Diğer ilk işveren dava dışı bırakılmıştır. Mahkemece, diğer işverene yönetimince husumet yöneltilmeden davanın görülüp sonuçlandırılması ve Sosyal Sigorta kapsamına alınmadan önceki sürelerin sigortalılıktan sayılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
    Öte yandan, davacının Sosyal Sigortalar Kurumu sicil dosyasında işe giriş bildirgeleri aralıklı olarak değişik zamanlarda verilmiş ve davacı da Sosyal Sigortalar Kurumu'na 23.9.1988 ve 17.5.1990 yıllarında verdiği dilekçelerle işyerinden ayrıldığını ve çalışmadığını beyan etmiştir. Bu bilgi ve belgeler karar yerinde değerlendirilmediği gibi, dinlenen şahitlerin birbirine mübayin ifadeleri arasındaki mübayenetin giderilmemiş olması ve kabule göre de primi yatırılan gün sayılarının bu süreden indirilmesine karar verilmemesi ile yetersiz ve dayanıksız bilirkişi raporunun hükme esas alınması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.12.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1994/805 K. 1994/6829 T. 12.4.1994
    HİZMET AKDİ (Ücret ödeme şekli) (Birkaç işverence çalıştırılma)
    ÖZET
    Parça başına ücret alınması, hizmet akdi niteliğini etkilemez. Davacının, davalıya ait işyerinde, davalının araç ve malzemelerini kullanarak hizmet ifa etmesi, parça başına ücret alması halinde; vergi dairesinden kendi nam ve hesabına çalışıp çalışmadığı araştırılmalı, taşeron hesabına çalışıyorsa taşeron davaya dahil edilmeli, diğer iş yerlerinden giriş-çıkış süreleri soruşturulmalı ve fatura kesenler gerekirse tanık olarak dinlenmeli ve varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
    (506 s. SSK. m. 2, 79)
    Davacı, davalı Şirkete ait işyerinde 15.12.1984 - 5.2.1993 tarihleri arasında aralıksız olarak işçi sıfatıyla geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Dava, 15.12.1984 ile 5.2.1993 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Mahkemece, davacının hizmet akdi ile çalışmadığından bahisle davanın reddine hükmedilmiştir.
    506 sayılı Kanunun 2. maddesi hükmüne göre bir hizmet akdine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar bu Kanuna göre sigortalı sayılırlar. O halde, bir kişinin 506 sayılı Kanun çevresinde sigortalı sayılması için, çalışma ilişkisinin hizmet akdine dayanması ve bu akitle de çalışana yüklenilen iş görme ediminin, işverene ait işyerinde, onun denetim ve gözetimi altında yerine getirilmesi zorunludur. Giderek hizmet akdinin unsurları, hizmetin belirli veya belirli olmayan bir zaman için görülmesi, işgörme ediminin işverene ait işyerinde işverenin denetim ve gözetimi altında yerine getirilmesi ve edimin bir ücret karşılığı vaad olunmasıdır. Davacının, davalıya ait fabrikada zımpara taşlama bölümünden gelen makinaların çapağını temizlediği, parça başına ücret aldığı, ücret karşılığı fatura verildiği, bu faturaların başka şahıslarca kesildiği, hizmetin ifasında, davalıya ait aletlerle elektriğin kullanıldığı, hizmetin işyerinde icra edildiği, işyerine iş olduğu zamanlarda geldiği dosya içeriğinde mevcut delillerden anlaşılmaktadır. Davacının parça başına ücret alması, ücretin ödenme şekline ilişkin olup hukuki ilişkinin hizmet akdi niteliğini engellemez. Öncelikle davacının kendi nam ve hesabına çalışmasından dolayı vergi mükellefiyeti olup olmadığı araştırılmalıdır. Davacının vergi mükellefiyetinin bulunmadığının saptanması halinde, ücret ödemesi karşılığı kesildiği iddia olunan dosyaya ibraz olunan faturaların geçerliliği ve bu meyanda davacının faturaları kesen kişilerin mi, yoksa davalının işçisi mi olduğu araştırılmalıdır. Taşeron işçisi olduğunun saptanması halinde, bu kişi de yöntemince davaya dahil edilmelidir. Davacının taşeron işçisi olmadığının saptanması halinde dahi, bu şahıslar tanık sıfatıyla dinlenerek faturaları kesme nedenleri belirlenmelidir. Davacının işgörme ediminin, davalıya ait işyerinde, davalının araç ve malzemeleri kullanarak ifa ettiği ve parça başına ücret aldığı gözönünde tutularak ve yukarıda öngörülen hususlarda yapılacak araştırma sonucu saptanacak olgular birlikte değerlendirilerek iş görme ediminin dayanağı bulunan hukuki ilişkinin niteliği başka ifade ile hizmet akdine dayanıp dayanmadığı belirlenerek ve çalışma süresi de yöntemince başka işyerlerinden giriş-çıkışlı çalışma süreleri olduğu da gözönünde tutularak saptanıp hüküm tesis edilmelidir.
    Belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözetilmeden eksik araştırma ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/8509 K. 1994/2139 T. 10.2.1994
    PRİM BELGELERİ VE ÖLÇÜMLEME
    PRİM ÖDENEN GÜNLERİN TESBİTİ
    SİGORTALILIK BAŞLANGICININ TESBİTİ
    ÖZET
    Onsekiz yaşından önceki sigortalılığın tesbiti davalarında; sigortalılığın başlangıç tarihinin tesbiti, yada bu dönemin sigortalılık süresinde hesaba katılmak suretiyle tesbiti istenmişse; davacının, davada hukuki yararı bulunmadığından davanın reddi gerekir.
    Böyle bir davada, prim ödeme gün sayılarına katılma suretiyle tesbit istenebilir yada isteğin böyle yorumlanması mümkünse, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki gün sayılarına dahil edilme kararıyla yetinmek gerekir.
    (506 s. SSK. m. 79/8, 60/G, 108, geçici m. 54)
    Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerinde 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, 1.11.1987 - 1.11.1988 tarihleri arasındaki sigortasız çalışmalarının 506 sayılı Kanun madde 79/8 çevresinde tesbitini istemiştir. Davacının 1974 doğumlu olarak sözkonusu dönemde 18 yaşından küçük olduğu, dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
    İsteğin, 506 sayılı Kanunun geçici madde 54 kapsamına girmediği de belirgindir. Bu nedenle, davanın yasal dayanağını oluşturan 79/8. madde uygulanırken, anılan Yasanın 60/G maddesinin gözönünde bulundurulması zorunludur. Öte yandan, bu bentteki "malüllük, yaşlılık, ölüm sigortalarına tabi olanlar.." sözcüklerinin sigortalılar yararına bir yorumla "tabi olması gerekenleri" de kapsadığının kabulü icabeder. Zira, o dönemde çalışıldığının tesbiti halinde, hizmet akdiyle çalışan kişinin, 506 sayılı Kanun madde 6 uyarınca o dönemde çalışmakla, kendiliğinden sigortalı olacağı ve otomatikman malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi tutulması gerektiği ve bu sigorta dallarına ait primlerinde Kurumca ilgililerden tahsil edileceği ve çalışmanın işverence, zamanında Kuruma bildirilmemiş olmasının, bu sigorta dallarına tabi tutulması engellenemeyeceği ortadadır.
    Böyle durumlarda, 506 sayılı Kanun madde 60/G sigortalılık süresi ve bu sürenin başlangıç tarihi konusunda, özel hükümler içermektedir. Bu haliyle 108. maddeye istisna getirilmiş olmaktadır. Gerçekten 108. maddeye göre, "sigortalılık süresinin başlangıcı, sigortalının yürürlükten kaldırılmış 5471 ve 6900 sayılı Kanunlara veya bu Kanuna tabi olarak ilk defa çalışmaya başladığı tarih iken, 60/G maddeye göre geçici 54. madde kapsamına girmeyen ve 60/G'nin uygulanması gereken hallerde" 18 yaşından önce malüllük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına tabi olanların sigortalılık süresi 18 yaşını doldurdukları tarihten başlamış kabul edilecektir. Diğer bir deyimle, 1.4.1981 tarihinden sonraki döneme ilişkin olarak 18 yaştan küçük iken geçen çalışmalarda, çalışmanın başladığı tarihle 18 yaşın ikmali tarihi arasındaki dönem sigortalılık başlangıç tarihi ve sigortalılık süresinde hesaba katılmayacaktır. Fakat, bu süreler için ödenen primler, prim ödeme gün sayısı hesabına katılacaktır. Bu kuralların 79/8. maddeye dayanan davalara yansıması şöyledir. Şayet, davada sigortalılık süresinde hesaba katılmak üzere tesbiti istenilmişse, böyle bir istemin kabulü 60/G maddeye aykırı düşeceğinden, böyle bir dava açmakta davacının hukuki yararının bulunmadığının kabulü ile, davanın reddi gerekir. Şayet prim ödeme gün sayılarına katılmak üzere tesbit istenilmiş, yada isteğin bu yolda yorumlanması ile kapsamının belirlenmesi mümkün ise, prim ödeme gün sayılarının tesbiti ve öteki prim ödeme gün sayılarına dahil edilmesine karar verilmesiyle yetinilmesi icap eder. Davacının 60/G madde kapsamına giren kişilerden olduğu ortadadır.
    Bu durumda, açıklanan çevrede inceleme ve araştırma yapılarak, istemin kapsamı belirlenerek, hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizdir.
    O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 10.2.1994 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/12704 K. 1991/11424 T. 23.12.1991
    HİZMET TESBİTİ
    ÖDEME BELGELERİ
    ÖZET
    Hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının Kurumca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup, bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.
    Tesbiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair nitelikte bir belge yoksa, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu m. 288'de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı gözönünde tutulmalıdır.
    (506 s. SSK. m. 79/8) (1086 s. HUMK. m. 288)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde ücret karşılığı geçen çalışmalarının tesbitiyle, bu sürelerin sigortalı hizmetlerden sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, Yargıtay'ın ve giderek Dairemizin yerleşmiş içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının Kurumca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de, çalışmanın konusu, sürekli kesintili, mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazan uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabildiği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile, o işyerine komşu ve yakın işyerlerinden bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek, tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra, ücret konusu üzerinde durulmalı, tesbiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa, Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununu m. 288'de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı, bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı, 506 sayılı Kanun m. 3/B ve D'de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda, ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı gözönünde tutulmalıdır.
    Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tesbitine karar verilmelidir.
    Sözkonusu fiili ve hukuki gerçekler ve özellikle 506 sayılı Kanun m. 79/8, 2-9 hükümleri dikkate alınmadan, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 23.12.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/7359 K. 1991/7067 T. 23.9.1991
    HİZMET TESBİTİ
    ÖZET
    Hizmet tesbiti için yasada öngörülen hak düşürücü süre, hizmetin geçtiği yıl sonundan değil, primi kesilen hizmetin işverence Kurum'a bildirilmediğini öğrendiği tarihten başlar.
    (506 s. SSK. m. 79/8)
    Davacı, davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü'ne bağlı işyerinde 1957 yılı Ağustos ve Eylül aylarında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan Karayolları Genel Müdürlüğü avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    1- Aşağıdaki bozma nedenine göre davalı Karayolları İdaresinin temyiz itirazlarının reddine.
    2- Dosyadaki 1957 Eylül ayına ilişkin işçi sigortaları prim bordrosuna göre davacıdan ihtiyarlık sigortası primi kesilmiştir. Bu durumda davacının, kendisinin sigortalı sayıldığı inancını taşıması doğal olup, hizmetinin tesbiti için kanunda öngörülen hak düşürücü sürenin hizmetin geçtiği yıl sonundan başlayarak, değil, primi kesilen hizmetin işverence Kurum'a bildirilmediğini öğrendiği tarihte başlaması Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir. Bu nedenle, anılan ay yönünden tesbite karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA) ve temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, Başkan V. Resul Aslanköylü'nün muhalefetine karşı Üye Yılmaz Darendelioğlu, Adnan Hamzaoğulları, Erdoğan Aktekin ve Oktay İzgiey'in oylarıyla ve oyçokluğuyla 23.9.1991 gününde karar verildi.
    KARŞI OY YAZISI
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/8. maddesinde açıkca usul ve esasları tüzükte tesbit edilen belgeleri işveren tarafından Kurum'a verilmiyen sigortalıların çalışılan yılın sonundan itibaren on yıllık hak dürücü süre içerisinde mahkemeye dava açabilecekleri öngörülmüştür. Olayda davacının çalışması ile ilgili hiçbir belgenin Kurum'a verilmediği ve işi terkettiği tarihten beri de dava tarihine kadar on yıllık sürenin fazlasıyla geçtiği anlaşıldığına göre davanın reddine karar verilmesinde herhangi bir isabetsizlik yoktur. Ayrıca işverenin primleri kesip Kurum'a intikal ettirmemesinin kusurunu Kuruma yüklemek hukuksal açıdan mümkün görülemez.
    Bu nedenlerle kararın o n a n m a s ı oyundayım.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/8634 K. 1992/10660 T. 19.11.1992
    HİZMET TESBİTİ-İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ
    ÖZET
    Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması, resmi kayıtlar ile şahit ifadeleri arasındaki çelişki üzerinde durulmaması ayrıca müfettiş tutanağındaki tanıklar dinlenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir. (506 s. SSK. m. 79)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.11.1980-20.3.1990 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Taraflar arasındaki uyuşmazlık 1.11.1980-20.3.1990 devresi hizmet akti ile davacının davalı işyerinde çalışıp çalışmadığına ilişkindir. Dosyada, davacıya ait 1.11.1980, 5.4.1985 ve 1.5.1986 tarihli işe giriş bildirgeleri mevcuttur. 1.11.1980 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili 60 günlük prim ödemesi ve yine 1.5.1986-14.1.1988 devresi 614 gün çalışmasının mevcut olduğuna dair Erciyes Üniversitesi vekilinin 28.8.1991 tarihli cevap layihası bulunmakta olup bu sürenin Kurum'a bildirilmediği de anlaşılmaktadır. Davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönünden ise dosyada bilgi yoktur. İşe giriş bildirgesi olduğuna göre azda olsa (en az bir gün) bir çalışmanın olduğunun kabulü yaşamın olağan akışının gereğidir. Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması ayrıca resmi dairelerde çalışmaların ilke olarak kayıtlara aynen geçirileceğinin gözönünde tutulmayarak şahit ifadelerine değer verilmesi ve şahit ifadeleri ile resmi kayıtlar arasındaki çelişki üzerinde durulmaması da keza bozma sebebidir. Ayrıca 13.3.1990 tarihli müfettiş tutanağındaki tanıklarda incelenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması isabetsizdir.
    O halde, temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.11.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1996/6811 K. 1996/6606 T. 10.9.1996
    SÜREKLİ ÇALIŞMIŞLIĞIN TESPİTİ
    YAZILI BELGELERİN DELİL GÜCÜ
    ÖZET
    İşyerinde sürekli çalıştığını iddia eden davacının imzasının bulunduğu aylık, üç aylık bordrolar ve bunlara dayanılarak ödenen primlere göre, kesintili çalıştığı anlaşılıyorsa, bu yazılı belgelere rağmen tanık anlatımına itibar edilemez.
    Yazılı belgelerin dışındaki süreler için, asılları getirtilip gerçekliği araştırılarak, vizite kağıdı, imza kartı gibi delillere ve tanık beyanlarına göre karar verilir.
    (506 s. SSK. m. 2, 9, 10, 79)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 25.3.1992-24.1.1993 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak sürekli çalıştığının tesbitini istemiştir. İstek, kısmen hüküm altına alınmıştır.
    Gerçekten davacının, işyerindeki çalışmaları işe giriş bildirgesine, aylık ve üç aylık bordrolara dayanılarak Kurum'a kısmi olarak bildirmiş ve bildirime uygun olarak da primleri ödenmiştir. Öte yandan, işe giriş bildirgesi ve bordrolar davacı çalışmalarının işyerinde kesintili geçtiğinin karinesidir. Karinenin tersinin ise eşdeğerdeki belgelerle kanıtlanması gerektiği söz götürmez. Başka bir anlatımla, yazılı belgelerin varlığı halinde tanık sözlerine itibar edilemez. Dairemizin, giderek Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri bu doğrultudadır.
    Yapılacak iş, davacının tesbitini istediği sürelerle ilgili olarak bildirge ve bordrolardan davacının imzası olanlar saptanarak imzasını içeren bordrolarda geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan bordrolardaki süreler yönünden de işyerinin bordrolarında kayıtlı ve tesbite konu sürede her ay itibariyle çalışması bulunan tanıklar saptanarak, bu tanıkların bilgilerine başvurmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Bu yönde davacı tarafından ibraz edilen vizite kağıtlarının geçerliliği de Sosyal Sigortalar Kurumu'ndan araştırılmalıdır.
    Öte yandan, prim tahakkuk cetvellerinde davacının işyerinden çıkış tarihi 5.1.1993 olarak öngörülmüş isede, 1993/87 esas sayılı kesinleşmiş ceza davasında verilen mahkumiyet kararı içeriğinden, davacının 24.1.1993 tarihinde de işyerinde çalıştığı anlaşılmaktadır. Bu yönde, işyerinden çıkış tarihi bakımından Kurum kayıtlarının aksi, eşdeğer delillerle ispatlanmıştır. Ne varki, davacının 5.1.1993 ile 24.1.1993 tarihleri arasındaki (24.1.1993 hariç) çalışma süresinin sübutu bakımından davacı tarafından dosyaya ibraz edilen imza kartının aslı yada tasdikli sureti celbedilmelidir.
    Mahkemece belirtilen maddi ve hukuki esaslar gözönünde tutulmadan eksik inceleme ve araştırma ile hüküm tesisi, giderek kabule göre de, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu madde 389 uyarınca tesbitine karar verilen çalışma süresinin hüküm fıkrasında infazda tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta belirtilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 10.9.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1992/8634
    K. 1992/10660
    T. 19.11.1992
    HİZMET TESBİTİ
    İŞE GİRİŞ BİLDİRGESİ
    ÖZET
    Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması, resmi kayıtlar ile şahit ifadeleri arasındaki çelişki üzerinde durulmaması ayrıca müfettiş tutanağındaki tanıklar dinlenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması doğru değildir.
    (506 s. SSK. m. 79)
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.11.1980-20.3.1990 tarihleri arasında asgari ücretle çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Taraflar arasındaki uyuşmazlık 1.11.1980-20.3.1990 devresi hizmet akti ile davacının davalı işyerinde çalışıp çalışmadığına ilişkindir. Dosyada, davacıya ait 1.11.1980, 5.4.1985 ve 1.5.1986 tarihli işe giriş bildirgeleri mevcuttur. 1.11.1980 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili 60 günlük prim ödemesi ve yine 1.5.1986-14.1.1988 devresi 614 gün çalışmasının mevcut olduğuna dair Erciyes Üniversitesi vekilinin 28.8.1991 tarihli cevap layihası bulunmakta olup bu sürenin Kurum'a bildirilmediği de anlaşılmaktadır. Davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili bir çalışmanın olup olmadığı yönünden ise dosyada bilgi yoktur. İşe giriş bildirgesi olduğuna göre azda olsa (en az bir gün) bir çalışmanın olduğunun kabulü yaşamın olağan akışının gereğidir. Mahkemece, davacının 5.4.1985 tarihli işe giriş bildirgesi ile ilgili çalışma süresinin gereği gibi araştırılmaması ayrıca resmi dairelerde çalışmaların ilke olarak kayıtlara aynen geçirileceğinin gözönünde tutulmayarak şahit ifadelerine değer verilmesi ve şahit ifadeleri ile resmi kayıtlar arasındaki çelişki üzerinde durulmaması da keza bozma sebebidir. Ayrıca 13.3.1990 tarihli müfettiş tutanağındaki tanıklarda incelenmeden ve çalışmaların Sosyal Sigortalar Kurumu'na bildirilmemesi üzerinde durulmadan eksik araştırma ve incelemeyle hüküm kurulması isabetsizdir.
    O halde, temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 19.11.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/6957 K. 1991/8987 T. 12.11.1991
    SOSYAL SİGORTALAR KURUMU
    BAĞ-KUR
    ÖZET
    Davacı 1953 yılından başlayarak Sosyal Sigortalar Kurumu'nun zorunlu sigortalısı olagelmiş, sigortalılığı 1.4.1983 - 5.4.1988 döneminde isteğe bağlı sigortalılığa dönüşmüştür. Ancak, bu arada davacının 20.4.1982 tarihi itibariyle Bağ-Kur'a tesçil edildiği Kurum'a bildirilmiştir. Bu durum karşısında Sosyal Sigortalar Kurumu'nun davacıya yaşlılık aylığı bağlanması işlemlerini durdurması doğrudur. Bu dava ile sigortalılığın tespiti ve Sosyal Sigortalar Kurumu'nca emekli edilmesinin sağlanması istenmekte ise de, Bağ-Kur aleyhine açılacak bir dava ile davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı silinmedikçe, isteğe bağlı sigortalılığa üstünlük tanınarak davacıya Kurum'ca yaşlılık aylığı bağlanmasına hukuksal olarak olanak yoktur.
    (506 s. SSK. m. 85) (1479 s. Bağ-Kur. K. m. 25/3-a)
    Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu sigortalısı olduğunun ve emekliliğe hak kazandığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacı, 1953 yılından başlayarak Sosyal Sigortalar Kurumu'nun zorunlu sigortalısı olagelmiş, sigortalılığı 1.4.1983-5.4.1988 döneminde isteğe bağlı sigortalılığa dönüşmüştür. Ancak, bu arada, davacının, 20.4.1982 tarihi itibariyle Bağ-Kur'a tesçil edildiği Kurum'a bildirilmiştir. Bu durum karşısında Sosyal Sigortalar Kurumu'nun davacıya yaşlılık aylığı bağlanması işlemlerini durdurması doğrudur. Bu dava ile sigortalılığın tesbiti ve Sosyal Sigortalar Kurumu'nca emekli edilmesinin sağlanması istenmekte ise de, Bağ-Kur aleyhine açılacak bir dava ile davacının zorunlu Bağ-Kur sigortalılığı silinmedikçe, isteğe bağlı sigortalılığa üstünlük tanınarak davacıya Kurum'ca yaşlılık aylığı bağlanmasına hukuksal olarak olanak yoktur. Zira, 506 sayılı Kanunun 85. maddesinin A-c bendi hükmünce, isteğe bağlı sigortalılık, başka bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olarak çalışılmadığı takdirde geçerlidir. Davada ise tersi durum gerçekleşmektedir. Ne var ki, mahkemece davanın reddine karar verilmesi, davacının Sosyal Sigortalar Kurumu'ndaki isteğe bağlı sigortalılığının silinmesi ve onun yerine Bağ-Kur sigortalılığının geçerli sayılması sonucunu doğurmaktadır. Oysa mahkemece, anılan dönemde davacının gerçekten Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılamayacağı yönünde bir araştırma da yapılmış değildir. Bilirkişi raporunda vergi kaydının 6.2.1989 tarihinde kapatılması olgusundan hareket edilerek 1.4.1983-5.4.1988 döneminde davacı Bağ-Kur sigortalısı olarak kabul edilmiş olmakla beraber, 1479 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi hükmüne göre, vergi kaydının varlığı değil, mükellefiyeti gerektiren faaliyetin sürüp sürmemesi önemlidir. Başka bir anlatımla, yasa hükmüne göre vergi kaydı açık kalmakla birlikte bağımsız çalışma sona ermişse, Bağ-Kur sigortalılığı da sona erer. Davacı, Kurum'a verdiği 18.5.1982 tarihli dilekçesinde bağımsız çalışmaya başladığından sözetmiş ve bir bakkaliye işyerini adres olarak göstermiştir. Ancak, 20.11.1982 gününde başlayarak verdiği çok sayıda dilekçelerde ise, üçüncü bir kişinin aracılığına dayalı adres göstermiştir. Bu durum davacının Bağ-Kur sigortalılığına vücut veren çalışmalarına son verdiğine karinedir. Mahkemece, bu yönlerde araştırma ve inceleme yapılmadan ve davacının Bağ-Kur sigortalısı sayılıp sayılmayacağı yolunda hüküm elde etmek üzere Bağ-Kur'a karşı dava açması için önel verilmeden davanın reddi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12.11.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/4108 K. 1991/6529 T. 18.6.1991
    HİZMET TESBİTİ-HUSUMET
    ÖZET
    İşyerinin devredilmiş olması halinde, 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine dayalı hizmet tesbiti davalarında, dava devreden işverenle devralan işverene birlikte yöneltilmelidir.
    (506 s. SSK. m. 79/8, 82/1)
    Davacı, 1.3.1968-31.12.1969 tarihleri arasında işçi olarak asgari ücretle geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkame, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Dava, 1.3.1968 ile 31.12.1969 tarihleri arasında Balkaya Maden Kömürleri İşletmesi Limited Şirketi işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen, Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının tesbitini istediği dönemde, işverenin Balkaya Maden Kömürleri İşletmesi Limited Şirketi olduğu, işyerinin 28.12.1976 tarihinde Türkiye Kömür İşletmeleri'ne bilahare DLİ. devredildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
    506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine dayanan hizmet tesbiti davalarında, hizmetin tesbitine karar verilen yıllarda işverenler için prim ödeme yükümlülüğü doğacağından, anılan Yasanın 82/1. maddesi hükmü gereğince davanın devreden işverenle, devralan işverene birlikte yöneltilmesi ve bunların tesbit edilen süreler yönünden müteselsilen sorumlu tutulması zorunludur. Bu durumda, davada husumetin çalışmanın geçtiği yıllarda işyerine sahip Balkaya Maden Kömürleri İşletmesi Limited Şirketi ile, devralan Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü'ne yöneltilmesi gerekirken, pasif husumet ehliyeti bulunmayan Doğu Linyitleri Müessesesi Müdürlüğü huzuru ile yargılama yapılarak yazılı biçimde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozmanın niteliğine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 18.6.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1990/6625 K. 1991/1501 T. 19.2.1991
    İPTAL DAVASI
    ÇİFTE SİGORTALILIK
    ÖZET
    Türk sosyal güvenlik sisteminde, çifte sigortalılık yoktur. Davacının işgal ettiği kadronun temizlik ve yardımcı hizmetler ünvanıyla ihdas edilmiş bulunması ve davacının bu kadroyu bir atama ve intibak tasarrufu ile işgal etmiş olması ve bu kadrodan ücret alması ve yasal keseneklerinin tahsil edilmesi karşısında, kamu statüsünde çalışan bir kişi olduğu öncelikle kabul edilmelidir. Bu durum karşısında 506 sayılı Kanunun 3/F maddesi uyarınca davacının sigortalı sayılmaması gerekir.
    (506 s. SSK. m. 3/F)
    Davacı, Kurum kararının iptaliyle 12.6.1965-31.3.1970 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin sigortalı hizmetlerden sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılar avukatlarınca temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteklerinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacının; 7.6.1965 tarihli olurla, 12.6.1965 tarihinde 1965 yılı Bütçe Kanunu ile kabul edilen 3656 sayılı Kanunun 19. maddesine tabi, 300 lira göstergeli temizleyici kadrosuna bir atama tasarrufuyla atandığı ve daha sonra 657 sayılı Kanun yürürlüğe girince, yardımcı hizmetler kadrosuna intibak ettirildiği ve 1965-1970 döneminde bu atama ve intibak tasarruflarına bağlı olarak, T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi sayılarak, kesenek ve karşılıklarının Emekli Sandığı'na ödendiği ve sözkonusu sandığın bu dönem hizmetleri değerlendirdiği, böylece davacının yasa gereği Emekli Sandığı iştirakçisi sayılması gerektiği dosya içeriğinden anlaşılmıştır. Ne var ki, sözkonusu dönem için işveren belediye, hatalı bir işlemle davacıyı aynı zamanda sigortalı işçi olarak göstermiş ve bu amaçla Sosyal Sigortalar Kurumu'na işe giriş bildirgesi vermiş ve primlerini de ödemiştir. Bu nedenle davacı hem sigortalı, hem de T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olarak görülmüştür. Türk sosyal güvenlik sisteminde, çifte sigortalılık caiz olmadığından bu sigortalılıklardan hangisinin geçerli sayılması gerektiği, uyuşmazlığın temelini teşkil etmektedir. Uyuşmazlığın çözümünde, kişinin işçi mi, memur mu sayılması gerektiğinin belirlenmesi zorunludur. Yukarıda değinildiği üzere ve çalışma dönemleri bakımından hiç bir farklılık da bulunmadığından, davacının işgal ettiği kadronun, yukarıda sözü edilen kanunlar uyarınca temizlik ve yardımcı hizmetler ünvanıyla ihdas edilmiş bulunması, davacının bu kadroları bir atama ve intibak tasarrufu ile işgal etmiş olması ve bu kadrolardan ücret alması ve yasal keseneklerinin tahsil edilmesi karşısında, kamu hukuku statüsünde çalışan bir kişi olduğu, öncelikle kabul edilmelidir. Bu durum karşısında 506 sayılı Kanunun 3/F bendi uyarınca o dönemde, kanunla kurulu bir Emekli Sandığı'na aidat ödeyen iştirakçi olduğu kabul edilip, bu madde çevresinde sigortalı sayılamayacağı sonucuna varılmak gerekir. Mahkemenin işbu fiili ve hukuki gerçekleri gözönünde tutmaksızın, o dönemde davacıyı sigortalı kabul etmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 19.2.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1993/6513 K. 1993/10556 T. 7.10.1993
    STAJYER ÖĞRENCİNİN SİGORTALILIĞI
    SOSYAL SİGORTALAR KURUMU'NUN DAVAYA DAHİL EDİLMESİ
    HİZMET BİRLEŞTİRMESİ
    ZAMANAŞIMI
    ÖZET
    Orman Tekniker Okulu öğrencisi, staj yapma mecburiyetinde ise, tatbiki mahiyetteki bu çalışmasından dolayı sigortalı sayılamaz.
    Staj yapma mecburiyeti yoksa, sigortalı sayılabilmesi için, çalışmışlığının bütün belgeler getirtilip gerekirse şahitler de dinlenerek, niteliğinin kesin tesbiti gerekir.
    Hizmet birleştirilmesinde, iki ayrı nitelikteki çalışma arasında, on yıllık süre dolmamışsa, hak düşürücü süre işlemez.
    Verilecek karar Sosyal Sigortalar Kurumu'nun hak alanını ilgilendirdiğinden davaya dahil edilmesi gerekir.
    (506 s. SSK. m. 3-I-H) (2829 s. HBK. m. 4-5)
    Davacı, davalı İdareye bağlı işyerinde 1966, 1967, 1968 ve 1969 yıllarında 1 Haziran - 30 Eylül tarihleri arasında geçen çalışmalarının sigortalı olarak tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi :
    Davacı, Orman Tekniker Okulunda okurken yaz aylarındaki çalışmalarının sigortalı olarak tesbitine karar verilmesini talep etmiştir. Ne var ki, dava dilekçesinden davacının anılan sürelerde staj yaptığı anlaşılmaktadır. 506 sayılı Yasanın 3-I-H maddesine göre resmi meslek okullarında okuyanların tatbiki mahiyette yani staj mahiyetinde geçen çalışmaları sigortalı sayılmamaktadır. Bu durumda, orman tekniker okulunun mevzuatı uyarınca davacının bu okulda okurken staj yapma mecburiyetinin bulunup bulunmadığının ve davacının çalışmalarının staj mahiyetinde olup olmadığının ilgili orman tekniker okulundan sorulup araştırılmaması ve sonuç olarak davacının çalışmalarının sigortalı nitelikte olup olmadığının kesin olarak tesbit edilmemesi isabetsizdir.
    Diğer taraftan, davacının çalışmalarının sigortalı olduğu sonucuna varıldığı takdirde, bu çalışmalarla ilgili olarak orman idaresinde bulunan künye defteri gibi defterler ve üst makamlarda böyle bir kaydın bulunup bulunmadığı araştırılmalı, ayrıca davacıyı yakından tanıması gereken şef, müdür, postabaşı, ustabaşı, yakın çalışma arkadaşları gibi kimseler tanık sıfatıyla celb edilip dinlenmelidir.
    Mahkemece, açıklanan bu yönler üzerinde durulmaması kezalik usul ve yasaya aykırıdır.
    Öte yandan, verilecek karar Sosyal Sigortalar Kurumu'nun hak alanını ilgilendirdiğinden Kurum'un davaya dahil edilmemesi doğru değildir. Bundan başka davacı, Orman Tekniker Okulunu bitirdikten sonra on yıl geçmeden aynı Genel Müdürlüğe ait işyerinde Emekli Sandığı Kanununa tabi olarak çalışmaya devam ettiğinden hak düşürücü süre işlemez. O nedenle, mahkemenin davayı hak düşürücü süreden reddetmiş olması usul ve yasaya aykırıdır.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, hüküm bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 7.10.1993 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    E. 1991/12579 K. 1992/3624 T. 23.3.1992
    İŞ KAZASI TESBİTİ
    ÖZET
    506 sayılı Kanunun 11. maddesinin A-a/b fıkrası gereği, sigortalının işyerinde çalışırken ve işverenin işini yaparken öldüğü sabit olduğuna göre ölümün işkazası sonucu meydana geldiğinin kabulü yerine, işyerinde sarhoş çalışırken öldüğünü gözönüne alıp olayın işkazası sayılmayacağına karar verilmesi doğru değildir.
    (506 s. SSK. m. 11/A-a/b)
    Davacı, murisi Adnan'ın davalılardan işverene ait işyerinde 29.11.1987-29.5.1989 tarihleri arasında ücret karşılığı işçi olarak geçen çalışmalarının ve ölümü ile sonuçlanan kazanın işkazası olduğunun tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan Sosyal Sigortalar Kurumu avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla, dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra, işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi:
    Davacılar vekili, müvekkillerinin murisinin, davalı Cemil'in mezbahane işyerinde 29.11.1987-29.5.1989 tarihleri arasında hizmet akti ile çalıştığını, 29.5.1989 günü kesim yaparken bıçağı bacağına kaçırıp kan kaybından dolayı öldüğünü, bu nedenle ölüm olayının iş kazası sonucu meydana geldiğinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, işverenin et ticaretine 13.7.1988 tarihinde başladığı vergi dairesinin yazısından anlaşıldığı için ölen kişinin 29.11.1987-29.5.1989 arası çalıştığının tesbitine, ancak sarhoş vaziyette kesim yaptığından ölüm olayının işkazası sayılamayacağına karar vermiştir. Ancak, dinlenen tanıklar, murisin işveren hesabına haftada 2 gün kesim yaptığını söyledikleri halde, mahkemenin sürekli çalıştığı şeklinde hüküm kurması isabetsiz olup, bozma nedenidir. Ayrıca 2.10.1989 günlü müfettiş raporu ile ölümünün işkazası sonucu meydana geldiği ve işveren hakkında 506 sayılı Kanunun 10 ve 26. maddelerin uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Anılan Yasanın 11. maddesinin A-a/b fıkrası gereği, sigortalının işyerinde çalışırken ve işverinin işini yaparken öldüğü sabit olduğuna göre ölümün işkazası sonucu meydana geldiğinin kabulü yerine, işyerinde sarhoş çalışırken öldüğünü gözönüne alıp olayın işkazısı sayılamayacağına karar verilmesi keza isabetsiz olup, bozma nedenidir.
    Mahkemece yapılacak iş, toplanan delillere göre, ölümün işkazası sonucu meydana geldiğini kabul etmek ve tanık beyanlarını nazara alarak 29.11.1987-29.5.1989 arası ölen kişinin haftada azami 2 gün hizmet akti ile çalıştığının kabulünün karar vermekten ibarettir. Bu maddi ve hukuki olgulara aykırı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    S o n u ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 23.3.1992 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2006/4364 E., 2006/15152 K.
    EKSİK İNCELEME
    SİGORTALILIK
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 25.01.1982 tarihinde 1 gün süreyle çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    Davacı, davalı işverene ait işyerinde 25.1.1982 tarihinde işe başladığından 1 günlük hizmetinin tespitini istemiştir.
    Mahkemece, davacının davalıya ait işyerinde 25.1.1982 tarihi itibariyle bir gün süreyle hizmet akdine dayalı sigortalı çalıştığının tesbitine karar verilmiş ise de; bu sonuç eksik incelemeye dayalı olup usul ve yasaya aykırıdır.
    Davacıya ait 25.1.1982 tarihli işe giriş bildirgesinin davalı Kuruma süresi içerisinde verildiğine dair uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Gerçekten; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa'sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. Yöntemince düzenlenip süresi içerisinde Kuruma verilen işe giriş bildirgesi, kişinin işe alınmış olduğunu gösterirse de fiili çalışmanın varlığının ortaya konulması açısından tek başına yeterli kabul edilemez. Sigortalılıktan söz edebilmek için, çalışmanın varlığı, Yargıtay uygulamasında 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesine dayalı sigortalılığın tespiti davaları yönünden kabul edilen ilkelere uygun biçimde belirlenmelidir. Zira, sigortalılığın başlangıcına yönelik her dava sigortalılığın tespiti istemini de içerir. Aksine düşünce, özellikle yaşlılık aylığının kabulü için öngörülen sigortalılık süresi yönünden çalışanlar ile çalışmayanlar arasında adaletsiz ve haksız bir durum yaratır. Bu nedenle, işe giriş bildirgesinin verildiği ancak yasal diğer belgelerin bulunmadığı durumlarda çalışma olgusunu ortaya koyabilecek inandırıcı ve yeterli kanıtlar aranmalı, kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
    Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Gerçekten ifadesi hükme dayanak alınan tanıklardan Ayşe ile Durdu davacıyla birlikte bu işyerinde çalışan, kayıtlara geçmiş kişiler ise de; bu tanıklar anılan işyerinde davacının işe başlama tarihi olan 25.1.1982 tarihinden sonra 1.3.1982 tarihinde işe başlamışlardır.
    Yapılacak iş; davacının 25.1.1982 tarihinde çalıştığını iddia ettiği davalıya ait 020349-48 sicil nolu işyerinde 12.1.1982 tarihinde çalışmakta olan kayıtlı işyeri çalışanları Niyazi ve Cemil'in, çalışmanın niteliği ile gerçek bir çalışma olup olmadığı yönünde yöntemince beyanlarını almak gerçek çalışma olgusunu somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde 506 sayılı Yasanın 2, 6, 9 ve 79/8. maddeleri gereğince kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    O halde, davalı SSK vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 12.12.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/10336 E., 2007/10411 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    HİZMET TESPİTİ
    "ÖZET"
    YÖNETMELİKTE TESPİT EDİLEN BELGELERİ İŞVEREN TARAFINDAN VERİLMEYEN VEYA ÇALIŞTIKLARI SSK TARAFINDAN TESPİT EDİLEMEYEN SİGORTALILARIN, HİZMETİN GEÇTİĞİ YILIN SONUNDAN BAŞLAYARAK 5 YIL İÇERİSİNDE HİZMET TESPİTİ DAVASINI AÇMALARI GEREKİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işveren nezdinde 14.03.1978 tarihinden itibaren çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davacının tüm, davalıların aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine,
    2- Davacı, davalıya ait işyerinde 14.03.1978 tarihinden beri hizmet akdine dayalı olarak sürekli çalıştığının tespitini istemiştir.
    Mahkemece davanın kısmen kabulü ile 14.03.1978-12.12.1998 tarihleri arasında hizmet tespitine karar verilmiş ise de, bu sonuç, içerisindeki bilgi ve belgelere uygun değildir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesidir. Bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki, bu tür kanıtların bulunmaması, salt bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları, tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Anılan maddede; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür.
    Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılıp değerlendirmeden sonuca gidildiği ortadadır. Davacının SSK kaydı yoktur. Dosya içinde bulunan karar defteri içeriğine göre davacının işine 10.10.1995 tarihinde son verildiği, 01.03.1997 tarihinde ise yeniden işe alınmasına karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Davacının işine son verildiği 10.10.1995 tarihini izleyen yılın sonundan başlayarak 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesinde yazılı 5 yıllık hak düşürücü süre fazlasıyla geçmiştir. Bu durumda, 01.03.1997-12.12.1998 tarihleri arasındaki süreler yönünden davanın kabulü, diğer süreler yönünden de hak düşürücü süreden reddi gerekir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 27.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2006/13689 E., 2007/9608 K.
    HİZMET TESPİTİ
    İSPAT
    "ÖZET"
    HİZMET TESPİTİ DAVALARININ KANITLANMASI YÖNÜNDEN ÖZEL BİR YÖNTEM ÖNGÖRÜLMEMİŞTİR. RESMİ BELGE VEYA YAZILI DELİLLERİN BULUNMASI GÜÇLÜ DELİL OLMALARI İTİBARI İLE SONUCA ETKİLİ İSE DE, BU TÜR DELİLLERİN BULUNMAMASI İSTEMİN REDDİNE NEDEN OLMAZ. KURULA BİLDİRİLEN DÖNEM BORDROLARI, KOMŞU İŞYERİ ÇALIŞANLARI DAHİL TANIK BİLGİLERİ VE BUNLARI DESTEKLEYEN KİMİ DİĞER KANITLARLA SONUCA GİTMEK MÜMKÜNDÜR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işveren nezdinde 01.07.1976-30.04.1979 tarihleri arası çalışmasının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalı İ... Spor Kulübü'ne ait işyerinde 01.07.1976-30.04.1979 tarihleri arasında hizmet akdine dayalı profesyonel futbolcu olarak sürekli çalıştığının tespitini istemiştir.
    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile varılmıştır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesinde, bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar.
    Ne var ki, bu tür kanıtların bulunmaması, salt bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, Kuruma bildirilen dönem bordroları, tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken işverenler tarafından Kuruma bildirilen komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
    Somut olaya gelince; mahkemece, açıklanan şekilde fiili çalışmanın varlığının yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır. Davacının 01.07.1976 tarihli işe giriş bildirgesi, Türkiye Futbol Federasyonunca gönderilen Tek Tip Profesyonellik Sözleşmelerine göre 01.07.1976-31.06.1977 ile 01.07.1978-30.06.1979 tarihleri arası davacının futbolcu olarak çalışmasına yönelik sözleşmelerinin bulunduğu, dinlenen tanıklar Mehmet'in 02.10.1978 tarihli, A....'in 25.07.1977 tarihli işe giriş bildirgelerinin olduğu, diğer tanık Şenol'un 1981 yılından sonra kayıtlara geçmiş çalışmaları olup, tüm dönemi kapsayan bordro tanıklarının olmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, davacının çalıştığı işyeri resmi nitelikte kayıtlara dayalı olarak faaliyet gösteren yer olduğu halde 01.07.1977-31.06.1978 tarihleri arası davacının çalışmasına yönelik sözleşmenin bulunmama sebebi araştırılmamıştır.
    Mahkemece yapılacak iş, (davacının 01.07.1976 tarihli işe giriş bildirgesi, 01.07.1976-31.06.1977 tarihleri arasındaki dönem için sözleşmesi bulunduğundan bu dönemin kabulü doğru ise de) bu süre dışında kalan, 01.07.1977-01.07.1978 tarihleri arasındaki çalışma dönemi yönünden, bu döneme ilişkin sözleşme olup olmadığı, maça çıkarken Federasyona bildirilen ilk ll'de oynayacak futbolcular ile yedek futbolcu listelerinde yer alıp almadığı, dosyaya ibraz olunan tarihi okunamayan gazete kupürlerindeki haberlerin hangi gazeteye ve hangi tarihli gazete ile ilgili haber olduğu, davalı kulübün aylık ücret ödeme belgelerinde davacı adının geçip geçmediği araştırılıp, 01.07.1977-01.07.1978 döneminde çalıştığı kesin olarak anlaşıldığı takdirde 01.07.1976-30.04.1979 tarihleri arasında çalıştığının kabulüne, aksi halde 01.07.1977-01.07.1978 döneminin çalışmasının kanıtlanamaması, 01.07.1978-30.04.1979 döneminin ise işe giriş bildirgesi bulunmadığından hak düşürücü süre nedeni ile reddi gerektiğinin düşünülmemesi doğru değildir. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda araştırma ve değerlendirme neticesi toplanan deliller hep birlikte değerlendirilerek çalışmaların tespiti yönünde karar verilmelidir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı SSK'nın bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 14.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. Hukuk Dairesi 2006/20659 E., 2007/21564 K.
    KANUNİ SÜRELER
    SÜRELERİN BAŞLANGIÇ ZAMANLARI
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalı işverenlere ait işyerlerinde 01.01.2001 tarihinden itibaren geçen ve SSK'na bildirilmeyen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilâmında belirtildiği şekilde davanın reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan SSK Avukatı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hâkimi TÖ tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere ve hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre, davalı Kurum vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-Davacı vekilinin temyiz itirazları yönünden;
    Dava, 01.01.2001 - 05.10.2004 (dava) tarihleri arasında davalı işverenlere ait iş yerlerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma bildirilmeyen çalışmaların tespiti istemine ilişkin olup, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79 uncu maddesinin onuncu fıkrasıdır.
    Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 159 uncu maddesinde; sürelerin kanun veya hakim tarafından saptanacağı, kanunda gösterilen ayrık durumlar dışında hakimin yasal olarak belirlenen süreleri artırıp, eksiltemeyeceği, kendisince saptanan sürelerin ise, ancak, iki taraf dinlendikten sonra ve kabul edilebilir sebeplere dayanılarak hakim tarafından azaltılıp, çoğaltılabileceği yönünde düzenleme yapılmış; 160 ıncı maddesinde; sürelerin, iki tarafa tefhim ve gerekirse yöntemince tebliğ tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı açıklanmıştır. 163 üncü maddesinde ise; kanunun belirlediği sürelerin kesin nitelikte olduğu, anılan sürelerde yerine getirilmesi gereken işlem yapılmadığında o hakkın düşeceği, ayrıca, hakim tarafından belirlenen süreler yönünden bu sürenin kesin olduğuna karar verilebileceği, aksi takdirde, saptanan süreyi geçirmiş olan tarafın yenisini isteyebileceği, bu suretle tanınan sürenin kesin olup, bir daha verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu düzenlemelere göre; hakim tarafından saptanan ve kural olarak kesin nitelikte olmayan sürenin kesin olduğuna karar verilebilir ise de, anılan kararın hiçbir kuşku ve duraksamaya yer vermeyecek açıklıkta olması ve kesin süreye uyulmamasının yaptırımının aynı kararda gösterilmesi zorunludur. Davanın taraflarından birine kesin nitelikte süre tanınması, diğer taraf yararına kazanılmış hak doğurduğundan, daha sonra kesin sürenin uzatılması yönünde karar verilemez. Hakim tarafından verilen kesin süre, yukarıda öngörülen koşulları taşımadığı takdirde, süreyi geçirmiş olan taraf yeni süre verilmesini isteyebileceği gibi, bu başvuru üzerine verilecek ikinci süre, kararda kesin olduğu belirtilmese de söz konusu kanun hükmü gereğince kesindir ve ilgili tarafa bir daha ek süre tanınamaz.
    İnceleme konusu davada yürütülen yargılamada mahkemece; davacı tarafından bilirkişi ücretinin öngörülen kesin süre içerisinde yatırılması yönünde 22.06.2006 günlü oturumda ara karar verilmiş ise de, bu yükümlülüğe uyulmamasının doğuracağı yasal sonuçlar (yaptırımlar) açıklanmamış olmakla, anılan Kanunun 163 üncü maddesi ile yerleşik Yargıtay kararlarına uygun kesin sürenin varlığından söz edilemeyeceğinden, yöntemince verilmeyen kesin süreye uyulmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin hüküm kurulması isabetsizdir.
    Öte yandan; hukuk yargılamasında kararlar, ara ve nihai olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ara kararları, yargılamaya son vermediği gibi, onu yürütmeye, ilerletmeye yarayan kararlardır. Yargılamaya son veren ve hakimin davadan elini çekmesi sonucunu doğuran kararlara, nihai kararlar denmektedir ve esasa ilişkin (hükümler), usule ilişkin, davanın konusuz kalması durumunda verilen olmak üzere üçe ayrılmaktadır. Mahkemenin verdiği her karar, hüküm niteliğinde değildir. Hüküm, davayı esastan çözümleyen, taraflar arasındaki uyuşmazlığı sona erdiren nihai karardır. Başka bir anlatımla, hükümler, davanın esası hakkında verilen nihai kararlardır. Hüküm ile taraflar arasındaki uyuşmazlık esastan sona erer ve hüküm kesinleşince, anılan uyuşmazlık (dava konusu) hakkında, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanılarak, "kesin hüküm" nedeniyle yeni dava açılamaz.
    Usule ilişkin nihai kararlar ile, yargılama sona ermekte ve davaya bakmakta olan hakim, o davadan elini çekmekte ise de, bu kararlar ile dava konusu (istem sonucu) hakkında karar verilmediğinden taraflar arasındaki uyuşmazlık çözümlenmemekte, usule ilişkin sorunlar karara bağlanmaktadır. Örneğin; görev veya yetki yönünden dava dilekçesinin reddine (HUMK/27), davalının rızası ile davanın takibinden vazgeçilmesi nedeniyle davanın son bulduğuna (HUMK/185), davanın açılmamış sayılmasına (HUMK/409), davanın nakline, göndermeye, dava koşullarından birinin bulunmaması nedeniyle davanın reddine ilişkin kararlar bu türdendir. Kanıtlama yüküne ilişkin kesin süreye aykırılık nedeniyle verilen davanın reddi kararı ise, iddianın kanıtlanamadığı anlamını taşımaktadır ve bu yönüyle esasa ilişkin karar olup, kesin hükmün tüm hukuki sonuçlarını doğurur.
    Somut olayda, kabule göre; tanınan kesin süreye karşın, ara karar gereğinin yerine getirilmemesi nedeniyle davanın reddine ilişkin verilen karar esasa ilişkin olduğu halde, mahkemece yanılgılı değerlendirme sonucu, "davanın usul yönünden reddine" ilişkin hüküm kurulması da usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    S O N U Ç : Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya geri verilmesine, 27.12.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2006/5551 E., 2007/3049 K.
    HİZMET TESPİTİ DAVASI
    KANITLAMA YÖNTEMİ
    "ÖZET"
    HİZMET TESPİTİ DAVALARINDA ÇALIŞMA OLGUSU HER TÜRLÜ DELİLLE İSPATLANABİLİR. BU TÜR DAVALAR, KİŞİLERİN SOSYAL GÜVENLİĞİ VE KAMU DÜZENİ İLE İLİŞKİLİ OLDUĞUNDAN, GEREKTİĞİNDE DOĞRUDAN SORUŞTURMA GENİŞLETİLEREK VE GEREKLİ BÜTÜN DELİLLER TOPLANARAK SONUCA GİDİLMELİDİR.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 15.07.1996-20.12.2002 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalı işyerinde 15.07.1996-20.12.2002 tarihleri arasında aralıksız çalıştığını ileri sürerek davalı Kuruma eksik bildirilen çalışmaların tespitini istemiştir.
    Mahkemece davanın reddine karar verilmiş ise de, bu sonuca eksik araştırma ve inceleme ile varılmıştır.
    Yasal dayanağını 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesinden alan bu tür hizmet tespiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilirse de çalışmanın konusu, sürekli veya kesintili olup olmadığı, başlangıç ve bitiş tarihleri ile alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işverenle, işçiyle ve işyeriyle ilişkileri dikkate alınmalı, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli, işyerinin kapsam, kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, talep edilen döneme ait işyeri bordrolarında yer alan ve çalışmaları mümkün olduğunca süreklilik arzeden tanıklar dinlenilmen, gerektiğinde SSK, mahalli idareler veya zabıta yoluyla tespit edilecek komşu veya yakın işyerlerinde kayıtlı çalışanlarının beyanlarına başvurulmalı, varsa vizite kağıtları, ücret belgeleri gibi kanıtlar da değerlendirilmeli, çalışma olgusu hiçbir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde sağlıklı bir biçimde belirlenmeli, ayrıca bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olduğu ve kamu düzenini ilgilendirdiği gözönünde tutularak gerektiğinde doğrudan soruşturma genişletilmek suretiyle deliller olabildiğince toplanarak sonuca gidilmelidir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2005/21-495-582, 2005/21-409-413, 2004/21-479-578, 2003/21-634-575 ve 1999/21-549-555 sayılı kararları da bu yöndedir.
    Davacının 15.07.1996-01.11.1999 tarihleri arasındaki bir kısım çalışmaları işe giriş bildirgesi ve prim bordroları ile Kuruma bildirilmiştir. Mahkemece yukarıdaki açıklamalar nazara alınarak 15.07.1996-20.12.2002 tarihleri arasındaki süreler yönünden ibraz edilen ücret bordrolarında davacının imzası olanlar saptanıp, imzasını içeren aylık ücret bordrolarına geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan aylık ücret bordrolarındaki süreler ile Kuruma hiç bildirilmeyen süreler yönünden de işverence SSK'ya verilen dönem bordrolarında kayıtlı tanıklar saptanarak, bu tarihler arasında işyeri bordrolarında yer alan tanıkların ve gerektiğinde komşu veya yakın işyeri çalışanlarının beyanlarına başvurularak, davacının işyerinde geçen çalışmalarının üretime yönelik olmayıp traktör şoförü olması sebebiyle taşımacılığa yönelik olduğu dikkate alınarak, işyerinin kapsamı, kapasitesi, niteliği ve işyerinde çalışan başka şoförlerin bulunup bulunmadığı, yapılan işin mahiyetinin devamlılık arzedip etmediği, işyerinin devamlı faaliyette olup olmadığı kuşkuya yer bırakmayacak şekilde Emniyet Müdürlüğü veya Jandarma Komutanlığı, Vergi Dairesi ve Belediye Zabıtası aracılığıyla araştırılmalı, toplanan deliller birlikte değerlendirilerek ve özellikle hizmet akdinin unsurlarından olan bağımlılık unsurunun bir başka deyişle, çalışmanın işverenin emir ve gözetimi altında hazır beklemek şeklinde geçip geçmediği de tartışılarak sonuca gidilmelidir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde bulundurulmaksızın eksik araştırma ve inceleme ile istemin reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA),
    temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 01.03.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2006/12394 E., 2007/9345 K.
    HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE
    "İçtihat Metni"
    Davacı davalı işveren nezdinde 17.2.1983-31.10.1985 tarihleri arası ve 1.2.1987 çıkış tarihi arasındaki çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı kurumun vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici nedenlere göre davalı Kurum'un aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-Davacı, davalıya ait işyerinde 17.2.1983-31.10.1985 ve 1.2.1987-24.7.1991 tarihleri arasında geçen ve SSK'na eksik bildirilen çalışmalarının tesbitini istemiştir.
    Mahkemece 1.9.1984-31.10.1985 ile 1.2.1987-24.7.1991 tarihleri arasındaki döneme ilişkin istemin kabulüne,
    1.10.1983-31.8.1984 tarihleri arasındaki dönem davalı Kuruma tam olarak bildirildiğinden ve hukuki yarar bulunmadığından bu dönem istemle ilgili hüküm kurulmasına yer olmadığına, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
    Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesidir. Anılan maddede; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde Mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda hizmet cetvelinde davacının 1.10.1983-31.8.1984 tarihleri arasındaki çalışmalarının davalıya ait işyerinden tam olarak bildirildiği, 1984 yılının 3.döneminden sonra davacının dava dışı başka işyerlerinde çalıştığı ve daha sonra davalı işverene ait işyerinden bildirilen çalışmalarının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hizmetin kesintiye uğraması ve hak düşürücü süreyi kesen unsurların bulunmaması nedeniyle 1.10.1983 tarihinden önceki çalışmalara ilişkin talebin dava tarihi itibariyle hak düşürücü süreden reddine ilişkin Mahkeme kararı doğrudur. Öte yandan tespiti istenen 1.9.1984-31.10.1985 ve 1.2.1987-24.7.1991 tarihleri arasındaki hizmet yönünden de, çalışmanın sonu itibariyle, dava tarihinin 12.4.2004 olduğu dikkate alındığında hak düşürücü sürenin fazlasıyla geçtiği açıktır. Bu nedenle Mahkemenin 1.9.1984-31.10.1985 ve 1.2.1987-24.7.1991 tarihleri arasındaki hizmet tespitine ilişkin talebi de hak düşürücü süre nedeniyle reddetmesi gerekirken, bu süreler yönünden davanın kabulüne karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı SSK'nun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 07.06.2007 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2008/4700 E.N , 2008/7579 K.N.
    İlgili Kavramlar
    USULİ KAZANILMIŞ HAK
    BOZMA
    Özet
    Özet: Mahkeme, hükmüne uyduğu YargItay bozma kararI çerçevesİnde İşlem yapmak ve hüküm vermek zorundadIr,
    İçtihat Metni
    Davacı, davalı kurum nezdinde 8869411 sicil numarasında geçen çalışmaların kendisine ait olduğunun tespitiyle, kurum kayıtlarının nüfus kaydına uygun şekilde düzeltilmesine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme bozma üzerine ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, 8869411 sigorta nosu ile işverenlerce Şermin, Fevzi, Sermin adları, Bol..., Bal... soyadları ile Sosyal Güvenlik Kurumu'na bildirilen çalışmaların kendisine ait olduğunun tespiti istemini istemiştir.
    Mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar, Dairemizin 26.02.2007 tarihli kararı ile eksik araştırmadan bozulmuş, mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararı gerekleri yerine getirilmemiş, bozma kararından sonra Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan gönderilen cevabi yazıda davacının dosyasında 13.08.1976 tarihli işe giriş bildirgesinden başka işe giriş bildirgesi bulunmadığı bildirilmiş, bu işe giriş bildirgesindeki imza ile ilgili olarak bozmadan önceki yapılan yargılama sırasında imza incelemesi yapılmış ve yalnızca davacıya ait vukuatlı nüfus aile tablosu getirilmiş ise de, mahkemece bozmadan sonra yapılan yargılamada Şermin Bol..., Şermin Bal..., Şermin Bal..., Fevzi Bal... adlı kişilerin gerçekte var olup olmadığı konusunda Nüfus Müdürlüğü'nden araştırma yapılmamış, bu şahısların varlığı halinde davaya katılımları sağlanmamış, 16.02.2008 tarihli bilirkişi raporunda 18.04.1979 günlü SSK İzmir Merkez Dispanseri Sağlık Kurulu raporundaki fotoğrafın davacıya aidiyetinin mahkemece belirlendiğinin bildirilmesine rağmen dosya içinde böyle bir inceleme yapıldığına ilişkin bir rapora rastlanmamıştır.
    09.05.1960 gün 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Karan'nda da açıklandığı gibi, bir mahkemenin, Yargıtay Dairesi'nce verilen bozma kararına uyması sonucunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü meydana gelir. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu durum, mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararındaki esas çerçevesinde işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirir.
    Mahkemece bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararı uyarınca inceleme yapılmaksızın eksik araştırma sonucu yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonu ç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), 12.05.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/15163 E., 2008/8855 K.
    FİİLİ ÇALIŞMA OLGUSU
    SİGORTALILIĞIN TESPİTİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı davalılarından işverene ait işyerinde Nisan 1994-Nisan 2004 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M….. Y….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    KARAR
    Dava, davacının davalıya ait iş yerinde nisan 1994 - nisan 2004 tarihleri arasında sigortalı olarak sürekli çalıştığının tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya aykırıdır.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden, davalı işveren'e ait işyerinin 506 sayılı yasa kapsamına alındığı,davalı işverence davalının işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi verildiği, hizmet cetveline göre davalı işyerinde çalışmasının bulunduğu görülmektedir.
    Uyuşmazlık, somut olayda fiili çalışma olgusunun yöntemince kanıtlanmış olup olmadığı, mahkemece bu yönde yapılan inceleme ve araştırmanın hükme yeterli bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Yasa'sının 2 ve 6. maddelerinde açıkça belirlendiği üzere, sigortalılığın oluşumu yönünden çalışma olgusunun varlığı zorunludur. Eylemli veya gerçek biçimde çalışmanın varlığı saptanmadıkça, hizmet akdine dayanılarak dahi sigortalılıktan söz edilemez. Fiili veya gerçek çalışmayı ortaya koyacak belgeler, işe giriş bildirgesiyle birlikte 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde belirtilen sigortalının gün sayısını, kazanç durumunu, çalışma tarihleriyle birlikte ortaya koyan aylık sigorta gün bilgileri ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği'nin 17. maddesinde belirtilen 4 aylık prim bordroları gibi Kuruma verilmesi zorunlu belgelerdir. 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesinde bu tür hizmet tespit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge veya yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri kayıtlı çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kim diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Kamu düzenine dayalı bu tür davalarda hakim, görevi gereği doğrudan soruşturmayı genişleterek sigortalılık koşullarının oluşup oluşmadığını belirlemelidir. Bu yön, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.9.1999 gün 1999/21-510-527, 30.6.1999 gün 1999/21-549-555, 5.2.2003 gün 2003/21-35-64, 15.10.2003 gün 2003/21-634-572, 3.11.2004 gün 2004/21-480-579 ve 2004/21-479-578, 10.11.2004 gün 2004/21-538 ve 1.12.2004 gün 2004/21-629 sayılı kararlarında da vurgulanmıştır.
    Somut olayda; davacının 1999,2002,2003 ve 2004 yıllarında kesintili olarak davalı işveren yanında çalıştığı,06.06.1994 tarihinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği,17.10.1994 tarihinde işten çıkışının kuruma bildirildiği, 16.06.1999 tarihinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği,15.12.1999 tarihinde işten çıkışının kuruma bildirildiği, 15.03.2002 tarihinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği,20.12.2002 tarihinde iş akdinin askıya alındığı, 01.03.2003 tarihinde işe giriş bildirgesinin Kuruma verildiği,15.01.2004 tarihinde iş akdinin askıya alındığı, 15.02.2004 tarihinde işe başladığı,30.04.2004 tarihinde iş akdinin askıya alındığı,ayrıca davacının geçici işçi olarak işe alınmasına dair 11.01.2000 tarihinde Belediye Encümen kararı alındığı,31.12.2000 tarihinde çıkışının yapıldığı, yine davacının geçici işçi olarak işe alınmasına dair 02.01.2001 tarihinde Belediye Encümen kararı alındığı,31.12.2001 tarihinde çıkışının yapıldığı,belirtilen bu dönemler arasında davacının davalı işveren yanında fiili çalışmasının kesintisiz ve sürekli olduğu hususunun davalı belediyede çalışan Muhasebeci , Yazı işleri Müdürü ve Belediye memuru olan tanıklarca doğrulandığı,dosyada bulunan davalı belediyeye ait kayıtlarda da(encümen kararları,iş akdinin askıya alınma ve işe başlama yazıları,vizite kağıtları ve işe giriş ve işten çıkış belgeleri) bu durumun sabit olduğu anlaşılmış olup bu durumda anılan tarihler arasında davacının kesintisiz çalıştığının kabulü yerine yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
    Yapılacak iş; davacının, davalı işveren yanında 06.06.1994-17.10.1994 , 16.06.1999 - 15.12.1999 , 11.01.2000-31.12.2000 , 02.01.2001-31.12.2001, 15.03.2002-20.12.2002 , 01.03.2003 - 15.01.2004 , 15.02.2004-30.04.2004 tarihleri arasında Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının tesbitine karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA , temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 09.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/18032 E., 2008/10015 K.
    SİGORTALI ÇALIŞMALARININ TESPİTİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 25.7.1994-12.9.2003 tarihleri arasında geçen ve kuruma bildirilmeyen sigortalı çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi A.A..... Ç...... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    KARAR
    Dava, 25.7.1994-12.9.2003 tarihleri arasında davalılya ait işyerinde geçen ve kuruma bildirimi yapılmayan çalışmalarının tesbiti istemine ilişkindir.
    İstem tanık beyanlarına dayanılarak hüküm altına alınmıştır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/10.maddesinde bu tür hizmet tesbiti davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında resmi belge ve yazılı delillerin bulunması sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması halinde somut bilgilere dayanması inandırıcı olmaları koşuluyla bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen komşu işyeri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunlara destekleyen diğer tanıklarla dahi sonuca gitmek mümkündür.
    Mahkemece ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi komşu ve yakın işyerleri kayıtlarında yer alan kimselerde değildir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olaylara dayanmamakta, soyut düzeyde kalmaktadır. Dolayısıyla tanık sözlerinin inandırıcı nitelikte olduğu söylenemez.
    Yapılacak iş davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu göz önünde tutularak, davacı ile birlikte çalışan, işyeri bordrolarında yer alan ve çalışmaları süreklilik arzeden çalışanlar ile gerektiğinde komşu ve yakın işyerleri kayıtlarından belirlenmiş kimselerin beyanlarına başvunmak, tarafların göstereceği kanıtlarla bağlı kalınmasının resen araştırma yapılabileceği de dikkate alınıp delilleri olabildiğince toplamak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözardı edilerek konulan hüküm usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde işverenlere iadesine, 30.6.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/18171 E., 2008/15292 K.
    EKSİK BİLDİRİLEN ÇALIŞMA SÜRELERİ
    SİGORTALI SAYILANLAR
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.2.1998-Kasım 2000 tarihleri arasında çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi H.. A.. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava,davacının davalıya ait iş yerinde 1.2.1998 ila Kasım 2000 kesintisiz olarak geçen ve davalı kuruma eksik bildirilen çalışma sürelerinin tesbiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece davacının kısmen kabulune karar verilmiştir.
    Bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği, Yargıtayın ve giderek Dairemizin yerleşmiş ictihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren, tarafından verilip verilmediği, ya da çalıştıklarının kurumca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanunun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ıspatlanabilirse de çalışmasının konusu, sürekli kesintili mevsimlik mi olduğu, başlangıç ve bitiş tarihleri ve alınan ücret konularında tanıkların sözleri değerlendirilirken bunların inandırıcılığı üzerinde durulmalı, verdikleri bilgilere nasıl vakıf oldukları, işveren ve işçiyle, işyeriyle ilişkileri, bazen uzun yılları kapsayan bilgilerin insan hafızasında yıllarca eksiksiz nasıl taşınabileceği düşünülmeli ve tanıklar buna göre isticvap olunmalı, işyerinin kapsam kapasite ve niteliği ile bu beyanlar kontrol edilmeli, mümkün oldukça işyerinin müdür, amir, şef, ustabaşı ve postabaşı gibi görevlileri ve o işyerinde çalışan öteki kişiler ile o işyerine komşu ve yakın işyerlerinde bu yeri bilen ve tanıyanlar dahi dinlenerek tanık beyanlarının sağlığı denetlenmeli ve çalışma olgusu böylece hiç bir kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak sağlıklı bir biçimde belirlendikten sonra ücret konusu üzerinde durulmalı tesbiti istenilen sürenin evvelinde ve sonrasında beyyine başlangıç sayılabilecek ödeme belgeleri ve sair bu nitelikte bir belge yoksa Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunun M.288 de yazılı sınırları taşan ücret alma iddialarında yazılı delil aranmalı bu sınırlar altında kalan ücret alma iddialarında ücret miktarları tanıklardan sorulmalı 506 sayılı Kanunun madde. 3 B ve D de olduğu gibi ücretin sigortalı sayılmanın koşulu olan durumlarda ücret alma olgusunun var olup olmadığı özellikle saptanmalıdır. Bu davalarda işverenin kabulünün tek başına hukuki bir sonuç doğurmayacağı gözönünde tutulmalıdır.
    Yukarıda açıklanan hususlar, yeterli ve gerekli bir araştırmayla ve deliller hep birlikte değerlendirilerek aydınlığa kavuşturulduktan sonra o çalışmanın sigortalı çalışma niteliğinde olup olmadığı, ya da ne zaman bu niteliğe kavuştuğu yönü üzerinde durulmalı ve çalışmayı kapsama alan yasanın yürürlük tarihinden sonraki dönem için hizmetin tespitine karar verilmelidir.
    Somut olayda davacıya ait şahsi sicil dosyasının ve ihtilaflı döneme ilişkin dönem bordrolarının SSK'dan getirtilmediği dolayısıyla davacının bu döneme ilişkin başka bir iş yerinden bildirimin olup olmadığı denetlenemediği gibi dinlenen tanıklarında bordro tanığı yada komşu iş yeri tanığı olup olmadığı denetlenememektedir.
    Mahkemece bu durumda yapılacak iş öncelikle davacıya ilişkin kurum şahsi dosyasının ve ihtilaflı dönemin tamamına ilişkin SSK dönem bordroları getirtilerek dinlenen tanıklar denetlenmeli gerektiğinde yeniden bordro tanıkları veya komşu iş yeri tanıkları dinlenerek çalışma olgusu hiç bir tereddüt ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde tesbit edilerek oluşacak sonuca göre karar verilmelidir.
    Sözkonusu fiili ve hukuki gerçekler ve özellikle 506 sayılı kanunun m:79/8,2-9 hükümleri dikkate alınmadan, eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi, usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı işverene iadesine, 07.10.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/6955 E., 2008/3989 K.
    EKSİK ARAŞTIRMA VE İNCELEME
    MURİSİNE AİDİYETİNİN TESBİTİ
    "İçtihat Metni"
    Davacı, murisinin kurum kayıtlarında adı N... olarak geçtiğinden kayıtlardaki adının N...... olarak düzeltilmesi ile N... A.....adına SSK'na bildirilen çalışmanın murisine aidiyetine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Ö... A....tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre, davalı Bağ-Kur'un aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Dava, davacının murisi N...... A.....'ün kurum kayıtlarında adı N... olarak geçtiğinden kayıtlardaki adının N...... olarak düzeltilmesi ile N... A.....adına SSK'na bildirilen çalışmanın davacının murisine aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
    Dosyadaki kayıt ve belgelerden 24.3.1980 tarihli ve 908867991 Bağ-Kur sicil numaralı işe giriş bildirgesi ile 11.12.1977 tarihinde muhtar seçilmesinden dolayı mülki makam tarafından onaylanmış Hane, Cilt, sayfa nosu bulunmayan Kars ili Ardahan ilçesi Tunçoluk köyü nüfusuna kayıtlı N... A.....'ün Bağ-Kur'a girişinin bildirildiği, Ardahan nüfus müdürlüğünce 3.5.2006 tarihinde düzenlenen nüfus aile kayıt tablosunda ise davacı N..... A.....'ün eşi olarak N...... A.....'ün ise; V... ve Kıymet oğlu 1930 Göle doğumlu, Ardahan ili Ardahan-Merkez Tunçoluk köyü, Cilt 61, Hane 62 de kayıtlı olup 10.1.2005 tarihinde öldüğü, Ardahan nüfus müdürlüğünce V... oğlu N...... A.....'ün nüfus kaydının gönderilip V... oğlu N... A.....'ün kaydının bulunmadığının bildirildiği, İlçe seçim müdürlüğünden gönderilen 16.12.1977 tarihli tutanakta N... A.....olarak yazıldığı, zabıta araştırmasında V... oğlu N... A.....ile N...... A.....'ün aynı şahıslar olup kişinin asıl isminin N…… olduğu ve 1 - 2 yıl önce öldüğünün bildirildiği, 26.1.2005 tarihli 908867991 Bağ-Kur sicil numaralı sigortalılık döküm föyünde doğum tarihi 1.7.1954 olan baba adı Sera, 11.12.1977 mesleğe giriş tarihli N... A.....'ün kayıtlı olduğu ve 2.716,24 YTL prim borcunun bulunduğu anlaşılmaktadır.
    Bu tür davalarda gösterilmesi gereken özen gereğince sağlıklı bir sonuca ulaşılabilmesi için Bağ-Kur Kurumunda bulunan prim bordroları ile sigortalının imza ve fotoğraflarını içeren işe giriş bildirgeleri, getirtilerek imza ve fotoğrafın sigortalıya ait olup olmadığı konusunda benzerlik incelemesi yaptırılmalı, sigortalıyı yakından tanıması gereken ihtiyar kurulu azaları, köy bekçisi, komşu köy muhtarı gibi işyerleri kayıtlarında yer alan tanıklar dinlenmeli, nüfus kaydı celbedilip giriş bildirgelerindeki nüfus bilgileri ile karşılaştırılmalı, farklılıkların sebepleri araştırılmalı, deliller hep birlikte değerlendirilerek varılacak sonuca göre karar verilmelidir.
    Somut olaya gelince; mahkemece açıklanan şekilde Bağ-Kur'a giriş bildirgesinin davacının murisine aidiyetinin yöntemince araştırılmadan sonuca gidildiği ortadadır.
    Yapılacak iş; 24.3.1980 tarihli bildirgenin verildiği dönemde görev yapmış sigortalıyı yakından tanıması gereken ihtiyar kurulu azaları, köy bekçisi, köy imamı, varsa köyün ilkokul öğretmenleri, komşu köy muhtarı gibi işyerleri kayıtlarında yer alan tanıkların kayıtları da celbedilerek, Valilikçe N...i A.....ismiyle bildirilen muhtarın davacının murisi N...... A..... olup olmadığı konusunda yöntemince beyanlarını almak, davacının nüfusa kayıtlı olduğu müdürlükten nüfus kayıt bilgilerini getirtmek, Ardahan ili Ardahan-Merkez Tunçoluk köyü, Cilt 61, Hane 62 de kayıtlı N...... A..... ile aynı nüfus bilgilerine sahip N... A.....ve S... oğlu 1.7.1954 doğumlu N...i A.....isimli şahısların aynı şahıslar olup olmadığını ve N...i A.....isminde başka birisinin olup olmadığını sormak ve tüm deliller bir arada değerlendirilerek gerçek çalışma olgusunu ve Bağ-Kur'a giriş bildirgesinin davacının murisine aidiyetini somut ve inandırıcı bilgilere dayalı şekilde kanıtladıktan sonra sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin eksik inceleme ve araştırma sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, Davalı Bağ-Kur vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 11.03.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi 2007/22436 E., 2008/9609 K.
    HİZMET TESPİTİ
    KESİN SÜRE
    RE'SEN ARAŞTIRMA İLKESİ
    "ÖZET"
    HİZMET TESPİTİ DAVALARI RE'SEN ARAŞTIRMA İLKESİNE TABİ OLUP, KESİN SÜRE VERİLEMEZ.
    "İçtihat Metni"
    Davacı, davalılardan işverene ait İşyerinde 01.05.1990-01.05.2006 tarihleri arasında geçen sigortalı çalışmalarının tespitiyle, işçilik alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra İşin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde, sıcak demirci ustası olarak 01.05.1990-01.05.2006 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tespiti ile fazlaya ilişkin haklan saklı bir kısım işçilik alacaklarının tahsilini istemiştir.
    Mahkemece verilen kesin süreden sonra tanık ve delil listesi verildiği gerekçesi ile İstem HUMK'nın 163. maddesi gereğince reddedilmiş ise de, bu sonuç doğru değildir.
    Davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasa'nın 79. maddesinde düzenlenmiş olan "hizmet tespiti" davaları kamu düzenine ilişkin davalardan olup, Anayasa'nın 60. maddesinde düzenlenen anayasal sosyal güvenlik hakkı gereğince vazgeçilmez ve devredilmez nitelikteki haklardandır. Bu nedenle, bu tür davalıların özel bir duyarlılık ve önemle yürütülmesi gerektiği tartışmasızdır.
    Somut olayda, davacının hizmet tespiti istemi üzerine açılan davada, yapılan tensip zabtı ile İşverenden ve SSK'dan kayıtlar istenmiş, dosyaya eklenen işyeri dönem bordroları ve işverenin ibraz ettiği işyeri kayıtlarından sonra taraflara dava ile ilgili varsa tüm delilleri ve cevaba cevaplarını bildirmeleri için 20 gün kesin süre verildiği, aksi takdirde delil bildirmekten ve cevap vermekten vazgeçmiş sayılacağına ilişkin ihtarın yapıldığı görülmekte ise de, HUMK'nın 163. maddesi uyarınca verilen bu sürenin davanın re'sen araştırma ilkesine tabi olmasının yanında, usulünce verilmiş olan bir süre de olmadığı açıktır. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 163. maddesi uyarınca, öncelikle kesin süreye ilişkin ara kararının her türlü yanlış anlaşılmayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz olması, yapılacak işlerin teker teker bildirilmesi, yeterli süre verilerek emredilen işlerin yapılabilir olması ve hakimin süreye uyulmamasının sonuçlarını açıkça anlatarak uyarması gerekir. Somut olayda verilen süre dahi madde hükmüne ve amacına uygun bir süre değildir. Açıklanan şekilde re'sen araştırma ilkesine tabi hizmet tespiti davasında tanıkların bildirilmesi için kesin süre verilemeyeceğinden, davanın bu nedenle reddine karar verilmesi doğru değildir.
    Yapılacak iş; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun konu ile ilgili 01.12.2004 gün 2004/21-629, 2004/21-479-578, 03.11.2004 gün 2004/21-480-579, 05.02.2003 gün 2003/21-35-64 ve 15.10.2003 gün 2003/21-634-572 ve aynı nitelikteki bir çok benzer kararında da belirtildiği üzere, yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesi olan bu davada, davacının çalışmasına ilişkin belgelerin işveren tarafından verilip verilmediği yöntemince araştırılmalı, işyerinin tespit istenilen dönemde kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli, daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır. Çalışma olgusu her türlü delille ispatlanabilir İse de, çalışmanın konusu, niteliği başlangıç ve bitiş tarihleri hususlarında tanık sözleri değerlendirilmeli ve dinlenen tanıkların davacı ile aynı dönemlerde çalışan işyerinde kayıtlı bordro tanıkları, bunların tespit edilememesi halinde ise, komşu ve yakın işyerlerinde aynı dönemlerde çalışan kayıtlı tanıklar dinlenmelidir. Davanın niteliği dikkate alınarak gerektiğinde re'sen yapılacak araştırma ve incelemeler ile çalışmanın niteliği ve süresi saptanmalı, gerektiğinde iş ve sosyal güvenlik konularında uzman bir bilirkişi varsa çalışma dönemleri ve bildirimsiz sürelere ait çalışma ücreti ve dönemlerini gösterir yöntemince rapor da aldıktan sonra oluşacak sonuca göre de, davacının işçilik alacaklarına yönelik talepleri yeniden yöntemince incelenip, gerektiğinde bu yönde de alınacak rapor ile sonuca gidilmesidir.
    Mahkemece, yukarıda anlatılan maddi ve hukuki ilkelere göre araştırma ve inceleme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 23.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    2005/6106 E., 2005/12687 K.
    ÇALIŞMA SÜRESİNİN TESPİTİ
    ÖZET
    EL HALICILIĞI DOKUMA İŞLERİNDE ÇALIŞANLAR HAKKINDA, YALNIZ İŞ KAZALARI İLE MESLEK HASTALIKLARI, ANALIK VE HASTALIK SİGORTA KOLLARI UYGULANIR. ANCAK BUNLAR İSTEKLERİ HALİNDE MALULLÜK, YAŞLILIK VE ÖLÜM SİGORTA KOLLARI BAKIMINDAN 506 SAYILI KANUNUN 85. MADDESİ HÜKMÜNE GÖRE İSTEĞE BAĞLI SİGORTALI OLABİLİR. SOMUT OLAYDA HER NE KADAR DAVALI İŞYERLERİNİN EL HALICILIĞI İŞYERİ OLDUĞU VE DAVACININ BURADA ÇALIŞTIĞI SABİT İSE DE, DAVACININ ÇALIŞMALARI 506 SAYILI KANUNUN 3. MADDESİ GEREĞİNCE UZUN VADELİ SİGORTA KOLLARINA TABİ OLMADIĞINDAN, BU DAVAYI AÇMAKTA HUKUKİ YARARI OLMADIĞI GEREKÇESİ İLE DAVANIN REDDİ GEREKİR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverenlere ait işyerlerinde 19.11.1984-30.12.1991 tarihleri arasında sürekli geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Dava, 1984 ile 1991 yılları arasında el halısı imalathanesi olan davalı işyerlerinde çalıştığının tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. İstem döneminde yürürlükte bulunan davanın yasal dayanağı olan 506 sayılı Yasa'nın 3. maddesinin son bendinde, el halıcılığı dokuma işlerinde çalışanlar hakkında yalnız iş kazaları ile meslek hastalıkları, analık ve hastalık sigorta kollarının uygulanacağı; ancak bunların istek halinde malullük, yaşlılık ve ölüm sigorta kolları bakımından 85. madde hükmüne göre isteğe bağlı sigortalı olabilecekleri belirtilmiştir. Somut olayda, davalı işyerlerinin el halıcılığı işyeri olduğu sabittir. Davacının davalı işyerlerinde çalışması sabit olsa dahi, yukarıda belirtildiği üzere 506 sayılı Yasa'nın 3/son bendi gereği çalışmaları, uzun vadeli sigorta kollarına tabi olmadığından, davacının bu davayı açmakta hukuki menfaati bulunmadığından davanın reddi gerekirken mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre davalıların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 08.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    2005/6488 E., 2005/12328 K.
    HİZMET TESPİTİ
    HUSUMET
    ÖZET
    DAVACI ADI GEÇEN KAYMAKAMLIĞA BAĞLI BARAJDA, ORMAN VE SU BEKÇİSİ OLARAK ÇALIŞTIĞI İDDİASI İLE HİZMET TESPİTİNİN YAPILMASINI İSTEMİŞ İSE DE, DAVANIN İŞVEREN OLARAK YANLIŞ HASMA YÖNELTİLDİĞİ, DAVALI GÖSTERİLEN KAYMAKAMLIĞIN İŞVEREN OLMADIĞI, DAVACININ VE TANIKLARIN BEYANLARI İLE SABİTTİR. ANAYASA'NIN 127. MADDESİNDE DAYANAĞI BULUNAN VE 1580 SAYILI YASA'NIN 133. VE DEVAMI MADDELERİNDE HUKUKİ STATÜLERİ DÜZENLENEN KÖYLERE HİZMET GÖTÜRME BİRLİKLERİ'NE İLİŞKİN DÜZENLEMELER GEREĞİ, İŞVERENİN ADI GEÇEN KAYMAKAMLIĞIN KÖYLERE HİZMET GÖTÜRME BİRLİĞİ OLDUĞU AÇIKTIR. BU NEDENLE HUSUMETİN TÜZEL KİŞİLİĞİ OLAN BU BİRLİĞE YÖNELTİLMESİ GEREKİR.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 23.03.2000-01.04.2004 tarihleri arasında sigortalı geçen çalışmalarının tespitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hâkimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
    Davacı, davalıya bağlı Kalecik Barajında orman ve su bekçisi olarak 23.03.2000-01.04.2004 tarihleri arasında çalıştığının tespitini istemiştir. Mahkemece, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç aşağıda açıklanan nedenlerle yerinde değildir. Davacı, K... Kaymakamlığına bağlı Kalecik Barajında orman ve su bekçisi olarak hizmet tespiti istemiş ise de, davanın işveren olarak yanlış hasma yöneltildiği, davalı gösterilen "K... Kaymakamlığının" işveren olmadığı, davacının ve tanıkların beyanlarıyla ortadadır. Gerçekten Anayasa'nın 127. maddesinde dayanağı bulunan ve 1580 sayılı Yasa'nın 133 ve devamı maddelerinde hukuki statüleri düzenlenen "Köylere Hizmet Götürme Birlikleri"ne ilişkin düzenlemeler gereği oluşturulan işverenin "K... Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği" olduğu açıktır. 1580 sayılı Belediye Kanunu'nun 138. maddesinde düzenlendiği şekilde hükmü tüzel kişiliği bulunan bu birliğe karşı dava açılması gerekirken K... Kaymakamlığına husumet yöneltilmesi usule aykırı olup bozmayı gerektirmektedir. Bu yöne ilişkin olarak mahkemece yapılacak iş, davanın sosyal güvenliğe ilişkin olduğu dikkate alınarak işveren "K... Kaymakamlığı Köylere Hizmet Götürme Birliği"ne husumet yönetilmesi için davacıya süre vermek ve yön-temince davaya katılan işveren hakkında tüm deliller birlikte değerlendirilip hüküm kurmaktır. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle (BOZULMASINA), bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının sonra incelenmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 15.11.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    2005/12885 E., 2006/3909 K.
    İçtihat Metni
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10.9.1992-Nisan 2003 tarihleri arası çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve tetkik hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan ve temyiz konusu hükme ilişkin dava, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 438. maddesinde sayılı ve sınırlı olarak gösterilen hallerden hiçbirine uymadığından Yargıtay incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteğin reddine karar verildikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının aşağı bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-Davacı davalı işyerinde 10.09.1992-30.2003 tarihleri arasında sürekli çalıştığı halde hizmetlerinin eksik bildirildiğini ileri sürerek eksik bildirilen hizmetlerinin tesbitini istemiştir.
    Mahkemece davacının çalışmalarının gerçeğe uygun olarak bildirildiği gerekçesi ile davanın tümden reddine karar verilmiş ise de bu sonuç dosya içerisindeki bilgi ve belgelere uygun değildir. Gerçekten davacının 15.09.1992 tarihinden itibaren hizmetleri kuruma bazı dönemlerde tam ve bazı dönemlerde de eksik olarak bildirilmiştir. Davalı işverenin ibraz ettiği ücret bordroları kısmi bildirimleri doğrulamakta ise de bordrolar davacının imzasını taşımamaktadır. Dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş uygulamasına göre imzalı ücret bordrolarının bulunmaması halinde çalışmanın kesintili olmadığı tanık sözleri ile kanıtlanabilir. Mahkemece bilgisine başvurulan davacı ve davalı tanıkları 2000 yılı hariç sürekli çalışmayı doğrulamışlardır. Tanıklardan bazıları da işverenin Kuruma verdiği dönem bordrolarında ismi bulunan tanıklardır.
    Mahkemenin, 1993/2,3-1994/1,2,3 ve 2002/2. dönemlerinde eksik bildirilen hizmetlerin tesbitine karar vermesi gerekirken yazılı şekilde davanın tümden reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 17.04.2006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2004/3789 2004/4080
    ÖZET
    Somut olayda; davacının Belediye Başkanı seçildiği tarihte ve daha önce sigortalı bir işte çalışmadığı sabit olduğundan, hal böyle olunca, davacının Belediye Başkanı olarak görev yaptığı sürenin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine yasaya aykırıdır.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 26.3.1989 - 15.7.1989 ve 15.12.1989 - 31.12.1989 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava 27.3.1989-15.7.1989 ve 15.12.1989-31.12.1989 tarihleri arasında davalı işyerinde Belediye Başkanı olarak geçirdiği sürenin sigortalı hizmetten sayılması gerektiğinin tesbiti ile kurumun sataşmasının giderilmesi istemine ilişkindir. Davacı, Belediye Başkanı olarak hizmet tesbiti istemiş isede 506 sayılı yasaya göre hizmet aktinin unsurlarının bulunmadığı ve zorunlu S.S.K. sigortalısı sayılamıyacağı ortadadır. Davacının yukarıda sözü geçen tarihler arasında Belediye Başkanı olarak görev yaptığı ve Belediye Başkanı seçildiğinde; sigortalı bir işte çalışmadığı da uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, Belediye Başkanlarının 506 sayalı yasadan yararlanıp yararlanamıyacakları noktasında toplanmaktadır. Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 1580 sayılı Belediye Kanunun ek 7.maddesidir. Anılan maddede; sigortalı işçi iken Belediye Başkanlığına seçilenlerin sigorta prim ve aidatlarını ödediklerinde sigortalı olmaktan doğan bütün haklarının devam edeceği, memur iken veya evvelce memuriyette bulunmuş olanlardan belediye başkanlığına seçilenlerin belediye başkanlığında geçen hizmet süreleri, memuriyette geçmiş sayılacağı, hükmü öngörülmüştür.
    Öte yandan, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 12-II-n maddesine göre emeklilikle veya Sosyal Sigortalarla ilgilenmeden belediye başkanı seçilenlerin, seçimlerden itibaren 6 ay içinde yazı ile sandığa müracaat ederek emeklilikle ilgilenmelerini istedikleri ve emekli keseneklerini ödedikleri takdirde kesenek karşılıkları da ilgili kurumdan alınmak suretiyle sandıktan yararlanmaları mümkündür.
    Somut olayda; davacının Belediye Başkanı seçildiği tarihte ve daha önce sigortalı bir işte çalışmadığı ortadadır.. Hal böyle olunca, davacının Belediye Başkanı olarak görev yaptığı sürenin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine yasaca imkan bulunmadığı ortadadır.Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ : Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA 26.4.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2004/6010 2004/9621
    ÖZET
    Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki çalışmalar, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurulmazsa hak düşürücü süreye uğrar.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 5.8.1996-1.12.1996 tarihleri arasında sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dava, 05.08.1996-01.12.1996 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş ise de, bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
    Bu yönüyle davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 Sayılı Yasa'nın 79/10. maddesidir. Anılan maddede, yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda, davalı işverene ait işyerinden davacı adına 01.12.1996 tarihli işe ilk giriş bildirgesinin kuruma verildiği, daha önceki çalışmalara ilişkin hiçbir resmi belge bulunmadığı ve mahkemeye de 24.04.2002 tarihinde başvurulduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
    Kural olarak işe giriş bildirgeleri sigortalının imzasını içermelidir. Sigortalı, bildirgeyi hile, hata veya manevi baskı altında imzaladığını ileri sürmemiş veya imzanın kendisine ait olmadığını söylememiş ise, işe giriş bildirgesinin verildiği tarihten önceki çalışmalar, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde mahkemeye başvurulmazsa hak düşürücü süreye uğrar. Ayrıca, davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin, kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği de ortadadır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.02.2003 gün ve E:2003/21-43, K:2003/97 Sayılı Kararı da aynı doğrultudadır.Ancak, işe ilk giriş bildirgesindeki imzanın davacıya ait olmadığının saptanması halinde diğer deliller hep birlikte değerlendirilerek çalışmanın tesbitine karar verilebilir. Oysa, mahkemece bu yönde hiçbir araştırma ve inceleme yapılmamıştır. Somut olayda, davacı, 03.03.2003 tarihli celsede işe ilk giriş bildirgesindeki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. Bu durumda mahkemece, hizmet tesbiti davalarının özelliği dikkate alınarak işe giriş bildirgesindeki imza üzerinde yöntemince uzman bilirkişiler aracılığı ile inceleme yaptırılmak oluşacak sonuca göre hak düşürücü sürenin geçip geçmediği belirlenmek ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermek gerekirken, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    2-Kabule göre de, ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi, aynı çevrede benzer işi yapan başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimseler de değildir. Bu bakımdan, tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Ayrıca, tesbiti istenilen süreler çok öncelere ilişkin bulunduğundan tanıkların bu sürelerle ilgili bilgileri bu güne değin eksiksiz olarak hafızalarında korumaları da hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmez. Hal böyle olunca, işveren tarafından Sosyal Sigortalar Kurumu'na verilen dört aylık sigorta primleri bordroları celp edilerek, davacı ile aynı tarihlerde çalışan ve söz konusu dönem bordrolarında kayıtlı tanıkların bilgilerine başvurmak ve gerektiğinde komşu veya benzer işi yapan işverenlerin kayıtlarına geçmiş kimselerin tespit edilerek, anılan kişilerin beyanlarına başvurulmak ve sonucuna göre karar vermek gerekirken, mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetsizdir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 09.11.2004 gününde oy birliği ile karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2004/140 2004/ 2979
    ÖZET
    Davalı Kooperatifleri Destekleme İl Müdürlüğü Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı olup 1985 yılında kapatılarak Yasa kapsamından çıkarılmıştır. Bu durumda kapatılan kooperatifin bağlı olduğu Bakanlığa tebligat çıkarılıp davaya katılımı sağlanmalıdır.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 12.1.1976 - 3.2.1976 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalıya ait işyerinde 12.1.1976 - 3.2.1976 tarihleri arasında çalıştığının tesbitini istemiştir. İstem, hükümde belirtildiği şekilde kabul edilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.
    Davalı Kooperatifleri Destekleme İl Müdürlüğü Tarım ve Köy İşleri Bakanlığına bağlı olup 1985 yılında kapatılarak Yasa kapsamından çıkarılmıştır. Bu durumda kapatılan kooperatifin bağlı olduğu Bakanlığa tebligat çıkarılıp davaya katılımı sağlanmalıdır. Temsilcide hata yapıldığı ortadadır.
    Mahkemece yapılacak iş, ilgili Bakanlığa tebligat çıkarıp davaya katılımını sağladıktan sonra toplanacak deliller doğrultusunda sonuca gitmekten ibarettir. Bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınmaksızın sözü edilen usulü hata giderilmeden karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 29.3.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/8337 2003/9691
    ÖZET
    Somut olayda; hizmetin geçtiği Köy Tüzel Kişiliğine ait işyeri niteliği itibariyle bir kamu işyeri sayılır. Bu tür işyerlerinde çalışmaların yazılı belgelere dayanması asıldır.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı murisinin davalılardan işverene ait işyerinde 1982-3.12.1998 tarihleri arasında devamlı ve sigortalı olarak geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara toplanan delillere hükmün dayandığı gerektirici nedenlere göre davalı Kurum'un 2.4.1989-31.10.1998 tarihleri arasında hizmet tesbitine yönelik temyiz itirazlarının reddine,
    2-Davalı SSK'nun 2.4.1983-1.4.1989 tarihleri arasındaki döneme ilişkin temyiz itirazlarına gelince; hizmetin geçtiği Köy Tüzel Kişiliğine ait işyeri niteliği itibariyle bir kamu işyeri sayılır. Bu tür işyerlerinde çalışmaların yazılı belgelere dayanması asıldır. Davacının 2.4.1989 tarihinden itibaren köy masraf senetleri ile ücret aldığı ve böylece hizmet akdi ile çalıştığı anlaşılmıştır. Ancak davacının bu tarihten önceki dönemde de çalışıp çalışmadığı etraflıca ve yöntemince araştırılmamıştır.
    Bu durumda mahkemece yapılacak iş 2.4.1983- 1.4.1989 dönemi ili ilgili olarak köy karar defteri, gelir-gider defteri, köy masraf senetleri getirtilip incelenmeli bu belgelerde çalışma ile ilgili bilgi bulunmuyor ise bunun nedeni köy muhtar ve azaları dinlenerek saptanmalı ve tüm deliller hep birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmelidir. Yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 1.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9152 2003/10512
    ÖZET
    Somut olayda tanıklar davacı ile birlikte çalışan kişiler olmadığı için, tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 1.10.1983-2.12.1985 tarihleri arasında asgari ücretle geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 1.10.1983-2.12.1985 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tesbiti istemine ilişkindir. Mahkemece, istek tanık sözlerine dayanılarak kısmen hüküm altına alınmıştır.
    Oysa, ifadeleri hükme dayanak alınan tanıklar davacıyla birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler olmadığı gibi, aynı çevrede başka işverenlerin çalıştırdığı ve bordrolara geçmiş kimseler de değildir. Bu bakımdan tanık sözleri çalışma olgusu yönünden somut olgulara dayanmamakta soyut düzeyde kalmaktadır. Giderek, tanık sözlerinin inandırıcı güç ve nitelikte olduğu söylenemez. Öte yandan, tesbiti istenilen süreler çok öncelere ilişkin bulunduğundan tanıkların bu sürelerle ilgili bilgileri bugüne değin eksiksiz olarak hafızalarında korumaları da hayatın olağana akışına ve yaşam deneyimlerine uygun düşmez. Ayrıca, davacının tesbitini istediği dönemde davalı işverenin ilkokul, okul lojmanı, sulama kanalı tesisi, ana sınıfı ve yol tretuvar inşaatı gibi farklı köy ve ilçelerde bulunan 12 adet işverenin Kuruma ayrı ayrı tescil edildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Davacı, dava dilekçesinde davalıya ait bu 12 adet inşaat işyerinden hangilerinde çalıştığını açıkça belirtmediği gibi, bu husustaki tanık ifadeleri de tatmin edici düzeyde olmayıp varsayıma dayalıdır. Bu durumda yapılacak iş, davanın nitelikçe kamu düzenine ilişkin olduğu gözönünde tutularak, davacıya davalı işverene ait hangi inşaatlarda çalıştığını açıklattırmak, davacının belirttiği işyerlerine ait dört aylık sigorta primleri bordrolarını davalı kurumdan getirtmek, davacı ile aynı dönemde birlikte çalışan ve SSK dönem bordrolarında gösterilen kişilerin, bunlar olmadığı takdirde komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurum'un bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 18.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9177 2003/10854
    ÖZET
    Mahkemece yapılacak iş; davalı, Y Limited Şirketi'nin, Ticaret sicilinden terkin edilip edilmediği araştırılarak, terkin edilmiş ise, taraf ehliyetini kaybeden şirketin ortaklarına tebligat yapılmak suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve oluşacak duruma göre tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 17.10.1980-1.1.1985 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, davacının davalı işverene ait işyerinde hizmet akdi ile çalıştığının tesbitine ilişkindir.Mahkemece yazılı şekilde, davacının çalışmalarının tesbitine karar verilmiş ise de; ekli İ Ticaret Sicil Memurluğu'nun 11.3.2002 gün ve 27788 sayılı yazıları ile davalı işveren limited şirketin 3.6.1998/4366 sayılı Yasa gereği 1.1.1999 tarihinde münfesih olduğu bildirilmiştir. Bu durumda TTK.'nun 242-240. maddeleri gereğince, davalının tüzel kişiliği ve taraf ehliyetinin bulunup bulunmadığı kısaca, davalı şirketin ticaret sicilinden silinip silinmediği araştırılmadan sonuca gidilmesi yerinde değildir.
    Mahkemece yapılacak iş; davalı, Y Limited Şirketi'nin, Ticaret sicilinden terkin edilip edilmediği araştırılarak, terkin edilmiş ise, taraf ehliyetini kaybeden şirketin ortaklarına tebligat yapılmak suretiyle taraf teşkilinin sağlanması ve oluşacak duruma göre tüm deliller değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 25.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9284 2003/10858
    ÖZET
    Somut olayda ; davacıya, murisin tüm mirasçılarını tesbit ettirip yöntemince davaya dahil etmesi için önel verilmesi ve önelin sonucuna göre işlem yapması gerekir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.2000 - 28.6.2001 tarihleri arasında asgari ücretle geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalılara ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak 1.1.2000 - 28.6.2001 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tesbitini istemiştir.
    Mahkemece istek yazılı şekilde hüküm altına alınmış ise de, davacının yanında çalıştığını ileri sürdüğü işveren Ahmet in ölü olduğu belirtilerek, sadece Naime nin mirasçı sıfatı ile davalı gösterilmek suretiyle dava açıldığı ortadadır. Bu durumda ölü işveren Ahmet in tüm mirasçıları tesbit edilip yöntemince davaya dahil edilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması yerinde değildir.
    Yapılacak iş, davacıya, Ahmet in tüm mirasçılarını tesbit ettirip yöntemince davaya dahil etmesi için önel verilmesi ve önelin sonucuna göre işlem yapmaktan ibarettir. Mahkemece, bu hukuki olguyu dikkate almaksızın eksik inceleme ile hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin incelenmesine yer olmadığına temyiz harcının istek halinde temyiz eden davalı işverene iadesine 25.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9585 2003/10903
    ÖZET
    Hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi gerekir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde Temmuz/1994-Temmuz/1996 ve 1.9.1999-27.11.1999 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir. Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, 10.7.1994-8.3.1996 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen çalışmaların tesbiti istemine ilişkindir.
    Mahkemece, Birol isimli şahıs hakkında dava açılmadığı gerekçesiyle husumet yönünden davanın reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun değildir.
    Gerçekten bu tür hizmet tesbitine yönelik davaların kamu düzenini ilgilendirdiği ve bu nedenle özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi icabettiği Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın içtihadı gereğidir. Yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/10. maddesi olan bu tür davalarda, öncelikle davacının çalışmasına ilişkin belgelerin, işveren tarafından verilip verilmediği yada çalıştıklarının kurumca tesbit edilip edilmediği yöntemince araştırılmalıdır. Bu yasal koşul oluşmuşsa işyerinin o dönemde gerçekten var olup olmadığı, Kanun kapsamında veya kapsama alınacak nitelikte bulunup bulunmadığı eksiksiz bir şekilde belirlenmeli daha sonra çalışma iddiasının gerçeğe uygunluğu özel bir duyarlılıkla araştırılmalıdır.
    Mahkemece yapılacak iş, Birol ile davalı S . A.Ş.'nin aynı adreste, aynı işi yaptıkları da gözönünde tutularak, Birol 'u de yöntemince davaya dahil etmek, onun gösterdiği delilleri de toplamak ve ayrıca tesbiti istenilen dönemde davacı ile birlikte çalışan ve kayıtlara geçmiş kişiler ile komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin ayrıntılı bilgilerine başvurulmak ve sonucuna göre davanın hangi işveren yanında hangi sürelerde çalıştığını açıkça tesbit etmektir.
    Mahkemenin, bu tür davaların Sosyal güvenliği ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiği dikkate alınarak gerektiğinde, doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplayıp, bunları birlikte değerlendirerek olumlu veya olumsuz bir sonuca gitmesi gerekirken, Birol hakkında dava açılmadığından bahisle husumet nedeniyle istemi reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 25.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9825 2004/985
    ÖZET
    HUMK.'nun 455 vd. maddelerinde düzenlenen "tavzih" yolu ile hükmün değiştirilemeyeceği gibi hükme yeni unsurlar eklenerek tavzih kararı da verilemez.
    Y A R G I TA Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.5.1978-1.1.1998 tarihleri arasında devamlı olarak geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalılar vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalıya ait işyerinde, 1.5.1978-1.1.1998 tarihleri arasında sürekli çalıştığının tesbiti ile, bu süre içerisinde hatalı sigorta sicil numarası ile Kuruma bildirilen hizmetlerinde kendisine ait olduğunun tesbitini istemiştir.
    Mahkemece, 5.6.2003 günü tefhim edilen kısa karara istinaden yazılan gerekçeli kararda davacının 1987/1 ila 1997/2. dönemleri arasında hatalı sicile bildirilen hizmetlerin davacıya aidiyetine karar verilmiştir. Davacı vekilinin 3.7.2003 tarihli dilekçesi ile duruşma açılarak 17.7.2003 tarihli tavzih kararı oluşturulmuş ve davacının diğer hizmetlerinin tesbiti ile başka hatalı sicillere bildirilen hizmetlerinin de davacıya ait olduğu yolunda yeni hüküm oluşturulmuş ise de varılan bu sonuç yerinde değildir.
    Gerçekten, HUMK.'nun 455 vd. maddelerinde düzenlenen "tavzih" yolu ile hükmün değiştirilemeyeceği açıktır. Bu nedenle hükme yeni unsurlar eklenerek tavzih kararı verilemez. Bu şekilde hükmün değiştirilmesi tavzih yöntemine aykırıdır. Mahkemece bu hukuki olgu ve yasal düzenleme dikkate alınmaksızın yazılı şekilde hüküm oluşturulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların incelenmesine yer olmadığına, temyiz harcının istek halinde davalı Kamil 'e iadesine, 12.2.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/9925 2004/396
    ÖZET
    Hizmet tespiti davalarında; işverenin taraf bulunması doğal ve hatta zorunludur.
    Y A R G I TA Y İ L A M I
    Davalılar : 1-SSK.Bşk. 2-Ahmet
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 24.7.1995-16.4.2001 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak sürekli çalıştığının tesbitini istemiştir.Hizmet tesbiti davaları sonuçta, tesbiti istenilen süreye ilişkin sigorta primlerinin tahsili istemini de içerdiğine göre 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 80. maddesinin açık hükmü de dikkate alındığında, bu yolda yapılacak işlemin sonradan işverenin hak alanını da ilgilendireceği açıktır. Hal böyle olunca da bu tür davalarda (gerçek) işverenin de taraf bulunması doğal ve hatta zorunludur. Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. Somut olayda, işyeri dosyasında, işe giriş bildirgelerinde ve dönem bordrolarında işveren olarak dava dışı Şura isimli şahıs gözükmektedir. Davalı Ahmet in ise, bu işyeri ile ne tür bir bağlantısı olduğu dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. 506 sayılı Yasanın 4. maddesi gereğince davalı Ahmet in işveren vekili olup olmadığı da araştırılmamıştır. Bu durumda, mahkemece, davanın pasif husumet yönü halledilmeden yargılamanın sürdürülmesi usul ve yasaya uygun değildir.
    Yapılacak iş, davalı Ahmet in, davacının çalıştığını iddia ettiği işyerinde, işin bütününü, işveren nam ve hesabına yöneten kişi olup olmadığı, başka bir anlatımla, 506 sayılı Yasanın 4. maddesi anlamında işveren vekili sıfatı bulunmadığı takdirde, davanın husumetten reddine karar vermek, aksi takdirde şimdiki gibi karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmaksızın eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 22.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/10082 2003/9020
    ÖZET
    Yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tesbit edilmeyen sigortalılar 5 yıl içinde mahkemeye başvurabilir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverenlere ait işyerinde 1.11.1981-1.10.1990 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Davacı, davalıların sahibi olduğu gemilerde gemi zabiti olarak geçen hizmetinin tesbitini istemiştir. Dosya içerisindeki belgelere göre davacının bir kısım çalışmaları davalı gerçek kişilerin ortağı olduğu D A.Ş. işyerinde, kısmen de Vedat adına tescilli işyerinde geçtiği anlaşılmaktadır. Davacının D A.Ş. işyerinden eksik bildirilen çalışmalarının da tesbitini amaçladığı ortadadır. Hizmet tesbiti davalarının gerçek işverene husumet yöneltilerek sonuçlandırılması gerekir. Davanın işveren konumunda bulunan D A.Ş.'ne husumet yöneltilerek sonuçlandırılması gerekirken yazılı şekilde taraf teşkili yapılmadan yargılama yapılıp sonuçlandırılması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    2-Diğer yandan, Mahkemece davanın hak düşürücü süre nedeniyle tümden reddine karar verilmiş ise de bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasa'nın 79/8 maddesine göre " yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tesbit edilmeyen sigortalılar 5 yıl içinde mahkemeye başvurabilir. " Somut olayda ise davacının 1.1.1985 tarihinde işe girdiğine dair işe giriş bildirgesi D A.Ş. tarafından SSK'na verilmiştir. 1985 yılında 360 gün, 1986 yılı 1. döneminde 120 gün, 2. döneminde 120 gün hizmeti bildirilmiş ve işten çıktığına dair bildirimde bulunulmamış olduğuna göre başka işveren yanında işe girdiği 1.6.1988 tarihine kadar olan süre yönünden hak düşürücü sürenin gerçekleşmediği ortadadır.
    Mahkemece yapılacak iş, D A.Ş.'ne husumetin yöneltilmesini sağlamak ve hak düşürücü sürenin geçmediği dönem yönünden de işin esasına girmek ve sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/10153 2004/434
    ÖZET
    Somut olayda; yazar kasa fişinden davacının imzasının bulunduğu ve davalı işyerinde diğer çalışanların da imzasını içeren ürün teslimine ilişkin defter içeriğinden ve tanık beyanlarından, davalı işyerinin istem döneminde faal olduğu anlaşılmakta ve böylece davacının istem döneminin tümünde sürekli çalıştığı sabit olup hizmet tespitine ilişkin davanın tümünün kabulü gerekir.
    Y A R G I TA Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 5.11.1999-16.5.2002 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitiyle işçilik haklarına ilişkin alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir. Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine, Davacının temyizine gelince; Dava, davacının 5.11.1999 ile 16.5.2002 tarihleri arasında davalı işyerinde sürekli çalıştığının tespiti ile işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkin olup, mahkemece işe giriş bildirgesinin, işyerinin yasa kapsamına alındığı 5.9.2000 tarihinde verildiği kabul edilmek suretiyle işçilik haklarına ilişkin istemle ilgili dava da tefrik edilerek, davacının işyerinde hizmet akdiyle 6.9.2000 ila 16.5.2002 tarihleri arasında çalıştığının tesbitine karar verildiği anlaşılmıştır.
    Yapılan incelemede her ne kadar davalı işyerinin 5.9.2000 tarihinde 506 sayılı Kanun kapsamına alındığı görülüyorsa da, yazar kasa fişinden davacının imzasının bulunduğu ve davalı işyerinde diğer çalışanların da imzasını içeren ürün teslimine ilişkin defter içeriğinden ve tanık beyanlarından, davalı işyerinin istem döneminde faal olduğu anlaşılmakta ve böylece davacının istem döneminin tümünde sürekli çalıştığı sabit olup hizmet tespitine ilişkin davanın tümünün kabulü gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalı L. Ltd.Şti'ne yükletilmesine, 22.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/10185 2004/476
    ÖZET
    Sözleşmeli futbolcu olan davacının 25.7.1979-19.10.1982 ve 1.6.1983-30.6.1984 dönemlerinde sözleşmeli olduğu ve sözleşmenin Futbol Federasyonunca onaylandığı anlaşılmış olup, yargılama aşamasında bilgisine başvurulan tanığın aksi kanıtlanmayan beyanı, gazete kupürleri ve diğer yazılı kanıtlarda sözleşme içeriğini doğruladığından davacının kuruma bildirilen hizmetleri dışında kalan ve bildirim harici tutulan çalışmalarının tesbitine karar vermesi gerekir .
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1978-1983 yılları arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine,
    2-Davacının hizmet tesbitine yönelik davası istek tarihlerinde başka işyerlerince bildirilen hizmetleri bulunduğu ve dolayısıyla bildirilen süre kadar çalıştığı gerekçesi ile reddedilmiş ise de bu sonuç dosyadaki bilgi ve belgelere uygun bulunmamaktadır. Davacının 2.7.1981 ve 24.1.1984 tarihlerinde davalı işyerinde çalışmaya başladığına dair işe giriş bildirgeleri yasal süreleri içinde işverence Sosyal Sigortalar Kurumuna verilmiştir. Öte yandan davacının profesyonel futbolcu olarak davalı E. Klübü ile 25.7.1979-19.10.1982 ve 1.6.1983-30.6.1984 dönemlerinde sözleşmeli olduğu ve sözleşmenin Futbol Federasyonunca onaylandığı anlaşılmaktadır. Yargılama aşamasında bilgisine başvurulan tanığın aksi kanıtlanmayan beyanı, gazete kupürleri ve diğer yazılı kanıtlarda sözleşme içeriğini doğrulamaktadır.
    Mahkemenin hak düşürücü süreleri de gözönünde tutarak 2.7.1981-19.10.1982 ve 24.1.1984-30.6.1984 tarihleri arasında kuruma bildirilen hizmetleri dışında kalan ve bildirim harici tutulan çalışmalarının tesbitine karar vermesi gerekirken davanın tümden reddine karar vermesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 26.1.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/10681 2003/ 9534
    ÖZET
    Davacının evde çocuk bakımı ve ev işlerinde ücretle sürekli çalışmasının 506 sayılı Yasa 3/1-D fıkrası kapsamında kaldığı açıktır.
    Y A R G I TA Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.1981-30.9.1981 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde dava dilekçesinin yetki yönünden reddine karar vermiştir.
    Hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dava nitelikçe 1.1.1981 ila 30.9.1981 tarihleri arasında davalı işverene ait evde çocuk bakımı ve ev hizmetlerinde geçen ve kuruma bildirilmeyen çalışmaların tesbiti istemine ilişkindir. Bu yönüyle davanın yasal dayanağının 506 sayılı Yasanın 79/10. maddesi olup aynı yasanın 134. maddesi gereği 506 sayılı Yasanın uygulanmasından doğan uyuşmazlıklar İş Mahkemesinde görülür.
    Somut olayda davacının evde çocuk bakımı ve ev işlerinde ücretle sürekli çalışmasının 506 sayılı Yasa 3/1-D fıkrası kapsamında kaldığı açıktır. Esasen yerel mahkemece de bu hususun kabul edildiği kararın gerekçesinden anlaşılmaktadır. Ne var ki davacının talebinin sosyal güvenlik hakkına ilişkin hizmet tesbiti davası olduğu, İş Kanunundan kaynaklanan bir uyuşmazlığın dava konusu yapılmadığı gözetilmeden, dava konusu uyuşmazlıkta uygulama yeri olmayan 4857 sayılı Yasanın 4/e maddesinden söz edilerek genel mahkemelerin görevli olduğu sonucuna ulaşılması usul ve yasaya aykırı olmuştur.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ. Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 18.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/7002 2003/8565
    ÖZET
    506 sayılı Yasa'nın 79/8. maddesine göre hizmet tesbiti davalarında kurumla birlikte işverenin de hasım gösterilmesi zorunludur.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, M.Halil 'e ait işyerinde 15.6.1987 tarihinde işe girdiğinin ve 1987 yılı Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2- Mahkemece davacının sigortalılık başlangıcının tesbiti yanında ayrıca 1987 yılında 46 gün hizmetinin tesbitine karar verilmiştir. Davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasa'nın 79/8. maddesidir. Anılan maddeye göre bu tür hizmet tesbiti davalarında kurumla birlikte işverenin de hasım gösterilmesi zorunludur. Çünkü yargılama sonucunda verilecek karar işverenin hak alanını ilgilendirir.Yargıtay'ın yerleşik uygulaması da bu doğrultudadır. Dava yöntemince işverene de yöneltilmek suretiyle işverenin göstereceği deliller de toplanıp hep birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, işveren davaya katılmadan hizmet tesbitine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    Mahkemenin işvereni yöntemince davaya dahil etmeksizin hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 28.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/7288 2003/8272
    ÖZET
    506 sayılı yasada bir sigortalının aynı anda birden fazla Sosyal güvenlik Kurumu'na tabi olması da yasaklanmıştır.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 1.10.1992-17.9.1995,18.9.1995-30.7.1997 ve 31.7.1997-29.1.2002 tarihleri arasında devamlı olarak geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalı işyerinde zorunlu SSK'lı olduğu dönemde eksik bildirilen sürelerin tesbitini istemiş mahkemece talep gibi davanın kabulüne karar verilmişse de varılan bu sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
    Dosyadaki bilgi ve belgelerden davacının 1.9.1995 tarihinden itibaren tarım Bağ-Kur'lu olarak resen tescilinin yapıldığı ve halen devam ettiği sabittir. Bu süreç davacının tesbiti istediği 17.9.1995-29.1.2002 arasındaki dönemi de kapsamaktadır. Çakışan sigortalılık söz konusu olduğundan sorunun çözümü yönünden öncelikle Bağ-Kur'unda davaya dahil edilmesi gerektiği tartışmasızdır.
    Öte yandan 506 sayılı yasada bir sigortalının aynı anda birden fazla Sosyal güvenlik Kurumu'na tabi olması da yasaklanmıştır. Bu nedenle davacının 1.9.1995 tarihinden itibaren hangi Sosyal güvenlik Kurumu'na tabi olduğunun da açıkça ortaya konması gerekir.
    Mahkemece yapılacak iş; Bağ-Kur'un davaya dahil edilerek davacının uyuşmazlık konusu 1995-2002 yılları arasında baskın çalışmanın ve buna bağlı olarak hangi Sosyal güvenlik kuruluşuna tabi çalıştığının ziraat odası ve tapu kayıtları, çalışma koşulları, aldığı ücretler etraflıca araştırılarak ve ayrıca tanık da dinlenerek tüm veriler değerlendirilmek suretiyle baskın çalışmayı saptamaktan ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı gerekçelerle ve taraf teşkili dahi sağlanmadan karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden D .A.Ş.'ye iadesine, 21.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/ 7721 2003/ 8408
    ÖZET
    Hizmet tesbiti davaları Kamu düzeni ile ilgilidir. Mahkemeye sunulan kanıtların hükme yeterli olmaması durumunda resen araştırma yapılması gerekmektedir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde Temmuz 1995 - Mart 1998 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a eksik bildirilen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuca eksik inceleme ve araştırma ile gidilmiştir. Bilgilerine başvurulan ve hükme dayanak alınan tanıkların açıklamaları davanın kabulü için yeterli olmadığı gibi tanıkların nizalı hizmet ile ilgili bilgisi bulunabilecek davacı ile birlikte çalışan kişiler veya işyerine komşu işyerlerinin sahipleri veya kayıtlarına geçmiş çalışanları olmadıkları da ortadadır. Bu tür hizmet tesbiti davaları Kamu düzeni ile ilgilidir. Mahkemeye sunulan kanıtların hükme yeterli olmaması durumunda resen araştırma yapılması gerektiği Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerindendir.
    Mahkemece yapılacak iş; davacının hizmetinin tesbitine karar verilen dönemler dışında yapılan bildirimlerde tek işçi olarak çalıştığı ve birlikte çalışan sigortalı diğer işçilerin bilgilerine başvurmak mümkün bulunmadığı gözetilerek işyerine komşu diğer işyeri sahipleri ve bu işyerlerinin ücret bordrolarında veya SSK'na verilen dönem bordrolarında isimleri bulunan çalışanlarını resen araştırmak ve bu tanıkların bilgilerine başvurmak elde edilecek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilmesi usul ve Yasa'ya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalıların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlerden Mustafa ya iadesine 24.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/8020 2003/8122
    ÖZET
    Hizmet tesbiti davaları kamu düzeni ile ilgili olup gerektiğinde hakimin resen araştırma yapması ve delilleri toplaması gerekir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı davalılardan işverene ait işyerinde 4.10.1998-23.2.2002 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitiyle, işçilik hakları alacaklarının tahsiline karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davacı ve davalılardan şirket vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1- Davacının hizmet tesbitine ilişkin istemi reddedilmiş ise de bu sonuca eksik inceleme ve araştırma ile varılmıştır. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere göre davacının 5.11.1998-2.3.2002 tarihleri arasındaki hizmetleri Kuruma verilen bildirge ve bordrolar ile kısmi olarak bildirilmiştir. Dava tanık sözleri ile reddedilmiş ise de tanıklar davacı ile birlikte çalışan ve işyerinin bordrolarına geçmiş kimseler değildir. Bu tür hizmet tesbiti davaları kamu düzeni ile ilgili olup gerektiğinde hakimin resen araştırma yapması ve delilleri toplaması gerekir.
    Yapılacak iş, davacının tesbitini istediği sürelerle ilgili olarak bildirge ve bordrolar işyerinden ve SSK'dan getirtmek bu bordrolardan davacının imzası içeren bordrolarda geçmiş sürelerin dışındaki sürelerle ilgili olarak istemin reddine, imzalı olmayan bordrolardaki süreler yönünden de işverenin bordrolarda kayıtlı tanıklar saptanarak, bu tanıkların bilgilerine başvurmak, işyerine ilişkin Kurum şubesinde bulunan işyeri dosyası ile, davacıya ait işyerindeki şahsi dosyalarını celbetmek, muhtasar vergi beyannamelerini incelemek, gerektiğinde bordrolu komşu işyeri çalışanlarının bilgilerine başvurmak, özellikle tüm deliller toplandıktan sonra delilleri takdir edip sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    2-Öte yandan kabule göre ise davacının 4.10.1998-23.2.2002 tarihleri arasında davalı işyerinde sürekli olarak çalıştığına ilişkin hizmet tesbiti davası reddedildiği halde işçilik hakları hesaplanırken davacının çalışma süresinin 3 yıl 3 ay 27 gün olarak kabulü ve reddedilen sürelerin işçilik haklarının hesabında dikkate alınması da usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, 20.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/ 7993 2003/8669
    ÖZET
    Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 sayılı Yasa'nın 2.maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, sigortalılık başlangıç tarihinin 1.1.1976 olduğunun ve bu tarihte asgari ücretle 1 gün sigortalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için sigortalı işe giriş bildirgesinin varlığı yeterli değildir. Aynı zamanda o kimsenin 506 sayılı Yasa'nın 2.maddesinin belirlediği biçimde eylemli olarak çalışması da koşuldur. Bu yön özellikle Sosyal Sigortalar Kanunu'nun 6.maddesinde ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 30.6.1999 gün ve 1999/21-549 Esas, 1999/555 sayılı kararında da vurgulanmıştır. Bu bakımdan, davacının işyerlerinde eylemli olarak çalışıp çalışmadığının yöntemince araştırılması gerektiği ortadadır.
    Somut olayda, Sosyal Sigortalar Kurumu tarafından davacının çalıştığını iddia ettiği işyerine ait 1976 yılı 1.dönem bordrosunun Kurum'a intikal etmediği bildirilmiştir. Bunun üzerine, mahkemece, işyerine 1975 - 1976 yıllarında komşu olan işyerlerinin bildirilmesi Sosyal Sigortalar Kurumundan istenilmiş, Kurum tarafından verilen cevabi yazıda da, komşu işyerlerinin tesbitinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Gerçekten de, komşu işyerlerinin Kurum tarafından tesbiti mümkün değildir. Bu durumda, zabıta (emniyet ve jandarma ve belediye) vasıtasıyla tesbiti istenilen tarihteki komşu işyerlerinin saptanması gerekmektedir. Ancak zabıtanın tespit ettiği komşu işyerlerine ait dosyalar ile komşu işyeri sigortalılarına ait şahsi sicil dosyaları Kurumdan istenmelidir. Ayrıca, davacının çalıştığını iddia ettiği işyeri "EPL Gazinosu" ünvanlı eğlence ve gece çalışılan bir işyeri olduğundan, davacıya emniyetçe çalışmasına ilişkin iznin verilmiş olması gerekmektedir. Böyle bir iznin verilip verilmediği ilgili emniyet müdürlüğünden sorulmadan, işyeri yetkilileri olan müdür, şef v.s. diğer işyeri çalışanlarının ve komşu işyerlerinin kayıtlarına geçmiş kişilerin bilgilerine başvurulmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 30.10.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/10525 2003/10056
    ÖZET
    Sürenin son gününün tatile gelmesi halinde takip eden ilk çalışma gününe uzayacağı H.M.U.K.'nun açık hükmüdür.
    Y A R G I TA Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 15.12.1992-30.12.1996 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.
    Hükmün, davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Mahkemece taraflarca takip edilmediğinden 18.2.2002 tarihli duruşmada dosya işlemden kaldırılmış ve 3 ay içerisinde yenilenmediğinden HUMK.'nun 409/5. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.
    18.2.2002 tarihinde işlemden kaldırılan dosyanın 3 aylık yenileme süresinin 18.5.2002'de dolduğu (HUMK.161) ve yenileme süresinin son gününün Cumartesi gününe denk geldiği anlaşılmaktadır. Sürenin son gününün tatile gelmesi halinde takip eden ilk çalışma gününe uzayacağı H.M.U.K.'nun açık hükmüdür. (HUMK.162) Mahkemece 18.5.2002 tarihini takip eden ilk çalışma günü olan 20.5.2002 günü diğer bir deyişle henüz 3 aylık yenileme süresi dolmadan davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 9.12.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21.Hukuk Dairesi
    Başkanlığı
    Esas Karar
    2003/ 8301 2003/9418
    ÖZET
    Mahkemece yapılacak iş; kendi hak alanını yakından ilgilendirdiği tesbit edilen üçüncü kişinin de davaya dahil edilmesi, bu konuda savunma yapmasına olanak tanınıp kanıtlar toplandıktan sonra delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde Mart 1997 - Nisan 1998 ve Haziran 1998 - Ağustos 1999 tarihleri arasında hizmet akdiyle geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir. Hükmün davalılardan Kurum vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde hizmet akti ile 15.3.1997 - 1.11.1997, 15.11.1997 - 20.4.1998 ve 5.6.1998 - 29.8.1999 tarihleri arasında geçen ve Kurum'a eksik bildirilen hizmetlerinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de bu sonuca eksik inceleme ve araştırmayla gidilmiştir.
    Hükme dayanak alınan bilirkişi raporu ve bu rapora dayanak alınan müfettiş raporu ile davanın kısmen kabulüne verilmiş olmakla, belirlenen bu süreyle ilgili olarak sigorta sicil numarası ve hizmet cetveline atıf yapılan Mehmet 'in hak alanıyla ilgili de karar verildiği açıktır.
    Mahkemece yapılacak iş; kendi hak alanını yakından ilgilendirdiği tesbit edilen Mehmet 'in de davaya dahil edilmesi, bu konuda savunma yapmasına olanak tanınıp kanıtlar toplandıktan sonra delillerin tümü birlikte değerlendirilerek sonuca göre karar vermekten ibarettir.
    Yazılı şekilde eksik araştırma ve inceleme ile sonuca gidilip hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davalı Kurumun bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, 17.11.2003 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar :1996/4172 1996/4236
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde sigortalı olarak 1.7.1991 tarihinden itibaren 30 gün çalıştığının tesbiti ile isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, hukuki nitelikçe 1.7.1991 tarihinde 506 Sayılı Kanuna göre, tescil edilmiş olduğunun ve 1.9.1991 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı bulunduğunun saptanması ile, isteğe bağlı sigortalılığının iptaline yönelik Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacının, 1.7.1991 tarihinde işyerine girdiğine ilişkin sigortalı işe giriş bildirgesinin, işveren tarafından yöntemince Kuruma verildiği ve 2.8.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı olmak için Kuruma başvurduğu, isteği Kurumca kabul edilerek 1.9.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek, primlerini ödediği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 85. maddesine göre, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için A)-a) isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile Kuruma müracaatta bulunmak, b) müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak, c) herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmamak ve buralarda kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak, d) her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şarttır.
    Somut olayda, davacının 85. maddesinin (b) bendinde öngörülen koşul hariç diğer koşula da sahip olduğu tartışmasızdır. Uyuşmazlık 1.7.1991 tarihli işe giriş bildirgesinin, tescil niteliğinde sayılıp sayılmayacağı giderek, davacının (b) bendinde öngörülen koşula sahip olup olmadığı noktasındadır. Bilindiği gibi, sigortalılar eylemli olarak işyerinde çalışmaya başladıkları andan itibaren sigortalı sayılır ve işveren tarafından Kuruma verilen işe giriş bildirgesi ile sigortalılıkları tescil edilmiş olur. Öte yandan, sigortalı işe giriş bildirgesi, tanık beyanları olmasa dahi sigortalının işyerinde eylemli olarak bir gün çalıştığının karinesidir. Davacı için müracaat tarihinden önce, işveren tarafından süresinde yöntemince Kuruma 1.7.1991 tarihli sigortalı işe giriş bildirgesi verildiğine göre, davacının (b) bendinde öngörülen koşullara sahip olduğu açık-seçiktir. Bundan başka, yargılama aşamasında dinlenen tanıklar da, davacının 1.7.1991 tarihinde işyerinde çalıştığını da açıkca belirtmişlerdir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.7.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/661 1996/685
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan köy muhtarlığı nezdinde 1.1.1978- 31.12.1990 tarihleri arasında asgari ücretle, hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 1.1.1978 ila 31.12.1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, karar defterine ve anılan defteri doğrulayan tanık sözlerine göre, işyerinde aralıklı olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işyerinde ücretsiz çalışan kişinin sigortalı sayılıp, sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2. maddesine göre, bir hizmet aktine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanuna göre sigortalı sayılır. Aynı Yasanın 6. maddesinde; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar. Öte yandan, sigortalı olmak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2. maddelerine göre, ücretin koşul olmadığı da açık-seçiktir. Bundan başka, ücretin; nakit (para) olarak ödenmesi mümkün olduğu gibi ayni yardım olarak da yerine getirilmesi olasıdır. Somut olayda, hizmetin karşılığı ayni yardım (buğday) olarak ödendiği de dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1997/6660 1997/6343
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işveren nezdinde 24.5.1996 tarihinden dava tarihine kadar geçen hizmetinin 506 sayılı yasaya tabi olduğunun tesbitine ve bu sürelere ilişkin sigorta primlerinin kuruma ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, davalıya ait işyerinde tesbitini istediği dönemde hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tesbiti istemine ilişkindir. Davacının tesbitini istediği dönemde davalıya ait işyerinde, saat 8-16'da olmak üzere günde iki defa rasat yaptığı, aldığı bilgileri, idarece tesbit edilen defter ve cetvellere kaydettiği, aylık rasat ve istihkak cetvelini idareye gönderdiği, uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, çalışmanın; hizmet akdinin mi? yoksa; istisna akdinin mi? dayandığı noktada toplanmaktadır.
    Bilindiği gibi, çalışan Borçlar Kanununun 313. maddesinin öngördüğü çerçeve içinde ve "zaman" ile bağımlılık unsurlarını gerçekleştirecek biçimde çalışmaktaysa, aradaki çalışma ilişkisi hizmet akdine, çalışan iş gücünü belirli yada belirli olmayan bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmakla yükümlü olmayarak, edimini görüyorsa ve sözleşmenin amacı; bir eser meydana getirmekse çalışma ilişkisi istisna akdidir.
    Somut olayda, davacı davalıya ait işyerine günde iki kez gitmek suretiyle rasat işlemi yaptığı ve aldığı bilgileri, işverenin talimatı doğrultusunda cetvellere geçirdiği ve aylık bilgi ve belgeleri işverene göndermekle yükümlü olduğuna göre aradaki çalışma ilişkisinin hizmet akdi niteliğinde olduğu açık-seçiktir. Öte yandan, hizmet akdinin unsurlarının oluşması için çalışmanın; sürekli ve aynı işverenin işyerinde geçmesinin gerekmediği dava konusu olayda olduğu gibi (Part-Time) biçiminde geçmesinin de mümkün olduğu 506 sayılı yasanın 2. maddesinin açık hükmü gereğidir.
    Hal böyle olunca, ve özellikle davacı çalışmalarının Part-Time biçimde hizmet akdine dayalı olarak geçtiği açık-seçiktir.
    Mahkemece yapılacak iş; davacı çalışmalarının hizmet akdine dayalı olarak geçtiği kabul edilerek, günlük çalışma saati ve aylık çalışma günü hesaplanarak tesbiti istenilen dönemdeki toplam sigortalı hizmetinin tesbitine karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 13.10.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1997/544 1997/573
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1977 Mayıs ayından itibaren çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan kurum vekili tarafından temyiz edilmesi ve kurum vekilinin 6.1.1997 havale tarihli dilekçe ile de temyizden vazgeçmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Filiz Ekizoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen kuruma kayıt ve tescil edilmeyen sigortalı hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının davalıya ait işyerinde (Orman Deposunda) orman ürünleri tasnif ve istif işinde "Zaman ve bağımlılık " unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde çalıştığı, giderek davacının iş gücünü belirli veya belirli olmayan bir zaman için çalıştıranın buyruğunda bulundurmak suretiyle çalıştığı ücret ödemesinin ise vahidi-fiyat üzerinden yapıldığı dosya içeriğindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Öte yandan, 506 sayılı yasanın 2. maddesine göre bir hizmet akdine dayanak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılan sigortalı sayılır. Başka bir anlatımla, bir kimsenin sigortalı sayılması için hizmet akdine göre çalışması yeterli olup, ücretin ödenme biçimi sonuca etkili değildir. Bundan başka tasnif ve istif işinde çalışan ve vahidi-fiyat şeklinde ücret ödemesi yapılan kimselerin hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşlerindendir.
    Yapılacak iş, tasnif ve istif işinde çalışan davacının hizmet akdine dayalı olarak çalıştığı kabul edilerek, çalıştığı süreleri işveren kayıtlarından saptanmak suretiyle davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı yasanın 79/8. maddesinde öngörülen koşullar da gözönünde tutularak sonucuna göre karar vermekten ibarettir.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde tarafların bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 4.2.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/5611 1996/5402
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.6.1985- 30.12.1985 tarihleri arasında geçen hizmetlerinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Enver Aktaş tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacı hak sahibinin, murisi sigortalının, 1985 yılına ilişkin çalışmasının tesbitine ilişkin istemi, Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle yerinde bulunmamıştır.
    Gerçekten, taraflar arasındaki uyuşmazlık, murisin geçmiş sigortalı sayılması gereken süresinin saptanması ile buna bağlı ölüm aylığı koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği konusuna yöneliktir.
    Mahkeme; sigortalının kendisi yönünden söz konusu olan ve hizmetin geçtiği yılın sonundan başlamak üzere, Yasa değişikliğinden önce 10 ve daha sonra 5 yıllık hak düşürücü sürenin, aynen, hak sahibi için geçerli olduğundan bahisle istemi yerinde bulmamıştır. Oysa, bir hak sahibi yönünden, sözü edilen sürenin gerçekleşip, gerçekleşmediğinden bahsedebilmek için, öncelikle, muris'ten bu kişiye sigorta kollarından bir hakkın intikal etmesi ve kişinin buna bağlı bir talep hakkının doğması gerekir. Henüz hakkının doğmadığı, murisin sağlığında kullanıp kullanmayacağı belli olmayan, murise ait bir hakkın kullanılmamasından ve buna bağlı hak düşürücü süreden söz edilemez. Şu duruma göre, bir hak sahibi yönünden hak düşürücü süre; ancak muristen kendisine sigortalılık tesbit istemine ilişkin bir hakkın intikal ettiği ölüm tarihinde başlamalıdır. Ne varki, muris tarafından sağlığında kullanılmamış ve hak düşürücü sürenin gerçekleştiği bir durumda, artık, hak sahibine intikal edecek bir dava hakkının da söz konusu olamayacağı kuşkusuzdur.
    Dava konusu olayda; murise ait tesbiti istenilen çalışmalar 1985 yılına ilişkindir. Muris ise, 13.03.1993 tarihinde ölmüştür. Murisin ölüm tarihi itibariyle, yukarıda sözü edilen yasa kuralının öngördüğü hak düşürücü süre "10" yıl olarak belirlenmiş bulunduğundan hak düşürücü süre henüz gerçekleşmemiştir. Hak sahibinin talep hakkının kendisine intikal ettiği, 13.03.1993 tarihinde başlamak üzere hak düşürücü süre işlemeye başlayacaktır. Sigortalı murise ilişkin çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin istem ise, 18.12.1995 yılında dava konusu edildiğine ve bu tarihte yasal "5" yıllık hak düşürücü süre henüz dolmadığından artık anılan sürenin gerçekleştiğinden bahisle istem reddolunamaz.
    Mahkemenin aksine görüşle istemi reddetmesi ve işin esasına girmemesi usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yöne ilişkin istemi kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 7.10.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Esas Karar
    1995/5310 1995/5548
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    KARAR
    Dava, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, Bandırma Devlet Hastanesi santralinde operatör olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık Bandırma Devlet Hastanesi Koruma Derneği ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre geçmiş hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi için iş ilişkisinin 506 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince hizmet akdine dayanması ve yapılan işin aynı Yasanın 3. madde kapsamında bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla geçmiş hizmetlerin sigortalı olarak değerlendirilmesi için iş görme ediminin işverene ait işyerinde onun denetim ve gözetimi altında zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde geçmesi zorunludur. Somut olayda, hastaneyi işleten bakım ve onarımını yapanın davacıya ücretini verenin davalı koruma derneği olduğu dosya arasında mevcut "Bandırma Devlet Hastanesi Bina ve Tesislerini Yaptırma Koruma Derneği" tüzüğünün incelenmesinden açıkca anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Koruma derneği tüzüğünün 2. maddesinin a, b, c, ve ardından gelen fıkraları gereğince anılan bendlerde belirtilen işlerin yapılması nedeni ile işveren olduğu giderek söz konusu fıkralarda sayılan işyerlerinde çalışan sigortalarla koruma derneği arasında hizmet akdi ilişkisinin mevcut olduğu açık - seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/661 1996/685
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan köy muhtarlığı nezdinde 1.1.1978- 31.12.1990 tarihleri arasında asgari ücretle, hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 1.1.1978 ila 31.12.1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, karar defterine ve anılan defteri doğrulayan tanık sözlerine göre, işyerinde aralıklı olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işyerinde ücretsiz çalışan kişinin sigortalı sayılıp, sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2. maddesine göre, bir hizmet aktine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanuna göre sigortalı sayılır. Aynı Yasanın 6. maddesinde; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar. Öte yandan, sigortalı olmak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2. maddelerine göre, ücretin koşul olmadığı da açık-seçiktir. Bundan başka, ücretin; nakit (para) olarak ödenmesi mümkün olduğu gibi ayni yardım olarak da yerine getirilmesi olasıdır. Somut olayda, hizmetin karşılığı ayni yardım (buğday) olarak ödendiği de dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/661 1996/685
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan köy muhtarlığı nezdinde 1.1.1978- 31.12.1990 tarihleri arasında asgari ücretle, hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 1.1.1978 ila 31.12.1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, karar defterine ve anılan defteri doğrulayan tanık sözlerine göre, işyerinde aralıklı olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işyerinde ücretsiz çalışan kişinin sigortalı sayılıp, sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2. maddesine göre, bir hizmet aktine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanuna göre sigortalı sayılır. Aynı Yasanın 6. maddesinde; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar. Öte yandan, sigortalı olmak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2. maddelerine göre, ücretin koşul olmadığı da açık-seçiktir. Bundan başka, ücretin; nakit (para) olarak ödenmesi mümkün olduğu gibi ayni yardım olarak da yerine getirilmesi olasıdır. Somut olayda, hizmetin karşılığı ayni yardım (buğday) olarak ödendiği de dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Esas Karar
    1995/5310 1995/5548
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    KARAR
    Dava, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, Bandırma Devlet Hastanesi santralinde operatör olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık Bandırma Devlet Hastanesi Koruma Derneği ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre geçmiş hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi için iş ilişkisinin 506 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince hizmet akdine dayanması ve yapılan işin aynı Yasanın 3. madde kapsamında bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla geçmiş hizmetlerin sigortalı olarak değerlendirilmesi için iş görme ediminin işverene ait işyerinde onun denetim ve gözetimi altında zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde geçmesi zorunludur. Somut olayda, hastaneyi işleten bakım ve onarımını yapanın davacıya ücretini verenin davalı koruma derneği olduğu dosya arasında mevcut "Bandırma Devlet Hastanesi Bina ve Tesislerini Yaptırma Koruma Derneği" tüzüğünün incelenmesinden açıkca anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Koruma derneği tüzüğünün 2. maddesinin a, b, c, ve ardından gelen fıkraları gereğince anılan bendlerde belirtilen işlerin yapılması nedeni ile işveren olduğu giderek söz konusu fıkralarda sayılan işyerlerinde çalışan sigortalarla koruma derneği arasında hizmet akdi ilişkisinin mevcut olduğu açık - seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/6785 1996/6844
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 22.5.1980- 31.7.1986 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitiyle, bu sürelerin sigortalı hizmetlerden sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Filiz Ekizoğlu tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davacının çalıştığı sürelerin tesbitine ilişkin işveren aleyhine açmış olduğu dava sonucu verilen kararın kesinleştiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Öte yandan, işveren aleyhine açılan ve kesinleşen tesbite ilişkin karar, Sosyal Sigortalar Kurumu aleyhine açılan bu tür davalarda hakdüşürücü süreyi keseceği Yargıtay'ın oturmuş ve yerleşmiş görüşleri gereğidir. Bundan başka, davacı çalışmaları sigorta müfettiş raporu ile de saptandığı ortadadır. Hal böyle olunca, giderek çalışmaların sigorta müfettiş raporu ile saptanması durumunda 506 sayılı Yasanın 79/8. maddede, öngörülen hakdüşürücü sürenin geçtiğinden sözedilemeyeceği açık-seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 10.12.1996 gününde oybirliğiyle karar

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/5041 1996/5258
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 1.1.1982- 31.12.1992 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi M. Altan Çeliker tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Davanın yasal dayanağını oluşturan 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesinde, bu tür hizmet tesbit davalarının kanıtlanması yönünden özel bir yöntem öngörülmemiştir. Kimi ayrık durumlar dışında; resmi belge veya yazılı delillerin bulunması, sigortalı sayılması gereken sürelerin saptanmasında güçlü delil olmaları itibariyle sonuca etkili olurlar. Ne var ki bu tür kanıtların bulunmaması, salt, bu nedene dayalı istemin reddine neden olmaz. Somut bilgilere dayanması, inandırıcı olmaları koşuluyla, bordro tanıkları veya iş ilişkisini bilen veya bilmesi gereken komşu işyerleri çalışanları gibi kişilerin bilgileri ve bunları destekleyen kimi diğer kanıtlarla dahi sonuca gitmek mümkündür. Mahkemenin bu tür davaların kişilerin sosyal güvenliğine ilişkin olması ve kamu düzenini ilgilendirdiği gözönünde tutularak gerektiğinde, doğrudan soruşturmayı genişletmek suretiyle ve olabildiğince delilleri toplayıp bunları birlikte değerlendirmek suretiyle olumlu veya olumsuz bir sonuca gitmesi gerekirken, salt resmi belge olmadığından bahisle istemi reddetmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz istemi kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 2.10.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar :1996/655 1996/683
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10.5.1979- 31.5.1985 tarihleri arasında asgari ücret karşılığı geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, taraf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-Dava 10.5.1979- 31.5.1985 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile, davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede; yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalıların çalıştıklarını hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 10 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda, davacının hizmetinin geçtiği yılın sonu 31.12.1985 yılıdır. Dava ise 21.2.1994'de açılmıştır. Hal böyle olunca maddede öngörülen hak düşürücü sürenin somut olayda gerçekleşmediği açık seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle, maddenin açıklığı karşısında nedenleri ve dayanakları gösterilmeden dava tarihinden geriye doğru 10 yıllık sürenin dava konusu yapılabileceğinin öncesinin hak düşürücü süreye uğradığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalı Mehmet Sakal'a yükletilmesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi
    Esas Karar
    1995/5310 1995/5548
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerinin tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    KARAR
    Dava, 1.1.1982 tarihinden beri davalıya ait işyerinde hizmet akdine dayalı olarak geçen ve Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, Bandırma Devlet Hastanesi santralinde operatör olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık Bandırma Devlet Hastanesi Koruma Derneği ile davacı arasındaki ilişkinin hizmet akdi niteliğinde olup, olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesine göre geçmiş hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi için iş ilişkisinin 506 sayılı Yasanın 2. maddesi gereğince hizmet akdine dayanması ve yapılan işin aynı Yasanın 3. madde kapsamında bulunmaması koşuldur. Başka bir anlatımla geçmiş hizmetlerin sigortalı olarak değerlendirilmesi için iş görme ediminin işverene ait işyerinde onun denetim ve gözetimi altında zaman ve bağımlılık unsurlarını birlikte gerçekleştirecek biçimde geçmesi zorunludur. Somut olayda, hastaneyi işleten bakım ve onarımını yapanın davacıya ücretini verenin davalı koruma derneği olduğu dosya arasında mevcut "Bandırma Devlet Hastanesi Bina ve Tesislerini Yaptırma Koruma Derneği" tüzüğünün incelenmesinden açıkca anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca, Koruma derneği tüzüğünün 2. maddesinin a, b, c, ve ardından gelen fıkraları gereğince anılan bendlerde belirtilen işlerin yapılması nedeni ile işveren olduğu giderek söz konusu fıkralarda sayılan işyerlerinde çalışan sigortalarla koruma derneği arasında hizmet akdi ilişkisinin mevcut olduğu açık - seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazı kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ: Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.10.1995 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/661 1996/685
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan köy muhtarlığı nezdinde 1.1.1978- 31.12.1990 tarihleri arasında asgari ücretle, hizmet akdine dayalı olarak çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 1.1.1978 ila 31.12.1990 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen Kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Davacının, karar defterine ve anılan defteri doğrulayan tanık sözlerine göre, işyerinde aralıklı olarak çalıştığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık işyerinde ücretsiz çalışan kişinin sigortalı sayılıp, sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 2. maddesine göre, bir hizmet aktine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar, bu kanuna göre sigortalı sayılır. Aynı Yasanın 6. maddesinde; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden sigortalı olurlar. Öte yandan, sigortalı olmak için Sosyal Sigortalar Kanununun 3-I/B ve 78/2. maddelerine göre, ücretin koşul olmadığı da açık-seçiktir. Bundan başka, ücretin; nakit (para) olarak ödenmesi mümkün olduğu gibi ayni yardım olarak da yerine getirilmesi olasıdır. Somut olayda, hizmetin karşılığı ayni yardım (buğday) olarak ödendiği de dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
    Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/655 1996/683
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 10.5.1979- 31.5.1985 tarihleri arasında asgari ücret karşılığı geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin kısmen kabulüne karar vermiştir.
    Hükmün, taraf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Asuman Celkan tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillere, hükmün dayandığı gerektirici sebeplere göre davalıların tüm, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının reddi gerekir.
    2-Dava 10.5.1979- 31.5.1985 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde hizmet aktine dayalı olarak geçen kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerin tesbiti istemine ilişkindir. Bu yönü ile, davanın yasal dayanağı belirgin olarak 506 sayılı Yasanın 79/8. maddesidir. Anılan maddede; yönetmelikle tesbit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tesbit edilemeyen sigortalıların çalıştıklarını hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 10 yıl içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilecekleri öngörülmüştür. Somut olayda, davacının hizmetinin geçtiği yılın sonu 31.12.1985 yılıdır. Dava ise 21.2.1994'de açılmıştır. Hal böyle olunca maddede öngörülen hak düşürücü sürenin somut olayda gerçekleşmediği açık seçiktir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın ve özellikle, maddenin açıklığı karşısında nedenleri ve dayanakları gösterilmeden dava tarihinden geriye doğru 10 yıllık sürenin dava konusu yapılabileceğinin öncesinin hak düşürücü süreye uğradığından bahisle yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve karar bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz edenlerden davalı Mehmet Sakal'a yükletilmesine, 12.2.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1997/2387 1997/2444
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde 20.9.1979- 30.3.1995 tarihleri arasında geçen çalışmalarının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde, isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı ve davalılardan kurum vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Mesut Balcı tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, 20.9.1979 ila 30.3.1995 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde, sigortalı olarak geçen, kuruma kayıt ve tescil edilmeyen hizmetlerinin tesbiti istemine ilişkindir. Davacı eşi Nazım Çukurtepe'nin tesbiti istenilen dönemde Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda T.C. Emekli Sandığına tabi olarak sabah 8.30, akşam 17.30 arasında normal, 17.30 ve 21.30 arasında fazla mesai ve ayda iki hafta Cumartesi günleri sabah 10 ila akşam 16.00 saat arası fazla mesai ile çalıştığı, kapıcı sözleşmesinin Nazım Çukurtepe ile yapıldığı, kapıcı ücretini de davacı eşinin aldığı uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, kapıcılık görevinin kimin tarafından yerine getirildiği, giderek eylemli çalışmanın (kalorifer yakma, temizlik ve alış veriş) gibi işlerin, davacı tarafından mı, yoksa kamu işyerinde (full-time) şeklinde çalışan Nazım tarafından mı yerine getirildiği noktasında toplanmaktadır.
    Geçmiş hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesi için çalışanın, "zaman" ve "bağımlılık" unsurlarını gerçekleştirecek biçimde işverenin işyerinde çalışması koşuldur. Öte yandan, 506 sayılı yasanın 2. maddesine göre, bir hizmet aktine dayanarak bir veya birkaç işveren tarafından çalıştırılanlar sigortalı sayılır. Anılan kanunun 6. maddesinde; çalıştırılanlar işe alınmalarıyla kendiliğinden "sigortalı" olurlar. Sigortalılar ile bunların işverenleri hakkında sigorta hak ve yükümleri sigortalının işe alındığı tarihte başlar. Bu suretle sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılmaz ve vazgeçilemez hükmü öngörülmüştür. Şu duruma göre bir kimse hizmet akdine dayanarak çalışmaya başlaması ile kendiliğinden sigortalı olur. Başka bir anlatımla, sigortalı olmak için 506 sayılı yasada, 1475 sayılı yasanın 9. maddesine koşut hizmet aktinin yazılı olarak yapılması yönünden benzer bir hüküm mevcut değildir.
    Somut olayda, 12 daireden oluşan kömürlü kaloriferli apartmanın tüm iş ve işlemlerinin ateşçi belgesine sahip davacı tarafından yerine getirildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkça anlaşılmaktadır. Esasen, kamu işyerinde full-time ve fazla mesaiye tabi olarak çalışan davacı eşinin, aynı zamanda apartman işyerinde çalıştığının kabulü hayatın olağan akışına ve yaşam deneyimlerine de uygun düşmez. Hukuk Genel Kurulu'nun 6.11.1996 gün 1996/537-735 sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Bundan başka, kapıcı sözleşmesinin davacı eşi ile yapılması; işvereni sigorta yardımı ve yükümlülüğünden kurtarmaya yönelik olduğundan, sonuca etkili olmadığı da ortadadır. Kaldı ki, davacı eşinin mesai saatleri dışında zaman zaman apartman işyerinde çalıştığı varsayılsa da, bu çalışma, işyerinde hizmet aktine dayalı olarak çalışan, davacıya yardım niteliğinde olduğunun kabulü gerekir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 7.4.1997 gününde oybirliğiyle karar verildi.
    Başkan Üye Üye Üye Üye
    Orhan YALÇINKAYA A.Hamzaoğulları U.Araslı Y.Yasun O.Can

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/173 1996/158
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde toplam 38 gün çalıştığının tesbitine karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, süresi içinde bulunmadığından temyiz isteminin reddine ilişkin 15.11.1995 günlü karar yine davacı vekili tarafından temyizi üzerine temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    1-Yerel Mahkeme, temyiz isteminin kanuni süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle reddine karar vermiştir. Davacı bu kararı dahi temyiz etmiştir. O halde, bu yön üzerinde özellikle durulmalıdır. Hükmün, tefhiminin Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 489. maddesinin yollamada bulunduğu aynı Kanunun 388. maddesindeki unsurları içerir biçimde yapılmadığından Yasada öngörülen 8 günlük temyiz süresinin geçtiğinden sözedilemez. Hal böyle olunca, davacının hükmü süresinde temyiz ettiği anlaşıldığından mahalli mahkemenin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının bozulması ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 432/son maddesi gereğince asıl hükmün temyizini amaçlayan temyiz itirazlarının incelenmesi gerekir.
    2-Davacı, davalı işveren İdareye ait işyerinde 1965 yılı Ağustos ayında 10 gün, Eylül ayında 24 gün, Ekim ayında 4 gün olmak üzere 38 günlük Kuruma bildirilmeyen çalışmalarının sigortalı hizmet olduğunun tesbitini istemiştir. Mahkemece, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
    Olayda, davalı işveren İdarenin, işyeri kayıtlarını usulüne uygun olarak düzenlediği, davacıya ait ücret tediye bordrosunu tuttuğu ve ödenen bu ücretten sigorta primini de kestiği tartışmasızdır. Öbür yandan, davacının iş ve sosyal sigorta mevzuatının öngördüğü sigorta hak ve yükümlülüklerini yerine getirdiği de, dosyadaki bilgi ve belgelerden açıkca anlaşılmaktadır. Bu durumda, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanununun 79/8. maddesinde öngörülen "yönetmelikle tesbit edilen belgelerin" işveren tarafından düzenlenmediği de söylenemez. Giderek, anılan belgelerin gerçeği yansıtmadığı, sahte olduğu iddia ve ispat edilmiş de değildir. Esasen, bu işyerinin resmi bir kuruluş olması nedeniyle davacıyla ilgili belgelerin düzenlenmesi yönünden muvazaadan sözedilemeyeceği de açıktır. Ne var ki, söz konusu belgelerin ve kesilen prim tutarının, bilgisizlik, kayıtsızlık ve muhasebe hatası sonucu Kuruma intikal ettirilmemiş ve böylece Kurum kayıtlarında gözükmemiş bulunması da mümkündür. Bundan başka davalı Kurumun, Anayasa'dan kaynaklanan sosyal güvenlik hakkının ve ödevinin bir sonucu olarak yetkili elemanları eliyle ve tüzük hükümleri gereğince davalı İdareye ait işyeri ve kayıtlar üzerinde gerekli denetlemeleri yapma ve işveren İdareyi uyarma görevini yerine getirmediği de açık-seçiktir. Hal böyle olunca, 506 sayılı Kanunun 79/8. maddesinde öngörülen on yıllık hak düşürücü sürenin bu davada uygulanma olanağının bulunmadığı da ortadadır. Tersinin kabulü ise, Kuruma ve işveren İdareye kendi kusurlarından, ihmal ve kayıtsızlıklarından yararlanma olanağını tanımak ve bunun hukuksal sonuçlarını da sigortalıya yüklemek olur ki, buna ne yasaca ve ne de hukukca olanak yoktur.
    Yapılacak iş, açıklanan maddi ve hukuki olgular nazara alınmak suretiyle işin esasına girilerek, tarafların delilleri toplanılmak, tanıklar dinlenilmek ve sonuçta tüm deliller birlikte değerlendirilip takdir edilerek varılacak sonuca göre karar verilmek gerekirken, yazılı düşüncelerle davanın hak düşürücü süre yönünden reddi yolunda hüküm kurulmuş bulunması usul ve kanuna aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 25.1.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    21. Hukuk Dairesi Başkanlığı
    Esas Karar
    1996/4172 1996/4236
    Y A R G I T A Y İ L A M I
    Davacı, davalılardan işverene ait işyerinde sigortalı olarak 1.7.1991 tarihinden itibaren 30 gün çalıştığının tesbiti ile isteğe bağlı sigortalılığının geçerli sayılmasına karar verilmesini istemiştir.
    Mahkeme, ilamında belirtildiği şekilde isteğin reddine karar vermiştir.
    Hükmün, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi Bülent Mustafa Şimşek tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
    K A R A R
    Dava, hukuki nitelikçe 1.7.1991 tarihinde 506 Sayılı Kanuna göre, tescil edilmiş olduğunun ve 1.9.1991 tarihinden itibaren isteğe bağlı sigortalı bulunduğunun saptanması ile, isteğe bağlı sigortalılığının iptaline yönelik Kurum işleminin iptali istemine ilişkindir. Davacının, 1.7.1991 tarihinde işyerine girdiğine ilişkin sigortalı işe giriş bildirgesinin, işveren tarafından yöntemince Kuruma verildiği ve 2.8.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı olmak için Kuruma başvurduğu, isteği Kurumca kabul edilerek 1.9.1991 tarihinde isteğe bağlı sigortalı kabul edilerek, primlerini ödediği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık, davacının müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
    Davanın yasal dayanağını oluşturan, 506 sayılı Yasanın 85. maddesine göre, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına isteğe bağlı olarak devam edebilmek için A)-a) isteğe bağlı olarak devam edeceğini belirten bir yazı ile Kuruma müracaatta bulunmak, b) müracaat tarihinden önce 506 sayılı Kanuna göre tescil edilmiş olmak, c) herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak çalışmamak ve buralarda kendi çalışmalarından dolayı aylık bağlanmamış olmak, d) her yıl için 360 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemek şarttır.
    Somut olayda, davacının 85. maddesinin (b) bendinde öngörülen koşul hariç diğer koşula da sahip olduğu tartışmasızdır. Uyuşmazlık 1.7.1991 tarihli işe giriş bildirgesinin, tescil niteliğinde sayılıp sayılmayacağı giderek, davacının (b) bendinde öngörülen koşula sahip olup olmadığı noktasındadır. Bilindiği gibi, sigortalılar eylemli olarak işyerinde çalışmaya başladıkları andan itibaren sigortalı sayılır ve işveren tarafından Kuruma verilen işe giriş bildirgesi ile sigortalılıkları tescil edilmiş olur. Öte yandan, sigortalı işe giriş bildirgesi, tanık beyanları olmasa dahi sigortalının işyerinde eylemli olarak bir gün çalıştığının karinesidir. Davacı için müracaat tarihinden önce, işveren tarafından süresinde yöntemince Kuruma 1.7.1991 tarihli sigortalı işe giriş bildirgesi verildiğine göre, davacının (b) bendinde öngörülen koşullara sahip olduğu açık-seçiktir. Bundan başka, yargılama aşamasında dinlenen tanıklar da, davacının 1.7.1991 tarihinde işyerinde çalıştığını da açıkca belirtmişlerdir.
    Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
    O halde, davacının bu yönü amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
    SONUÇ:Hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 11.7.1996 gününde oybirliğiyle karar verildi.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    25.01.1983
    37/231
    ÖZET
    506 sayılı SSK nun 2. Ve 6. Maddesinin birlikte incelenmelerinden çıkan sonuç,bir kimsenin sigortalı sayılabilmesi için hizmet akdiyle işe alınmasının yeterli olmayıp işyerinde fiilen çalışmış ya da öyle sayılmış bulunmasının dahi gerekli oluşudur.bu yönden bir kimse işe alınmış bulunmakla beraber şayet işyerine dahil olarak eylemli veya varsayılı biçimde çalışmamışsa sigortalı sayılmasına yasaca imkan yoktur.
    (Not) 08.09.1999 tarihli 4447 sayılı yasayla getirilen sigortalının işyerinde çalışmaya başlamadan önce Kuruma bildirimi yükümlülüğü bu Yargıtay kararının incelenmesinde gözönünde tutulmalıdır.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    31.10.1974
    5093/6350
    ÖZET
    Konut işyeri kapıcılığı işi , sözleşmeyi yapan koca tarafından değil karısınca yerine getirildiğine göre sigortalı sayılması gereken kişi karısıdır.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    19.06.1984
    3162/3499
    ÖZET
    Bir kimsenin hangi durumda ve hangi nitelikleri kazandığında sigortalı sayılacağı yönü SSK nu 2. Ve 6. Maddelerinde vurgulanmıştır.6. maddede işyerinde eylemli ya da bu anlamda yasaca kabul edilmiş bir çalışma olmadıkça o kimsenin sigortalı sayılmayacağı açık olarak belirtilmiştir.İşe giriş bildirgesi ise çalışma olgusu konusunda kesin bir kanıtlama belgesi değildir.Nihayet bu belge ile davacı hakkında işyerinde çalıştığı konusunda bir karineden söz etmek mümkündür.Bu bakımdan davalı Kurumun tutumu yönünden uyuşmazlığın temelini oluşturan bu çalışma olgusu konusunda gerekli inceleme ve soruşturma yapılmaksızın salt işe giriş bildirgesine dayanılarak davanın kabul edilmiş bulunması ........bozma nedenidir.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    Onuncu Hukuk Dairesi
    16.02.1982
    758/978
    ÖZET
    Apartman dört daireli olup kömür kaloriferlidir ve sigortalının oturduğu yer kalorifer kazanı yanındaki kapıcı dairesidir. Hayatın olağan akışına göre belirtilen şartlar dahilinde kapıcı çalıştırmak zorunludur.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 1998/8360
    ÖZET
    İşe giriş bildirgesi verilmesi ve kısmen prim ödeme hallerinde hak düşürücü süreden bahsedilemez.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 1997/4165
    ÖZET
    ..................öte yandan davacının aynı işyerinde bu tarihten sonra çalışmasını sürdürmesinin veya 5 yıllık hak düşürücü süre içerisinde tekrar aynı işyerine girerek çalışmasının hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmayacağı ve hak düşürücü sürenin kesilmesi ve durmasının mümkün bulunmadığı hukuksal gerçeği ortadadır.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 1997/4165
    ÖZET
    ......................Davada 15.01.1970 ile 15.03.1970 tarihleri arasındaki çalışmaların tesbiti istenmiş olup bu çalışmalara ilişkin olmak üzere 15.01.1970 tarihli işe giriş bildirgesi bulunmaktadır. Bu nedenle davada 506 Sayılı Yasanın 79/8. Maddesinde öngörülen 5 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanmasına yer yoktur.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. HUKUK DAİRESİ
    Esas: 1999/4299
    ÖZET
    Davacının işyerinde hizmet akdine dayalı olarak çalışması için işyerinin kapsama alınması koşul değildir.işyerinin kasama alınacak nitelikte olması yeterlidir.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    10. HUKUK DAİRESİ
    Esas:1993/5571
    ÖZET
    Tesbiti istenen süre içerisinde kalmak suretiyle birden fazla işe giriş bildirgesinin kuruma verildiği ve kesintili olarak prim ödendiği anlaşılmaktadır.bu olgular çalışmanın kesintili geçtiğine dair karine teşkil eder ve giderek sigortalı ne kadar çalışmış ise işveren tarafından o kadar Kuruma bildirildiği sonucuna varılır.Davacının sürekli çalıştığı yönündeki iddiasını yazılı delillerle ispat etmesi gerekmektedir. Mahkemece davacıdan yazılı delilleri varsa ibraz etmesini istemeden salt tanı sözlerine dayanılarak yazılı şekilde hüküm verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

    --------------------------------------------------

    T. C. YARGITAY
    HUKUK GENEL KURULU
    25.05.1983
    1157/564
    ÖZET
    Davacı, davalıya ait işyerinde sigortasız olarak 450 TL ücretle çalışmakta iken geçirmiş olduğu işkazası sonucu ölen miras bırakanı için ölüm olayından sonra işverence düzenlenen bordrolarda,ücretinin gerçeğe uygun olmayarak düşük gösterilmiş olması nedeniyle,SSK tarafından bağlanacak gelir yönünden zarara uğrayacağını ileri sürmek suretiyle müteveffanın,davalıya ait işyerinde net 450 TL ücretle çalıştığının tespitine karar verilmesini istemiş;davalı ise,davacının eşinin asgari ücretle çalıştığını savunmuştur.
    Mahkemece özel dairenin bozma kararına karşı “müteveffanın hak sahiplerine ve bu arada davacı eşine,SSK tarafından bağlanacak gelirin doğru belirlenebilmesi açısından,gerçek ücretin saptanmasında davacının hukuki yararının bulunduğu,olayda tespit davasının koşullarının mevcut bulunduğu” gerekçesiyle direnilmiştir. Gerçekten de iddianın ileri sürülüş biçimine ve özellikle,davalı işverenin ücrete ilişkin iddiaya karşı çıkmış olmasına göre, müteveffanın gerçek ücretinin dava yoluyla saptanmasında davacının hukuki yararının bulunduğu kuşkusuzdur.Çünkü hak sahibi olarak,SSK ca bağlanacak gelirin doğru olarak belirlenmesi,müteveffanın gerçek ücretinin tespiti ile mümkündür. Şimdiden bir eda davasının açılması da sözkonusu olamayacağından,somut olayda tespit davasının açılabilmesinin koşulları tümüyle gerçekleşmiştir.


    isvesosyalguvenlik.com




     
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş



Üyelerimiz bu sayfayı aşağıdaki aramalarla bulmuştur :

  1. hizmet tespit davası sonuçları

    ,
  2. Sigorta hizmeti bildirilmeyenler

    ,
  3. hizmet tespiti davali taniklarinin beyanı

    ,
  4. saglik odemeleri sistemi analik raporu gozukmemesi
Yandex.Metrica